TURKIYEM'DEN DONUS

2007-04-10 08:19:00

Evet bir rüya gibi başlayan Türkiye seyahatimiz bir rüyadan uyanır gibi sona erdi. Rabbım kısmet edince nasıl da kapılar açılıveriyor, uzun yollar kısa, imkansızlar mümkün oluyor. Binlerce , milyonlarca şükürler olsun.   Kandil gecesi  aklımıza düşmüştü bu seyahat, 24 saatin içinde kendimizi evimizde , ana babamızın dizinin dibinde bulduk elhamdülillah. Türkiyemi özlemişim. İstanbul’dan Bursa’ya kadar olan yol güzergahının her karesini doyasıya seyrettim içime sindirdim. O güzelim yemyeşil kırları, tarlaları, feribotle geçerken koyu mavi hafif çırpıntılı Marmara denizini … Yağmuru, güneşı, baharı yaşadık bir haftanın içinde.. Serin havayı doyasıya içimize çektik. Pazar yerinden geçerken taze sebzelere ve rengarenk meyvelere bakarken Rabbımın nimetlerine şükrettim… İnsan içinde olduğu zaman yaşadıkları normalleşiyor ve nimetleri olağan görmeye başlıyor. Onların ne denli mucize olduğunu , nasılda büyük bir lütufla kendisine sunulduğunu görmüyor… Biz burada dünyanın dörtbir yanından soğukhava depoları ile gelen sebze ve meyveleri yerken onları öylesine bol ve tazecik yiyenlere gıpta ederdik.. Teyzeciklerin köyden elleriyle sabah topladıkları ispanağın lezzetini hiç unutmayacağız…Annecigimin elleriyle yaptigi ispanakli boregi de…   Ancak bir şey dikkatimi çekti ki yollarda, evlerde insanlarda bir stress, bir durgunluk, bir donukluk… Sanki sorunlar  olmasa yaşayamayacaklar gibi.. İllaki kafalarında problemler, düşünceler, çıkmazlar…Gözlerini güzelliklerden çevirmiş yapay problemlerin pencesine düşmüşler…Evet bir de Türk Tv kanallarından uzak kalmanın ne denli doğru bir karar olduğunu gördük daha yakından.. yazları pek anlamıyorduk ordan oraya gezerken .. Ama bu kez daha bir dikkatlı baktık.. Sanki hepsi topyekün insanların iç huzurunu bozmak, psikolojilerini etkilemek, onları gerginleştirmek için taarruza geçmişler. Haberler , haber programlarından başka herşeye benziyor…Hangi kan... Devamı

TURKIYEDEYIM

2007-04-02 12:27:00

Tum dostlar Turkıyedeyım 1 haftalıgına ... O yuzden yazılara bır sure ara vermek zorundayım insallah haftaya bulusmak ümidi ile Devamı

SEVGILI PEYGAMBERIMIZ

2007-03-28 20:58:00

Yarin  sevgili Peygamberimiz (SAV) in doğumu münasebeti ile mevlid kandilini kutlayacağız… Bu maneviyatı yüksek gün yaklaşırken ben de kendi hesabıma herzamankinden daha fazla araştırmak , okumak, anlamak istedim sevgli Peygamberimizi (SAV) İnsan okudukça, yaşadıklarını , davranışlarını çeşitli kaynaklardan öğrendikçe öyle büyük bir hayranlık duyuyor ki. Hatta bazen çıkardığı insanlık dersleri karşısında sarsılıyor..   Hz. Muhammed (SAV) Allah ile insanlar arasında elçilik yapan o özel insanların peygamberlerin sonuncucu olmakla birlikte bir insandı..Bu insani özellikleriyle de önemli bir misyona sahipti. İnsanlara kendilerini son derece rahat hissedebilecekleri bir din getirmiş, ruhbanlık içermeyen bir yaşama biçimi öğretmişti. İslam dini ve sevgili Peygamberimizin sünneti her insanın yaşamına uygulayabileceği bir sadeliğe ve kolaylığa sahiptir…    Burada sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed ile ilgili anlatılagelen menkibelerden birkaç tanesine yer vermek istiyorum . Böylece O’nu daha yakından anlayabileceğimizi,  tanıyabileceğimizi umuyorum..   Vefatından sonra eşi Hz. Ayşe’ye sorarlar. “Allah’in Elçisinin evdeki hali nasıldı?” Hz. Ayşe cevaplar:” O kendi işini kendi görmekten hoşlanırdı. Arkadaşları bütün işini yapmaya hazır olmalarına rağmen bunu istemezdi. Evdeyken elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sagar,develeri bağlar ve yemlerini verirdi.. Ayrıca ayakkabılarını ve delik su kırbalarını tamir eder, hizmetçilere de yardım ederek onlarla birlikte hamur yoğururdu. Çarşıdan kendi yiyeceğini taşırdı.. Birısı:”Ey Allah’in Elçisi izin ver ben taşıyayım”dediğinde “Her mümin taşıyabiliyorsa kendi yükünü kendi taşısın “derdi..   Yeni müslüman olmuş ve kendisini ilk kez gören bir göçebe arap, heyecanından karşında titremekteyken Hz. Muhammed “Arkadaş sakin ol!” der “ Ben kral değilim Kureys kabilesinden kurutulmuş et yiyen bi... Devamı

COCUKLAR EGITIM ve YARINLAR

2007-03-22 20:14:00

Dün internetten gazetelerde okuduğum iki olay üzerine bu gün yine çocuk ve eğitim konusunu ele almayı düşünüyordum.. Birinci haber RTÜK ile ilgili idi. TV kanallarında yayınlanan sihirli dizilerin çocukları yanlış etkilediğini ve izlenilmemesini tavsiye eden bir yazıyı internet sayfalarında yayınlamışlar. Diğer haber ise yine bilgisayarın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini anlatıyordu.. Çocuğun çok fazla bilgisayar başında oturmasının önün zekasını geliştirmediğini tam aksine körelttiğini belirten bir uzman görüşüne yer veriyordu..     Evet , bu yaz tanık olduğum bir olayı anlatarak başlıyalım isterseniz izlenimleri aktarmaya..… Yaz tatilinde Annemlerin yazlığın olduğu yerde kalıyoruz. Evde bilgisayar ve internet bağlantısı olmadığından kısa süreler ile “internet café” diye adlandırılan bir yere gidip bana gelen herhangi birşey var mı diye kontrol ediyorum. İnternet café yi işleten orta yaşlarda bir kadın. Evinin alt katında bir yer açmış hem yazını geçiriyor hem ticaret yapıyor. Gelenlerin çoğu tanıdık, hepsine ismiyle sesleniyor, ve de gelenlerin yüzde doksanı çocuk. Bildiğim kadarı ile yasal olarak çocukların internet cafelere alınması yasak ama yirmi kadar bilgisayarın an az onbeşinde çocuklar oyun oynuyorlar. Hem de bağırıp çağırarak. Denizden çıkıp gelmişler, saatlerce o kapalı alanda ekran başında saçma sapan oyunlar ile vakit geçiriyorlar… Bir iki gidişten sonra ben de mekanın sahibi ile muhabbet etmeye başlıyorum. Ve dayanamıyorum artık soruyorum. Biliyorsunuz bilgisayar çocuklar için zararlı, hele bu oyunlar onları hem fiziksel hem ruhsal etkiliyor, üstelik çok küçükler var aralarında 4-5 yaşlarında henüz okula gitmeyenler bile.. Neden onlara izin veriyorsunuz oynamaları için, neden kabul ediyorsunuz? Kadın boynunu büküyor; “biliyorum, ama inan çoğunun annelerini tanıyorum, evden yolluyorlar git internete diye, hatta kapıya getirip bırakıyorlar ben komşuya gidiyom burda oynasın biraz, yada ben temizlik yapıyom bi... Devamı

CANAKKALE DESTANI

2007-03-15 19:58:00

Canakkale gazilerinden Hattatoglu Mustafa Bey anlatir; Bir gün bizim birliğe takviye Balıkesir gönüllüleri geldi denildi..Gittim.120 kişiydiler..Hemen hemen hepsi tanıdıktı.Sarıldık hasret giderdik..Başlarında da o zamanlar Balıkesir’in ünlü kabadayısı Üç Pınarlı Ali vardı.Ali sancaktar olmuş..Tüfeği çapraz asmış,sancağın üzerinde de sırma ile ‘Karesi Gönüllüleri’ yazdırmıştı..Kabadayılığı gene elden bırakmamış,askerlikte pek hoş olmamasına rağmen beline kamasını sallandırmıştı..Beni görür görmez yanıma geldi. ’Kumandan efendi biz buraya beklemeye gelmedik! Haydi düşman basalım..’‘Burada her şey emirle olur.Hücuma sadece biz geçersek kendimizi gereksiz kırdırırız.Her şeyin zamanı var’‘peki öyleyse hücuma geçmeden yarım saat önce bize söyle de şu sırt çantalarını emniyetli bir yere koyalım.Şöyle rahat rahat,doyasıya dövüşelim.’ Ali haklıydı.Sırt çantaları askerin en kıymetli şeylerini taşırdı. Çamaşırları, paraları, mektupları,usturası,sigarası,tütünü hep sırt çantalarında olurdu.Çantaları kaybolduğunda asker sıkıntı çekerdi.Çok hareketli zamanlarda çanta sırtta muharebeye gidilirdi.Hücuma yarım saat kala Ali’ye haber verdim. Balıkesirlileri aldı siperlerin gerisinde bir vadide kayboldu.Hemen gelirler sandım.Beklerim, gelmezler… Beklerim,gelmezler…Bir çavuşa ‘Şu bizim hemşerililere bir bak bakalım.’ Dedim.Gitti… Biraz sonra önde Üç Pınarlı Ali,arkada arkadaşları çıkıp geldiler.Şaşırdım.Hepsi süslenmişler, hanımlarının nişanlılarının verdiği ayrılık mendillerini kimi boynuna dolamış,kimi alnına çatmış,kimi bileğine sarmıştı.Çoğu yakalarına artık kurumuş gül veya karanfil takmıştı.Ali’ye sordum..’Neden geç kaldınız?’ ‘komutan bey biraz sonra Cenabı Allah’ın huzuruna çıkacağız.Temiz çıkalım dedik.Ola ki bir pislik bulamıştır diye çamaşırlarımızı değiştirdik.Abdest aldık.Biz buraya oynamaya değil, düğüne geldik,bayrama geldik.Bugün bizim bayramımız.... Devamı

ANZAKLI ÖMER

2007-03-15 05:29:00

1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor: Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında.. -Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız?" dedim. Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı.. Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim: -Siz Türk müsünüz? -Kaşlarını yukarıya kaldırarak "hayır" manasına bir işaret yaptı. -Ama ben hala merak ediyorum. "Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?" -Aldırma öylesine bir şey işte, dedi. Ben yine ısrarla: -Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım... Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu: -Siz Türk müsünüz?-Evet Türk'üm...." İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı.. Anlatmaya başladı: "Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de..Orada savaşmak üzere bütün Hristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya Anzaklarındanım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: -Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda.. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. ' Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık.. Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevk ediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaş... Devamı

CANAKKALE SEHITLERINE

2007-03-18 01:32:00

Çanakkale ŞehitlerineŞu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı"Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesiVarsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asilNe kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab.Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam.Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd ellerYıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer;Bu gögüsl... Devamı

KADINLAR GUNU

2007-03-08 19:37:00

Bugün sabahtan bu yana dünya kadınlar günü ile ilgili pek çok mail aldım. Aslında sadece yılın bir gününü birilerine ya da birşeylere adayıp sonrasında umursamamak bana göre değil. İnsan her daim yaradılış üzere olduğundan her güzelliğin, her nimetin her insanın değerini de her dem bilmelidir diye düşünüyorum.   Ancak madem konu böyle açıldı bir anımı paylaşmak isterim. Dubai de dünya kadınlar günü dolayısı ile devlete ait bir üniversitenin her yıl düzenlediği bir etkinlik var. Okul kampüsünde bahçeye çadırlar ve standler hazırlıyorlar. Dubai’de temsilciliği , konsolosluğu bulunan ülke sayısı kadar. Sonra bu standleri hazırlamak için kız öğrencileri gruplara ayırıyorlar. Her kız öğrenci grubu kura sonucunda kendisine düşen ülkenin konsolsluğuna giderek, o ülkeyi internetten araştırarak , ya da o ülkeye mensup bildiği insanlar varsa onlarla görüşerek bilgi topluyor. Konu o ülkenin vatandaşı olan dünya çapında ün yapmış en az beş kadın bulmak. Onlarla, yaptıkları işler ve başarıları ile ilgili yazılar resimler hazırlayarak kendilerine ayrılan çadır standı düzenlemek. Gerekirse video görüntüleri ile yada yaptıkları maketler ile de zenginleştirerek en güzel sunumu hazırlamak…Çünkü sonuçta bu hazırlıklarına göre not alıyorlar ve en iyi stand ödüllendiriliyor.   Geçtiğimiz yıl Türkiye yi hazırlamak durumunda olan öğrenciler bana da ulaşmışlardı. Ancak son gün haberimiz olduğu için, gösteri gününde çadırda sadece öğrencilerin hazırladıkları dokümanları , belgeleri düzenlemelerine yardımcı olabildik. Aslinda ulkemizi tanıtmak için de çok iyi bir fırsattı. Gün boyu konsoloslu... Devamı

GUVEN

2007-03-12 19:35:00

Son zamanlarda hep hayata bakıştan, olaylar karşısında duruş belirlemekten bahsediyoruz ya, insan kendine dönüp bir nefis muhasebesi yapıyor ister istemez. Bu içe dönüşler sırasında pekçok yaşanmış olay bir film şeridi gibi geçiyor gözümüzün önünden. Yaşarken olayların heyecanından, yaşanan sevinç yada üzüntüden veya daralma hissinden tam idrak edilemiyor herşey. Ancak bir süre sonra hatıra geldiğinde, en büyük mucizenin insanın yine kendisi olduğu , tek ve mutlak yardımcının ise sadece Allah olduğu daha net anlaşılıyor Gerçekten kendimizi çaresiz hissettiğimizde eğer içten bir imanla istediysek bir mucizevi elin yardımını nasıl da hissetmişizdir değil mi? Hayır ben hissedemedim diyen var mi? O zaman gerçekten gönülden , kuvvetle istememişsinizdir., ya da size uzanan eli, cevabı farkedememişsinizdir diyeceğim affınıza sığınarak.   Belki basit örnekler ama bir küçük ani canlandı yine gözümde.. Yıl 1980 , ay Eylül hem de 12 Eylül sabahı.. Edirne’de Anneannemin köyündeyiz misafir. O sabah dönmemiz gerekiyor. Öyle planlamışız yani. Çünkü okullar açılıcak artık. Biz planlamışız ama ilahı plan başka tabi. Sabah uyandığımızda etrafta bir şaşkınlık görüyoruz. Sokak başlarında askeri araçlar var . yollar bos. Köyde kaldığımız evde televiziyon yok ama komşu evdekiler haberi yetiştiriyor ihtilal olmuş diye… Ve hiçbiryere gidemiyoruz tabi. Sokağa çıkmak yasak. Neyse o gün ve ertesi gün köyde bahçeler arasında , komşu evde televizyon başında geçiyor. Herkeste bir heyecan. Neyse üçüncü gün otobüsler çalışmaya başlıyor ve biz yola çıkmaya karar veriyoruz. Annem, Annanem, ben , kardeşim ve teyzemin kızı Emel Ablam. Otobüse yerleşiyoruz ve Edirneden Tekirdağ’in Çerkezköy ilçesine doğru yola çıkıyoruz. O yılarda orada oturuyoruz çünkü. Ancak hemen yolculuğun başında öğreniyoruz ki herkesin nüfus cüzdanı yanında olmalı. Aksi takdirde tutuklanabilir. Hemen çantalara bakılıyor hepimizinki var ama Emel Ablamınki yok. Bursa dan yola çıkarken gerekebileceği hiç a... Devamı

KISISEL BAKIS

2007-03-04 17:28:00

Bu gun cok degerli bir buyugumun degindigi bir konu , aile içindeki anlaşma , anlaşamama, karşılıklı hoşgörü, saygı, iyiniyet ve davranışlar bana küçük bir hikayeyi anımsattı. Böyle hikayeler bazen gerçekleri nasılda en yalın haliyle ortaya koyarlar.   Bir adamcağız çok kısa süre arayla önce oğlunu sonra kızını evlendirmis. Tabi epeyce yorucu ve stresli günler geçirmis. Neyse aradan bir süre geçmiş birgün yolda girderken bir arkadaşına rastlamıs. Arkadaşı merak ve heyecanla sormus. “Dostum nasılsın, nasıl gidiyor çocukların ayrılıklarına alıştın mi?. Nasıl damadından gelininden memnunmusun, çocukların durumu nedir?” Diye. Adamcağızın gözleri sevinçle parlamıs. Başlamış anlatmaya… “Ah dostum”. Demis. “Allah öyle iyi bir damat verdiki sorma.. Kızım çok çok mesut. Kocası gözünün içine bakıyor. Elini soğuk sudan sıcak suya sokmuyor. Eve hemen bir hizmetçi tuttular bütün işleri o yapıyor. Kocası çok uyumlu yemek seçmiyor, ne olsa yiyior. Hatta öğün canı istemezde pişirmezse bişey hemen dışardan hazır ismarlıyorlar. Kocasının eli bir bol ki sorma. Hergün gitmeden parasını yatağın başucuna bırakırmış, Uyandırmaya  kıyamıyor karısını. Öylece çekip gidermis. Kızım canı ne isterse alıyor , istediği gibi yaşıyor , geziyor kocası hiç karışmıyor. Arkadaşı şaşırmış “Anladım demiş Allah mutluluklarını daim etsin peki oğlandan ne haber?” Adamın yüzünü bir hüzündür kaplamış “Ah birder hiç sorma “demis… “Bir cadaloz geline çattık ki… Kız hiç bir iş yapmıyor evde. Bir copu bile düştüğü yerden kaldırmıyor. Hemen hizmetçi isterim diye tutturmuş. Yemek yapmayı da bilmiyor, yaptıkları zaten yenmiyor, Birde oğlum yorgun argın gelince ara telefonla hazır ismarla beğenmiyorsan dermiş utanmadan.. Oğlumun bütün kazancını alışverişte tüketiyor. Sabah kocasını uğurlamak için bile uyanmıyor. Kahvaltı hazırlamıyor. Ah sorma oğlumun durumu içler açısı yani… Allah yardım etsin napıcaz bilmiyorum... Devamı

100 KiSiLiK DUNYA

2009-10-12 08:00:00

Aşağıdaki yazı dun posta kutuma gelmis. Gonderen dostumdan Allah razi olsun. Daha önce de aynı yazıyı başka bir arkadaş yollamıştı ama kaydetmemişim. Aslında bildiğimiz gerçekleri gözler önüne seriyor ancak bazı şeyleri önümüzde yazılı bir özet olarak görürsek hele bir de istatistik veriler halinde ise sonuç daha çarpıcı oluyor. Hatta aklımızı başımıza toplamamıza vesile oluyor diyebilirim. O yüzden bir kez daha dostlarla paylaşmak istedim. Dünyadaki insanların hallerini çok daha açik bir şekilde ortaya koyan istatistik gerçekler söyle : Eğer dünyayı 100 kışinin yaşadığı bir yer olarak düsünseydik nolurdu? Buyrun görelim;   Tüm oranlar koruyarak dünyanın nüfusunu 100 kışilik bir köye dönüştürseydik söyle şiir gibi bir tablo ortaya çıkacaktı:  (Kaynak:Stanford Üniversitesi,Tıp Fakültesi.)   * Köyde 52 si kadın 48 i erkek olmak üzere, * 57 Asyali ,21 Avrupalı;14 Kuzey ve Ğüney Amerikalı ve 8 Afrikalı yaşayacaktı. * 30 ü beyaz ırktan 70’i beyaz irkin dışındakilerden  olacaktı. * 6’si tüm dünyanın zenginliklerinin yüzde 59’una sahip olacaktı.Ve 6 kışinin tümü de ABD’de yaşıyor olacaktı. * 80’i normal standartların çok altındaki evlerde yaşayacaklardı. * 70’i okuma yazması olmayacaktı. * 50’si kötü beslenecekti. * Biri üniversite mezunu olacaktı. * Sadece biri bilgisayar sahibi olacaktı. * 70’i 21 yşının altında olacaktı.   Dünyaya böyle baktığımızda yaşamımızin anlamı sizce değişecek midir?   - Eğer bu sabah sağlıklı uyandıysanız,bu hafta hastalıktan ölecek olan 1 milyon kişiden daha şanslısınız. - Eğer hıç savaş görmemiş,haps... Devamı

NALINCI BABA

2007-03-02 17:38:00

Nalıncı Baba'nın hikayesini bir gonul dostu anlatmisti.  Beni çok etkiledi. Butun dostlarla paylaşmak isterim:   Murat Han (III. Murat) bir gün gördüğü bir rüya üzerine telaşla kalkar. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? - Akşam garip bir rüya gördüm. - Hayırdır inşallah. - Hayır mı, şer mi öğreneceğiz,hazırlan dışarı çıkıyoruz der  Ve iki molla kılığında çıkarlar yola, Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar: - Kimdir bu?  Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’ - Nereden biliyorsunuz? - Müsaade et de bilelim,kırk yıllık komşumuz derler Bir başkası ‘Biliyor musunuz aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir: ‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’ Hasılı mahalleli döner ardını gider. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser. - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlamamız gerek. - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? - Naaşı kaldırmalıyız en azından ,ama önce bir gasılhane bulmalıyız. - Şurada bir mahalle mescidi var ama.. - Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin? - Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden. - Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi  dedin. Haydi yüklenelim. Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kef... Devamı

SEVGILI ANNANEM

2007-02-28 12:53:00

Bugünlerde insanların davranışları bana herzamankinden daha çok Annanemi hatırlatıyor nedense…Onların panik hallerini, fındık kabuğunu doldurmayacak endişelerini, takıntilarini, kendi hayatlarını çekilmez hale getirişlerini gördükçe diyorum ki: Ah annanem olmalıydı ki şimdi burada!!!   Siz , hayatı boyunca herkes tarafından sevilen, hiç şikayetsiz, mutlu ve şükür dolu yaşayabilen kaç kişi tanıyorsunuz etrafınızda… Belki de anlatacaklarım sizin çok yakınızdaki insanlardan da yansıyordur. Dikkat edin… Geç olup bu dünya hayatı rüzgar gibi geçmeden görün onları, ellerini tutun, bırakmayın, Size aşılayacakları pozitif yaşam enerjisi, Allah sevgisi , önünüze serecekleri nurlu yol belki de herşeyi değiştirecek   Annnanem hayatta gördüğüm en ağarbaşlı insandı.. Belki de soğukkanlı.. Ben onun panik halini hiç hatırlamıyorum… Eli çok çabuk sayılmazdı, ya da pratik, ama herşeyi özenle yapardı… Dünyada maddi hiçbirşeyi gerekenden fazla önemsemedi.. Paraya ise hiç değer vermedi.. Para onun için sadece bir araçtı, çoğu kez insanları sevindirmek , onlara yardım etmek için. Siz hiç komşusu kapısına gelip de borç istedi diye altın bileziklerini bozdurup veren vede gerisini aramayan insanlar gördünüz mü? İşte öyle biriydi o… İster maddi ister manevi kapısına gelen hiç boş dönmedi… Kimseye küsmedi, darılmadı… Ona darılan bazı akılsızlara ise kesinlikle arkasını dönmedi. Annemin anlattığı hikayelerdendir. İki eltisi ve kayınvalidesi ile kapı komşu oturdukları yıllarda olur a eltilerden biri olmayacak birşeyden ona darılacak olsa , Annanem yine çocuklarına hadi gidin , oynayın çocuklarla, onlar sizin amca çocu... Devamı

TV ve COCUK SAGLIGI

2007-02-22 05:53:00

    Bu gün sizlerle iki gün önce gazetede okuduğum bir haberi paylaşmak istiyorum. Gazete haberinin başlığı söyle idi Televiziyonunuzu kapatın ve çocuğunuzu otizimden, kanserden ve birçok hastalıktan kurtarın… Belki de bu hepimizin çok çok iyi bildiği bir konu. Ama bazen insan alışkanlıklarına yenilebiliyor, bazen de şu an bir seferden birşey olmaz, birdaha yapmam diyebiliyor. Bu yüzden zaman zaman bu tür konuların önemle vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Bu belki bizleri daldığımız rehavetten, gevşeklik ve vurdumduymazlıktan, önemsememek belki de umursamamaktan kurtarır     Londra da yapılan çalışmalar göstermiş ki TV çocukları düşünülenden çok daha fazla olumsuz etkiliyor ve hasar veriyor. Bu araştırma ve çalışma bir bilim dergisinde yayınlanmış ve biyologlar fikir birliği içinde çocuk sağlığı için tv seyretme zamanının kısaltılmasının en öncelikli şey olduğunu belirmişler. Tehlikeleri söyle sıralamışlar.   Şişmanlık – obezliği arttırıyor. Endokrin sistemini zayıflatıyor. Ergenliği erken yasa çekiyor. Şeker hastalığı riskini arttırıyor. Kanser yapıyor. Beyin gelişimini engellıyor. Otizime sebep oluyor. Uyku düzensizliklerine sebep oluyor. Görme bozukluğu yapıyor. Metobolizmanın çalışmasını yavaşlatıyor. Alzheimer hastaligi riskini arttırıyor. Yetişkinlikte cinsellık isteğini yokediyor. Depresyona sebep oluyor.  Bu bulgular bilimsel çalışmalara dayanıyor ve bunları görmezden gelmek çağın en büyük sağlık skandalıdır diye özellikle vurgulanıyor.   Ayrıca yine İngiltere’de yayınlanmış olan Sigman’a ait “How tv is damagıng our lives” – “Tv hayatımıza nasıl hasar veriyor” isimli kitap Devleti acil olarak bu konu üzerinde düşünüp radikal önlemler almaya davet ediyor. İstatistikler gösteriyormuş ki İngilterede her altı yaşındaki çocuk ömrünün ortalama 1 yılını tv başında geçirmis. Ayrıca 3 yaşındaki çocukların % 50 sının yatak odasında Tv bulunmakta. Bu da olayın n... Devamı

BAKMAK VE GORMEK

2007-02-16 08:21:00

Pırıl pırıl bir Cuma sabahına uyandık.. Hayırlı cumalar dilemek istiyorum öncelikle... İnşallah güzel, bereketli , aydınlık bir gün olur.   Bu sabah bilgisayarın başına oturup günlerdir bakamadığım mesajlara baktım, onları cevapladım. Bir arkadaş ile yazışmalarımızda konu insanın Rabbıne ulasabilmesıne , onu bulabilmesıne gelmişti..  Bulunduğu ortamda hiç kendisini yönledirecek kimse yoksa, tamamen nefsani bir hayat süren bir kişi nasıl olur da kendi kendine Rabbine ulasabilir. Tam bu konu üzerinde düşünüyordum ki aklima bundan 7-8 yıl önce TV de seyrettiğim bir genç geldi... Hikayeyı burada sizlerle de paylaşmak istedım... Benı o günlerde çok etkilemişti, uzun uzun tefekkür etmeme sebep olmuştu.   Yıl 1999 Agustos ayı, TV de röportaj yapılan genç 20li yaşlarda..  Avrupa’dan Türkiye’ye tatile gelmiş. Istanbul’a inmiş. Birkaç gün kalacaklarmış... Ancak nedense önce Antalya’ya gitmeye, dönüşte İstanbul’da zaman geçirmeye karar vermişler. Onların Antalya’ya hareket ettikleri gecenin sabahında, o malum büyük Marmara depremi oluyor. Sabah Antalaya’ya indiklerinde anlamıyorlar tabi. Ancak günün ilerleyen saatlerindeki telaşe ve Tv deki yayınlardan anlıyorlar olan biteni ve nasıl bir felaketten kılpayı kurtulduklarını... Neyse iki üç gün kaldıktan sonra İstanbul’a gerı dönmeleri gerekiyor otobüsle.. Yol güzergahı tam da deprem bölgesinden geçiyor.. Şaşkın ve korku dolu gözlerle seyrederken etrafı birşeye takılıyor... Bir yıkıntının yanında  toz, toprak, çamurun ortasında bir yaşlı dede yere bır gazete parcası koymuş, üzerinde egilip kalkıp bişeyler yapıyor.  Dikkat ediyor. Sanki dünya bir yana, yıkıntılar bir yana, o dede bir yana .... Öylesine huzurlu ve huşu içinde bir duruş... Soruyor bu adam ne yapıyor diye..... Namaz kılıyor diyorlar... Namaz nedir diyor.. Namaz müslümanların ibadetidir diyorlar.. Rableri huzurunda durusudur...Arada kimse yoktur.. Doğrudan Rabbinin huzurunda durur ibadet edersiniz..... Ne oluyor biliyormusunuz... ... Devamı

GONUL DILI

2007-02-13 21:23:00

  Gunesli, muhtesem bir Cuma sabahi idi. Burada Cuma haftasonu oldugu icin gunubirlik sehirdisina  gidecektik… Yolumuz biraz uzun oldugundan Cuma saatini beklemeden yola cikmak zorunda kalmistik. Yolda uygun bir yerde Cuma vakti girince mola verir namazi eda ederiz diye dusunmustuk. Tam da dusundugumuz gibi Cuma vakti gelince yol guzergahinda cami bakmaya basladik. Uzaktan  heybetli bir caminin minarelerini gormustuk. Yolun epey ic tarafinda kaliyordu… Ilk donusten o yone dogru saptik. Ancak yol epey karisik ve catalli oldugundan bayagi donup dolasarak , (bu arada baska bir kucuk camiyi hedefleyip ters yone saptigimizdan ulasamayarak) sonunda o guzelim,  yeni oldugu her halinden belli olan  heybetli yapinin onune gelebildik. Onundeki kalabaligi gorunce memnuniyetle arabayi park ettik. Etrafta hic hanim gormedigim icin ,  hanimlar icin bolumu oldugundan, yada acik oldugundan emin olamadim. Ben iyisimi inmeyeyim arabada bekliyeyim sen git bir bak dedim esime… Az sonra beni cagirdigini gorunce ben de camiye dogru ilerledim. Evet hanimlar icin cok guzel bir bolum yapmislardi ust katinda, iceride yepyeni tertemiz abdest sadirvanlari , mis gibi halilar , duzinelerle Kur’an-I Kerim beni bekliyordu. Ancak kapinin onunde sadece bir tek ayakkabi dikkatimi cekti. Yavasca kapiyi actim… Iceride en onde yasli bir teyzecik ,boyun bukup oturmus vaazi dinliyordu. Ilerleyip basimla selam verdim, goz goze geldik gulumsedim,  az oteye de ben oturdum… Az sonra namaz icin kalkinca eliyle isret etti. Yan yana saf durduk. … Sadece ikimiz… Buyuk bir husu icinde Cuma namazini eda ettik.. Namazdan sonra duaya oturdugumuzda basini bana cevirdi.. Elimi uzattim. Elllerimi ellerinin icine aldi aglamaya basladi… Bir taraftan arapca birseyler anlatiyordu.. Dua ediyordu… Gozlerini gozlerime dikti.. O an cok ilginc bir sey oldu.. Ayni dili konusmuyorduk ama anlasiyorduk… Cunki gonul... Devamı

RANA ANNE

2007-02-11 08:03:00

Bir Cuma sabahına uyandim… Elhamdulillah Rabbim bir sabah daha gozlerimi acmayı , bu dünya hayatina merhaba demeyi, sonsuz güzelliklerine ve nimetlerine binlerce , milyonlarca sükretmeyi nasip etti. Insaallah bereketli, feyizli , aydınlık, inşirah dolu bir gün olur… Amin !   Bu sabah camın önüne oturmuşum, günün doğuşunu izliyorum. Yavaş yavaş beliriyor renkler. O muhteşem kızıllık yerini ısık hüzmelerinin dansına bırakıyor. Denizin üzeri kıpır kıpır hafif bir rüzgar var anlaşılan. Martılar bembeyaz kanat çırpıyor gökyüzüne, kümeler halinde bir yükselip bir inişe geciyorlar. Büyük bir intizam ve ciddiyet icindeler…   Ah Rana Anne, şimdi elime tuvalimi alıp boyamalıydım şu anı. Yanımda olmalıydınız birlikte yapmalıydık bu resmi.  Fotograf mı çeksem , yok yok,… öylesi net çıkmazki şimdi bu ışıyan gün. Biliyorum Rana Anne siz de severdiniz yükseklerden ufuğu seyretmeyi. Şimdi bir an yanımda hissettim sizi.. Birlikte tefekküre daldık, birlikte şükrettik… Sizin gözlerinizle seyrediyorum cihanı  sanki… Az sonra Yasin-i Şerif okuyacağim Rana Anne, bu sabah okuyacağım sizin icin…Dualarım da sizinle.. Ben de sizin gibi azimli olmaya çalışıyorum Kur’an-ı Kerim  okumamı geliştirmek icin…   Sizinle tanışalı, günlüğünüz ile buluşalı yaklaşık bir yıl oldu Rana Anne… Ama sanki sizi yıllardir , on yıllardır tanıyor gibiyim. Bana ne çok destek oldunuz, ne çok fikir verdiniz, ne çok ilham kaynağı oldunuz  günlüğünüz ile bir bilseniz. Ne çok dersler cıkardım kendime onu tekrar tekrar okurken. İşin ilginç yanı bazen aynı ortamlarda aynı şeyleri hissediyoruz sizinle..   Ben de artık yemeğimi yaparken sevgimi katıyorum icine. Sevgili anneciğim de öyle yapar.. Her işe besmele ile başlamayı adet edinmeye çalıştım inşaallah. Siz besmelesiz bir is yapmaz abdestsiz corba bile pisirmezdiniz  değil mi?.... Her  olaydan olumlu bir ders cıkarmayı, olaylar karşısinda hemen paniğe... Devamı

BALDAN TATLI, ZEHIRDEN ACI

2007-02-09 19:19:00

Son gunlerde yine insanlarin kendilerinden cok baskalarinin isleriyle ugrasmalarini dusunur oldum. Olabildigince olaylardan hatta dusunceden bile uzak durmama ragmen bazen  dinleme mecburiyetinde kaliyorum bulundugum ortamda. Dinlemek , sozu degistirmeye calismak   yada mekani terk yapilabilecek en iyi seyler. Bazen  bu dedikodu  , hikayaler oyle bal tadinda geliyorki , anlatanin anlatacagi, dinleyenin tasdikleyecegi  yada zevkle dinlemeye devam edecegi geliyor.   Oysa bir farkina varabilsek bizim icin ne buyuk tehlike bu yapilanlar.. Yuregimizi karartiyor zamanla… Insanlara saygimizi , sevgimizi kaybettiriyor. Ne demisti kudsi Hadis’i serifte “Ya hayir soyle ya da sus” …   Hele ki bir insanin ayibini ortaya cikarmak, bir kardesini yanlislarindan dolayi yermek,  kucuk dusurmek, boylece kendi egosunu tatmin yoluna gitmek… Bu konuda cok soz soyleyecek degilim. Okudugum bir kissayi aktarmakla yetinecegim bu gun.   Hz Musa alehisselam  zamaninda , yagmursuzluktan korkunc bir kitlik basgosterir. Halk Musa Alehisselama yagmur duasina cikilmasini rica ederler..Uc gun sira ile  yagmur duasina cikildigi halde  bir damla yagmur ihsan edilmez. Musa Alehisselamin duasina icabet tehir olunur.Kendisi bundan dolayi huzne kapilip Rabbine niyazda bulunur.   “Ya Rabbim , karinca ve boceklerinden itibaren butun mahlukat , kitlik ve darlik icinde. Susuzluktan mahvoluyorlar. Uc gundur niyaz ediyoruz, lutfen duamizi kabul buyurmadinve bizi mahzun eyledin.” Rabbinden soyle yanit bulur. “Ya Musa aranizda bir gammaz var , o aranizda bulundugu surece duaniz tehir edilecektir.” Hz. Musa sorar. “Ya Rab o gammaz kimdir?” “Ya Musa o gammazin kim oldugunu size bildirecek olsam ben gammazlik etmis olmazmiyim, gammazlari ve gammazligi asla sevmedigim halde , kendim gammazlik ederek onu size nasil bildiririm.” Birkac gun sonra Hz.... Devamı

OKUL BASARISINDAN HAYAT BASARISINA

2007-02-06 11:43:00

Son Yazimizda cocuklardan bahsetmistik. Dilerseniz yine cocuklar ile devam etmek istiyorum. Bu kez  bir kitaptan soz ederek baslayalim. Sayin Prof. Dr. Ilkay Kasatura’nin yazmis oldugu Okul Başarısından Hayat Başarısına .     isimli kitabi bundan 5-6 sene once okumustum. Kitabin oykusunu biraz anlatayim. Sayin Ilkay Kasatura, klinik prikolog ayni zamanda universitede ogretim gorevlisi. Universitede master tezi yazdigi zamanlarda bir arastirma yapiyor. Bir liseyi seciyor ve son sinif ogrencileri arasinda anket yontemi ile inceleme yapiyor. Hedefi okul basarisinda ailenin onemi ve katkisi. Basarili ve basarisiz diye tanimlanan ogrencilerle gorusuyor ve onlarin basarisindaki faktorleri gun isigina cikarmaya calisiyor. Bu arastirmanin sonuclari yayinlaniyor tabii…. Yilar yillar sonra artik kariyerinde epey ilerlemis. Ancak yine bir arastirma yapacak; aklina yaklasik 15 yil once yaptigi bu arastirma geliyor. Bu kez merak ettigi acaba o zamanin basarili ve basarisiz ogrencileri nerelerdeler?... neler yapiyorlar..? Acaba basarili olanlar hayatta da basarili olabilmisler mi? Tabi bu arastirmayi yapabilmesi icin ayni insanlara; dunun gencleri, bugunun yetiskinlerine ulasmasi gerekiyor. Ve de bir kismina ulasmayi basariyor. Evet gercek hikaye, inanilmaz sonuclar bundan sonra basliyor. Kimini yurt disinda isinin patronu iken buluyor, kimini perisan durumda… Kitap objektif bir sekilde butun hayatlari ve sonuclari gozler onune sererken bizleri gerceklerle bas basa birakiyor… Sonucta hikaye edilen hayatlarin icinde oyleleri var ki bir roman olur. Aslinda hepimizin hayati oyle degil mi? Etrafimiza bir bakalim….Yillar once nerelerde iken gozledigimiz dostlar simdi neler yapiyorlar, baslarina neler gelmis… Bizler neler umduk, ne hayaller kurduk… Sonra , simdi, kacimiz bunlara tamamen kavustu, neler bizi yonlendirdi, neler yeteneklerimizi torpuledi… Peki mutluluk ve tatmin nerede kaldi…? Evet butun... Devamı

BIR CIFT GOZ

2007-02-01 17:56:00

  Bir cift goze takildim gecen gun. Ogleden sonra idi. Mis gibi bir hava vardi. Gunesin sicacik yuzu insanin icini isitiyordu, hafif ruzgarda palmiyelerin dallari hisirdiyor sanki baharin turkusunu soyluyorlardi. Icim cocuklar gibi sendi . Cikip dolasmak , bu guzellikleri icime daha bir sindirmek istedim. Tam bir alt gecitten ana yolun karsina geciyordum ki. O bir cift goz beni oldugum yere civiledi adeta. Alt gecidin merdivenlerinde bir kadin… uzerinde eski ve soluk bir carsaf.. Kucaginda pili pirti icinde minik bir cocuk. Ellerini acmis dileniyordu… Cocuk yorgundu belki de bikkin… ne zamandir ordalardi bilmem… Cocuk uzanmis taslarin uzerine , kadinin dizine yaslanmis, basini da soyle sarkitmis geriye gozleriyle gelip geceni seyrediyor. Buralarda pek gorunmez boyle manzaralar. Gelen gecen uc bes kurus atiyor. Birden goz goze geldik ufaklikla… O minik yuzdeki iri kahve gozler oyle derindi ki kayboldum sanki iclerinde…Butun solgunluguna, kirine  pasina , perisanligina inat olabildigince tertemiz, peril pirildi, canli ve umut doluydu o gozler… Bana mi oyle geldi yoksa… Yok yok umut doluydular, hatta gulumsuyorlardi beklide , cekingen ama gulumsuyorlardi. . Sanki bakmayin benim ustume basima gelin oksayin basimi , gulun bana, sevin beni diyorlardi… Sanki biraksan yemyesil cimin uzerine doyasiya kosup oynayacak enerjisi vardi derinlerde biryerlerde… Durakladim, kaldim oylece.. Egildim oksadim basini… Bu kez saskinlikla bugulandi gozler , cekiverdi basini.. Ben de uzattim birkac kurus ama onun avucuna… Hizla ciktim merdivenlerden yukariya. Neler dusunuyordum hatirliyamiyorum simdi. Kiziyordum kadina onu buralara getirip , dilenciligine alet ettigi icin. Kiziyorum herkese , kendime de onu bu ortamdan cekip alamadigimiz icin…Beynimde firtinalar kopuyor. … Burada elimden birsey gelmedi ama onun gibi binlercesi var hic olmazsa bazilarinin haytini degistireme... Devamı

DIL YARASI

2007-01-26 13:39:00

  Son gunlerde dostlar arasinda epeyce gundeme gelen karsilikli anlasabilme, konusarak anlasabilme, birbirini yanlis anlama , veya anlayamama uzerine dusunuyorum bu kez.  Etrafimiza bir bakalim belki de en yakinlarimizla, kardes, ana baba dost ve akraba ne cok insanla sadece acik acik konusulamadigi, duygular ve dusunceler acikca , net bir sekilde ifade edilemedigi ya da ifade edilen seylerin onyargilara, yanlis anlamalara kurban gitmesi sonucunda ne cok kirginliklar yasanmakta. Dostlar, kardesler, evlatlar, sevgililer darilmakta, incinip uzulmekte. Oysa kimse, hic kimse kasitli olarak birini incitmek uzere yola cikmaz. Simdi buna itirazi olanlar olacaktir belki. Bildikleri bazi sahislari akillarina getirerek hayir ben oyle insanlar bilirim ki baskalarini incitmek, elestirip kirmak, uzmek onlar icin normal hatta olmazsa olmaz diyeceklerdir. Olabilir elbet. Ama ben de diyorum ki “Bilselerdi yapmazlardi” Hani su basimizin taci Kur’an-i Kerim imizin O muhtesem Yasin Suresinde 26. ayetinde denildigi gibi “Bilselerdi Yapmazlardi” ….. Burada anlatilan kissa da kisaca; sapkin olan bir halki Allah yoluna davet icin rasuller gelir, ancak topluluk onlara inanmaz ve reddeder. Iclerinden biri kosarak onlara dogru gelir ve onlardan rasullere inanmalarini uymalarini ister, kendisi de iman ettigini belirtir ancak inancsiz ve zalim olan topluluk tarafindan katledilir. Obur dunyada ona cennet mujdesi verildiginde ve cennete gir denildiginde ise kendini katledenler icin soyledigi ne bir yakinma ne de lanet okumadir sadece der ki “Bilselerdi Yapmazlardi!!!” Iste bu iki kelime benim butun tuylerimi diken diken etmeye, gozyaslarimi sel gibi akitmaya yetiyor….Ya sonra, bu tur insanlar bir gun farkina varirlarsa yaptiklarinin ne denli vahim bir hata oldugunu ve icten, ihlasla inanarak tovbe ederlerse kim bilebilir kimin daha ustun olabilecegini. Rabbimin tovbe ve af kapilari hep ardina kadar acikken biz nasil nefret... Devamı

MEKTUPLAR

2007-02-04 11:12:00

Yaklasik 16 yildir bir emnet olarak sakladigim rahmetli kardesimin mektuplarinin bazilarina burada yer vermek istiyorum. Bu mektuplar bir universite ogrencisinin kendini ve yasamin sirrini  arayisinin baslangici idi.   Bu mektuplar yazildiginda ben Ingiltere'de dil okulunda ogrenci idim, rahmetli kardesim ise 21 yasinda ITU de ogrenci idi. Dikkati ceken en onemli detay mektuplaria tarih yazmamasi, onun yerine 'bugunun tarihi' gibi terimler kullanmasi.Bu gun elime alip okudugumda sanki dun bana yazilmislar gibi hissediyorum. Rahmetli kardesimi yedi yil once bir trafik kazasi ile Hak'ka ugurladik. O 29 yasinda Hak'ka gocerken ardinda 80 yillik yasama sigacak bir yasam birakti.Dogru , dosdogru bir insan olmanin mucadelesini verdi. Ve hic tanimadigimiz, Turkiye'nin dortbir tarafindan onu ugurlamaya gelen yuzlerce dostunu  gorunce gozlerimize inanamadik. Yasaminin son bes yilini tamamen insanlara, insanliga hizmete adamis olan sevgli kardesimi bir kez daha rahmetle aniyorum. Rabbimin rahmeti uzerine olsun, mekani cennet olsun. Amin!      MEKTUPLAR 3                                                                      evrende biryerlerde                                                                   bir zaman ve bir yer   Sim... Devamı

TEHLIKELI OYUNCAK

2006-12-26 06:53:00

Bu sabah internetten bana gelen mesajlari kontrol ediyordum ki sevgili arkadasim Reyhan’in yollamis oldugu “Cepteki tehlikenin inanilmaz boyutlari” baslikli mektubu gordum. Hemen acarak dikkatle okumaya basladim. Yazi iki bilimadami Prof. Selim Seker ve Anil Korkut tarafindan yazilmis olan ‘Tehlikeli oyuncak’ isimli kitaptan bahsediyordu. Aslinda cok da iyi bildigimi sandigim gercekleri boyle uc dort sayfada ozetlenmis vede butun korkunc ve carpici detaylari ile karsimda goruverince urperdim birden. Ustelik bu kitap butun aciklamalari bilimsel verilere dayandiriyordu. Kisaca cep telefonunun insan sagligi uzerindeki inanilmaz tahribatini, kansorejen etkisini detaylari ile anlatiyor ve de korunma yollarini acikliyordu. Evet su hic yanimizdan ayirmadigimiz, hatta cocuklarimizin ellerine de tutusturup saatlerce konuslamarina oynamalarina izin verdigimiz mucizevi alet.!!! Aslinda az cok bu zararlarinin farkinda oldugumuzdan biz kendi adimiza kullanimi en aza indirmeye calisiyorduk ama bu yazidan sona daha da dikkat etmeliyiz diye dusundum. Evet once televiziyon sonra video oyunlari, bilgisayar ve bilgisayar oyunlari, simdi de cep telefonlari….. Bize sunulan teknoloji nimetlerini yanlis , gereksiz ve bilincsiz kullanirsak nasil da namlusu bize cevrilmis, tehlikeli birer silah oluveriyorlar….Bundan iki uc yil once de bilgisayar ve video oyunlari ile ilgili benzer bir kitabi okuyunca boyle panige kapilmistim. Detayli olarak, bu teknolojik oyunlarin insan beden ve ruh sagligi uzerindeki inanilmaz tahribatini anlatiyordu. Goz bozukluklari, kas bozukluklari, , sinir sistemi ve gelisim bozukluklari, kalp krizi riski, yuksek tansiyon, sindirim bozukluklari ve daha pek cok fiziksel hastaliga yol actiklari gibi, depresyon, kisilik gelistirememe, sosyal gelisim bozuluklari gibi psikolojik ve ruhsal yonden de insani hasta ediyorlardi. Sonucta o kitabi yazan arastirmaci ve doktorlar da bu tur oyunlarin gunde yarim saat ile kisitlanmasi gere... Devamı

IMTAHANIN SIRRI

2007-01-23 20:47:00

  Bazen  derinden hissediyorum ki bu dunya hayatinin ve yasamin gizi olan imtahanimiz zaman zaman siddetleniyor. Oyle ya, her zaman gulluk gulistanlik degil yasam. Yorgunluklar bazen had safhaya variyor. Insanin tahammul gucu azaliyor boyle zamanlarda . Normal akis icinde etkilenmeyecegi olaylara bile daha hassas yaklasiyor. Dusunceleri ile hisleri daha bir birbirine karisiyor. Saglikli analiz yapamadigindan  dugusal davraniyor pekcok konuda. Bazen belki bogazina bir yumruk oturuyor. Her andan daha cok destege ihtiyac duyuyor.  Ancak kendini gucsuz ve yalniz hissettigi bu anlarda her kim olursa olsun , ne denirse densin ic huzurunu geri dondurecek olan yine de kendisi oluyor. Iste bu noktada iman gucu en buyuk yardimci olarak ortaya cikiyor… Eger dert, sorun, kirginlik her ne ise Allah ‘a siginabiliyorsak ve sadece ondan yardim umuyorsak , yardim hic umulmadik kadar net bir sekilde geliyor. Ancak burdaki ince nokta su ki; vuku bulan olaylar ve sonuclar bizim icin hayirli olanlardir deyip ona inanabilmek.   Bir sevgili dostum hatirlatti gecen gun Kehf suresindeki Hz. Musa ile Hizir aleyisselamin kissasini. Ne de guzel aciklar o kissa bizim olaylara bakis acimizin zahiri oldugunu. Herseyi tek boyutlu degerlendirdigimizi. Oysa bir bilebilsek olaylarin altinda yatan sirlari , gercek sebepleri ve dogurabilecegi sonuclari. Burada Rabbimize tam teslimiyet butun kapilari acan anahtar degil mi:?   Zaman zaman, herseyi basarabildigimizi, kontrolu elimize aldigimizi ve yasamimizi yonlendirebildigimizi, yeteri olgunlaga eristigimizi sanirken nasil da nefsimizin eline dusuveriyoruz aslinda…   Epey onceleri bir kucuk hikaye okumustum; bir gururlu kendini begenmis sinek varmis , zerre kadar varligini gunes gibi gormekteymis. Bir gun bir pislik birikintisinin uzerindeki saman copunun uzerine konmus. Kendi kendine ;’Denizler uzerinde yuzen gemilerden soz ediliyordu, iste bu deniz , bu da gemi , ben de dirayetli bir ... Devamı

HiCRI YILIMIZ KUTLU OLSUN

2007-01-20 08:27:00

    Zaman su gibi akip gidiyor . Iste yeni bir hicri yil baslangici.... Demekki kaybedecek bir animiz bile yok iyiye, guzele , dogruya olan yolculukta. Sevgili Peygamberimiz SAV o muthis yolculuguna cikarken, dogdugu , buyudugu , yasadigi yerleri , herseyini geride birakarak inanci icin , inananlar icin, Allah icin yola dusmustu Mekke den Medine ye dogru... Biz neleri geride birakabiliyoruz Allah icin, dogru icin, guzel icin...  Benligimizden, hirslarimizdan , nefretlerimizden, ofkemizden , kotu huylarimizdan baslayalim isterseniz.  Rabbim hepimizin yar ve yardimcisi olsun. Amin! Devamı

MUHTESEM

2007-01-19 08:43:00

Butun dostlara  hayirli cumalar dilemek istedim. Butun gunleriniz mubarek cuma gunleri gibi, bayramlar gibi maneviyat, sevgi, cosku dolu gecsin , Rabbim saglik ve huzurlar nasib etsin insaallah. Burada bu gun yagmur var, Oyle guzel bir gokyuzu var ki anlatamam. Rabbim gri nin butun tonlarini, maviden siyaha kadar butun kusaklari gokyuzune bezemis. Inceden yagan yagmur denizin uzerinde cisildiyor. Gok denizle birlesmis sanki. Muthis bir mistizim mevcut . Allahim diyorum ne buyuksun. Renkleri vermeseydin , gormeyi nasib etmeseydin nasil bu guzelliklerle sana ulasir sukrumuzu nasil eda ederdik. Soguk hava bile nefesimizi hissetmemize , sirtimizdaki montu, hirkayi hissedip isinmamiza , sukrumuze vesile. Allahim sukurler sana.. Yagmurun nemi ile karisan topragin (kumun) kokusu... Su birikintilerine damlayan yagmur damlalarinin en guzel bir beste ahengindeki turkusu... Ya arada bir yuzunu gosteren gunesin o muhtesem isik huzmelerinden yansiyan ebem kusagi....   Renklerin muhtesem valsi, gunes isinlarinin icimizi isitan sicakligindan sonra gri bir manzaraya boylesine hayran olabilecegimi soyleseler inanmazdim. Oysa simdi seyre doyamiyorum. .. Allahima binlerce sukurler olsun.  ... Devamı

SIS

2009-10-18 07:39:00

  Sabahın erken saatleri… Yine penceremin önündeyim. Dışarıyı yoğun bir sis perdesi kaplamış göz gözü görmüyor. Neredeyse önümüzdeki evi bile göremiyorum. Bulut bulut inen sis bazen hafif rüzgarla aralanır gibi oluyor. Az ötedeki parkın yeşilini, yada evlerin çatılarını seçer gibi oluyorum , sonra heresy yine o yoğun beyazlığın arkasında kayboluyor. Nem, evin içinde bile hissediliyor sanki…. Kendime sıcak bir çay yapıyorum, fincanımı avuçlarımın içine alıyor, üzerinde dumanı tüten mis gibi burcu burcu kokan çayımı yudumlayarak bu inanılmaz güzel, mucizevi manzaraya dalıyorum. Yaşamı düşünüyorum …. Çoğumuz için şu sis tabakasından farklı görünmüyor. Bir adım sonrasını bile hesaplamaktan , bilebilmekten aciziz aslında… O yaptığımız uzun vadeli planların kaçı gerçekleşebilecektir aslında…. Birden anneciğimden duyduğum bir söz aklıma geliyor. "Hayat aslında bir halinin dokunuşu gibidir" demişti. "Desen bellidir gerçekte ama sen göremezsin tamamını. Her an bu deseni oluşturmak için yeni bir ilmek atarsın hayata ve ilmek ilmek dokursun yaşamını." Ömür tamama erdiğinde de halinin tamamı dokunmuş olur. İşte o an ortaya çıkmış olur bütün desen , doğrusuyla, hatalarıyla……. Bu zorlu hayat yolculuğunda her an, her davranış çok önemli bizler için. Çünkü sarfettiğimiz her söz. attığımız her adım oluşturuyor bu yaşam halisini. Söylediğimiz her söz uzayda çınlayarak dolaşmaya başlıyor, yok olmuyor. Yaptığımız hataları zamanı geri alarak düzeltme imkanımız yok. Elimizden geldiği kadar az hata ile dokumalıyız onu…. En kolay yaptığımız hata nedir? diye düşünüyorum. ... Devamı

SON GUNLERDE YASAM

2007-01-17 12:08:00

       Son günlerde yasam, yarış, zaman , koşuşturma derken… Aklımızda hep şu işi de yapmamız gerekiyor, sunu da yetiştirelim , herşeye , heryere koşturmak gerekiyor diye düşünceler. Elhamdülillah sağlık müsait de yorgunluk hissetsek de şikayetimiz yok. Hatta tempodan memnunuz . Rabbimize şükrediyoruz… Ancak bir minik hikaye duyuyorum ki bugün…. Bayılıyorum… Düşünceler hemen boyut değiştiriyor…  Veli zatlardan birisi , sırtında heybesi düşmüş yollara.. Yolu bir köyden geçerken bir bakmış duvarın dibinde yaşlı nur yüzlü bir dedecik. Öylesine nur yüzlü ki dikkatini çekiyor, yaklaşıyor yanına selam veriyor hatır soruyor. Hoş beş derken dedenin yaşını merak ediyor . Soruyor ;    “Yüzü geceli çok uzun yıllar oldu evlat “diyor dedecik.   Veli zat hayretle ; “Ah dedem diyor Allah ömrüne sıhhatine bereket versin. Bu uzun hayatta kimbilir neler yaşamışsındır , ne hatıraların vardır . Bir anlat ta dersler çıkartalım, örnekler alalım. “   Dedecik gözlerinde gülümseme “Ah evlat diyor , belalar musibetler vardı, kötülükler kırgınlıklar vardı, üzüntüler vardı yelcik olup uçtular . Sevinçler , mutluluklar vardı, iyilikler , umutlar, neşeler, güzellikler vardı senecikler olup geçtiler. Ne anlatayım?”    Veli zat şaşıyor , soruyor birdaha “Aman dede ne dedin tekrar et hele bir “     Dede açıkliyor;  “ Kötü denilen şeyler, bela, musibet ve kırgınlıklar oldu zaman zaman , yasandi elbet,  ama gel gor ki  yel gibi geçip gittiler ,  tozu bile kalmadı aklımda . İyilik, muhabbet, sevinç ve güzellikler ise yaşandı , mutlu etti beni , sevindim costum elbet , lezzet verdiler  ama seneler gibi  gelse de geçip gittiler  bu ömürden . Hayal gibi , bir anlık rüya gibi hepsi şimdi.”   Veli zatın bu tabirler karşısında içi coşar kabarır; “Dedecim bu verdiğin derse karşı dile benden ne dilersen “der.   Dedecik yine gülümser “ Ey oğul bir an sonra yine hayal olac... Devamı

YASAM ve YARIS

2007-01-16 11:51:00

Oldukca yogun gecen bir haftayi geride biraktik. Bu arada masanin basina oturmak , hele ki yazmak pek kismet olmadi. Ancak bu sabah erken saatlerde  hic olmazsa haftasonunu dile getirebilmek amaciyla bilgisayarin basina gectim.  Haftasonunda kosulan Dubai Maratonunda halk kosusuna katildik. Hemde ailece…   Bu seneki maraton gorme engelliler , goz rahatsizliklari bulunanlar ve goz hastaliklari arastirmalari yararina yapildi. Bu haberi duyunca biz de katilmaya karar verdik. Asil maraton sabah 7 de baslamisti . Halk kosusu ise 10 da genis bir katilim ile gerceklesti. Ortalik bayram yeri gibiydi. Yarislarin baslangic ve bitis noktasi olan bolgeye cadirlar kurulmus, her ihtiyac dusunulerek yiyecek icecek satan yerler, ilkyardim hizmetleri ve oturma dinlenme alanlari hazirlanmisti. Insanlar akin akin baslama noktasina gelirken etrafimi hayranlikla seyrediyordum. Acaba butun dunya buraya mi akiyor diye dusunmekten kendimi alamadim. Renk renk, cesit cesit, irili ufakli bir yigin insan. Guler yuzlu , neseli … Zenci, beyaz, cekik gozlu, Asyali, Avrupali, Afrikali… Kucuk buyuk, yasli genc, cocuk… Baslama atisi duyuldugunda herkes heves ve neseyle ileriye atildi.Biz de o hizla kosmaya basladik. Kizlara da sakin  izden ayrilmayin cok kalabalik dikkat edin diyorduk. Ancak cok kisa surede anlasildi ki bizim enerjimiz onlarinkiyle kiyaslanamayacak durumda idi. Cocuklar bizim yuzumuzden gercek performanslarini gosteremiyorlardi. Hadi gidin bitis noktasinda bulusuruz dedik ve onlari serbest biraktik. Hayat kosusunda da boyle olacak nasil olsa. Evlatlarimizi yada bir baskasini kendi tempomuza yada kendi kontrolumuze hapsedebilir , kisitlayabilirmiyiz. Herkes sonucta sahip oldugu donanimi ile kendi kosusunu kosuyor. Yol dogru , istikamet belli olduktan sonra endise niye. Elbet zor , elbet bazen duse kalka ama herkesin kosusu ve elde ettigi skor kendine degil mi?   Biz yavas tempomuza gecip alemi seyre daldik. Bakiyoruz bir yan... Devamı

COCUK VE SORUMLULUK

2007-01-08 20:35:00

Son gunlerde, bakiyorum yine gundemimizi insan iliskileri, insan davranislari ve insan kapliyor. Insani dusunmeden ondan ve iliskilerinden uzak bir hayat mumkun olmadigina gore….. Her birey bu yolda tekamul etmek icin caba sarfetmeli aslinda. Yasam nasil bir imtahansa , imtahanin en zor basamagi insan iliskileri.  Yine bu satirlardan defalarca tekrar edildigi uzere hersey sevmekle basliyor. Tam bu noktada dusunceler birden egitime, dolayisi ile cocukluga dogru yolculuga cikiyor.  Kendi cocuklugumu hatirliyorum hayal meyal. Bes yasini doldurmamistim sevgili kardesim dunyaya geldiginde. Annem ve babam hastahaneden eve donduklerinde onlari kapida karsilamistim. Kapidan iceri girdiklerinde annem kucaginda kundagina sarili uyuyan bebegi benim kollarimin arasina birakti ve “Bak kizim bu senin kardesin ondan artik sen sorumlusun, yemesine icmesine , uyumasina yardim edeceksin , bu bizim bebegimiz “ dedi. Hic unutmadigim o sahnede kucagimdaki minik bebek daha gozlerini acmaya calisiyor ve bana bakiyordu. Evet onu hep cok sevdik ve ben onu buyuk bir ihtimamla baktim, buyuttum, birlikte buyuduk, oynadik, yasadik, dertlestik, paylastik. Birbirimizi hic kiskanmadik, birbirimize hic bagirmadik, hic kusmedik, incinmedik, incitmedik. Can yoldasi , sirdasi olduk. Annem hala soyler “Ben cocuklarimin omur boyu tartistiklarini hic gprmedim” diye. Burdaki giz neydi. Once sevgi tabi, ama bir de sorumluluk. Cunku bana ondan sorumlusun demislerdi. Bes yasindaydim oysa… Birbirimizden hep sorumlu olduk ilerleyen yillarda. Onun icin hic rakipmis gibi hissetmedik birbirimizi. Birsey alinacak olduginda ben once kardesime alinsin derdim , o once ablama sorun derdi. Yillar yillar sonra bir gun ben egitim icin uzaklara gittigimde inanilmaz guzel mektuplar yazmisti rahmetli kardesim. On bes yil onceleri cep telefonu yoktu tabi. Mektup yazardik, duygu ve dusuncelerimizi aktarirdik. Nede guzel olmus. Simdilerde de her gun okuyup onu yanimda hissetmeme... Devamı