BIR RAMAZAN HIKAYESI

2008-09-10 11:51:00

Bu gün sizlere bir Ramazan öyküsü aktarmak istiyorum. Bundan tam onbeş yıl önceydi. Çok sevgili Ayşen ablam ,hayat arkadaşını uzun ve üzüntülü bir hastalık sürecinin arkasından ebedi yaşama uğurlamış üç küçük çocuğu ile başbaşa kalakalmıştı. Yeni yeni toparlanmaya çalışıyordu.  Eşinin sağlığında Bursa’da otururlardı ancak onun gidişi ile herşey değişmişti.  İş yerleri ve evleri kayınbiraderlerinin üzerineydi. Çok zengin ve bolluk içinde bir yaşam sürmelerine rağmen rahmetli beyi en küçük kardeş olduğundan üzerinde hiçbir iş ve mal varlığı görünmüyordu.  Bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kayınbiraderleri ,onu o üzgün ve ne yapacağını bilemez halı ile oturdukleri evden çıkarmıs, eşyalarını bir kamyona doldurmuş, bundan sonra sana baban baksın diyerek çocukları ile birlikte İzmir’e yollamışlardı.  Yollamışlardı ama baba evi de bıraktığı zamanki gibi değildi.  Evde üvey anne ve evlenmemiş kızkardeş vardı. Birkaç gün içinde bu eve de sığamıyacağını anlamış, hele bir gece babası ile analığının tartışmasını da duyunca ben ayrı eve çıkayım demis, ufak bir kiralık ev tutup çocukları ile birlikte taşınmıştı.  Kocasının bağkurdan henüz dul maaşı bağlanmamıştı.  Daha liseyi bile bitirmeden zengin bir kısmet diyerek alel acele evlendirdikleri için bir mesleği yoktu. Nasıl çalışıp evi geçindireceğini bilemiyordu. Babasının ve kız kardeşinin getirdiği yiyecekler tükenmişti. Çocukların ikisi ilk okul 4 ve 5 e gidiyorlardı , küçük oğlan ise okula bile gitmiyordu. İşte böyle bir günde Mübarek Ramazan Ayı başlamıştı. Ramazının ilk günü için çocuklar “Anne yarın biz de oruç t... Devamı

TİRE den SELAMLAR

2008-07-19 14:16:00

Sabah erkenden uyandım. dört , beş gündür Tire'deyiz. vatanımızın cennet köşelerinden birisi burası. Sırtını dağlara dayamis, Ödemiş ovasına doğru hızla gelişip büyüyen sevimli bir ilçemiz Tire. Eski Tire nin arnavut kaldırımlı sokaklarından , birbirine dayanıp ayakta durmaya çabalayan ahşap , cumbalı evlerinin arasında bayır yukarı yürüyerek Top Tepe'ye çıktığınızda verimli tarlalar, bağ ve bahçeler ile dolu , yeşilin her tonuna rastlayabileceğiniz muhteşem bir manzara ayaklarınıın altına seriliveriyor. Büyülü bir güzellik bu seyrine doyum olmuyor. Ya yamaçlardaki incir ve ceviz ağaçları ile dolu bahçeler? Hanımeli kokuları başınızı döndürüyor ... Yapacak tek birşey var kendinizi bu masal kasabasının  ortasına bırakıp Rabbinize şükretmek. Bu sabah her zamankinden erken çıkıp yürümeliydim. Çünki pazar var. Öncelikle yolumun üzerindeki İbn-i Melek hazretlerinin türbesine uğruyor dua ediyorum. Yemyesil çok bakımlı bir bahçenin içersinde, ağaçların gölgesinde inanılmaz huzur buluyorum. zaten Tire çok eski bir Selçuklu şehri, Anadolu beyliklerinin en önemli merkezlerinden ve de Osmanlı zamanında altın çağlarını yaşamış bir şehir. her yer Selçuklu ve Osmanlı eserleri ie dolu. Türbeler, Medrese, hanlar, elsanatları ve esnafı hep tarih kokuyor.  Bu gün burada haftanın en önemli günü. Ana caddeler, ara sokaklar hepten değişmiş , kasaba kocaman bir pazar yerine dönüşmüş.  Şöyle ana caddeden bayır yukarı ilerlerken belediyenin hoperlöründen bir ses duyuluyor. Pazar için bereket duası... Evet yüzyıllardır süren bir gelenek bu. Pazar kuruluyor ve dua bekleniyor. bu uzun uzun edilen bereket ve hayırlı kazanç duasına herkes... Devamı

GÖNÜLDEN DİLEMEK

2008-07-11 13:10:00

Bu gunlerde guzel ulkemin guzel insanlari ile hasret gidermeye devam ediyoruz.Simdilerde esim de bir haftaligina bize katildigi icin birikte Antalya ya geldik iki gun sonra da Izmir'e gececegiz Rabbim kismet ederse.Bu arada iki yildir gorusemedigimiz bir arkadasimiz ile bulusma firsatimiz oldu. Gormeyeli hayatinda epey degisiklik olmustu. Bizimle paylastigi hikayesini ben de bir kissa olabilir dusuncesi ile  de yaziyorum. Bu arkadasimiz gectigimiz yil isleri pek iyi gitmediginden  danismanlik sirketini kapatmak zorunda kalmis. . Bu arada kendi deyimi ile hic icine sinmeyen cok buyuk miktarda bir paralari varmis bankada. Ancak bu para onun vicdan muhasebesi yapmasina sebep olmus. Artik hayatinda bu helal olduguna inanmadigi parayi istemedigine karar vermis paranin tamamini cekmis. Memleketine gitmis ve hepsini , son kurusuna kadar ihtiyaci olan herkese dagitmis. Geri gedigimde cebimde bir kurus yoktu diyor. Hanimi da calistigi icin az cok kendi yaglari ile kavrulmaya baslamislar. Bu arada bizim arkadas kendine is aramaya baslamis tabi. Sonra bir gun icinde inanilmaz bir hacca gidebilmek o kutsal topraklara varabilmek istegi belirmis.Cunki o siralar okudugu Kur an-i Kerim de "Bir yolunu bulun ve gidin" dedigini gormus. Yine hac icin kayit yaptirdigimda bir kurus param yoktu diyor.  Sonra kurada cikiyor , yine is aramaya devam ediyor. Tam bu ara bir is teklifi aliyor , hem de cok iyi bir is , tam istedgi gibi... Son gorusmede is sahiplerine diyor ki isi istyorum ama benim uc ay sonra sizden uc dort hafta izin istemem gerekecek cunki yurt disina gidecegim, buna mecburum. Diyor . Nereye gidecegini soruyorlar soylemek istemiyor. Belki tepki alir diye. Bu ke patron soruyor hacca mi gieceksin diye. Evet diyor. Merak etme bizim ayni zamanda seyahat acentamiz var biz seni yollariz diyorlar. Evet hem kendi firmalari ilgonderiyorlar , hem de o ayki maasini tam olarak veriyorlar. Hic kesinti yapmadan. Ist... Devamı

COCUGUMUZDAN UTANIR MIYIZ?

2008-06-18 21:35:00

 Bu sabah internette okuduğum bir yazı beni epeyice düşündürdü. Sizinle paylaşayım dedim. Olay, üniversiteye hazırlanan bir kız çocuğu ile ailesi , daha doğrusu annesi arasında geçiyor. Geçtiğimiz hafta sonu üniversite sınavları yapıldığı için konu güncel. Bu genç kızımız dersanelere gittiği ve elinden geldiği kadar çalıştığı halde iki yıl üst üste üniversite sınavında başarılı olamıyor. Ailesi buna çok sert tepki veriyor. Onu suçluyor, bağırıp çağırıyor. Fakat annenin bir sözü çok ilginç; "Beni konu komşuya rezil ettin " diyor; ve de üniversiteyi kazanan komşu ve akraba çocuklarını örnek göstererek kızını aşağılıyor. Sonuçta da kızın puanı sadece açıköğretimi tuttuğu halde "konu komşuya rezil olmamak için" İstanbul Üniversitesini kazandığı yalanı uyduruluyor. Kayıt zamanı İstanbul'a giderek orda bir akraba yanına kızı yerleştiriyorlar ve orda gerçekten okuyormuş gibi bir senaryoyu yaşamasını istiyorlar. İşte bu trajikomik hikaye beni gerçekten çok düşündürdü.Öncelikle konu komşu ne der diye yaşamak nasıl birşeydir? Başkaları beğensin diye birşeyler yapanlar ne büyük ziyandadır, sadece kendilerini aldatmaktadırlar değil mi? Böyle bir insanda karakterden bahsedilebilir mi? Baskalari ........ desinler diye yapmak ne kadar tehlikeli... Nerede Mevlana'nın " Ya olduğun görün , ya da göründüğün gibi ol" veciz sözü?  Sonra gelelim ikinci aşamaya ; böyle bir ailede yetişmiş olan çocuktan nasıl bir başarı beklenebilir ki! Devamlı aşağılanan , eleştirilen, başkalarının fikirlerinin onunkiden daima daha önemli olduğu öğretilmiş, etrafında yanlış ve hastalıklı rol modelleri bulunan bir genç nasıl ideal sahibi olur? Nasıl bu idealinde başarılı olabilir. Z... Devamı

GUZELIM PARKLAR

2008-05-07 11:37:00

  Bu gun yine cok sicak ve gunesli bir gune uyandik. Oturma odamin penceresinin onunde bu satirari yaziyorum. Pecereden baktigimda gorus alanimda cok guzel bir cami, yemyesil, pembe ciceklerle bezenmis park, ve masmavi deniz var. Inanilmaz derecede mutlu ve huzurlu hissediyorum kendimi. Allahima sukurler ediyorum tek tek butun nimetleri icin... Sadece alabildigimiz nefesin bile sukrunu eda edemiyorum... Her dakika sukretsem bu nimetlerin hakkini veremem biliyorum.   Disarida hava 40 derecenin uzerinde sicak, ogle saatlerinde 45 oluyor son gunlerde. Bu sicakta bu yemyesil park benim en buyuk sevincim.... Oyle guzel bakiyorlar ki cicekler. Çimenler hic kurumuyor. Hep canli hep hayat dolular.. Iste bunde bana bir isaret var....   Her gun gozumun onunde o isciler tek tek agaclarla ilgileniyor. Her zamani geldiginde sulama musluklarini aciyor, can sularini veriyor... Cicekleri duzenliyor, kuruyan yapraklarini temizliyorlar... Ve park hep yesil, hep canli kalmaya devam ediyor... Demek ki basarili olmanin arkasinda sabirli olmak yatiyor... Of niye hergun bunu yapiyorum demeden sabirla ve azimle devam edeceksin ki hayatin bizim park kadar canli olsun. Sartlar ne kadar olumsuz ve kotu olursa olsun sabirla devam etmek gerekiyor .... Iste her gun gozumun onunde.. Bir seferinde sulama musluklari acilmasa bu dayanilmaz sicakta o cicekler kavrulur gider... Demek ki yasamin her evresinde , her ne icin olursa olsun vazifelerimizi gorevlerimizi hic ihmal etmeyecegiz, sevgiyle , sevincle sebatla calisacagiz ki sonuc husran olmasin...   Aslinda baska bir acidan bakacak olursak bu sanirim iman icin de gecerli... Ibadetlerimizi, sukurlerimizi, zikrimizi hep , her daim zamaninda yapacagiz ki imanimiz da hep diri , hep canli kalsin. Yoksa icinde bulundugumuz dehsetli zamanda disarida bizim gonlumuzu kavurup daglayacak, yeseren guzellikleri , iyilik duygularini, hasletleri, edebi bir anda soldurup yok edecek pekcok etken kol geziyor.... Biz gonlu... Devamı

SIS PERDESI ARDINDA

2008-06-15 11:29:00

Sıcak ve puslu bir Dubai sabahından sevgiler ve selamlar . Son iki gündür burada epeyice basık bir hava var. Bu coğrafya için olağan bu, ancak bizim cennet vatanımızda dört iklimin bütün güzelliklerini yaşayan insanlarımız için epeyce farklı .  Sıcaklık yine her zamanki gibi 40 derece civarında . Ancak çölden gelen kum yüklü bulutlar ile denizden yükselen nem birleştiğinde sarımtırak gizemli bir tabaka kaplamış gökyüzünü. Denizin ve göğün o güzelim mavisi bu pusun ardına saklanmış, görünmüyor. Bırakın gökyüzünü , denizi evler , o devasa gökdelenler bile görünmüyor. Nerdeyse bir sis gibi... Her yer yapış yapış. Balkon parmaklıkları bile nemli bir kum tabakası ile örtülmüş. Dışarıda nefes alırken zorlanıyor , birkaç dakikada su gibi terliyorsunuz. Nem kokluyorsunuz. Rahmetli Büyükbabamın bahçesindeki odunluğunun kapısını açtığımda aldığım nem ve küf kokusunu hatırlıyorum bir an. Esen rüzgarla kum solumamak için ağzınızı kapatmak zorundasınız. Gözlerinizi de sakınmalı güneş gözlüğü takmalalısınız.  Boşuna çöl insanları basını , ağzını burnunu sarıp sarmalamıyor!.. Zor bu iklimin insanı olmak. şimdilerde rahat tabi, klimali beton binalarda yaşamak.. Ama  ya  çöldekiler, çadırlarda yaşayıp bu coğrafyanın gerçek şartlarında olmak... İki gündür eşimin Türkiye'den misafirleri var, iş için gelmişler hala Dubai'yi göremedik diyorlarmıs. şehrin o paranın gücü ile oluşturulan yapay görkemli siuleti, gizemli bir sis tabakasının ardına gizlenmiş görülemiyor. Herşey çöl ve kum rengi...   İnsan kendini çok farklı hissediyor. Biliyorsunuz yüz metre ilerinizde koskoca bir gökdelen var y&u... Devamı

SELAM

2008-04-16 08:51:00

Bu sabah tam da ev işlerine dalmışken telefonum çaldı. Baktim, numara bende kayıtlı "Mona"... Mısırlı bir bayan ... Yaklaşık üç yıldır tanıştığımız fakat ancak aylık elsanatları sergisinde görüştüğümüz, arada sırada karşılaştiğimiz, çok iyi niyetli , sevgi dolu, hanım hanımcık , orta yaşların sonlarında bir bayan arkadaş Mona.. O sakin ve sevecen ses tonu ile "selamünaleyküm" diye başlıyor söze... Aynen alıyorum selamini. Bir yandan da merak ediyorum niye aramıs. Çünkü daha önce hiç telefonlaşmadık.. Numarasını kaydettiğimi bile unutmuşum yani.. Nasılsın diye soruyor... İki aydır sergilere katılamıyorum. Merak etmis. "İnşaallah hastalık falan yoktur , sağlığın yerinde mi özledik seni "diyor.. Şaşırıyorum. Yok yok hayır , seviniyorum.. Sanki bir ışık kaplıyor her yanımı, içim bir enerji ile, coşku ile doluveriyor.. Teşekkür ettikten sonra kısaca anlatıyorum babamın ameliyatına gittiğimi , gelince de çocuklarla uğraşırken zaman bulup sergilere hazırlanamadigimi onun için katılmadığımı.. Sonuçta iyi olduğuma sevindiğini söylüyor. İnşaallah Mayıs sergisinde görüşmeye sözleşerek karşılıklı dualar ve iyi dilekler ile kapatıyoruz telefonu.. Allahım sen nelere kadirsin... Ne güzel insanlarla karşılaştiriyorsun beni.. Birden dostluğun, beklenmedik zamanda beklenmedik aranmaların, hatirimin sorulmasının sevincine kaptırıyorum kendimi.... Küçücük bir selam beni bütün griliklerden sıyırıp engin maviliklere götürüyor... Her yanı daha bir ışıl ışıl görüyorum... Sanki bir anda herşey gözüme daha güzel görünüyor, hayat ne muhteşem..  Sonra düşüncelere dalıyorum; Yüce Rabbım bizi nasıl toplumsal bir varlık olarak yaratmış.. Yaşamak için insanlara ihtiyacımız var... Yok diyebilirmiyiz? Ancak o zaman bizim insanlığımız da ortaya çıkıyor... Cemaat olmak nasıl da önemli... Öyle ki ; günde beş vakit namaz cemaatle kılındığı zaman kat kat sevabı artıyor... Demek ki birlikte olmak hayatı paylaşmak önemli... Komşuluk hakkına ne demeli... Peygamber efendimiz (SAV) nasıl da anlatmış... Devamı

ANI YASAMAK

2008-04-30 08:48:00

  Guzel ama cok guzel, aydinlik bir cuma sabahina uyandik. Allah hayirli bir gun nasib etsin insaallah. Bu gun , bu yaz aramizdan ayrilacak olan dort arkadasimiza veda yemegi duzenledik. Ikisi farkli ulkelere gidiyor, diger ikisi de Turkiye'ye donus yapiyor. Iste gurbet boyle , eninde sonunda memleketine geri donuyorsun, oturdugun yerde surekli kalmayacagini ve gecici oldugunu biliyorsun. Ne oturdugun eve benim evim ne de esyaya benim esyam diyebiliyorsun. Sen birgun doneceksin ve hepsini geride birakacaksin !!!! Bu ulkede yuzde seksen nufus yabanci yani disaridan burada calismaya gelmis. Dolayisi ile herkes ayni seyleri hissediyor ve surekli bir haraketlilik var, birileri geliyor birileri gidiyor... Her ne kadar anlasma imzalaniyorsa da hersey kaygan bir zeminde. Bakiyorsunuz bir anda sozlesme fesh edilmis, yada aile uyum saglayamamis, veya daha olumlu sartlarda baska bir is bulmus , tasinip gidiveriyor... Yani yarin ne olacagi belli degil... Herkes gunu yasiyor.. Bir bakiyorsunuz yeni birileri gelivermis, bir bakiyorsunuz hic ummadiginiz birileri gidivermis.!!!   Bu anlattiklarimi geri donup okudugumda ne goruyorum biliyormusunuz. Burasi dunyanin , dunya hayatinin kucultulup, yogunlastirilmis bir modeli... Nasil hayat ta boyle iken, yani bir an sonrasinda ne olacagini bilmez iken, oturdugumuz eve , esyaya bizim demememiz gerekirken, birgun gercek hayata gozlerimizi aciverecek ve herseyi bir anda terkedip gidiverecek iken hayat ve yasam carki icinde agir agir donerken bunu farketmiyor veya unutuyoruz... Cunku olaylar daha agir isliyorlar. Hersey daha duragan , ve bize gercek varolus sebebimiz , bu dunyada misafir oldugumuz , gecici oldugumuz unutturuluyor... Herseye sonuza kadar sahip olacakmisiz gibi sarilip , sahipleniyoruz.. Maddi kazanclarla sonsuz mutlu olup, maddi kayiplara inanilmaz uzuluyoruz.. Oysa ne bizim elimizde ki...   Iste bu memlekette bunu daha net ve acik anlamak mumkun. Cunku burda hersey hizla o... Devamı

BAHARIN GUZELLIGI

2008-04-14 09:50:00

Gece , sabaha karşı kalktım. Pencereden dışarıya baktığımda gördüğüm harkulade manzara karşısında büyülendim. Ay,  önüne çekilen hafif bir sis perdesi ardından, gizemli ve değerli bir mücevhermişcesine ışık saçıyordu. Bu biraz puslu havada yayılan sarımtirak ay ışığının yansımaları denizerin, ağaçların, evlerin üzerlerine vurmuştu. Bir masalı seyrediyormuş gibiydim. Geceleri , sessizlikte insan ruhunun bütün kapıları açılıyor sanki. Her zerreden daha bir anlam çıkarıyor daha derin tefekkür edebiliyor. Sabah ise pırıl pırıl bir güne uyandık elhamdülillah. Buralara bahar çoktan gelmis. Pencereleri açıyorum hafif serin miş gibi hava… Güneş ısınları içeriye süzülüyor. Üzerine vurduğu her nesne daha bir detaylı, daha net görünüveriyor… Bütün güzelliği, ihtişamı, hatta belki tozu , eskiyen yanları ile… Böyle zamanlarda dayanılmaz bir temizlik isteği kaplar beni… Bütün pencere ve kapıları açiyor her bir eşyanın tek tek tozunu alarak ise başlıyorum… Sonra diikat ve özenle her yani süpürüp siliyorum. Temiz bahar havası, oksijen ve iyot kokusuna mış gibi sabun kokuları karışıyor…. Her yan iyice tertemiz olup parladıkça etraf iyice aydınlanıyor, güneşin ışık hüzmeleri daha bir güzel yansıyor sanki… Ya içime doğan güneşe onun aydınlığına ne demeli peki..? El işlerken akıl boş durmuyor tabi… Tefekkür her dem her yerde olmalı değil mi? Derinlerden, az önce teybe yerleştirdiğim kasetten müthiş bir ney taksimi duyuluyor, sonra da insanı coşturan ilahiler…. Ellerimle etrafi,  düşüncelerle içimi temizliyormuşum gibi… Bahar havası çarpar , insanda yorgunluk hissi uyandırır derler ya ; beni büyülüyor adeta. Bahar yorgunluğu doğadaki bu inaılmaz uyanısın, dirilisin temposuna yetişememekten, onları seyrederken alınan yoğun enerji ve bol oksijenden olsa gerek… Oysa dikkatle bakıp , derin düşünce insan yorgunluktan sıyrılıp, bu yenilenme rüzgarına kapılıveriyor hemde hücrelerine dek… Kendindeki ınaılm... Devamı

GENCLERIMIZE NE OLUYOR

2008-04-07 14:56:00

Asagiya aynen aktardigim yaziyi 6 nisan gunu internetten okudum. Buyuk bir sekilde dogruluk payi var gibi geldi. siz ne dersiniz? ***********************         Günümüzde pek çok riskle karşı karşıya kaldığı sürekli dillendirilen Türk ailesinin yaşadığı değişim ve dönüşümü, bu konudaki en yetkin isimlerden birisiyle, Türkiye Aile ve Sosyal Araştırmaları Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan’la konuştuk. Türk ailesinin direncinin azaldığına işaret eden üç çocuk annesi Gürcan, aile içi iletişimsizlik ve çözülmenin nedenlerinden birisinin de ‘mobilya sektörü’ olduğunu söylüyor. Bir Türk icadı olan ‘genç odası’ konseptinin çocuğu aileden kopardığına dikkat çeken Gürcan, bunun da Türk aile yapısını şekillendiren ‘pederşahi’ usulden ‘veledşahi’ usule geçiş sürecini hızlandırdığını söylüyor. Genç odalarında bulunan internet, cep telefonu ve televizyon gibi bireysel kullanım ve mülkiyet imkanı veren teknolojiyi ‘genç odası’ndan çıkartıp ortak kullanım alanına dahil etmek gerektiğini ifade eden Gürcan, “TOKİ bile mutfağı daracık evler yaparak Türk ailesini mutsuz ediyor. Evler ortak kullanım alanlarına göre yeniden dizayn edilmeli.” diyor. Çocuklar annelerine bıçak çekip öldürürken bunun sebepleri üzerine kafa yormayan medya Başbakan Erdoğan’ın “Üç çocuk yapın” sözünü günlerce tartıştı. Hatta bu çağrı Ak Parti’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesine bile girdi. Gürcan, Başbakan’ın ‘üç çocuk yapın’ çağrısına da destek çıkılması gerektiği görüşünde: “Aile planlamasının uygulandığı aileler eğitimli, geliri yüksek ve kaliteli yaşama sahip olanlar. Başbakanımız ‘Üç çocuk yapın’ derken bunu üç çocuğu olanlara demedi, yapmayanlara söyledi. Türkiye’de 2020 yılından sonra genç nüfus sayısı azalacak. Nitelikli insanlara ihtiyaç duyacağız…” Gazetelere bakınc... Devamı

SONUNDA GELDIM

2008-04-10 08:59:00

  Evet bir ay kadar once Babamin by-pass ameliyati icin Turkiye'te gelmistik. Elhamdulillah hersey yoluna gitti. Basarili bir ameliyat gecirdi. Hastahanemizden , doktorlarimizda, hemsireler ve butun personelden cok memnun kaldik. Hastanede kaldigimiz gunlerde kendimizi hic kotu hissetmedik. Hepsi guler yuzlu idiler. Ameliyatin hemen arkasindan ilk gunlerdeki hassas durumlarda ve bakimda zorlandigimzda da hep yanimizdaydilar. Ustelik temiz tertemiz bir hastaneydi. Her konuda cok titiz davranildi. Odalarin kapilarinin yanina dezenfektan sivi siseleri asilmisti. Odaya girecek olan herkes ellerini onunla yikiyordu. Ziyaretciye izin vermediler. Gelenler sadece karsidan gorebildi , onlari da ikiser ikiser yukariya aldilar... Butun bu hassas tutumun karsiliginda hicbir komplikasyon olmadan rahatca eve geldik. (Bu arada hastahanemiz Bursa Ozel Kalp ve Aritmi hastanesi - ihtiyac duyan herkese tavsiye ederim. Ssk, emekli sandigi ve diger kurumlarla da anlasmali)   Bu arada cabuk iyilesme gostermenin bir sebebinin de babamin sigara icmemesine bagladilar. Bu sayede akcigerler cok cabuk toparladi. Evet bedenimiz bize emanet degil mi? Ona cok iyi bakmaliyiz. Bana birsey olmaz diyerek yapilan hatalar, sigara kullanimi , yanlis beslenme  boyle bir saglik sorunu olunca iyilesmeyi olumsuz yonde etkiliyor.   Biz doktorlarin tavsiyesi uzerine enfeksiyon riskine karsi eve de bir hafta ziyaretci kabul edemedik. Gelenleri de ayri bir odada agirladik. Fakat arayanlar soranlar, hastahane bahcesinde ameliyat gunu gelip bizimle bekliyenler insani inanilmaz memnun ediyor. Bu sevgi cemberi butun yukleri daha da hafifletiyor. Dostluklar ne guzel.... Yillardir goremedigimiz uzaklardaki tanidiklardan bile gelen telefonlar bizleri cok duygulandirdi. Ne guzel hasletlerimiz var bizim insanimizin. Ne guzel ogretileri var bizim dinimizin. Yasami en zor aninda bile dayanilabilir kiliyor , yukleri hafifletiveriyor bu dayanisma zinciri. Bir t... Devamı

TURKIYE'YE GELIYORUM

2008-03-12 05:57:00

Sevgili Dostlar   Persembe gunu Turkiye'ye geliyorum. Pazar gunu Babam By-pass ameliyati olacak. Insallah hayirlisi ile olumlu sonuc aliriz. Sizler de dualarinizi eksik etmeyin rica ediyorum. Sevgiler. Devamı

BIZ BIRIZ

2008-03-04 14:15:00

Bu akşam koltuğuma oturmuş dinleniyordum. Gözüm karşı duvarda asili olan tabloya takıldı. Yaklaşık bir yıldır orada asili olan güzel bir ebru çalışması bu tablo. Açık , uçuk yeşil bir zemin üzerinde yine yeşilin tonları ile bulutlandırılmış , derinlik kazandırılmış; üzerine birbiri içinden çıkan iki yaprak arasından bir dal uzatılmış, bu tek dal az yukarıda simetrik olarak beşe ayrılıyor ve her bir dalın ucunda kıpkırmızı birer lale beliriyor…. Her gün baktığım bu tabloda bu gün, birden çok farklı birşeyler keşfettim. Sanki bu beş lale bana birşeyler çağrıştırıyordu… Birden gönlüme söyle zuhur oldu ki bu tablo dünyayı çağrıştırıyor.. Zaman zaman mavimtrak yansıyan açık yeşil zemin denizlere, hepsi aynı kökten çıkan beş ayrı lale ise beş kıtaya denk düşüyor… Bu beş lalenin açık yüzleri farklı yönlere bakıyor ama hepsi aslında tek , yanı tek kökten geliyor….  Birden bu beş kıtada yaşayan insanları düşündüm. Laleleri oluşturan binlerce noktacık gibi insanları…. Ne kadar farklı görünüyorlar zahiren baktığımızda… Ya gerçekten farklı mıdırlar böylesine?... Bu ülke insanları, kültürleri daha yakından tanıyabilmek için büyük nimet.. En çok bu yönünü seviyorum. Beş kıtadan , 180 değişik milletten insan iç içe yaşıyor burada.. Her an basınızı farklı yönlere çevirdiğinizde bu inanılmaz zenginliği görebiliyorsunuz… Bu inanılmaz bir kültür bileşkesi… Geçen hafta kızlarımın okulunda International Day (Milletlerarası festival) yapıldı…. Bu arada aynı okulda 74 değişik milletten insane olduğunu öğrendik. Önce beş bölüme, yanı kıtalara ayrılan Okul bahçesinde masalar hazırlandı. Değişik ülkelerden gelen aileler kendi kültür ve ülkelerini temsilen masalar hazırlayıp ülkelerini tanıtmaya çalıştılar.. Biz de Türkiyeyi temsilen bir masa kurduk. . Festivalin başlangıcında ülkelerinin bayraklarını taşıyan öğrenciler bir resmigeçit yaptılar.Sonra gösteriler için hazırlanan sahneye tek tek çıkarak orada toplandılar ve hep ... Devamı

YARIS

2008-02-23 06:30:00

Dün bir ara mutfakta meşgul iken kızlarım seslendi;'Anne koş televizyonda İstanbul'u gösteriyor ' diye. Bir bakayım dedim. Haftalarca süren bir yarışma programının bir ayağı İstanbul'da çekilmiş, onu gösteriyor.. Bu programın diğer bölümlerini sürekli takip etmiyorum ama konu İstanbul olunca oturdum başına... Özlemişiz güzelim İstanbul'u... Yarışma on iki ekibin dayanıklılık, efor, analiz ve düşüncelerini ölçmeye çalışıyor, her bölümde sonuncu olan bir ekip eleniyor.. Bu bölümde artık dört ekip kalmış. He hafta dünyanın başka bir ülkesine , bir şehrine gidiyor, orada tarihi yerlerde saklanmış ip uçlarını bularak dolaşıyorlar... İstanbulumuzun o güzelim tarihi dokusu içinde de yol almaya başladılar..Kızkulesinde başlayan maceraları , tarihi yarımada, Galata Kulesı, Yerebatan sarnıcı ile devam etti. En sonunda ise Rumeli Hisarı'nda sona erdi.. Burada takımların ikisi büyük farkla etabı önce tamamlayarak ilk iki sırayı aldılar. Sonraki iki ekip epeyce yakın ve kıran kırana mücadele ediyorlardı. Ancak Kızkulesine ulaşmak için motora binen son sıradaki ekip ötekilerin kendinden önce oraya gidip donduğunu öğrenince adeta yıkıldı... Birbirlerine mahvolduk, sonuncu olacağız dediler, ama yine de ellerinden geldiğince hızla ipucunu bulup yollarına devam ettiler. Ancak Rumelihisarına ulaştıklarında kendilerine hazırlanmış olan ip merdivenden burçlara tırmandıklarında Hisarın ortasında bütün takımların yarısı tamamlamış olduklarını gördüler. Oradan son ekibin de varışa ulaştiğini seyrettiler.. Artık umutlarını yitirmişler ve orda pes edecekler gibi geldi bana.... Ama etmediler.. Rumelihisarındaki zorlu etabı da geçtiler ve varis çizgisine ulaştılar... İşte o herşeyin bittiğini düşündükleri an ne oldu biliyormusunuz.. Kızkulesinden getirdikleri ipucu olan heykelciğin altında bir uçak resmi basılı imiş. Bunu hiçbir yarışmacı bilmiyormuş ama , uçak resimli heykelciği bulup getirene özel ödül olarak 20 bin dolar, bir tatil vede yarışta sonuncu da olsa yarışa... Devamı

SEVGI

2008-02-13 10:54:00

Bu sabah yine aydınlık , güzel bir sabaha uyandık. Güneş doğarken gökyüzü alacakaranlıktan sarıya, maviden turuncuya binlerce renkle bezenmişti. Hangi ressam paletinde bu tonları böylesine güzel karıştırabilir ki. Allah’in yaratma sanatı karşısında bir kez daha dilim tutuldu. Yemyeşil çimenlerin üzeri bembeyaz marti sürüleriyle doluydu. Hep birden havalanmaları, gökyüzünde kavisler çizerek yükselmeleri, sonra bir anda inişe geçmeleri görülmeye değerdi… Evren hep bir ağızdan zikir ediyordu yine…   Kızlarımı okula uğurlarken kapıya bırakılmış gazetemi aldım. İçeri döndüm, bir bardak çay doldurup penceremin önündeki koltuğumda gazetenin sayfalarını çevirmeye başladim… Dünya , bölge, ülke haberleri… Çoğu insanı umutlandırmaktan çok ürkütüyor, üzüyor.. Sonra sayfa sayfa reklamlar.. hepsinde kırmızı , pembe renkler, kalp desenleri… Ne oluyoruz demeye kalmadan çözdüm.. Yarın sevgililer günü .. Sevgi , evet bu kelimeye ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz bu sayfalardaki haberlerden belli zaten… Ama yanılgı şurada ki, bizim maddi olarak alınıp satılacak, değeri biçilecek sevgiye değil, ilahi aşka ihtiyacımız var… İlahi aşk ile tüm evrene duyulacak sevgiye…   Sevdiklerim düştü gönlüme… yanımda olanlar, uzakta olanlar… alemini değiştirip hakka göçmüş olanlar…Yanımdakilere sevgiyle sarılmak , gözlerinin içine bakmak, her an iyisiyle kötüsüyle yaşamı paylaşmak mümkün… Uzaktakilere duygularımızı ses yada görüntü ile yollayabiliyoruz elhamdülillah… Ya gerçek aleme uyanmış olanlar… Onlar için de dualarımız var gönderecek değil mi?... Onlar çoktan en sevdiklerine yürüdüler…   Düşünüyorum da yaşarken dünyasını cennete çevirenler, hakkın yolunda yürüyüp sadece onun sevgisini dileyenler, hem her iki alemde sevgilerin en güzeline, en büyüğüne kavusuyor , hem de layığı ile seviliyorlar ...  Nasıl yaşarken çevrelerindekilere , konu komşu, tanıdık tanımadık herkese faydal... Devamı

SANAT SOKAGINDAN IZLENIMLER

2008-02-01 08:19:00

  Son bir haftadır epeyice yoğun bir temponun içindeyiz yine. Burada her yıl yapılan geleneksel festival başladı . Bu festival kapsamında bir sanat sokağı oluşturdular. Küçük küçük birbirine bitişik dükkancıklardan oluşan çarşılara burada souk deniliyor. Geneleksel mimarı tarzında oluşturulan bu souk tan eserlerini sergilemek isteyen bütün sanatçılara birer minik yer verdiler. Cıvıl cıvıl rengarek , çeşit çeşit el sanatları , güzel sanatlar burada.. Ressamlar bir yandan resimlerini yapıyor, heykeltraşlar heykellerini şekillendiriyor, bir oyma ustası kalın bir ağaç kapının üzerine nefis bir oyma desen işliyor, ebru ustaları suyun üzerinde boyalarıyla harikalar yaratıyor, Hat sanatçıları o güzelim sanatlarını sergiliyor… Biz de bir kenardaki yerimizde dekoratif boyama sanatından örnekler yapıyoruz… Her akşam yüzlerce , belki binlerce insan ziyaret ediyor burayı. Yeni insanlarla tanışmak, sohbet etmek inanılmaz zevkli..   Bu arada önümüzden geçen bu kalabalığı seyrederken Rabbimin yaratma sanatı karşısında adeta dilim tutuluyor..Bu çok farklı ülkelerden gelmiş, apayrı kültür ve karakterlere sahip insanları gördükçe hayrete düşüyorum.. Geçen gün Afrikadan gelen dansçılar vardı, yerel kıyafetleri ile kurulan sokak sahnesinde Afrika dansı yaptıktan sonra sanat sokağına dağıldılar ve sanatçıları ziyarete başladılar.. Bize uğrayanlarla biraz sohbet ettik.. Zenci ırkının güzelliğini onlarda daha bir farkettim. İnanılmaz zevkliydiler, sanata yatkınlıkları, arkadaşça , dostça tavırları, neşeleri görülmeye değerdi… Dün gece de aynı sahnede bir baktım Türk folklor ekibi halkoyunları sahneliyor.. Çok mutlu oldum, nasıl özlemişim.. Üstelik gerçekten başarılı bir ekipti.. Kardeniz bölgesinden oyunları çok güzel bir şekilde ortaya koydular ve büyük ilgi gördüler.. Sırf bu festival için davet edilmişler…   Dediğim gibi bir ay sürecek bu sanat sokağı bana adeta bir okul oluyor. Her gün tanıştığım ve konuştuğum yeni insanlar adeta bir ayna ... Devamı

FIRTINADAN SONRA

2008-01-27 11:20:00

Son yazimdan bu yana buralarda fırtına , sel, yağmur yerini güzel güneşli günlere bırakti... Aynı içimizde zaman zaman kopan fırtınalar, gözlerimizden yağmur gibi dökülen gözyaşlarının bir sure sonra durulması gibi... Hem öyle bir güneş ki ışıl ışıl, bulutsuz , pussuz, inanılmaz parlak... Ama serin soğuk.. Tabi o kadar fırtınanın ardından birdenbire yazın sıcağı gibi ısıtıvermiyor... Üstelik de fırtınanın yağmurun bütün bıraktiği izeri, yıkıntıları, tahribatı gözler önüne seriyor. Onarılması, sel sularının çekilmesi zaman alacak.. Üstelik buralarda bereketli topraklar da yok suları içine çekecek.. Kum suyu ha bire dışarı kusuyor adeta.. Evimizin yanında otopark olarak kullanılan arsa hala sular altında , ortada göletin içinde saplanıp kalmış arabalar sahiplerini beklemeye devam ediyor.   İşte bu güneşli ama serin günler beni de derin düşüncelere götüruyor. Bazen gozumun onundeki manzarada kendi ruh halimizin yansımasını görüyorum ... Nasıl bizim de içimizde kopan fırtınalar, bizi derinden sarsan üzen olaylar sonrasında sakinleşmemiz zaman alıyorsa , burdada öyle iste.. Bazen hayat yolunda ilerlerken , dostluklarda , sevgilerde yada ilişkilerde olumsuzluklar yaşıyoruz. Biz ne kadar iyi niyetli olursak olalım hazırlıksız yakalanıyoruz. Yüreğimiz kabariyor, içimiz kan ağlıyor.. Sonra zamanla olaylara daha sakin yaklaşmaya başladığımızda bakıyoruz ki güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıs. Fırtına ve gözyaşları dinmis. Ama içimiz hala soğuk. Hasar yavaş yavaş tamir ediliyor.   Rahmetli annanemin dediği gibi bu dünyada çözülemeyecek hıç bir sorun yoktur. Ölümden gayri herseyın çaresi vardır. Eğer çözümsüz gibi görünüyorsa da kendini Rahmana teslim edeceksin; demek ki senin için hayırlı olan böylesidir... Olumsuzlukları düşüncelerden uzaklaştırdikça Güneş hüzmeleri gibi içine , gönlüne kadar uzanacak rahmet nurları  ısıtacak buz tutan gönlünü, eritecek bütün kırgınlıkları... .. Yok edecek temizleyecek öfkeleri...   Öfke  öfkelenmek b... Devamı

DUBAI 'DE YAGMUR

2008-01-16 09:16:00

  Yağmurlu ve soğuk bir Dubai sabahından selamlar . Son bir haftadır kapalı olan hava dün yerini sağnak yağışa terketti. Son 24 saattir kesintisiz yağan yağmur yüzünden burda hayat neredeyse felç oldu. Bütün caddeler nehir gibi. Arabalar yarılarına kadar suya gömülmüş, zorlukla ilerliyor. Bazısı ilerleyemiyor , bozulup yolda kalmışlar. Dün evlerinden iş eve okullarına gitmek için çıkanlar yollarda saatlerce mahsur kaldığı için bugün ve yarın okullar tatil edildi. Biz şu anda evimizde sıcak çayımızı yudumluyor , penceremizden gri gökyüzünü ve yollarda mucadele eden insanları seyrediyoruz. Adeta bir film seyreder gibiyiz.  Gökyüzü grinin bütün tonları ile bezenmis. Ara sıra şiddetlenen rüzgar siyaha yakın koyu gri bulut kümelerini hızla sürüklüyor. Parça parca alçalan bulut kümeleri taşıdıkları su damlacıklarını cömertçe yeryüzüne bırakıveriyorlar. Rüzgarın da şiddetiyle bazen cisil çisil yağan damlalar arada hırçınlaşıp hızla camlara vuruyor. Her yer yıkanıyor, bütün kir ve pisliklerinden arınıyor sanki.. Arada sırada duyulan gök gürültüsü insanı yerinden hoplatıyor. Sanki daldığın düşüncelerden uyan kendine gel der gibi.. Çakan şimşekler ise bu grilere bürünmüş yeryüzü parçasına inanılmaz , büyülü bir renk katıyor. İnsanlar yollarda sırılsıklam, ters dönmüş şemsiyelerini düzelmeye çalışanlar, paçalarını sıvayıp dizlerine kadar derin sularda karşıdan karşiya geçenler, park edildikleri yerde suya ve çamura saplanıp kalmış araçlar.. Bu coğrafyada çok ender görülen manzaralar bunlar. Hele geçtiğimiz iki yıl sadece birkaç saat hafif yağmur görüldüğü... Devamı

UZAKLARDA BIR INSANLIK OYKUSU

2008-01-13 15:07:00

 Uzun zaman sonra bloguma yeniden yazabilmenin mutluluğu içindeyim. Daha önce de belirttiğim gibi annem ve babam yaklaşık iki ay süresince bizimle birlikte idiler. Bütün yaşanan güzellikler gibi bu sürenin de sonuna geldik ve onları birkaç gün önce Türkiye'ye yolcu ettik. Bütün güzelim anlar artık hatıra oldular. Aslında yazacak sizlere aktarmayı arzu ettiğim pekçok olay var.  Bende, bu gün küçük bir yaşam öyküsü ile yazmaya baslamak istiyorum...  Annem ve babamı uçağa bindirdikten sonra heyecanla hayırlı haberlerini beklemeye başladık. Dört saat kadar sonra annemin telefondaki "Sağ salim indik evladim" sesiyle de huzur bulduk. Ama sesi inanılmaz mutlu geliyordu. Hem sevindim buna hem de meraklandim. "Harika bir yolculuktu gidince yazarım "dediğinde de heyecanla mektubunu beklemeye başladim. Bu iletişim çağında mektuplar için artık posta yi beklemediğimizden çok geçmeden yazdığı mektup elime ulaşti. Şimdi bu mektupta yazanları aktararak satırlarıma devam ediyorum Annemlerin oturacağı koltuklar üçer kişilik olduğundan yanlarına bir kişi daha gelmis. Bu genç bir kızmıs. Biraz aksanlı bir Türkçe ile konuşuyormus. Hollanda'da doğmuş . Babası Türk annesi Hollandalı imiş. Yirmi saattir yoldayım demiş ve anlatmaya başlamıs. Endonezya’dan Dubai aktarmali Istanbul’a gidiyormus. İnternetten Endenozya'daki kimsesiz, yardıma muhtaç çocukların çağrısını duymuş. Çok duygulanmış, onlar için ne yapabilirim diye araştırmaya başlamıs. Onlar adına çevresinden, dost ve arkadaşlarından para ve yardım toplamıs. Eline bir de sözlük almış ve parayı yerine ulaştırmak için yollara düşmüş. Kimsesizlerin kimsesi olmuş. Allah onadan razı olsun.  Endonezyadaki yere varında gördüğü manza... Devamı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2007-12-18 21:24:00

Yine bir Kurban bayramina erismenin tarif edilmez heyecanini yasiyoruz.  Annem ve babam ile birlikte bu bayrami da idrak edecek olmaktan dolayi da cok mutluyuz. Insan bazen elindeki sahip oldugu degerlerin, etrafindaki guzelliklerin, sevdigi insanlarin kiymetini yanindayken anliyamiyor galiba. Ne zaman bir mahrumiyet, bir gurbet baslarsa o zaman farkina variyor bazi degerlerin.   Bu nedenle bu mubarek gunlerde, eristigimiz Kurban Bayraminda daha da bir ozenle gozden gecirelim hayati ve  davranislari. Elimizdeki nimetlerin farkina varalim, sukrunu edelim... Gozlerimizi daha bir dikkatle cevirelim etrafimizda suregiden yasamlara. Eger bir duvar orduysek, eger bir fanus icine hapsettiysek kendimizi yikalim bu engelleri. Allah rizasi icin acalim gonlumuzu herkese, sevelim insanlari, canlilari , tum yaradilmislari, evreni.... Gozlerimizi otelere cevirmeyelim , gercekleri gorelim... Ne kadar sansli, ne kadar ozel oldugumuzu farkedelim... Her aldigimiz nefes icin sukredelim Rabbimize...  Kirildigimiz darildigimiz birileri olduysa eger, genel bir af cikaralim hepsine....nefsimizi kurban edelim en once.... Yanimidaysa sevdiklerimiz , daha bir sarilalim onlara, degerlerini daha bir anlayalim; dusunelim sevdiklerine kavusamayanlari, ya da hic kavusamayacak olanlari... Rabbime dualar edelim saglik ve sihhatlari icin.... Gonul kapimiz sonuna kadar acik, misafir edelim tum dostlari gonul evimizde...   Butun gonul dostlarinin Kurban bayrami kutlu olsun. Devamı

YARDIMLASMA

2007-12-14 06:22:00

Oncelikle bu guzel ve mubarek cuma gununde tum dostlara hayirlar diliyorum. Rabbim insaallah saglikli ve huzurlu bir Kurban bayramina da erismeyi nasib etsin. Biliyorum yasadigimiz her an cok guzel, cok ozel ve cok degerli. Ancak yine de bu mubarek ayda , kurban bayramina yaklasirken, ve pek cok musluman kardesimiz (akrabalarimiz ve arkadaslarimiz) o mubarek topraklarda hac farizalarini yerine getirirken,  Sevgili Peygamberimizin mescidinde, Kabede bir araya gelerek insanligin en buyuk bulusmasini gerceklesirirken bizim de icimiz kipir kipir, duygularimiz daha da yogun ... Insaallah Rabbim gonullerimizi gul bahcelerine cevirir ve dileyen herkese hayirlisiyla o muhtesem mekanlarda bulunmayi nasip eder.   Bu gunlerde, Annem ve Babam yanimizda Dubai'deler. Insaallah bayramda da beraber olacagiz. Gunlerimiz dolu dolu geciyor. Bu arada annem yasadiklarini yaziya dokmeye ve gunluk yazmaya karar verdi. . Annemin kanser derneginde gonullu calistigini daha onceki yazilarimda da belirtmistim sanirim. Bursa da Onkoday da calisiyor ve de orada butun dernek cocuklarindan sorumlu. Yani yuzlerce cocugu var. Tabi boyle bir ortamda hergun bulununca yuzlerce de hikayesi var. Ona bu hikayeleri nasil guzel guzel anlatiyorsa oyle de yazabilecegini soyledik. Insaallah bu gunluk bir baslangic olacak ve bir gun bu guzelim cocuklarin hikayeleri de kaleme alinacak.   Sevgili annecigimin anlattigi hikayelerden birini hemen sizinle paylasayim istedim. Annemin dernek cocuklarindan birisi bu yil universite sinavinda ozel bir universitenin cok guzel bir bolumunu kazanmis. Ancak depremzede olduklari icin , baba saglik sebebiyle calisamadigindan, anne de cok agir hasta oldugundan maddi olarak okuma imkani hic yokmus. Zaten uc erkek kardes hepsi parasiz yatili olarak okumakta imisler. Dernek de boyle cocuklara karinca kararinca destek vermeye, burs saglamaya calisiyor. Bu gencimiz icin de burs arastirmaya baslamislar. Zaten kazandigi okul eg... Devamı

PENCERENIN ARDI

2009-11-08 23:41:00

  Sevgili Dostlar,   Bu sabah uyandığımda yine  her yeri kalın bir sis tabakası altında buldum . Evet sisin bu mistik, gizemli havası beni  büyülüyor.  Hele zaman zaman açılmaya başlayıp da ardındakileri hayal meyal gösterdiğinde insan merak içinde seyre dalıyor. Sanki ilk kez görüyormuşcasına dikkatle keşfediyor her detayı. Sonra aşağılara bastıran sis perdesi yükseklerde kalan ağaçların dallarını, dağları , tepeleri (burada gökdelenleri) tam kaplamadığında ortaya müthiş bir manzara çıkıyor. Bir hayalin içinden , bir masaldan canlanmış devler gibi yükseliyorlar sis tabakasının üzerinde..   Hayatımda en güzel sis manzarasını yirmi  yıl kadar önce Karadeniz de Uzungöl’e gittiğimizde görmüştüm. Uzungolun etrafını çevreleyen dağlar yemyeşil göğe yükseliyorlardı. Bembeyaz sis tabakası adeta dantel ve kupürden bir gelin duvağı gibi dağları sarmalıyarak eteklerine doğru uzanıyordu.. Dağlardan akarak gelen dereler ara ara sisin gizemli perdesi arasından sızmaya çalışan güneş ışığının yansıması ile gümüş gelin telleri gibi pırıl pırıl parlıyorlardı… Hele bir de yavaş yavaş yaylalara doğru çıkmaya başlayıp da sis tabakasının üzerine varmaya başladınız mı aşağıdaki manzarayı seyre doyum olmuyordu… Güneş ışığının yere ulaşabilen hüzmeleri yeşil ormanlar ve masmavi gol üzerinde sanki dans ediyor , her bir hareketlerinde yeryüzü ebem kuşağının yedi rengine boyanıyordu… Paha biçilmez bir mücevheri seyrediyormuşcasına heyecan duymuştum.   Aslında kar yağarken seyretmeye de bayılırım. Eğer gece başlamışsa kar, gökyüzü kızılımtırak bir renge bürünür. Hele güneş yeni doğuyorsa müthiştir. Lapa lapa yağan kar tanel... Devamı

SIS PERDESI ALTINDA

2007-11-21 07:27:00

Buralar günlerdir gizemli bir sis perdesi altında. Kimi zaman iyice baştıran sis gözün görebildiği herşeyi yavaşça sarıp sarmalıyor. İnsan kendini bir tuhaf hissediyor. Onunu göremediğinden midir nedir herşey belirsiz. Ansızın karşısına hiç beklemediği birşey çıkıverecekmiş gibi. Sanki tüm gerçeklerin üzeri örtülmüş, güzellikler gizlenmiş, İlgiç bir oyunun içinde doğru yönü bulmaya, labirentin duvarlarına toslamadan çıkışa varmaya çalışıyor gibi. Aslında galiba hayatın kendisi böyle. Her an bizi neyin beklediğini bilmeden yaşıyoruz. Eğer yolun başında elimize verilmiş olan bize yön veren yaşam haritasını iyi anlari özümser ve adım adım ona uyarsak bir saniye sonrasını bile göremediğimiz bu yaşam labirentinde yara almadan, yanlış yollara sapmadan çıkışı buluyoruz. Aksi takdirde Rabbım muhafaza etsin….   Evet özellikle sabahın çok erken saatlerinde iyice bastıran sisle birlikte yola çıkıyorum. Ulaşmam gereken bir dersim var. Geç kalmamak için biraz daha erken evden ayrılmama rağmen , daha otoparktan çıkınca çok yoğun bir trafik ile karşı karşıya kalıyorum. Yollar ilerlemeye çalışan araçlarla tıkanmış bile… Hadi bakalım bu epey zor ve uzun bir yol olacak. Şimdi hiç canını sıkma, rahatla diyorum kendi kendime. Yolculuğu daha katlanılır hale getirecek şeyi biliyorum. Hemen radyoyu kapatıp Engin Noyan – Senai Demirci’nin 99 Esma adlı cd sını koyuyorum. Rabbımın o güzel Esmalarını dinlerken dalıp gidiyorum. Zaman zaman çalan korna sesleri ve birbirlerine bağıran sürücüler dikkatimi çekiyor. Siste önlerini görememek onları iyice germiş anlaşılan,     Rabbımın izni ile zamanında dersime yetişiyorum, daha öğrenciler gelmemiş bile.. Sınıf karanlık, bütün ışıkları yakıyorum.. Gelen öğrencilerde de bir yorgunluk ve uyku hali hakim.. Bu gün neşeli güzel şeylerden konuşup, sıcak renkler kullanalım bakalım… Neyse ki herkesin gözleri gülmeye başlıyor yavaş yavaş…   Dersten sonra boya ve malzeme almak için bir mağ... Devamı

BU SABAH YENIDEN BASLAMAK

2007-11-12 07:11:00

Sabah erken saatlerde kızları okula , eşimi de işe uğurladıktan sonra çayımı da alıp balkona çıktım. Nefis bir hava . Bir bahar sabahı serinliği, kuş cıvıltıları, hafifçe esen rüzgar… Gökyüzü tam gök mavisi. Tek bir bulut bile yok. Bir de yoldan geçen arabaların sesi olmasa … Ama olsun, kısa bir süre sonra onları da duymaz oluyorum.Balkon demirine konan minik kuş gözlerini dikip bana bakıyor. Allahım bu ne inanılmaz güzellik. Gözlerimi palmiye ağaçlarının yeşil yaprakları ardındaki denize takiliyor, dalıp gidiyorum…. Önümüzdeki eski küçük binanın yılbaşından sonra yıkılıp , yerine koskoca bir gökdelen dikileceği haberini alalı henüz birkaç hafta oldu. O gün bu gündür daha bir özenle seyrediyorum bu muhteşem manzarayı sanki… İlginçtir ki, insanoğlu elindeki hazinenin, güzelliklerin değerini anca kaybettiğinde anlıyor…   Yok yok , aslında bu eve ilk adım attığım günden beri penceremin önünde uzanan bu muhteşem tablo her an şükür ve tefekkür içinde bulunmam için vesile oldu… Yine de bir süre sonra önümüzde yükselmesi beklenen inşaat herhalde bu günümün kıymetini daha iyi anlamama sebep oluyor.   Geçen yıl şiddetli bir göz enfeksiyonu ile doktorun kapısına dayandığımda da benzer şeyler hissetmiştim. Doktor bir saati geçen muayene sonucunda;” Nerdeyse gözü kaybediyormuşuz, şu anda görmenizde yüzde otuz kayıp var.” dediğinde gözlükle bile görebilmenin ne büyük bir nimet olduğunu kendime itiraf etmiştim. O her zaman dilimizden düşmeyen “Allahım verdiğin sağlık ve afiyet için şükürler olsun” sözlerinin gerçekten de içimiz titriyerek, anlamına vararak, gönülden ve her an yeniden söylenmesi gerektiğini anca idrak etmiştim… Duanın ve şükürün sadece dilde değil her an gönülde olması gerektiğini anlamıştım… Bir yılı aşkındır süren tedavi sonucu her gün bir parça geri kazanılan sağlık ise her an şükür etmeye vesile oluyor. Aslında bu bile ne büyük nimettir... değil mi?   Etrafımızı saran ... Devamı

TEK YUREK , TEK YUMRUK OLMA ZAMANIDIR

2007-10-26 18:11:00

Son günlerde hepimizi üzüntüye ve düşünceye sevkeden , içimizi kabartan , kendimizi sorgulamamıza neden olan olaylar yaşanıyor.. Hepimizin cok iyi bildigi gibi,  daha çok birlik ve beraberlik içinde olmamızı gerektiren olaylar bunlar. Ancak ülkemiz ve milletimiz üzerinde oynanan oyunlar ne denli ağır ve karmaşık olursa ,  bu milletin evlatlarındaki vatanperverlik , iman ve inanç böyle zamanlarda daha da  yogun bir sekilde ortaya çıkıyor..   Hafızam beni otuz yıl önceye götürüyor. Babam Mus'un Malazgirt ilçesinde memuriyet yapıyor.. O zamanın bu küçük ilçesi her türlü imkanlardan uzak. Medya şimdiki gibi güçlü değil. Televizyon yok, gazeteler bir gün sonra elimize ulaşıyor, dergiler bir hafta sonra geliyor kasabaya.. Dünya ile iletişimimizi sağlayan telefon, postahaneden bağlatılıyor . Bir İstanbul yada Bursa ile konuşmak için telefon bağlatmak istiyorsun,  normal telefon bir iki güne bağlanıyor. Yildirim arasak belki on onbes saat sonra gorusulebiliyor.  Bazen niye aradığımızı bile unutmuş oluyoruz. İmkanlar kısıtlı ama hayat olabildiğine güzel. İnsanlar saygılı, insanlar sevgi dolu... Kendi şehrımızdan çok uzak bu vatan parçasında alabildiğine güzel komşuluklar, dostluklar yaşıyoruz. Lojmanımızın hemen yanıbaşındaki yerli komşularımız her ekmek pişirdiklerinde bize de getiriyor. Yoldan geçerken minik iskemlelerde kapı önlerinde oturan yerli halk ayağa kalkıp bizi selamlıyor. Bayramlarda kapımız açık , evimiz ziyarete gelenlerle doluyor…    Evet yıl 1973 , yaz günleri .. Tek dünya bağlantımız olan radyomuzdan bir haber duyuluyor Türk ordusu Kıbrısa çıkarma yapmış. Savaş var.... Babam diğer memurlar ile birlikte Hükümet binasında Kaymakam Beyle toplantı yapıyor. Kasabanın sokaklarındaki duyuru megafonlarından marşlar çalınmaya başlıyor... Birisi son gelişmeleri halka bildiriyor sürekli... Kahramanlık , vatan, bayrak şiirleri okunuyor. Hükümet binasının  önünde insan seli oluyor bir anda. Bütün kasaba oraya ak... Devamı

BIZIM COCUKLARIMIZ

2007-10-22 21:11:00

  SEHITLERIMIZIN HATIRASINA     “Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler’demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” (Kur'an-i Kerim Bakara s. 154 . ayet)   “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında rizıklandırılmaktadırlar” (Kur'an-i Kerim Ali Imran s. 169.ayet)     Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Mehmet Akif     Dualarimiz butun sehitlerimiz icin....        ... Devamı

BIR OMUR

2007-10-20 06:45:00

Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla soruyor:"Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?" Dede tatlı bir gülücükle: "Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun:"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der.Dede:"Evet yavrum. ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye cevap verir. Torun yeniden sorar:"Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğinianlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?"Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:"Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı?Kılınmadı.O ezan "Namazsız ezan"dı. insan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının daezanı yoktur.O da "Ezansız namaz"dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına."Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk b iter, hayatını iyideğerlendir.Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan.işte yavrum ÖMÜR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.   Devamı

IKI EV HANIMININ GUNLUGUNDEN

2007-10-19 11:07:00

BİR EV HANIMININ  GÜNLÜĞÜNDEN (I)   Calar saatin o keskin sesi ile uyandım yine. Her tarafım tutulmuş, belim , sırtım ağrıyor bu yatak da ortopedik diye aldık bir ise yaramıyor galiba.. Çocukları uyandırmam gerek yoksa okula geç kalacaklar. Hiç sevmiyorum bu saatleri. Akşam söz dinlemeyip geç yatıyorlar sabah kaldırmak için vinç lazım. Tek tek başlarına gidip çağırıyorum. Hadi çocuğum hadi bak servise geç kalacaksın diye çekiştiriyorum nafile. Zorla kaldırıp banyoya sürüklüyorum bir bir. Yüzlerini yıkayınca gözleri açılıyor. Hadi çabuk giyinin diyorum. Mutfağa gidip birer kase corn flaks koyuyorum taslara. Benim de gözlerim açılmıyor aslında. Sonra hadi gidin kahvaltınızı yeyin , bak bişey unutmayın sonra arkanızdan getirmem haberiniz olsun diyorum. Apar topar servise zor yetişiyorlar. Neyse gittiler. Geri dönüp eşime sesleniyorum. Hadi kalk bak geç kalacaksın sabah trafiğini biliyorsun… Yataktan kalktığını görünce Çayını yaptım mutfakta diyorum vede gönül rahatlığı ile yatağa geri yatıyorum. Nasıl olsa kahvaltı etmiyor…   Uyandığımda saat dokuz olmuş. İyiki yine saat kurmuşum yoksa öğlene kadar kalkamayacağım diye düşünüyorum. Yüzümü yıkıyorum . Pencereleri açıyorum odalar havalanana kadar ben bir internete bakayım. Ne var ne yok.. Zaten çocukların odasına canım hiç girmek istemiyor yine her taraf her yerde… Kendime bir çay yapıyor internetin başına oturuyorum… Gerçi mutfak da çok dağanık ama neyse.. On dakika bir bakayım kalkıp toplarım. Hay Allah kendime söz vermiştim şu internetten indirdiğim Kur’an dan da bir cüz takip edecektim. Oda çok ağır açılıyor. Program açılana kadar bir maillerime bakayım bari. Pek birşey gelmemeis. Yine arkadaşlardan forwardlar. Yani ordan oraya dolaşan mailer iste.. bazıları görüntülü sesli falan , neyse onlara da baktım .. bazılarını bende diğerlerine yolladim.. Haberlerde ne vardı… Ya akşam benim diziyi seyrederken öbürünü kaçırdım , niye hep bunları aynı saate koyarlar ki. Dur... Devamı

BIR BAYRAM

2007-10-13 11:08:00

Dün Akşam saatlerinde beklenen haber geldi. Yarın Bayram… Evet bu coğrafyada ulemanın çölde hilali görmesi yeni ayın girdiğine işaret ve bayramın geldiği akşam namazından sonra onaylanıp duyruluyor.   Haberin alınmasıyla kızlarım sevinçle havalara zıplıyor… Yarın Bayram.. Ne büyük sevinç, ne büyük mutluluk… Ah bende çocuk olsaydım şimdi… Içim öylesine coşkuyla doluverseydi … Sevgiyle kucaklayıverseydim herkesi, adrniyetsiz, barışçı, bağışlayıcı, saf ve temiz…   Oysa büyük olmanın dayanılmaz ağırlığı sırtıma binmis. Düşünüyorum… Bayramın sevincini hissediyorum ama bir yanım buruk… Şu bayram gununda acı ve ızdıraplar içinde kavrulan insanlar, her sabah gazetelerin ilk sayfasından gelen zulüm haberleri gözümün önünde canlanıyor…. Ve vatanı için toprağa düşmüş askerler… Ve Rabbım onların hepsine cennet müjdeliyor.. Onlar en güzel makamlarla ödüllendiriliyor sonsuza kadar… Ben , aslında insanlık adına üzgünüm, hüzün doluyum . Insanlığımdan utanıyor , çaresizlikle kıvranıyorum.   Ancak biliyorum ki Rabbım söyle buyurmuş yüce Kur’an- Kerimde “Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler’demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” (Bakara s. 154 . ayet) ve “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında rizıklandırılmaktadırlar” (Ali Imran s. 169.ayet) Maneviyatın doruklarda olduğu bu çok önemli günde bütün şehitler ve zulüm görenler için duacıyım….   Ve bizler, bayrama eriştiğimiz için seviniyoruz gerçekten . Ancak yaşadığımız Ramazan'dan çıkmış olmanın, oruç günlerini arkada bırakmanın ve rahatça yeme-içme ve istediğimiz gibi davranma serbestliğine ermenin sevinci değil, kulluk vazifesini eda etmiş olma ve Rabbımın affına nail olabilme ümidiyle gelen gönül ferahlığı aslında. Biz, Ramazan'ı arkada bırakmanın değil, hata ve günahların ağırlığından kurtulmuş ... Devamı