SIS PERDESI ARDINDA

2008-06-15 11:29:00

Sıcak ve puslu bir Dubai sabahından sevgiler ve selamlar .

Son iki gündür burada epeyice basık bir hava var. Bu coğrafya için olağan bu, ancak bizim cennet vatanımızda dört iklimin bütün güzelliklerini yaşayan insanlarımız için epeyce farklı .

 
Sıcaklık yine her zamanki gibi 40 derece civarında . Ancak çölden gelen kum yüklü bulutlar ile denizden yükselen nem birleştiğinde sarımtırak gizemli bir tabaka kaplamış gökyüzünü. Denizin ve göğün o güzelim mavisi bu pusun ardına saklanmış, görünmüyor. Bırakın gökyüzünü , denizi evler , o devasa gökdelenler bile görünmüyor. Nerdeyse bir sis gibi... Her yer yapış yapış. Balkon parmaklıkları bile nemli bir kum tabakası ile örtülmüş. Dışarıda nefes alırken zorlanıyor , birkaç dakikada su gibi terliyorsunuz. Nem kokluyorsunuz. Rahmetli Büyükbabamın bahçesindeki odunluğunun kapısını açtığımda aldığım nem ve küf kokusunu hatırlıyorum bir an. Esen rüzgarla kum solumamak için ağzınızı kapatmak zorundasınız. Gözlerinizi de sakınmalı güneş gözlüğü takmalalısınız.  Boşuna çöl insanları basını , ağzını burnunu sarıp sarmalamıyor!.. Zor bu iklimin insanı olmak. şimdilerde rahat tabi, klimali beton binalarda yaşamak.. Ama  ya  çöldekiler, çadırlarda yaşayıp bu coğrafyanın gerçek şartlarında olmak...
 
İki gündür eşimin Türkiye'den misafirleri var, iş için gelmişler hala Dubai'yi göremedik diyorlarmıs. şehrin o paranın gücü ile oluşturulan yapay görkemli siuleti, gizemli bir sis tabakasının ardına gizlenmiş görülemiyor. Herşey çöl ve kum rengi...

 


İnsan kendini çok farklı hissediyor. Biliyorsunuz yüz metre ilerinizde koskoca bir gökdelen var yürüseniz dokunacaksınız ama göremiyorsunuz. Az ilerinizdeki yeşil park gizemli perdenin ardına saklanmış. şimdi birine yeşili çiçekleri  anlatsanız, tarif etseniz de inanmıyacak belki. Gözleri ile görmeleri için bu çöl bulutlarının dağılması gerekiyor. Siz bu gizemli havadan da mutlu oluyor etkileniyorsunuz. Belki de bu mistik havada, ardına saklanan gerçekleri bildiğiniz için zevk alıyor, bir sanat eserini seyrediyormuş gibi hayranlıkla kaybolan şehri seyrediyorsunuz. Ama ilk kez buraya gelen ve ilk kez bu havayla tanışan için gerçeklere inanmak çok zor. " Ama burda da yaşanmaz ki!"  diyebiliyorlar. Ardındaki gerçekleri gözleriyle göremedikleri için algılamakta zorluk çekiyor, sizin sözlerinize de itibar etmiyorlarsa , belki de sonucu beklemeden çekip gidecekler, güzellikleri hiç göremeyecekler.

Bu hava bana, anne babanın çocuklarına anlatığı tecrübelerini hatırlatıyor. Hani anne babalar ya da büyükler yıllarca yaşamın bütün yükünü kaldırırken acı tatlı tecrübeler edinirler. Az çok olayları, insanları değerlendirebilecek, baştan olayların sonunu tahmin edebilecek kıvama gelirler; sonra da kendi hatalarına düşmeden önce çocuklarını yada gençleri uyarmaya çalışırlar. Gençler ise daha yaşamın o delikanlı sarhoşluğu içindedirler. Hayatı hep gizemli bir sis perdesi ardından görmektedirler. Beş adım sonra hangi duvara toslayacaklarından habersiz çılgın bir koşu tutturmuşturlar. Oysa büyükler bu sis dagildiktan sonra
çıkacak manzarayı adları gibi biliyordurlar. Tabi burada maharet gizemin ardına saklanan gerçekleri anlatabilmekte... Onun için de yaşamı sevmek gerekir değil mi? Acısıyla tatlısıyla; hatası ve kusurlarıyla, kabullenmek ve tüm detayları ile hafızaya kazımış olmak gereklidir. Zaman zaman üzülmüş, kırılmış olsa da, yanlis yapmis, hatta dibe batmis da olsa , yaşam sevgisini ve coşkusunu kaybetmemiş olmak, Rabbının verdiklerine her an, her ortam ve her koşulda şükretmiş olmak gerekir. Her şer gözükenin de bir hayır olduğunu algılamış olmak gerekir. Oyle bir sevgi ve sevinçle anlatabilmek gerekir ki gerçek manzarayı , karşıdaki insan o sis perdesi açıldığında karşılaşacak olduklarından ürkmesin, hazırlıklı olsun, güçlü olsun, tökezlese de düşmesin, düşse de kalkmasını bilebilsin. O yansıttığınız yaşama sevgisi, ve yaşam coşkusunu , inanç gücü ile birleştirip korkmadan , severek göğüslesin bütün bilinmeyeni... 
 Eğer sakince oturup bu gerçek görüntüyü onlara anlatabilir bütün detayları ile tarif edip gençleri inandırabilir, ikna edebilirlersek ne ala.. Yoksa hıç kimse görmek istemiyenden daha kör değıldır tabi ki..
 

0
0
0
Yorum Yaz