DUBAI'DE RAMAZAN ve KADIR GECESI

2007-10-08 11:00:00

Bu yıl Dubai'de beşinci kez Mübarek Ramazan ayını idrak ediyoruz. Yine huzurlu , yine coşkulu yine sevinç ve sevgi doluyuz.    Buralarda Ramazan insanların hayat akışını oldukça etkiliyor. İşyerleri , resmi daireler, okullar sabah bir saat daha geç açılıyor ve öğlen ikide kapanıyor. Herkes evine dönüp dinlensin ve iftara , geceye hazırlansın diye.. Gün olabildiğince sakin geçiyor her yerde.. İnsanlar günlük meşgalelerden bir nebze de olsa uzaklaşıp tuttukları orucun hakkını vermek, bedenen ve ruhen dinlenmek istiyorlar. Ya müslüman olmayanlar. Önler için de hayat bir miktar değişiyor. Çünkü burada Ramazan boyunca dışarıda , yani herkesin görebileceği alanlarda yemek ve içmek kesinlikle yasak. Resoranlar kapalı. O nedenle oruç tutmayanlar da tutanlara saygı gösterip açlık hislerini evlerinde yada kimsenin göremiyeceği kapalı alanlarda gidermek durumunda kalıyorlar.   Evet böylesine ağırlaşan tempolu günlerin aksine geceler uzun , geceler kalabalık, geceler canlı mı canlı..İlk geldiğimiz yıl Ramazan Ekim ayının sonlarına doğru başladığından daha serin havalara denk gelmişti. Parklar iftarlarını piknikte açan ailelerle dolu olurdu. Açık alanlarda lunaparklar , festival alanları kurulur iftardan sonra herkes akın akın buralara koşardı.. Şimdi ise hava sıcaklığı hala 35 derece civarında seyrettiğinden bu pek mümkün olmuyor. O sokaklara, parklara tasan coşku pek görünmez oldu. Ancak fuar merkezlerinde düzenlenen Ramazan aktiviteleri , çocuklar için eğlence parkları insan kalabalığını içerlere taşıdı... Şimdilerde bu ramazan icin duzenlenmis festival alanları dolup taşıyor... Bu insan seli , sahura kadar sürüp gidiyor..   Asıl çoşku ise camilerde.. Ramazanla birlikte cemmat camilere sığmaz oldu. Akşam namazından önce istisnasız bütün camilerin önünde iftar sofraları kuruluyor. Gücü yeten, insanları iftar vererek doyurmak isteyen hayır sahipleri buralara yemek getiriyor ve bu yemekler iftar sofralarında oruçlarını açacak olanlara ikram edili... Devamı

SEVGILI BABANNEM

2007-10-04 00:20:00

  Bu akşam sevgili Babannem Hak’ka yurdu. 94 yaşında yaşadığı kocaman bir ömrü geride bırakti. Uzunca bir süredir hafızası durmuştu. Hiç kimseyi tanımıyordu. Son iki üç aydır ise yatağından bile çıkamıyordu…   Tam on yıl önce dedemi Hak’ka uğurladığımızda konuşmuştuk da demişti ki:   ” Ne güzel, hastalanmadan , kimseye muhtaç olmadan, elden ayaktan düşmeden sapasağlam Rabbine kavuştu. Keşke bana da böylesi nasip olsa.” Ancak onun imtahanı başka türlüydü. Hepimiz için edinilecek dersler vardı bunda. Önce görme yeteneğini kaybetti, sonar da hafızasını.. Hiç birimizi tanımaz oldu. Sadece eski günleri anlatır dururdu.. Sonra hareketleri kısıtlanmaya başladı. Sonra da bir bebek gibi bakıldı son ana kadar. Rabbime çok şükür yetiştirdiği hayırlı evlatları son anda da hep birlikte yanıbaşındaydılar… Biz hayatın uzun sayılabilecek , bir asıra yakın bir ömrün de geçiciliğini onda gördük. Nasıl başlanıyorsa yaşamaya, tekrar o duruma gelişin gerçekliğini gözledik…   Babannem en çok gezmeyi severdi; önceleri bir odadan öbürüne gtmek için bile büyük çaba harcar oldu, sonrada yataktan çıkamaz oldu..… Her yerde yemek yemezdi, güzel yemek yapar , evde mutfağı kimseye bırakmazdı; sonra önüne ne konursa onu hiç itiraz etmeden , hatta bu nedir diye bile sormadan yer oldu, en sonlarda ise nerdeyse bebek maması gibi ağzına beslenir oldu.. Çok güçlü bir hafızası vardı; öyleki herkes kendi çocuklarının yaş gününü , evlilik yıldönümünü bile ona sorardı; sonra kendi evlatlarını bile tanımaz oldu. Öyle temizdi ki; ya sonra, bütün temizliği için başkalarına muhtaç oldu.. bebek gibi.. İşte insan bebek olarak doğuyor, yaşıyor, yaşıyor….. İhtiyaçları sınırsız…. Sonra işte hiçbir ihtiyacı kalmıyor bir iki yudum ekmekten başka….. “ İnsan bu dünyaya birlikte getirmediğı şeye bel bağlamaz , önem vermez” sözü çınlıyor kulaklarımda. İşte yaşam böylesine çekiliyor insanın üzerinden…. &nbs... Devamı

SIYAH BEYAZ DUNYA

2007-09-28 02:00:00

Güneşin son ışıkları yavaş yavaş çekiliyor ,… Penceremin önünde iftar saatini bekliyorum. Bu gün havada tek bir bulut yok. Kuvvetli rüzgar, sis ve nem perdesinide alıp götürmüş. Bu net havada günbatımı.. Allahım bu ne inanılmaz renk cümbüşü.. Gökyüzünün mavisine güneşin turuncu – sarı işin hüzmeleri karışmıs. Ufuk çizgisi adeta alev alev… Yemyeşil çimenlerin , hurma ağaçlarının üzerine vuran turuncu gölgeler onlara büyülü bir güzellik katıyor.. Gözlerimin önünde yaratılışın muhteşem mucizelerinden birini seyrediyorum..   Birden aklıma on yaşlarındayken evimize ilk kez giren televiziyon geliyor. Şimdi çocuklara anlatsak gözlerinde canlandıramayacaklar belki ama o zamanlar televiziyonlar siyah beyazdı ya , onu düşünüyorum. Sanki bir film gibi seyrettiğim günün son ışıklarını bir siyah beyaz Tv de seyretsem bu coşkuyu hissedebilirmiydim?… Ya da Rabbimin yarattığı bu güzelliklerin farkına varıp böylesi tefekkür edebilirmiydim.? Sanmıyorum, hatta kesinlikle hayır.. Her ne kadar herşey kesin hatları ile siyah ve beyaz değilse de gri tonlar bile yetmezdi bu muhteşem güzelliği farkettirmeye… Rabbim nasıl da muhteşem yaratmış gözümüzü.. ve de renkleri… Yarattığı ve güzelliklerle donattığı dünyayı ve nimetleri gorebilmemiz ve güzelliklerini farkedebilmemiz için de renkleri yaratmış. Ve bizlere verdiği gözler ile de bu muhteşem görüntüleri idrak edebilmemize , coşku ve mutlulukla tefekküre yönelmemize olanak sağlamış.. Rabbim gönül gözü de açık olanlardan eylesin inşaallah.   Bazen günlük yaşamda da siyah – beyaz görüyoruz herşeyi . Yaşamın o çılgın ve coşkulu renklerini bırakalım bir kenara , grinin tonlarını bile farketmiyoruz maalesef…   Geçtiğimiz gün elsanatları kursumda bir taraftan elimizdeki işleri boyamaya çalışırken bir yandan da muhabbet ediyoruz hanımlarla… Konu Mübarek Ramazan ayına geliyor doğal olarak. Silvana bana doğru eğiliyor hafifçe: “ Ben de İslama dönmeyi düşünüyorum bu günl... Devamı

MEDYA NIN OLUMLU GUCU

2007-09-26 09:01:00

Bu sabah erkenden internetin basindayim. Hani bazen insan kendini kuslar gibi hafif hisseder,  yasamanin o karsikoyulmaz sevinci sarmis her yanini.. ici sevgi dolu tum dunyaya ... Iste bu sabah boyle uyandim ben de.. Sukurler olsun Rabbime ... Birden farkina vardim hersey dusunce de baslayip orada bitiyor.. Dunyayi cennete ceviren de biziz cehennemde yasayanda..  Nasil dusunuyorsak oyle davraniyor, nasil davraniyorsak oyle karsilik buluyor , vede yaydigimiz ruh haletinin icinde ya ah vah diyerek surunuyor yada inanilmaz bir huzur ve sevinc ruzgarinda savruluyoruz....   Hani arada sirada Tv den bahsedip programlarini elestirirdim ya. Cocuklar (hatta biz yetiskinler ) uzerindeki olumsuz etkilerinden yakinirdim.. Iste son gunlerde  gorsel medyanin insan uzerindki etkisini daha yakindan izlemek olanagini buldum..   Bildigimiz  gibi cocuklara dogruyu sadece ogut vererek, sunu yap bunu yapma diyerek, davranis bicimlerini elestirerek ogretemiyoruz. Yasayarak, ornek olarak, hissederek , hissettirerek ogretmek gerekiyor.   Birkac gundur buradaki Tv kanallarinda bir tanitim gosteriliyor. sadece 3 dakika kadar suruyor. ama programlarin , filimlerin aralarinda cok yogun bir sekilde ekrana getiriliyor.. Yeni baslatilan bir yardim kampanyasi bu.. 6 hafta suresince insanlardan yardim toplamayi ve bununla dunyanin ihtiyac duyulan bolgelerinde ( Dogu Avrupa- Bosna Kosova , Afrika , Somali Senegal, Asya ulkeleri Endonezya gibi ) egitim imkani olmayan , hayatlarinin basinda ziyan olup giden cocuklar icin okullar yaptirip , okullara surekli kitap ve malzeme destegi saglayacak bir fon olusturmayi hedefliyor.. Ancak tanitim cok etkili duzenlenmis. Once kampanyanin acilisinda konusma yapan buranin devlet baskaninin konusmasindan cok kisa birkac cumle gosteriliyor sonra insanlarin normal yasamlarinda kendileri icin satinalmaktan cekinmedikleri bir urun (keyfi satinalinan bir sey)  ve kac para oldugu gosteriliyor..Sonra da ayni pa... Devamı

RAMAZAN ANILARI

2007-09-15 07:02:00

On beş yıl önce, İngiltedeyim. Dil okulu için gitmiştim ve pansiyoner olarak bir evde kalıyordum … Ev sahibi bayan 50 yaşlarında İngiliz , beyi Fransız… Brezilyalı bir kızla aynı odayı paylaşıyorum. Bir başka odada ise Japon bir kız daha kalıyor. Birbirimize alışmaya ve yarıbuçuk dilimiz ile anlaşmaya çalışıyoruz. Ev sahibimiz her sabah kahvaltımızı ve akşam yemeğimizi hazırlıyor . yemekten sonra sofrayı kaldırmaya yardım etmek istiyorum. "hayır gerek yok bu benim görevim diyor' İsrar ediyorum Evde de hep böyle yaptığımı burdada kendimi evde gibi hissetmek istediğimi söylemeye çalışıyorum. Zorla kabul ediyor.   Bir buçuk ay kadar sonra Ramazan Ayı geliyor. Kadıncağıza gidip oruç tümam gerektiğini bunun için de sabah yemek hakkım olan kahvaltımı yatmadan önce yada gece yiyip yiyemeyeceğimi soruyorum. "Peki olur diyor sen bana ne zaman başlayacağını söyle ." "Ama diyorum biz bütün gün yemek yemiyoruz , akşam yemeğini ise tam hava kararacak olduğunda yiyiyoruz. Sizin yemek saatine hiç uymuyor ben sizden yaklaşık bir buçuk saat sonra yemeliyim. Siz benim payımı ayırırsınız ben de sonra ısıtır yerim." Ona da tamam diyor. Çok seviniyorum. Gerçekten de söylediğim gece saat 12 de kadıncağızı mutfakta bana kahvaltı hazırlarken buluyorum.   Ertesi akşam yemeğimi tek başıma hava kararınca yiyiyorum. Sabah ev sahibim beni yanına çağırıyor, bir kağıt uzatıyor hayretle bakıyorum bir ımsakiye… Kocasının işyerinde bir müslüman varmış ondan istemişler ben yemek saatlerimi daha iyi bileyim diye..... Çok seviniyorum, teşekkür ediyorum. Elimden ımsakiyeyi alıp buzdolabının üzerine aşıyor "Biz dün akşam öbür kızlarla ve eşimle konuştuk ve bir karara vardık. Seni yemek için öyle tekbaşına bırakmak , sonra yanlız yemen içimize sinmedi. Her akşam yemeği bu saat takvimine göre hazırlayacağım sen de bizimle birlikte orucunu açar yersin "diyor. Şaşırıyorum. Teşekkür ediyorum.    Gerçekten de Ramazan boyunca her akşam ımsakiyeye göre yemek hazır... Devamı

HAYIRLI RAMAZANLAR

2007-09-13 12:45:00

İşte günlerden beridir hasretle beklediğimiz mübarek ramazan ayına kavuştuk... Bu günlerdeki maneviyat ve coşku ne büyüktür değil mi? küçüklüğümüzden beridir bir coşku , bir heyecan... Hatırlarım da daha okula bile gitmezdik belki , Ramazan da bizi sahura çağırmayacaklar diye uykumuz hafiflerdi adeta, mutfaktan gelen tıkırtıları duyduk mu uykulu uykulu sofraya gelir otururduk. Oruç tutmasak da sanki o sahur yemekleri dünyanın en eşsiz yiyecekleriydi. Kaçırmak istemezdik... Sanki taze pişirilmiş pilavın kokusu da bir başkaydı , üzüm hoşafı da.. Normal günde hiç yemezdim hoşaf ve kompostoyu ama sahurda ne tatlı gelirdi..   Sonra zaman geçti birer ikişer gün başladık oruç tutmaya.. Kendimize güvenimiz bir arttı ki sormayın.. Annem sabah evden cikarken iyice tembihlerdi , kimse ile tartışmayın, sakın olaki kötü bir laf söylemeyin, kimsenin kalbini kırmayın oruçunuz bozulur sonra diye... Sanki her yanımızı saran meleklerin hafifliği ile kendimi bulutlara yükselmiş hissederim, ayaklarım yere değmezdi bütün gün.. Hele o iftar sofrasını hazırlamak , ne zevkliydi.. Babamın isten gelişini beklemek için pencerenin önündeki yerimi alırdım. Bakardım zengin fakir , kim olursa olsun elinde ufacık da olsa bir paket, bir pide evine doğru koşar adım geliyor... Herkeste bir huzur ve mutluluk hissederdim.. Kalem gibi göğe uzanan minarelerdeki kandillerin yanmasını heyecanla seyreder , ezan sesiyle sofraya koşardık. Hayattaki en lezzetli yemeklerdi onlar.. Hele birde iftara gidilmişse, yada iftara misafir çağrılmışsa sevincimiz , mutluluğumuz daha da katlanarak buyurdu... Sevinci, coşkuyu, ekmeği paylaşmanın bereketi nasıl arttırdığına sahit olurduk.   Bir bayram tatili için ramazanın son günlerinde Bursa’ya dedemlere gelmiştik , Bayram alışverişi için çarşıya çıktığımız gün epey yorulmuş ve susamış olarak eve donduk. İftara daha iki saate yakın zaman vardı.. Bendeki açlık ve susuzluk had safhaya varmıştı.. İçim kazınıyordu, boğazım kurumuştu. O sene ilkokul 4. sını... Devamı

INANAN DAGLARI DEVIRIR

2007-09-10 06:02:00

Rabbim kismet etti Umre yapmak, o maneviyati tarif edilmez, muhtesem diyarlari gormek nasip oldu.   Mekke'de Mescid-ul Haram'in icinde tam da Kabenin kapsinin karsisinda oturuyoruz. Insanlarin akin akin gelerek tavafa katilmalarini , Kabenin uzerinde donerek ucan kuslari seyrediyorum.  Elimde buraya gelirken seyahat acentasinin hediye ettigi umre hakkindaki ingilizce kitap var. icinde bu ibadetin butun ayrintilari ve yapilmasi tavsiye edilen dualar var hem de latince yazilislariyla. . Bi ara dalmis okumaktayken bir sesle kendime geliyorum. Bakiyorum yanibasimda ince uzun bir genc kiz. Elindeki kagidi bana uzatiyor, bir yandan da ingilizce olarak ‘Merhaba bunu almak istermisiniz?’  diyor…  Elimi uzatip kagadi aliyorum. Esma-ul Husna yazdigini goruyorum. Tesekkur ediyorum. O gitmiyor , soruyor: “Ne oldugunu okuyabiliyormusun” “ Evet biliyorum Esma-ul Husma bu “ diyorum. Israr ediyor; “okuyabiliyormusun” Hay Allah anlamadi galiba diyorum. Tekrar evet diyorum ve cok tesekkur ediyorum… O gozlerini dikmis oylece bana bakiyor. Yineliyor sorusunu : “Kur’an okuyabiliyormusun’………  Bu israr beynimin icinde yankilaniyor dalga dalga, basimi kaldirip gozlerine tekrar bakamiyorum… Acaba devekusu gibi basimi kumlara mi gomsem… Niye israr ediyor simdi durup dururken, tesekkur ettim ve aldim,  niye uzaklasip gitmiyor. .. Vicdan muhasebemi niye daha da zorlastiriyor boyle… Evet benim de cogu kez kendi kendimle hesaplastigim bir konu bu.. Ezbere bildigim, cokca dinledigim ve ogrendigim sureleri, Yasini okuyabiliyorum da,  birisi okurken takip edebiliyorum da neden soyle bir yerinden aciverdigimde okuyamiyorum, takilip kaliyorum, zor geliyor.. Hep calisacagim, yapacagim diyorum da birsuru malayani sebepten erteliyorum.. Neden  su anda etrafimdaki yuzlerce insan rahatlikla duvardaki raflardan br Kur’ani-i Ke... Devamı

CANAKKALE- GELIBOLU SEHITLIKLER

2007-09-06 00:07:00

        ÇANAKKALE   Bu yaz Türkiye de yaptığımız gezilerin en anlamlısı şüphesiz Çanakkale’ye yaptığımız yolculuktu.   Sabah İzmir yolundan Çanakkale’ye doğru ilerlerken memleketimin o eşsiz güzellikteki doğasını doyasıya seyrediyorduk. Dantel gibi kıyılar, o gri yeşil zeytinlikler, yemyeşil dağlar… Kaz dağlarını geçerken zamanımızın kısıtlı olmasına hayıflandık. İnşallah Rabbım bir başka zaman da oralarda birkaç gün geçirip gizli güzelliklerini keşfetmemizei kısmet eder.   Kaz dağlarından sonra yolumuzun üzerinde yer alan Ezine’de konaklamadan edemedik… O tadına hiçbir yerde raslanamayan , leziz Ezine peynirini tatmadan olmazdı. Fırından aldığımız sıcacık ekmek ile yediğimiz beyaz Ezine peyniri gerçekten muhteşemdi.. Bu arada Domates reçelini, zeytin reçelini ve de zeytin çiçeği kolonyasını keşfettik. Harika lezzetler ve nefis bir koku.   Yemyeşil yollarda ilerleyerek Çanakkale’ye yaklaşırken bizi bir tarihin beklediğini biliyorduk elbet. Biliyorduk ama….   Çanakkale sevimli bir Anadolu şehri sıcaklığı ile kucakladı bizi. Dar caddelerine trafik sığmaz olmuş meğer… Yol işaretlerini izleyerek arabalı vapur iskelesine ulaştık. Yolda bilgi sorduğumuz birisi esas şehitlikler karşıda demişti.. Eceabat’a geçmeniz lazım…   . Arabalı vapur çok geçmeden yanaştı ve biz o muhteşem Canakkale boğazının nefis görüntüleri eşliğinde karşıya geçmeye başladık.. Az ilerde Dağın üzerindeki  Dur Yolcu   yazitini resimlemeye çalışıyorduk..   Aslında itiraf etmeliyim ki Gelibolu yarımadası hakınnda gerçekten çok cahilmişim… Evet burada yatan tarihi, o emsalsız Çanakkale Savaşlarını, yatan binlerce şehidi biliyordum, biliyordum ama , beni bekliyen sadece denizen iki yanına sıralanmış birkaç şehitlik , müze ve bir anıt sanıyordum…. Ne gaflet..   Cocuklugum aklima geliyor. Koca babanne -annemin babannesi- kardeslerini Canak... Devamı

MERHABA

2007-09-05 07:46:00

Butun blogcu dostlara ve gonul dostlarima tekrar merhaba. Iki ay kadar suren uzun bir aradan sonra yine sizlerle olmaktan sevinc duyuyorum. Turkiye'de gecirdigimiz tatil suresince internet ortamindan uzak kaldik. Ancak yeni yerler gorduk , yeni dostlar yeni deneyimler edindik. Bunlari sizlerle zaman icinde paylasmak arzusundayim. En kisa surede gorusmek uzere.. Rabbime emanet olun     Devamı

BİRİCİK KARDEŞİM

2007-07-07 20:46:00

Bu sabah Gemlık'ten Bursa,ya doğru yol alıyoruz.. Yolun sol tarafında geçen hafta yanan cam ormanından artakalan agaçları gördüm... Kara kapkara kesilmişler.  Bir gün önce neşeyle dallarını hışırdatırlarken, dallarında yuvalanmış kuşlara böceklere ev sahipliği yaparlarken, gölgesinde insanları ağırlarken, yeşil yemyeşil bir kadife gibi uzanırlarken bu gün kararmış , yanık kahve renkli yüzleriyle bakıyorlardı bana dayanamadım... Birşeyler koptu yüreğimden.. Yangın yol kenarına kadar inmiş neredeyse.. Kimileri yarı yanmış çamlar... yeşil olan yarısı  yanık dalların arasından hayata sarılmaya çalışıyor gibiydi... Ah!! ben,im gönlüm de yangın yeri gibi bu gün...    Bu günler rahmetli kardeşciğimi Hak'ka uğurladığımızın 8. yıldönümü.. Onu ziyarete gidiyorduk bu sabah...    Onu Öyle sevdim ki ben bir annenin çocuğunu sevdiği gibi... Beş yaş küçük benden..Annem ve babam hastahaneden eve donduklerinde onlari kapida karsilamistim. Kapidan iceri girdiklerinde annem kucaginda kundagina sarili uyuyan bebegi benim kollarimin arasina birakti ve “Bak kizim bu senin kardesin ondan artik sen sorumlusun, yemesine icmesine , uyumasina yardim edeceksin , bu bizim bebegimiz “ dedi. Hic unutmadigim o sahnede kucagimdaki minik bebek daha gözlerini açmaya çalisiyor ve bana bakıyordu. Evet onu hep cok sevdik ve ben onu büyük bir ihtimamla baktım, büyüttüm, birlikte büyüdük, oynadık, yaşadık, dertleştik, paylaştık. Birbirimizi hiç kıskanmadık, birbirimize hic bağırmadık, hiç küsmedik, incinmedik, incitmedik. Can yoldaşı , sırdaşı olduk. Annem hala soyler “Ben cocuklarımın ömür boyu tartıştıklarını hiç görmedim” diye. Burdaki giz neydi. Önce sevgi tabi, ama bir de sorumluluk. Cünkü bana ondan sorumlusun demişlerdi. Beş yaşındaydım oysa… Birbirimizden hep sorumlu olduk ilerleyen yıllarda. Onun icin hiç rakipmis gibi hissetmedik birbirimizi. Birşey alınacak oldugunda ben önce kardeşime alınsın derdim , o once abla... Devamı

HUZUR ELLERİMİZDE

2007-06-29 16:15:00

Bütün gönül dostlarına hayırlı Cumalar dileyerek başlamak istiyorum bu sabah.... Rabbim bu sıcak günlerde ferahlık ve huzur nasıb eder insaallah..   Son günlerde içinde bulunduğum ortamlarda bir şeyi daha yakından gözlemledim ve paylaşmak istedim.. insan kendi huzurunu ve mutlulugunu hatta kendi sağlığını bile kendi elleriyle şekillendiriyor.. Tabiki Rabbim nasıl nasib ettiyse o doğrultuda oluyor ama mutluluk da mutsuzlukta bizim davranışlarımızın yansıması olarak bize dönüyor.. Bakın basit bir örnek vereyim buna.. Son zamanda Türkiyemiz çok çok sıcak günler yaşıyor. Son 20 yılın en sıcak yazı deniyor. Hatta istanbul için son 70 yılın en sıcak hazıranı dendiğini duydum.. Fakat bir dikkatettim herkesin dilinde sıcaklar... kime bir söz söylesen cevap 'çok sıcak'  'of ... pof... uyuyamıyorum.. nefes alamıyorum.... bugun felaket. daha sıcak...' evet durum hakikatten zor.. İnsanı etkiliyor... Yaşamı zorlaştırıyor... ama aklınız bunda olduğu sürece , konu hep bu olduğu sürece , haberlerde herdakika bu dinlenildiği sürece sanki sıcak hava daha da ısınıyor... İki kat fazla terliyor insan.. nefesi daralıyor... Biz oturduğumuz yerde bu havayı mayısta yaşamıştık.. Şu anda cok cok dahafazla sıcak var oralarda.. gittiğimizde bize de dayanılmaz gelmişti.. ama yapacak birşey yok.. Alıştık.. birlikte yaşamayı öğrendik.. Sakinleştik.. vücudumuzu , nefesimizi kontrol etmeyi öğrendik, korunmayı öğrendik ister istemez.. tabiki kilmalı ortamların çokluğu yardımcı oluyor ama bir o kadar da dışarıda çalışanlar ve dışarıda olması gerekenler var o memleketlerde de... onları düşününce şükretmek gerekiyor..   Neyse biz konumuza dönelim.. İnsan kendini neye şartlar ve sürekli onu düşünürse , düşündüğü gözünde büyüyor büyüyor aşılmaz dağlar gibi oluyor..  Bu sadece sıcaklar için değil elbet.. bu sadece örnek.. diyelim ki bir sorumuz var, biriyle anlaşmazlığımız yada kırgınlığımız, ya da bize yapılmış haksız bir davraniş... Ne kadar anl... Devamı

HER OLAYDA BİR HAYIR VARDIR-GERÇEK HİKAYE

2007-06-27 14:08:00

Dün akşam üzeri gerçek bir olayı dinledim sevgili İkbal Gürpınar'ın programında, Kendisi o güzel uslubu ile Sayın Öznur Hocamızdan naklediyordu.. Belkide sizler de dinlediniz  ,yada sizlerin de  bildiği bir hikayedir ama beni gerçekten etkiledi.. Bazen insan her olanda bir hayır olduğuna inansa da hayatın akışına öyle bir kaptırıyor ki kendini , olumsuzluklar karşısında yelkenleri suya indiriveriyor, ümitsizliğe kapılıyor, dövünüyor, yakınıyor, hayata küsüyor belki de isyana kadar gidebiliyor Allah korusun...    Bir hapisanemizde geçiyor olay.. Hapisanedeki mahkumlara dini konularda bilgiler veren, ve tövbeyi , pişmanlığı, hayata yeniden başlamayı anlatmaya çalişan kısacası onlarla rehabilitasyon çalışmaları yapan bir ilahiyat hocası anlatıyor...  Kadın mahkumlarla birbir görüşürken birisi dikkatini çekiyor. yeni bir mahkum bu, içe kapalı , ketun fakat depressif bir görüntüsü var. Onunla başbaşa görüşüyor ve sırrını öğrenmeyi başarıyor. Bu mahkum hanım başörtüsünü açarak kemoterapi nedeniyle saçsız kalmış başını gösteriyor ve anlatıyor; kendisi kanser hastası , ameliyat olmuş, tedavi uygulanmaya başlamış ama pek olumlu sonuçlanmamış... Zaten maddi olanakları hiç yok, tedavinin devamı imkansız ... Bu arada kardeşi bir gasp ve yaralama olayına karışıyor.. Aile toplanıyor kardeşini korumaya karar veriyor bu kızcağıza da " sen zaten ölüyorsun kaybedecek birşeyin yok suçu sen üstleneceksin " diyorlar. Hem fiili hem de vicdani baskı sonucu suçu üstleniyor ve hapise giriyor , böylece tedavi imkanı olmayan hastalığı ile birlikte tamamen kaderine terkediliyor.. ailesinin onu feda etmeleri ve bu kendine reva görülen davranış onu iyice yıkıyor , tamamen hayata küsüp içine kapanıyor.. Hocamız ona verdiği söz üzerine kimseye kızın suçsuz olduğunu söyleyemiyor ama onu ikna ederek hiç olmazsa hastalığını hapishane müdürüne açıklamasına yardımcı oluyor.. Hapishane müdürü devreye giriyor ve hastalığı ağır şekilde seyreden hükümlü ba... Devamı

MEMLEKETIMIN YOLLARINDA - OLYMPOS

2007-06-25 17:37:00

Evet önceki yazımda da söz ettiğim gibi buralar gerçekten eşi az bulunur güzellikte.. Sabah kuş sesleri ile uyanmayı, serin çam havasını soluyarak uzun yürüyüşler yapmayı, yürüyüş sırasında bir kara kaplumbağası ile yarenlik etmeyi çok özlemişiz. Üstelik bu güzelim doğa harikasında yürüyüşünüz sırasında kuzuları keçileri, tavukları  ziyaret edebiliyor, ertafımızda dolaşan keklikleri , salınarak gezen tavuskuşunu fotoğraflayabiliyoruz.  Aşağıda denizkenarı 40 derece sıcaklıkla kavrulurken , biz az yukarıda , çam korusunun içinde serin esen rüzgar eşliğinde kahvaltı edebiliyoruz.. Bütün ömrü bu güzellikler içinde geçenler belki de bu duygularımızı anlayamazlar ama , yılın büyük bölümünü yurdundan uzakta , cöllerle çevrili bir şehirde geçiren bizler için bu muhteşem birşey.. Rabbime verdiği nimetler için şükürler olsun.. Aşağıda atölyesinde İsmet hocamız bizi bekliyor... Yine güler yüzü ile bizleri karşılıyor ..Herzamanki gibi çayımızı hemen önümüzde buluyoruz.. İsmet Bey yıllardır burada... Uzun seneler önce Kosova'dan kalkıp gelmisler hanımı ve iki çocuğu ile.. Şimdi yirmili yaşlarda birer genç olan evlatları da o ve eşi gibi zarif, ağırbaşlı, efendi, kibar ve günümüzde eşi az bulunur şekilde aklıbaşında gençler..  O bulunduğu hiç bir ortama ve insanlara karşı duyarsız değil. Memleketini çok çok seviyor.. Araştırmacı ve sanatçı kişiliği bir araya gelince her bir detayı kaçırmıyor... Etrafımızdakı tablolardan pek çogu doğduğu şehri, yolları, arnavut kaldırımları, Osmanlı camileri, güzelim köprüleri ile o ecdad yadigarı güzelliklerin hikayesini anlatıyor bizlere.. Ayrıca tarihi bütün belgeleri eşyaları topluyor İsmet bey, tercüme ediyor, ettiriyor, resmediyor.. bir bakıma tarih yazıyor... En büyük hayali ve isteği ise doğduğu topraklarda, şehrinde bir müze açıp onlara kendi tarihlerini hediye etmek... Şimdilerde yaşadığı köyü için de aynı duyarlılık içinde.. Bize etraftaki bütün tarihi ve doğal güzellikleri anlatıyor bir bir.. Onun rehbe... Devamı

MEMLEKETİMİN YOLLARINDA-ÇAMYUVA

2007-06-24 12:25:00

  Memleketıme ulaşalı yollarına düşeli neredeyse on gün oldu. Bu süre içinde her türlü teknolojiden de uzak kaldığımızdan bu satırları yazmaya ancak fırsat bulabildim... Aslında her an içimde yazama iategi vardı ama güzellikleri içimize sindirmek hemde doyasıya yasamak belki de depolamak ıstedığimizden buna fırsat bulamadım. Istanbul a ulastığımız gece Antalya ya doğru otobusle yola devam ettik. Uzun fakat cok rahat ve zevkli bir yolculuktu. Otobüsümüz sabah saatlerinde kalacağımız yerin kapısında indirdi.. Bu arada gercekten otobuste calısanları tebrik etmeliyim. butun gece boyunca yolculara büyük bir sabır ve saygı ile hizmet ettiler. Rahat edebilmemiz için ellerinden geleni yaptılar. Bize sonunda "Işte müşteri memnuniyeti budur "dedirtmeyi başardılar.. Uçak yerine otobüsle yola devam etme riskini aldığımız zaman bu kadarını beklemiyorduk doğrusu..   Evet , uzun bir yolculuğun ardından o cennet vatan parçasına ulaşmıştık. Geçen yıl ilk görüşte vurulduğumuz yer burası.. Mis gibi çam kokan, o koyu gölgeler arasında serın tepede yer alan  minik taş evler...  İçinde herşey, tüm eşyalar dogal agaç ve taştan yapılmış .. Minik evin onunde minik bir bahçe yine çam ağaçları ile çevrilmiş korunun içinde.. Günün her saati cır cır böceklerinin sesi... Ne de çok özlemşiz... Derin derin nefes alıp adeta depoluyorum bu mis gibi havayı...  Asagıda yolun girişe yalım Ecodemia yı keşfediyorum  akşamuzeri... Geçen yıl da giderayak bulmuş ama pek de detaylı görüşememiştik sanatcısı ile.. İsmet bey elindeki kitaba dalmış okuyordu biz yanina yaklaştığımızda.. Bir kısa tereddütten sonra hatırlayıverdi geçen yıl yaptığımız görüşmeyi.. Nazik, hassas, kibar, düşünceli tam bir sanatçı  duruyordu karsimizda... Buradaki atölyesinde yaptıgi resimleri, gravürleri, değişik çalışmaları... İşte yine burada da kendimize göre bir yer bulmuştuk.... Günün o sıcak saatlerinde bilgilerimizi düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz, çok şeyler ... Devamı

Tatil

2007-06-14 06:57:00

Bu gun tatil icin Turkiye'ye dogru yola cikiyoruz. Insaallah 2 ay boyunca memleketimin degisik sehirlerinde tatilimizi gecircegiz. Memleketimin tasi topragi, ovasi dagi gozumuzde tutuyor. Hayirlisiyla ozlemimizi gidermek kismet olsun. Bu arada bolgumdan biraz uzak kalacagim. Firsat buldukca izlenimleriizi aktarmaya calisacagim. Bakalim Mevla neyler , Neylerse guzel eyler..   Devamı

BIR VELI - VEYSEL KARANI

2007-06-10 22:38:00

Veysel Karani veya diğer adıyla Üveys Hazretleri Yemen taraflarında kum dağlarıyla çevrili kurak bir belde olan Karen’de yaşamış bir Peygamber aşığıdır. Belde sakinlerine çobanlık yapan Üveys, garip biridir. Dünyadadır, ama ne dünyalığı vardır, ne de dünyalık gibi bir kaygısı. Güttüğü develer için ücret istemez. Verenden alır, vermeyene sormaz. Adı üzerine çobandır işte, fakirdir. Ama iş cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacakçok şeyi yoktur, ama hayırda daima başı çeker, halinden memnundur. Sessiz, dostları arasında yalansız, dolansız bir hayat sürer. Issız vadilerde, kaya kovuklarında ibadet eder. İnsanlar ona hep divane gözüyle bakarlar, ama o hiç mi hiç aldırmaz.   Veysel Karani Hazretlerinin çok yaşlı bir annesi vardır. Hem kör, hem de kötürümdür. Hazret onun eli ayağı, gözü kulağıdır. Yedirir, içirir, her hizmetine bakar. Ne derse, ama ne derse yapar. En olmayacak arzularını bile ikiletmez. Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine. Tabiri caizse, anasına kölelik eder. Bir gün anası odasının kapısı aralık kalsın isteyince Üveys Hazretleri saatlerce kapıyı aralık tutabilmek için uğraşır.Veysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez. O, gün boyu zikreder, af diler. Ümmet-i Muhammede dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani Hazretlerinin tek arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Serveri görebilmek. Efendimizi düşündükçe içi sızlar, anlatılamayan duygularla dolar taşar...Ve gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur. O’nu bir kerecik olsun  görebilmek, bir soluk olsun sohbetinde bulunabilmek sahabe denilen kutlu kadroya dahil olabilmek diler.Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp boynunu büker. Mahzun bir üslupla İstiyorsan git! der, Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?   Üveys hasretini yüreğine gömer. Bir daha bu konuda tek kelime etmez. A... Devamı

CAMIN ARDINDAKI KUM FIRTINASI

2007-06-05 11:27:00

  Son zamanlarda pek kafamı toparlayıp birkaç satır yazamıyorum. Nedendir??? Hızla bastıran sıcaklar… Okulların son döneme yaklaşması… Tatilin kapıya dayanması…Internetten takip edebildiğim kadarıyla Türkiyemin içinde bulunduğu siyasi durum…. Kafamı karıştıran, duygu ve düşüncelerimi bir türlü düzenlememe fırsat vermeyen sebepler zinciri..   Şu anda sabah saatleri… Siddetle hissediyorum ki dışarıda şimdiden 45 dereceyi bulan hava sıcaklığı ve nem oranı bu konuda basılıca sorumlu.. İnsan kolunu kıpırdatmak bile istemiyor.. Boşuna değil bu ikimlerin insanlarının rehavetli yapısı… Bizde buralarda dinamikliğimizi mı kaybediyoruz nedir..   Birden farkettim ki insan iradeli davranmadıktan sonra onu yapacağı isten alıkoyan sebepler çok.. Bahaneler saymakla bitmiyor.. Sadece bu bile bizim hedeflerimizden vazgeçmememize, yılmamamıza basılıca bir sebep değilmidir..   O zaman hadi bakalım, silkinelim şu rehavetten, bir bardak demli çay elimde oturayım penceremin önüne..   İki yıl önce ev değiştireceğimiz zaman bu daireye bakarken, ilk bu pencereden baktığım günü hatırladim.. Aman Allahım bu ne muhteşem güzellik, ne harika manzara ,bana kısmet olurmu acaba burada oturup bir bardak cak içmek demiştim.. İki yıldır gün doğusunu, günbatımını sayısız kez seyretmek nasip oldu.. acaba artık sıradanlaştı mı ?.. İnsanoğlu ne ilginç bir varlık.. En imkansız görülen , en çok isteği şey bile ,sahip olduğu an o büyüsünü yitiriyor. Zamanla önemsizleşiyor, göz alıştığı şeye öyle hayran bakmıyor artık…   İşte yaşamın , mutluluğun, sevginin, inancin, şükrün, ve ilahi aşkın sırrı burada yatıyor galiba… Bakmak ile görmek arasındaki farkta.. Baktiğini görmek , gördüğünde güzelliği sezmek, güzellikte ilahi kudreti keşfetmekte… İnsan her güzellikte, hatta her güzel olmadığını düşündüğü zerredeki ilahi kudretin sırrına erse, farkına varsa , gözündeki o at gözlüğünü çıkartmayı başarsa da işin özune dals... Devamı

CAMIMDAKI MINIK KUS

2007-05-30 09:09:00

Bu Sabah kuşlar gibi hafif uyandim.. Hani bazen insanın içi kıpır kıpır olur ya. Sanki üzerinden yükler kalkmış , hafiflemiş gibi… Tam sabah işlerimi yoluna koymaya , evi toplamaya çalışıyordum ki baktım pencerede bir tıkırtı..Sanki ruh halimi anlarmış gibi minik bir kuş konmuş pencerenin kenarına şarkılar söylüyor. Kaçırmamak için yavaşça yaklaşıp seyrettim.. Nede ürkekti, ama sevgi doluymuş gibi geldi.. Neden ? Acaba ben öyle hissediyorum de ondan mı öyle düşündüm.. Hani insan karşındakini hep kendi gibi bilirmiş ya..!! Ne zamandır koşuşturmaktan kendimi dinlememişim galiba… Hayatı tempolu yaşamayı seviyorum. Durağanlık bana göre değil… Ama bu sabah hoşuma gitti sakin olmak dilimde bir ilahı ; gör bak Yunus ne söyler   Bir nazarda kalmayalım gel dosta gidelim gönül Hasret ile ölmeyelim gel dosta gidelim gönül Gel gidelim can durmadan suret terkini urmadan Araya düşman girmeden gel dosta gidelim gönül   Dedim ya galiba yorulmuşum son zamanlarda,.. Bazen insanlar yoruyor… Yani insanlarla insan gibi yaşamak da yorucu olabiliyor.. İnsanoğlunun nefisle olan mücadelesini karşıdan seyretmek ve göz göre göre bazen yardımcı olamamak .. bazen de çok fazla bildiklerini düşünüp cehaletin içinde yuvarlananları düştükleri kuyudan çıkaramamak ..   Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir Dört kitabın manisi, bellidir bir elif te Sen elif dersin hoca, manisi ne demektir   Diyerek uyarmış koca Yunus   Aslında sükut belki de en iyisi diyorum böyle zamanlarda sükut edip sadece davranışlarla insanlara doğru bildiğini gösterebilmek.. Tabi anlayana.. Zaten herkese anlatabildiklerin onların anlayabildiği kadar değilmidir.??.   Bezan gerçekten moralım bozuluyor, etrafta insanın canını sıkacak o kadar çok şey varki.. Ama bakıyorum yine yüzyıllar önce de farklı değilmiş ki.. Bu imtahan dünya varolduğu sürece sürecek.. İnsanın olduğu her yerde nefis iş başında.. En ço... Devamı

DUBAI'NIN TASI TOPRAGI ALTIN MI GERCEKTEN?????

2007-05-04 18:30:00

  Dubai’nin Taşı toprağı altın mı gerçekten?... Buraya ayak bastığımızdan bu yana bu soruyu zaman zaman soruyorum kendime. Bu aşırı hızlı büyüme nasıl açıklanabilir yoksa. Dört sene önce 750- 800 bin iken nüfus, şimdi 1.5 milyona yaklaşması nasıl açıklanabilir. Her an her yerde mantar gibi yapılan gökdelenler, çöllere inşaa edilen kasabalar, En az bir Dubai büyüklüğünda inşaatı süren yeni Dubai projesi nasıl açıklanabilir… Bazen öyle şeyler duyuyorum ki basından, dünyanın diğer ülkelerinin Tv kanallarından,   öyle özendirerek anlatılıyor ki!!  Hay Allah diyerek hayretimi gizleyemiyorum.. Peki bu kadar insan akın akın buraya göçerken neler düşünüyor, neler hayal ediyorlar..? Gelebilenler neler buluyor buralarda..?  Bu kadar inşaat olduğuna göre gelenlerin büyük kısmı inşaatlarda çalışan işçiler… Onlar bu yüksek imajlı, modern ve zengin yenidünya kentinin en kötü şartlarda çalışan kesimini oluşturuyor aslında.. Toplu olarak getiriliyorlar İşçi kaplarında koğuşlarda kalıyor, sabah gün ağırıken servislerle getirildikleri inşaatlardan aksam olmaya başladığında yine otobüslerle alınıp kamplara götürülüyorlar.. Sonra akşam çalışan işçiler aynı şekilde onların yerlerini alıyor.. Burada inşaatlar gece de devam ediyor.. Ama geldikleri yere, memleketlerindeki ailelerinin durumlarına bakıldığında onlara para kazanip da gönderebilmek hedefine ulaşıyorlar vede seslerini çıkarmadan işlerini yapıyorlar…  Onlardan sonra buralara yine umut içinde gelmiş temizlik işçileri var ki onlarda hemen hemen karın tokluğuna sürekli çalışıyor, oradan buradan kazanip bahsis aldıkları 1 dirhemleri bile biriktirerek, en basit şartlarda hayatlarını devam ettirerek ailelerine para gönderebilme mücadelesi veriyorlar. Çünki onların memleketlerinde insanlar gerçekten ac. Burada hizmetçi ve çocuk bakıcısı olmak ve böyle elemanları getirmek ayrı bir sektor.. Özellikle Filipinli ve Endonezyalı genç kızlar ve kadınlar yoğun bir şekilde böyle isd... Devamı

DUBAI'DE EL SANATLARI KURSLARIM

2007-05-24 00:18:00

  Cok yogun iki haftayi geride biraktik. Yaz ve tatil zamani yaklastikca benim el sanatlari kurslari ve yilsonu sergileri yogunlasiyor. Bazen tempo basimi dondurse de yine her an Rabbime sukurler ediyorum.   Bu son iki haftada epey ilginc ve beklenmedik seyler yasadim. Once Kuveyt’ten bir mail aldim. Bir Misirli Hanim gecen yil bir sergide benimle tanisip kartimi almisti. Yaptiklarimizi cok begenmis ve kursa katilmak istemisti. Fakat Kuveyt’te yasadigi icin mumkun olmamisti… Iste tatli dil, guler yuz, ve insandaki basarma azmi bir olunca neler gerceklesiyor. Beyi bir is icin tekrar buraya geliyor, o da benden bir hafta icinde ozel bir program ile , ozel hizlandirilmis bir kurs istiyor.. Oyle istekli idi ki kiramiyorum.. Hemen aklima onun gbi istekli oldugu halde saatleri uymadigindan kurslara katilamayan baska bir hanim geliyor… Ona da haber veriyorum.. Boylece bir hafta yogun ama harika urunler ortaya cikaran bir kurs gerceklestiriyoruz… Oyle hevesli, isteklilerki ben de sanki elimden gelen herseyi gosterebilmek icin cabaliyorum..Cok sukur herkes memnun , mutlu kursu tamamliyoruz. Yaptiklarina onlar da bende inanamiyorum.. Demek ki istek, caba, titizlik , kararlilik insani kesin basariya goturuyor , engelleri kaldiriyor..   Yine ayni zamanlarda aksamlari da baska bir kursa basliyorum ki onun hikayesi daha ozel.. Gecen ay sonunda buradaki bir devlet universitesinde vermis oldugum el sanatlari derslerinin sergisinde yapilan eserler cok ilgi cekmis ve begenilmisti. Orada tanistigim Hat Muzesinin muduru bana ilginc bir teklifte bulundu.. Dunya muzeler haftasi kapsaminda bir cok aktivite hazirliyorlardi.. Ben onlarin muzesindeki hat eserlerinin resimlerini de ahsap, poselen yada cam objelerin uzerine aktarabilirmiydim… Cok heyecanlandim.. Hat sanati hayranlik duydugum bir sanattir. Onun essiz eserlerini kullanip evimizin bir kosesinde saklayacagimiz objeler yapmak fikri cok guzeldi. Hemen birkac gunde denemeler ya... Devamı

BEGUM KIZIM

2007-05-20 20:26:00

Bu sabah uyandigimda bir an dusundum bu gun bir sey vardi, onemli bir gundu bizim aile icin…. Evet 12 yil once bu gun…. Rabbim buyuk kizimi gondermisti bize… Bebecik tam sabah ezani okunurken merhaba demisti hayata…. Minicikti sadece 2 kilo 700 gram. Onu ilk gordugumde acaba dokunsan biryeri incinirmi , kirilirmi diye korkmustum. Oyle buyuk bir mucize idi ki. Rabbimden mucize istiyenlere….. minnacik eller ayaklar ,minicik burun…. Elhamdulullah hicbir saglik sorunumuz olmadi. Ona, Busra dedik evimize mujdelerele geldigi icin, Begum dedik evimizin prensesi oldugu icin , baharda begum cicekleri gibi actigi icin… Evimize geldigimizde bize birlikte paylasip ogrenecegimiz yepyeni bir dunyanin kapilari acilmisti. Hayatimiza birlikte yeniden bir duzen verdik. Birlik yedik, uyuduk , oynadik, gulduk…. Bir yil dort ay sonra birden bire buyuyuvermisti Begumcuk. Ablaydi artik. Onun gibi bir prenses Banu gelivermisti hemen ardindan. Gercekten adi gibi bir hanimefendi olsun diye Betul ismini de vermistik bu guleryuzli pamuk gibi bembeyaz pembe yanakli bebecige. Onunla evimize ilk adim attigimiz gun, Begumcuk tam 16 aylikti. Hic yadirgamadi ailemizin yeni uyesini. Sanki hep birlikteydik. Birkac ay sonra iki kardes birlikte oynamaya , paylasmaya basladiklari gunden itibaran hersey daha bir eglenceli oldu bizim icin. Ilkokula basladigi gunden beri hic evde tamgun gecirmemis olan ben , artik butun zamanimi bu iki muhtesem emanet ile birlikte geciriyordum. Evimiz bizim herseyimizdi. Cocuklugumu onlarla birlikte yeniden yasadim. Birlikte kucukken hic oynamadigim oyunlari oynadik, sarkilar soyledik, hikayeler okuduk anlattik, yemekler kurabiyler yaptik, babamizi karsilayip soframizi hazirladik…. Bes yil boyunca her ani , tum yasami paylastik. Bu gun, o zamanlar evde cesitli oyunlar oynarken, sarkilar soylerken cektigim videolari seyrediyor, her an icin tekrar tekrar mutluluk duyuyor, sukrediyoruz. Busra Begum artik 12 yasinda… G... Devamı

AFET ANNE

2007-05-15 08:54:00

Son günlerdir oturup yazmaya pek zamanım olmadı .. Yaz yaklaşırken çocukların ve benim kursların yoğunluğu epey arttı. Ancak bu düşünmeme engel değil tabi. Son haftada anneler günü geldi geçiyor derken, kızlarımla çeşitli olayları yaşayıp çözümlerken kafamın içinde hep Annelik, anne merhameti, annelik duygusu , ve bununla ilişkili hikayeler, anılar, yaşananlar … Kısa da olsa hiç olmazsa birini sizlerle paylaşayım istedim.   İzmir Tire’de bir Afet teyzemiz var. Kendisi 80 yaşlarında .. Hoş sohbet, tüm insanlara kapısı açık, sevgi dolu bir teyzecik.. Hatta çocukların Afet ninesı, büyüklerin Afet Annesi. Görmüş geçirmiş , zarif, bilgili, kültürlü bir insan. Yaklaşık 6 sene önce sevgili beyini , rahmetli Burhan Amcayı Hak’ka uğurladı. O gün bu gündür yalnız yaşıyor. Ayaklarından rahatsız olduğundan tek başına dışarıya çıkamıyor, evceğizinde konu komşunun ilgi alakası ile , beyinden kalan dul maaşı ile yaşamını sürdürüyor. Evi bir yeni gelinin titizliği ile düzenli, temiz ve bakımlı.. Koltuklarının üzerine örttüğü bembeyaz dantelli, kanavice işli örtüler bizleri bile özendiriyor.. O herzaman şükrediyor ama Afet Teyzenin gönlünün bir yerinde bir yara her daim kanamakta..  Afet Teyze’nin şimdilerde ellili yaşlarıda olan oğulları bir zamanlar onlara darılmışlar. Miras meselesimidir, para meselesimidir , hanımları mı işin içine karışmış nedir (pek anlatmaz) küsmüşler… Çocuklarını hanımlarını alıp İzmire gitmiş ve yerleşmişler. O gün bu gündür aramaz sormaz olmuşlar. Ne kendileri gelmiş nede torunlarını getirip göstermişler..Oysa izmir bir saatlık yol… Kaç torunu olduğunu biliyor ama küçüklüklerinden sonra hiç görmediğinden onları tanımıyor.. Yıllar yıllar sonra oğullarından birinin kanser olduğunu öğreniyor.. Arıyor ama yinede görüşmüyorlar.. Sonunda oğlu vefat edince cenazesine gidiyor Burhan amca ile .. Sonra gelini tamamen ilişkiyi kesip atıyor.. Diğer oğlu ise Burhan Amca vefat ettiğinde sadece büyük kızını alıp geliyor. E... Devamı

INSAN OLMAK ZOR ZANAAT

2007-05-09 09:08:00

Bazen düşünüyorum da insan olmak zor zanaat.. İnsan topluluğunun içinde yaşamak, diğer insanlarla güzel geçinmek, kimseyi incitmemek, kimseden incinmemek… Her insan başlı başına bir dünya… Bazen olaylara karşındakinin gözüyle bakmak , değerlendirmek ne denli güçleşiyor. Herkesin davranışlarını , düşüncelerini etkileyen o kadar çok sebep var ki.. Doğduğu zaman birlikte getirdiği genetik özelliklerinin üzerine, yaşadığı her an yeni birşeyler inşaa ediyor.. Bebekliklten itiberen yaşadığı her olay onun kişiliğinde bir yapıtası oluyor.. Ve zamanla, içinde besleyip büyüttüğü kişiliği, varsa inancı onun toplum içindeki davranışlarını biçimlendiriyor. Ne tek başına genler sorumlu, ne tek başına aileden aldığı eğitim, ne de inancı.. Hepsi öyle derin bir etkileşim içindeler ki.. Üstelik herşeyin doğrusunu bilmek de yetmiyor.. O benlik , o nefis var ya her yerde zorluyor insani.. Doğru bildiğini uygulama noktasında bir iç savaş yaşanıyor … Hani çizgi filimlerde görürsünüz , benim çok hoşuma gider.. Bir insan tam önemli bir karar aşamasındadır ki , basının iki yanında minik bir melek ve minik bir şeytan belirir. Melek doğruyu ve güzeli söyler ona yönlendirmaye çalışır, Şeytan ise ha bire kötü yönde aklını çelmeye çalışır. Hepimiz her an bu çatışmalar içinde değilmiyiz aslında..   Davranışlarımıza ne kadar dikkat edersek edelim, ne denli hassas olursak olalım, insanlara ne denli değer verir ve onları üzecek yanlış birşey yapmaktan sakınırsak sakinalım yine de kendimizi insanoğlunun bazen hiç beklenmedik tepkilerinden kurtaramıyoruz.. Daha dün bir arkadaşla bu konuyu uzun uzun konuştuk. Kesinlikle çok iyiniyetle yaptığı bir davranış sonucu yanlış anlaşılımış... Devamı

DUBAI'de BIR DOST

2007-05-07 06:23:00

Bu gun size burada tanistigim guzel bir insani, sevgili dostumu tanitmak istiyorum. Onunla ilk kez bir okul toplantısında karşılaşmıştık. Mavi mavi gülen gözlerinden , uçuk beyaz cildinden sarısın olduğu anlaşılıyordu. Konuşmaya başladığında mükemel aksanı ve kibar tarzından İngiliz olduğuna hükmettim. Öylesine arkadaş canlısı ve sarılgandı ki bir saatlık sohbetin sonunda haftasonu buluşmayı ve çocukları birlikte bir oyun ve eğlence yerine götürmeyi teklif ettiğinde hemen kabul ettim. Herhalde çok uzun süredir bu denli pozitif enerji yüklü bir insanla sohbet etmemiştim. Onun bu canlılığı bana da geçmişti sanki.. Haftasonunu iple çektik. Çocuklar oynarken biz de uzun uzun sohbet imkanı bulmuştuk. Merak ettiğim pekçok şeyi kendiliğinden anlatıverdi..Dubai’ye geleli daha birkaç ay olmuştu. Sohbet ederken ,  çok zorlandığını düşündüğüm olayları bile gülümsiyerek anlatabilmesine hayran olmuştum.. Bir de her cümleye başlarken , yada bitirirken mutlaka Rabbını tesbih etmsine… Ya maşaallah, ya inşaallah, subhanallah, ya da bismillah.. Nasıl da güzel söylüyordu, konuşurken hiç bitmesin istiyordum.. Birden bana döndü . “Biliyormusun iki ay kadar önce mutfağı yaktim” dedi. Yine gülümsüyordu.. “Nasıl oldu? Ciddi birşey olmadı inşaallah dedim.. “Elhamdülillah itfaiye 5 dakikada geldi.. Çok şükür hemen müdahale ettiler ve söndürdüler. Gazlı olan fırıda kek pişiriyordum, gaz kaçırmış , sonra da alev almış, perdeler tutuşmuş, birden görüverince hemen çocukları dışarı çıkardım, Sonrada itfaiye çağırdım. Elhamdülillah diğer odalara sıçramadan söndürdüler. Allah razı olsun onlardan.. Zaten böyle birşey bana gerekliydi. Çok şükür fazla birşey olmadı “ diye anlatrken ben hala şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum. O cıvıl cıvıl sesiye anlatmaya devam ediyordu.. “Biliyormusun buraya gelince birden çok sıkıldım, yapacak birşey bulamadım, kızların ikisi okula gidiyor, oğlan bebek , onunla eve tıkıldım kaldim, suratımı astım, şükretmeyi ... Devamı

NEME LAZIM

2007-04-30 12:41:00

Son gunlerde devlet ve yonetim isleriyle ilgili cok konusulur cok soylenir oldu,. Gundemin ana maddesi bu. benim de aklima yuzyillar oncesinden bir hikaye geldi, paylasmak istedim. Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar.     Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi ‘ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendiye gönderir.     “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.     Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:     “Neme lazım be Sultanım!”     Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez.. Yahya efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar:     “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar,Yahya Efendinin Beşiktaş’taki dergahına gelir, sitem dolu sorusunu tekrar sorar:     “Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al !”     Yahya efendi duraklar:     “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”     “İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece neme lazım be sultanım demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”     “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de neme... Devamı

COCUKLAR VE BESLENME

2007-04-27 06:35:00

  Bu günlerde yine çocuklar ve beslenmeleri hatta doğru tabirle sağlıklı beslenmeleri ile ilgili daha çok düşünüyorum.. Maalesef bu konuda endişelerin çok hem de pek çok.. Çünkü burada dışarıda yeme oranı nüfusa göre herhalde dünyanın en yüksek seviyesindedir... Bu noktada çocuklar tarafından en çok tercih edilen yiyeceğin fast food, yanı hazır yiyecekler olduğunu görüyoruz .. İşte hasta bir kuşak böyle yetişiyor.. Bu hepimizin çocukları için geçerli, ve gözlerimizi, kulaklarımızı dört açmamızı, kendimizi de eğitip yemek düzenini tamamen sağlıklı çizgiye çekmek için çoook çaba sarfetmemizi gerektiriyor..   Bakın küçük bir örnek vereyim.. İlk geldiğimiz yıl kızların okulunda yemek ve mutfak dersi vardı seçmeli.. (ilkokul 2. sınıf) Çocuklar meyve salatası, salata, kurabiye gibi şeyler yapıyorlardı derste.. Birgün öğretmen ile konuşuyorum. Çok dertli idi dedi ki "İlk ders çocuklara dedimki kapakları açık ve dolu bir buzdolabı çizin defterlerinize.. Onların yeme alışkanlıklarını öğrenmek için,,, Sınıfın hemen yarısı buzdolabında sadece kola, gazoz, pizza,hamburger, cipş, çikolata çizdi.. İnanabiliyor musun, şimdi bu çocuklara gerçekten sebze ve meyve yemeyi öğretiyoruz"... Bende inanamamıştım.. !!!   Ama şimdi iyi biliyorum çünkü çocukların en sevdikleri onlar diye sürekli böyle besleniyorlar... Evde yemek yapan anne bile çocuk daha iyi yiyor diye sosis, hamburger, patates kızartması, köfte ve makarna yapıyor... Peki ne oluyor???   Çocuk doyuyor pek tabi.. Ama besleniyor mü?.. Hayır.. Sadece gelecekte potansiyel bir kalp, şeker yada kanser hastası olacak zemini hazırlıyor....Dışarıda gezerken çocukların elideki cips paketlerini gördükçe gözüm korkuyor inanın..   Ben en azından çocuklarıme bunu yapmamak için direniyor, onlardan gelen taleplere karşı onlara doğal ve taze yiyecekleri sevdirmek için çaba sarfediyorum.. Çips yerine taze ceviz, fındık, incir, kayısı gibi kuru yemişleri, yeşil sebze ve meyveleri, çorba ve sulu ev yemekleri ye... Devamı

DUBAI'de DORT YIL

2007-04-24 15:25:00

Bu ülkede yaşamaya başlayalı nerdeyse dört yıl olmuş. Akşam bir resim geçti elime daha iyi anladım bunu. Resim bizim balkondan yeni geldiğimiz zamanlarda çekilmis. Aynı açıdan bir resim daha var , henüz bir iki ay önce çekilmis. Arasındaki fark insanı hayrete düşürüyor. Nerdeyse iki katına varan bir yapılaşma söz konusu… İnsan her gun yükselen binalara bakıp bakip “amma da çok yapılıyorlar “ diyor ama gerçekleri görmak için iki ayrı zaman dilininde çekilmiş resimlere bakmak gerekliymiş!… Evet hızla geçtiğini düşündüğüm dört yıl.. Bu ülke böyle; hersey hızlı.. Zaman hızla geçiyor, binalar hızla yükseliyor, hızla birsürü alışveriş merkezi açılıyor, trafik hızla akıyor.. Son 8 yılda nüfus ikiye katlamıs. Şehir belki dört beş kat büyümüş.. Bu hız basınızı döndürmezse sorun yok.. Dubai’de yaşadığımı söylediğimde insanlar “aaa ne güzel” diyorlar.. Dışarıdan gerçekten çok yeni, pırıl pırıl , modern, luks bir görüntü çiziyor.. İnsanın hayallerini gerçekleştirdiği yer diye görülüyor belki de… Aslında da öyle.. Herkes kendi hayalının peşinden koşuyor çünkü.. Yapılan binalar , her biri  bir farklı dizaynda.. Mimarlar bütün hayal güçlerini zorluyor bu çizimler için.. Dünyanın en yüksek binası, deniz altı oteli, kendi etrafında dönen binalar (içinden her an başka bir manzara seyretmek mümkün olacakmış), bir spiral gibi göğe uzaman binalar…Geçenlerde okudum dünyadaki toplam inşaat makinaları ve vinçlerin % 20 si şu anda Dubai’de bulunuyormuş.. Bazen gazetelerin sayfalarında hergün yer alan resimlerine bakarken bu kadarı da fazla dediğim oluyor hani.. Sonra çölün içine yapılan kanallar ile getirilen deniz suyu ve otuz kilometreyi bulan yapay nehirler, yapay goller, etraflarinda kurulan yeni yerlesim yerleri..… Kumun üstünde yetişen ağaçlar, çiçekler… Denize yapılan palmiye şeklindeki adalar.. Şimdilik üç tane.. Ve o adaların üzerinde yer alan gökdelenler, villalar, oteller..Yukardan bakıldığ... Devamı

SU TRAFIK KAZALARI

2007-04-17 14:37:00

Internetten son iki , üç gündür çok acı bir olayı takip ediyorum. Bir otobüs dolusu minik yavru ve ailelerinin Aksaray yakınlarında geçirdiği trafik kazası hepimizi derinden üzdü..   Türkiyemizde bu sorumsuzluk ve hatanın sonucunda onlarca cana kıyılması ilk değil elbet. Gönül isterki son olsun.. Ama nasıl.?. Bundan 8 yıl kadar önce bir trafik kazası sonucu sevgili kardeşçığımı Hakk’a uğurladığımızda Babam “İşte her akşam Tv de görüp duruyoruz insanlarin basina geliyordu,  şimdi de bizim başımıza geldi” demişti can acısıyla.. Evet her akşam Tv de haberlerde tanık oluyorduk ama ateş düştüğü yeri yakıyordu.. O yüzden ateşin düştüğü ocaklarda hissedilenleri anlayabiliyorum..   Elbette Rabbımın verdiği ömüre itiraz edecek, kadere isyan edecek halimiz yok. Söyleyeceğimiz sadece “inna lillahı ve inna ileyhi raciun” “Allahım sendan geldik ve sana döneceğiz” Amaaaa. Bu demek değildir ki herkes başkasının canına kasdetme hakkına sahiptir. İsteyen istediği gibi başkalarının hayatını tehlikeye atabilir, sorumsuz ve aptalca davranabilir.. Bu ülkemizin kanayan en büyük yaralarından biridir. Adeta cinayet gibi kazalar olduğu ile kalmakta sorumluları kesinlikle gerektiği şekilde cezalandırılmamaktadır… Tabiki cezalar çözüm değil. Çözüm eğitim, insanların içine, aklına ruhuna işleyecek, vicdanlarını devreye sokacak bir eğitim.. Attığı her adımda, yaptığı her km de onlara sorumluluğunu hatırlatacak bir eğitim. Bir anlayış şekli.. İçinde Allah sevgisi ve korkusu olan bir insan bu konuda öylesine dikkatili ve hassas davranır ki!.. Allahın yarattiklerinin en mükemmeli en yücesi olan insanın hayatını tehlikeye atacak hiç bir haraketi bilerek yapamaz , sorumsuz davranamaz… Bu gün dünyada en çok ölümlü trafik kazası ülkemizde oluyor , neden, yanlış nerde..? Sorgulanması , çözümlenmesi gerekiyor..  Ceza ise caydırıcılığı nedeni ile gerekli.. Bu gün alkollü içecek kullanan direksiyon başına geçebiliyor rahatlı... Devamı

DUSUNCELER

2007-04-16 16:17:00

Bu sabah uzun bir yürüyüşle başladım güne.. Sabahın 6 si diye herhalde hava hafif serindi. Çok iyi geldi, kendimi daha bir dinç ve enerjik hissettim.. Oysa birkaç gündür ne kadar yorgun ve isteksizdim. Demek hersey gayretle atılan bir adımla başlıyor ve her adım daha da cesaretlendiriyor insani.. Sonuçta yaşanan tatlı bir yorgunluk bile mutlulga mutluluk katıyor… Oysa iki gün önce neydi o yaşadıklarım. Her insanın ters uyandığı, kendini dipte hissettiği günler olur ya… İşte öyle birşeydi.. Daha uyanalı birkaç dakika olmuştu ki terslikler başladı ve peşimi bırakmadılar..Ben kendimi kötü hissettikçe de heresy daha kötüye gidiyordu.. Elim ayağıma dolaşıyor, her elimi attığım işi elime yüzüme bulaştiriyordum.. İnsanlar sanki söz birliği etmiş gibi bana karşı idiler. Ne desem tersini yapıyorlar, ne istesem aksi gerçekleşiyordu.. Sinir katsayım arttıkça da olumsuzlukların artış oranı belki üç- beş katı oluyordu.. Sonra bir an “Dur bakalım “dedim kendime… “Ne oluyor?... Neyle bu savaş.. Neye karşı direniyorsun ki.. Bir derin nefes al..Git bir elini yüzünü yıka.. Kendinle çekişme , dünyan zindan olur derdi Rahmetli Annanem.. Hatta git bir abdest al namaz kıl.. Bir sakinles… Söyle herşeyi at kafandan, , bir sıcak papatya çayı iç.. yüzünün ifadesini değiştir, gülümse hayata…. Bakalım ne olacak???” Gerçekten de kendi sözümü dinledim.. Ne oldu biliyormusunuz.. Sanki fırtınadan sonraki bulutların dağılması gibi gün ışıdı, güneş açtı.. İçimde baharın dalları yeşerdikçe, mutluluk sevinç ve sevgi arttı.. Bir baktım ki sanki birkaç saat öncenin olayları hiç yaşanamaış gibi .. İnsanlara gülümsedikçe pervane oluverdiler sanki ışığın çevresinde… Hani bir atasozu var ;ne ekersen onu biçersin diye , hep başkalarına karşı değil kendi nefsimize karşı da geçerli bu söz.. Sanırım çok bilinen bir hikayedir ama şu an aklıma düştü bir de ben anlatayım istedim:   Bir gün genç bir hanım aktar dukkanından içeri girer , etrafını i... Devamı

UNIVERSITE SINAVLARI

2007-04-12 14:26:00

Türkiye de bulunduğum süre içersinde dikkatimi çeken konulardan birisi de üniversite seçme ve yerleştirme sınavı oldu. Pek çok arkadaş ve akrabamızın çocukları aynı telase , belirsizlik ve koşuşturma içindeler. Sistem elimizi kolumuzu öyle bir bağlamış ki insanlar ister istemez bi girdabın içindeler. Dünyanın hiçbir yerinde örneği görülmeyen ilginç bir eğitim sistemi mevcut. Belki de bir o kadar başarısız… Çocuklar daha lise 1 , 2den itibaren dersanelere gidiyorlar. Bence bu sistemin en çarpıcı noktası. Sağlanan büyük ranti düşünün. Kuzenim iki kızını birden dersaneye yolluyor her ay kira gibi ödüyoruz diyordu. Lise son sınıfta yine gidecekler. Kazanamazlarsa hadi bir şans daha, birdaha.. Tamamen farklı bir sınav sistemi… Bundan büyük rant sağlayan bir de sektör var….   Çocukların sanki bütün hayatları sınavdaki üç saata bağlı. Hadi diyelimki belli bir puan aldılar. Bu kez sıralama yapacaklar. Ve de belki hiç de kendilerinin tarzı ve isteği olmayan bir bölüma mecburen girecekler.. Onları kim yönlendiryor.? Hangisi gerçekten ne istediğinin farkında…? Hadi diyelim hedef belirleyip ona ulaşmaya çalışanlar var. Onların da okulundan ve eğitimden alacağı nedir ? İstediği sonuca ulaşabilir mi? yoksa okulu bitirmeden hevesini isteğini kaybetmiş bir şekilde hayat boyu mecbur kaldığı işi yapmak durumunda mı olur..?  Burda sorun bir değil bin tane.. Liselerin halı içler açısı çoğunlukla.. Çevredeki pek çok genci zamanında üniversite sınavına girecek olduğunda çalıştırmıştım. İnanılmaz Bu ne biçim bir eğitimdir ki okulda öğrenilenlerin dışında birşeylere ihtiyaç var vede bir bilgisizliğin söz konusu olduğunu görmüş ve inanamamıştım. Kalıplaşmış , ezber bilgilerden başka hiçbirşey görememiştim. Oysa kendimden biliyorum ki özellikle sözel bölüm, tarih ve sosyalbilimler için genel kültür bilgilerinin üzerine az bir çalışma yeterli oluyordu bize.. Ama ya şimdi… Çocuklar kendi edebiyatlarına, tarihlerine , genel kültür bile sayılabilecek so... Devamı