DERVIS KASIKLARI

2011-10-22 10:42:00

  Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar: "Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın, göstereyim" demiş ermiş.   Bir sofra hazırlamış.   Sevgiyi dilinden düşürmeyen, ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya. Hepsi yerlerine oturmuşlar.   Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da "derviş kaşığı" denilen bir metre boyunda kaşıklar.     Ermiş: "Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir şart da koşmuş. "Öyle kasığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok!"   "Peki" demişler ve çorbayı içmeye girişmişler.   Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına. En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan.   Öylece, aç aç kalkmışlar sofradan.   Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş: "Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe" demiş. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya.   Ermiş: "Buyrun bakalım" deyince de, her biri uzun boylu kasığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını.     Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan. "İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız ken... Devamı

DUALARDA BULUSALIM

2011-10-21 18:33:00

    Bir cuma sabahına uyandık yine..   Güneş bütün ihtişamı ile parlıyor gök yüzünde... Ama ülkem hüzünlü, milletim yaşta, anaların gözü yaşlı... 20 bin Mehmetçik sınır otesi harakatında... Bir o kadar ana baba bekliyor geride dillerinde dualar... 70 milyonun gonulleri , dilleri duada... Biz bu memleketin evlatları hepimiz şehit çocuğuz, şehit torunuyuz. Bu vatanın bağrında yatan dedelerimiz, ninelerimiz, kardeşlerimiz, evlatlarımız.... Her bir karış toprağı öylesine değerli öylesine kutsal bizim için. Eğer ziyaret ettitseniz Çanakkale, Dumlupınar Sarıkamış  ve diğer şehitlikleri bilirsiniz;  Selanik'ten, Kars'tan, Musul'dan, Isparta'dan, Bursa'dan, Siirt'ten, Van'dan, Diyarbakır'dan , Eskişehir'den, Erzurum'dan, İstanbul'dan , vatanın dört bir yanından yerinden  gelmiş ve canlarını bu vatan için vermiş şehitlerimiz yan yana yatar.   Benim dedem şehit çocuğu... Hiç görmemiş babasını,  daha o  doğmamış babası Balkan savaşında şehit düştüğünde.. Babannem şehit kızı o da kundakta bebekmiş babası şehit olduğunda... Annemin büyük dayılara Çanakkale şehitlerinden. Hatırlarım biz küçükken gözü yaşlı söylerdi Çanakkale türküsünü Kocababanne....  Çanakkale içinde Aynalı çarşı /Ana ben gidiyom düşmana karşı /gençliğim eyvah ... derken süzülürdü gözlerinden inci taneleri.... Benim rahmetli annanem 6 aylık bebekken evlerini basan düşman askerlerinden bir mucizeyle kurtulmuştu... Annemin dedesi Balkanlarda esir düştüğünde neler yaşadığını , idama götürülürken nasıl kaçtığını anlatırdı bize kü&... Devamı

Bir çeşmeden akan su acı,tatlı olmaya..

2011-10-15 07:32:00

    Sevgili Dostlar ,   Güzel bir cuma sabahından sevgi ve selamlar gönderiyorum. Uyku tutmadı yine bu sabah. Çayımı demledim, penceremin önüne yerleştim . Gün doğuşunu , güneşin turuncu ışınlarının denizdeki aksini seyrederken düşüncelere daldım gittim.   Bazen düşünüyorum da insan olmak zor zanaat.. İnsan topluluğunun içinde yaşamak, diğer insanlarla güzel geçinmek, kimseyi incitmemek, kimseden incinmemek… Her insan başlı başına bir dünya… Bazen olaylara karşındakinin gözüyle bakmak , değerlendirmek ne denli güçleşiyor. Herkesin davranışlarını , düşüncelerini etkileyen o kadar çok sebep var ki.. Doğduğu zaman birlikte getirdiği genetik özelliklerinin üzerine, yaşadığı her an yeni birşeyler inşaa ediyor.. Bebeklikten itiberen yaşadığı her olay onun kişiliğinde bir yapı tası oluyor.. Ve zamanla, içinde besleyip büyüttüğü kişiliği, varsa inancı onun toplum içindeki davranışlarını biçimlendiriyor. Ne tek başına genler sorumlu, ne tek başına aileden aldığı eğitim, ne de inancı.. Hepsi öyle derin bir etkileşim içindeler ki.. Üstelik herşeyin doğrusunu bilmek de yetmiyor.. O benlik , o nefis var ya her yerde zorluyor insanı.. Doğru bildiğini uygulama noktasında bir iç savaş yaşanıyor … Hani çizgi filimlerde görürsünüz , benim çok hoşuma gider.. Bir insan tam önemli bir karar aşamasındadır ki , basının iki yanında minik bir melek ve minik bir şeytan belirir. Melek doğruyu ve güzeli söyler ona yönlendirmaye çalışır, Şeytan ise ha bire kötü yönde aklını çelmeye çalışır. Hepimiz her an bu çatışmalar içinde değilmiyiz aslında..   Davranışlarımız... Devamı

INSANI ANLAMAK

2011-10-09 10:06:00

I  Insanlara yapılacak en büyük iyilik, karşılık beklemeden onlara değer vermek, sevgi, saygı, ilgi göstermektir. İnsanları mutsuz eden, hırçınlaştıran, hiçkimse tarafından değer verilmemektir. Sevilmeyen, sevgi ve saygı görmeyen, ilgiden mahrum insanlar tekâmül edemezler, mutlu ve huzurlu olamazlar. Sevgi ve saygı görmek ihtiyacı bir insan için su ve ekmek kadar önemlidir. Bir şâir, “Bir güleryüz görmedim ki bellesin gülmek yüzüm.” diyor. Eğer bir insanı takdir eder, onun kendisini güven içinde ve önemli hissetmesini sağlarsanız, o rahatlar, ferahlık duyar mutlu olur, kendisini büyük göstermek için, başkalarını küçük gösterme ihtiyacını duymaz. Başkalarını hor ve hakir görenler, kendi iç dünyasında, kendi kendisiyle kavgada olan kimselerdir. Başkalarıyla alay edenler, nefsine esir olmuş, huzursuz, sıkıntılı, aşağılık duygusu içinde çırpınan zavallı kimselerdir. Kendini sevmeyen başkasını sevemez. Kendine saygı duymayan başkasına saygı duyamaz. “Komşunu da kendin gibi sev.” sözü çok anlamlıdır. İnsana saygı duymayanlar, şeytana mensupturlar. Yunus, “Tehî görme kimesneyi, hiç kimesne tehî değil.” der. Tehî, boş anlamında. Hayatta herkes önemsenmek ister. Adam yerine koyulmak ister. Sevgi ve saygı görmek ister. Gülten Akın bir şiirinde, “Bir büyük oyun kardaş yaşamak dediğin  Beni ya sevmeli, ya öldürmeli”  der. Sevgi, saygı, ilgi ve itimat görmek ihtiyacı çok güçlüdür. Herkeste vardır. Sevilmeyenlerde, sevilmediklerine inananlarda ruh sağlığı bozulur. O insan ya tamamen hayata, insanlara küser, ya da saldırgan, küstah, mütecâviz olur. Ne var ki, bu sevginin ... Devamı

Ey Gonul ; Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü

2011-10-02 10:27:00

Ey Gonul ; Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir Devamı

GERCEKLERI GOREBILECEK GOZLER

2011-10-01 19:57:00

Bu akşam bilgisayarın başına oturup günlerdir bakamadığım mesajlara baktım, onları cevapladım. Bir arkadaş ile yazışmalarımızda konu insanın Rabbine ulaşabilmesine , onu bulabilmesine gelmişti.. Bulunduğu ortamda hiç kendisini yönledirecek kimse yoksa, tamamen nefsani hayat süren bir kişi nasıl olur da kendi kendine Rabbine ulaşabilir diye soruyordu arkadaşım. Tam bu konu üzerinde düşünüyordum ki bundan 12 yıl önce TV de seyrettiğim bir genç aklima geldi... . Beni o günlerde çok etkileyen , uzun uzun tefekkür etmeme sebep olan hikayeyi burada sizlerle de paylaşmak istedim.. Yıl 1999 Ağustos ayı, TV de röportaj yapılan genç 20li yaşlarda.. Üç dört arkadaşıyla Amerika'dan Türkiye’ye tatile gelmiş. Tatil planlarında önce birkaç gün İstanbul'da kalmak sonra da Antalya’ya giderek oradan ülkelerine dönmek varmış. İlk günün ardından bakmışlar İstanbul birkaç günde gezilemeyecek , önce Antalya’ya gitmeye, dönüşte İstanbul’da daha uzun zaman geçirmeye karar vermişler. Onların Antalya’ya hareket ettikleri gecenin sabahında, o malum büyük Marmara depremi olmuş. Sabah Antalya’ya indiklerinde anlamamışlar tabi ne olup bittiğini . Ancak günün ilerleyen saatlerindeki telase ve Tv deki yayınlardan anlıyorlar olan biteni ve nasıl bir felaketten kılpayı kurtulduklarını... Neyse birkaç günlük Antalya tatilinin ardından İstanbul’a geri dönmeleri gerekiyor otobüsle.. Yol güzergahı tam da deprem bölgesinden geçiyor.. Şaşkın ve korku dolu gözlerle birkaç gün önce geçerken sapasağlam gördükleri şehrin enkaz haline dönüşmüş evlerini seyrediyorlar. Tam da enkaz kaldırma çalışmaları yapıldığından trafik zaman zaman duruyor , çok... Devamı

YASAMDA ZIRVE YAPMAK

2011-09-30 17:37:00

Sevgili dostlarım,   Ne güzel bir güneş doğdu yine bu sabah... yavaş yavaş aydınlanırken yeryüzü , turuncu sarı renk cümbüşü yerini pırıl pırıl bir aydınlığa bırakırken, güneşin yakamozları yansirken denizin üzerinde; bu muhteşem tabloya dalmış yüce yaratıcının sanatını seyrediyordum. Dunayayı, yaşamı, canlıları ve insanları....   Bu harkulade güzellikler içinde yaşamak ne büyük mutluluk... İnsanın içi coşku ve sevinçle doluyor... Yoldan tek tük geçmeye başlayan arabalara, yürüyen ınsanlara bakıyorum... Ah!!! diyorum yine pek çoğu göremedi bu emsalsiz gün doğumunu.. Belki görselerde hissedemediler derinden bu mucizeyi. Kafalar dolu binbir şeyle.. Gönüller kırgın , kararmış... Bir sürü dert , tasa... Yazık çok yazık.. Ne yapmalı gönül gözünü açıp yaşamın ve varoluşun gerçeklerini gözler önüne sermek için.   Bir gönül dostum mektubunda demişti ki:…”Şimdi etrafımdaki dikenleri çalıları temizlemekten de vazgeçtim. Onlara beni acıtmalarına izin vermeden onlara bulaşmadan yaşamayı öğrendim.Onları Yaradandan ötürü kabul etmeyi  öğrendim. Yeryüzünün bir cennet olduğunu öğrendim ve her gün Kainatı seyretmekle O’na olan hayranlığım artıyor” diye sürüp giden satırları okurken aklıma  Yusuf İslamın bir konuşmasından bir cümle geldi. “Yaşam taşlık ve diken dolu bir arazide yürümeye benzer. Orada kendimizi nasıl korur sakınırsak incinmemek için, yaşamda da takva sahibi olanlar kendilerini Allah’ın emirlerini yerine getirken hata yapmaktan, yasaklarından, kötülüklerden ve kötülerden öyle korurlar” diyordu…   Hayal g... Devamı

BES TOP

2011-09-27 09:01:00
BES TOP |  görsel 1

"Hayat havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyundur. Bu toplardan sadece bir tanesi lastik ,diğer 4 top ise camdandır. Bu toplar; işimizi, ailemizi, sağlığımızı, dostluklarımızı ve benliğimizi temsil etmektedir. Belirttiğim gibi bu 5 top içinde bir tek İŞİMİZ lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapıldığından düşerse kırılır, yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. Oysa hepimiz o lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmez miyiz? Dostlarınızı çantada keklik sanmayın. sıkıca asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi... Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır. Hayati çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın… Hayatin bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın… Dün Tarih Oldu... Yarın Bir Sır... Bugünün Kıymetini Bilin....” Devamı

Doğru Dili Kullanmak

2011-09-26 11:29:00

  Doğru Dili Kullanmak Son günlerde düşünüyorum da yaşadığımız ortamda, çalıştığımız yerde yada aile içinde muhatabımız olan insanlar ile iletişim problemleri yaşıyoruz. Bazen olmayacak şeyden alındığımız dostlarımızı kırdığımız oluyor. Yada karşımızdaki kişi bizi hiç beklenmedik şekilde bir söz ile derinden yaralıyabiliyor. Karşılıklı diyaloglar ve tepkiler bizi hiç de istenilmeyen sonuçlara götürebiliyor. Sözün gücü denince akla ilk gelen Yunus Emre'nin o güzelim şiiridir değil mi :   Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola agulu asi Bal ile yağ ede bir söz   Söz vardır, savaşları bitirir. Söz vardır, insanı ipe götürür. Söz vardır, her acıyı mutluluğa dönüştürür. Bir sözümüzle dost da kazanabiliiiz, en iyi dostumuzu da kaybedebiliriz Söylediğimiz bir söz bize sevginin de kapısını açar, nefretin de. Sevenimiz de çok olabilir, sevmeyenimiz de. Bunlardan hangisinin gerçekleşeceği sözü nerede ve nasıl söylediğimize bağlı. İnsan her düşündüğünü söylemek zorunda değildir, ama her söylediğini düşünmek zorundadır. Aklımızdan iyi şeyler de geçer, kötü şeyler de. Düşünceye sınır konamaz. Bazen günahı da düşünür insan aklı. Akıldan geçen her şey öyle ulu orta söylenmez. Allah  boğazı dokuz boğum yaratmış, dokuz düşünüp bir söyleyelim diye. Peygamber Efendimiz SAV "Ya Hayir soyle ya sus" diye buyurmus. Bir tek bu hadisi uygulayabilsek hayatimizda ne kadar cok sey degisir degil mi? Istenmeyen sonuclari onlemek icin sanirim yapılması gereken en önemli şey üzgünken yada sinirli iken konuşmamak. Eğer... Devamı

Karanlık Mağaradaki Tutuklu

2011-09-24 09:39:00
Karanlık Mağaradaki Tutuklu |  görsel 1

Bir zamanlar ölüme mahkûm olmuş bir adam vardı. Gözleri kapatılarak zift gibi karanlık bir mağaraya kapatılmıştı. Mağara, yüz yard´a yüz yard ölçülerindeydi. Ona mağaradan çıkmak için bir tek yol olduğu ve onu bulabilirse özgür bir adam olabileceği söylenmişti. Mağaranın girişi bir kaya ile iyice kapatıldıktan sonra mahkûma gözlerini açmak ve karanlıkta özgürce gezinme izni verilmişti. Yalnızca ilk otuz gün boyunca ekmek ve su ile beslenebilecek ve bundan sonra beslenmesi için hiçbir şey verilmeyecekti. Ekmek ve su, mağaranın güney kısmının tavanında bulunan küçük bir delikten aşağı sarkıtılarak ona verilecekti. Tavanın yüksekliği 18 feet civarındaydı ve tavandaki deliğin çapı 1 foot idi. Mahkûm yukarıdan gelen azıcık ışığı görebiliyordu ama bu ışık mağarayı aydınlatmıyordu. Mahkûm, mağaranın içerisinde gezinirken kayalara çarptı. Bu kayaların bazıları çok büyüktü. Eğer bu kayaları kullanarak bir tümsek yapabilirse, tavandaki açıklığa ulaşabileceğini ve onu içinden geçebileceği kadar büyütüp oradan da kaçabileceğini düşündü. Boyu 5 feet 9 inch olduğu ve ulaşabileceği yükseklik de bir 2 feet olacağı için, bu tümseğin en azından 10 feet yükseklikte olması gerekiyordu. Bu sebeple, mahkûm uyanık olduğu süreleri kayaları toparlayarak ve toprağı kazarak geçirdi. İki haftanın sonunda 6 feet yüksekliğinde bir tümsek yapmıştı. Önündeki iki hafta içerisinde bunu iki katına çıkarabilirse, yiyeceği tükenmeden bu işi başarabileceğini düşündü. Mağaranın içerisindeki kayaların çoğunu kullandığı için toprağı daha fazla kazması gerekiyordu. Bu kazma işlemi için kullanabilece... Devamı

Gunumuz Insani Neden Idare Edemiyor?

2011-09-05 09:58:00

    Günümüz insanı neden yalnız? Gözü mükemmelde olduğu için değil mi? Sanki kendimiz kusursuzmuşuz gibi. Kendi kusurumuzu görmekte kör, başkalarının kusurunu görmekte gözlerimiz radar gibi çalışıyor. Övünüyoruz “Gözümden bir şey kaçmaz.” diye. Oysa iyi bir şey değil. Hata bulmayı, laf yetiştirmeyi, eleştirmeyi, söz altında kalmamayı bir erdem zannediyoruz. Herkes değişsin ve bizim kafamızdaki kalıplara uysun istiyoruz. Uymayanı hemen hayatımızdan silmek istiyoruz. Oysa Rabbimiz gözlerimize kapak yapmış, görmememiz gerekenler olduğunda kapatalım diye. İnsanları hataları ile kabullenip, sevemiyoruz. "İdare etmek" diye bir deyim var. Şimdilerde internette dalgası geçilen. İdare etmek, insan ilişkilerinde çok önemli bir meziyettir. Şimdiki neslin pek bilmediği bir erdem. “Biz neleri idare ettik!”diye övünürdü yaşlılar. Eskiden hatalar görmezden gelinir, örtbas edilir, herkes birbirini idare ederdi. Karı koca birbirini, komşu komşuyu, akraba akrabayı, kayınvalide gelini… İdare etmek “aptallık” gibi görünüyor artık. “İdare edemem” diye bağırıyor reklamlarda kadın, eskiyen eşyaları için. Beynimizde dönüyor dönüyor dönüyor…“İdare edemem” sloganı. Bir tek eşyaları değil, hiçbir şeyi idare edemiyoruz. Varlığı idare edemiyoruz, yokluğu idare edemiyoruz. İDARE ETMEK BİR SANATTIR "İdare etmek" bir sanattır aslında. El sanatlarının pek çoğunu kaybettiğimiz gibi akıl sanatlarının çoğunu da kaybettik. Beynimiz de makineleşti.  Zeki insan çok; ama akıllı insan az. Yeni nesil çocuklar çok zeki; ama çoğu ... Devamı

Neyin Hasretini Çekiyoruz?

2011-09-01 07:40:00

  Neyi çok severseniz ve neye bel bağlarsanız, onunla imtihan olursunuz.  Düşüncelerinize takılan v e aklınızı meşgul eden, geceleri uykularınızı bölen neyse, onunla karşılaşırsınız.  Hasretini çektiklerinize bir bakıverin. İsteklerinize ulaşmak için çabaladıklarınıza. Çabanız ne yöndeyse ona yönelirsiniz. Ve onunla da imtihan olunursunuz.  İmtihan edildiklerinize bir bakıverin, kayda değerse kaydetmeye devam edin yüreğinize.  Lakin unutmayın, sizin kaydettikleriniz de kaydediliyor her an.  Hasretleriniz yakıyorsa yüreğinizi, değsin yüreğiniz yanmaya. Yangınlarınız nefsinizi de yaksın, sadece yüreğinizi değil. Kuruyorsa göz pınarlarınız ağlamaktan, yoruluyorsanız eğer beklemekten, ardınıza bir bakıverin. Uğruna ağladıklarınıza… Beklediklerinize…  Alçaltıyor mu sizi? Yüceltiyor mu? Korkmayın, sorun kendinize. Vicdan aynasına bakın, yüzleşin içinizle. Hatta kalbinizle, hatta gözlerinizle, hatta nefsinizle…  Değiyor mu acaba, ne zaman son bulacağı belli olmayan kısacık hayatınızda uğruna yandıklarınız? Değiyorsa bırakın varsın yansın ebediyen.  Hayatı Anlamlandırabilmek  Bir şeyler yaşanıyorsa şu kısacık hayatta, anlamlı olmalı, yaşanan her ne varsa.  Anlam kazandırmak, aklımıza ve irademize bağlı. Aklın ve iradenin hakkını vermek  bize bağlı. Yaşamak için yaşamamalı sadece, atılan her adımda O anılmalı, nefes  alış verişlerimizi O’nunla değere bindirmeliyiz.  Hayatımızı değerlilerle değerlendirmek bizim ellerimizde. O’nu anmadığımız  günleri yaşanmamış saymalıyız, O olmadıktan sonra yanımızda, ne kıymeti var alıp  verdiğimiz solukların.  Hayatınızı kime adarsanız onunla fanileşir ya da ebedileşirsiniz. Karun para... Devamı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2010-11-14 06:27:00

    Bilgisayarın başına oturdum, Klavyem parmaklarımın ucunda , bayram mesaji yazmak istiyorum tüm dostlara… nasıl başlasam… yazıp yazıp siliyorum, begenemiyorum… Kelimeler yetmiyor, anlam ifade etmiyor… daha dogrusu duygularimi, dusuncelerimi , dileklerimi aciklamaya yeterli gelmiyor. Her birine bin anlam yuklemek istiyorum…..   Kurban Bayraminin manevi anlami oyle derin ki aslinda.. Insanin birseyleri Allah ugrunda feda edebilmesi, nefsine hakim olabilmesi , sevgisini merhametini tum insanlarla paylasabilmesi, maddi manevi birbirlerine el uzatip destek olmasi, kendileri icin istediklerini tum insan kardesleri icin istemesi demek bu bayram. Yasaminda yeni bir  baslangic. Bir donum noktasi..  Insanoglu nefsi ile hep mucadelede ve isteklerinin esiri olmus cogu kez.  Icinden bir ses iyiye, olumluya yonelik davranislarini ertelemesi icin hep bahaneler yaratmakta.. Hadi simdi bosver sonra yaparsin diye aklini celmekte..  Bu nedenle bu mubarek gunlerde, eristigimiz Kurban Bayraminda ,  her guzellige kucak acmak icin bir milat bekleyenlere cagri;  Daha da bir ozenle gozden gecirelim hayati ve  davranislari. Elimizdeki nimetlerin farkina varalim, şükrünü edelim... Gözlerimizi daha bir dikkatle cevirelim etrafimizda suregiden yasamlara. Eger bir duvar orduysek, eger bir fanus icine hapsettiysek kendimizi yikalim bu engelleri. Allah rizasi icin acalim gonlumuzu herkese, sevelim insanlari, canlilari , tum yaradilmislari, evreni.... Gozlerimizi otelere cevirmeyelim , gercekleri gorelim... Ne kadar sansli, ne kadar ozel oldugumuzu farkedelim...  Her aldigimiz nefes icin sukredelim Rabbimize...   Yanimizdaysa sevdiklerimiz , daha bir sarilalim onlara, degerlerini daha bir anlayalim; dusunelim sevdiklerine kavusamayanlari, ya da hic kavusamayacak olanlar... Devamı

Ya ibret alırsınız, ya ibret olursunuz.

2010-08-24 08:29:00

Sana ne olduğu önemli değil…     “Benim ailemde zengin olsaydı? Benim de imkanlarım iyi olsaydı? Benimde elimden tutan olsaydı? Keşke, keşke, keşke…” Hayatta istediğimiz şeyleri elde edemeyince, suçlu bulma konusunda o kadar yetenekliyiz ki, etrafımızda ki herkesi her şeyi görüyoruz. Aynaya bakmak aklımıza gelmiyor. Boşuna dememişler “göz kendini göremez” diye. Başımıza gelen olumsuzlukların sebebini, hep çevremizde aramayı severiz. Başarısız öğrenci öğretmenlerini, sistemi, imkanlarını sorgular. Kendisi dışında herkes suçludur.     İş hayatında yaşanılan başarısızlıklar, aile hayatında ki sıkıntılar gibi her problemin sebebini, dışarıda aramayı seviyoruz. Engeller… Hayat engellerle dolu bir yolculuktur. Kime ait olduğunu hatırlamıyorum ancak çok sevdiğim, çok anlamlı bulduğum bir söz var. “Yürüdüğünüz yolda hiçbir engel yoksa, yanlış yoldasınız demektir.” Engel olacak ki, gücümüz sınansın. Engel olacak ki, sabrımız sınansın. Engel olacak ki, kararlılığımız sınansın. Engel olacak ki, engelle mücadele ederek gücümüz artsın. Hep aynı yükü, aynı ağırlığı taşıyan bir insanın gücün artırması mümkün değildir. Her yıl yapılan spor müsabakaları, her yıl tekrar tekrar kırılan rekorlar, bir sonraki yıl rekor kırmak isteyenlere bir engel oluşturmuyor, onlara güç kazandırıyor. Engeller, kimi insanın kırılmasına, kimilerinin de rekor kırmasına sebep olur. Hz. Yusuf’un engelleri mi başarıları mı? Kuyuya atılmasaydı Yusuf, Mısır’a ulaşabilir miydi? Mısır’da köle pazarı... Devamı

Zamanın kanatları kederleri uçuruyor

2010-06-04 18:58:00

  Yavaş yavaş gün doğuyor yüksek binaların ardından... Önümde uzanan minik körfezde , suların üzerinde gri gölgeler yavas yavas turuncuya dönüyor... Yine yeni bir gün daha bizim için... Uzun bir gecenin ardından. Geceler yazın gittikçe kısalır aslında, bana neden böyle uzun geldi ki bu gece? Aslında geceler sessizlik, geceler huzur ve sükun,  kendinle başbaşa kalmaya , düşünmeye, teffeküre imkan. Seviyorum bu kendimle kaldığım saatleri . Günün yoğun temposunu bir yana bırakıyor , bütün kaygıları , uğraşları askıya alıyor huzuru yaşıyorum doyasıya... Kendimle hesaplaştığım, derinlere daldığım, Rabbimi, yaşamı, muhteşemliğini, gizlerini düşündüğüm , okuduğum, yazdığım, sevindiğim , hüzünlendiğim, kimi zaman dudaklarımda bir gülümseme , kimi zaman gözpınarlarımda yaşlar , inci dakikalarını yaşadığım anlar bunlar... Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte renklerine bürünürken yeryüzü tefekkür ve şükür zamanıdır artık... Muhteşem güzel bir dünyada , inanılmaz nimetler içinde yaşıyoruz her anı binlerce altın değerindeki zamanı. Bize verilmiş bir armağan bu.. Aldığımız her nefes doğru dürüst insan olma yolunda bir fırsat daha... Yeni bir başlangıç yaşama.. Tabiki olumluların yanında olumsuz da milyonlarca faktör var bizi gel gitlere sürükleyen. Her an mutlu , ya da her an mutsuz olabilir miyiz ? Mümkünmü hep başarmak ? Hep istediğimiz gibi sonuçlanır mı olaylar ?  İşte imtihanın sırrı da burada... Her ne nasıl tecelli etmiş olursa olsun var bir hikmeti diyebilmekte .  Üzülmeyecegiz ,istediğimiz bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur . Her şey bizde gizli aslında . Her olayda &o... Devamı

Binlerce top tüfek yapamaz aslâ gözyaşının seher vakti yaptığını

2010-05-22 13:32:00

Mazlûmun bedduâsından sakınmalıdır. Zulüm ateşi ile karşı karşıya gelen kimsenin içi yanar, bedduâ yapmak zorunda kalır. Duâsı kabûl mahallinde olur. Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki: Mazlûmun bedduâsından, âhından ve yetîmin gözyaşlarından sakının. Çünkü insanlar rahat uykuda iken onlar dert, sıkıntı, üzüntü içindeler. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil bir valisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu valinin jandarmaları birgün bir kaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi... Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. Hadisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur'a gitmişti. Bir zaman sonra evine dönerken, yolu Horasan'dan geçiyordu... Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla valinin huzuruna çıkardılar... Vâli: - Hepsini hapsedin! dedi. Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp: 'Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın! ' diye duâ etti. Bu mazlum demirci böyle yalvarırken, vali evinde uyuyordu. Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı uykudan. Bu rü'yadan çok korktu. Hemen kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rek'at. Tevbe istiğfar etip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Gündüzki hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı var? Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu: - Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı? Müdür dedi ki: - Bunu bilemem e... Devamı

Acılara değil, acıları verene teslim olun!

2010-05-22 10:29:00

“Dert söyletir!” demiş büyüklerimiz. İnsan acı çektiği zaman her şeyi söylüyor. Her şeye, herkese isyan etmek istiyor. Acıyla inleyen bir insanın iniltileri gibi, ne dediği anlaşılmaz acılı insanın. Bazen, “Niye ben?” diye sorar insan. “O kadar insan var, o kadar kötülük yapan var. Niçin onlar değil de ben?” Acıyı kendine yakıştıramaz insan. Bazen, “Keşke!” diye başlayan pişmanlıklar yakar acılı insanın yüreğini. Bazen,  “Bir daha mı…?” diye başlayan, acıyla alınmış hayat dersi dillendirilir. Bazen, “Keşke bununla imtihan edilmeseydim! Başka acılarım, sıkıntılarım olsaydı da, bu acıyı yaşamasaydım!” diye isyan eder insan.   “Keşke bununla imtihan edilmeseydim!” diyenler, imtihanı anlamamış demektir. Hangi öğretmen yazılıda soruları öğrencilere hazırlatır ki? Okullarda ki imtihanlarda bile soruları seçme özgürlüğümüz yok iken, hayat imtihanında soruları / sorunları seçme özgürlüğünü beklemeye hakkımız olur mu?   Keşke…! Bir öğrencimin felçli çocuğu dünyaya gelmiş. Anne olarak evladını çok sevdiğini, ancak evladıyla imtihan olmanın ağır geldiğini anlatmıştı. “Her zorluğun acısı vardır. Ancak evlatla imtihan edilmek çok zor geliyor bana!” diye üzüntüsünü belirten öğrencime, teselli vermem imkansızdı. Ancak, öyle bir özeleştiri yaptı ki, ben onu teselli edememiş olsam da, o bana çok güzel bir bakış açısı kazandırmıştı.   Annesi sürekli kaynanasından çektiği sıkıntıları anlatmış yıllarca. Babaannesini hiçbir zaman sevememiş, annesinden dinledikleri yüzünden. Ablası evlendiğinde de, aynı sıkıntılar evde he... Devamı

ANNELER GUNUNDE BIR ANNE

2010-05-08 19:14:00

    Oykunun kahramani Fikriye Anne.. Fikriye Anne bugun 65 yasinda haftada 5 gun sabah erkenden kalkiyor evinin isini , yemegini yapiyor sonra yaptigi borek corekleri de yanina alip mesaisinin basina kosuyor. O Onkoday (Bursa onkoloji dernegi) gonullusu. Haftanin 5 gunu tam gun dernekte. Haftada bir hastahane nob......eti var. Onkoloji bolumundeki hastalara ziyaret yapiyorlar.Onlara moral aşılıyor, bütün ihtiyaçlarıyla ilgileniyorlar. On yildir bu tempoda calisiyor. Fikriye Anne bundan 11 yil once biricik oglunu Muratını trafik kazasinda ebedi hayata, Hak ka yolcu etti. Hemen ardindan 1999 depremi geldi, ulke derinden sarsildi. Deprem sabahi dedi ki kendi kendine ’ benim acim buyuk ama simdi memleketimin acisi cok daha buyuk birseyler yapmali…’ Daha onceden arada sirada ziyaretine gittigi Onkoday kervanina katildi, yardim topladi deprem bolgesine gitti. oradakilerin yaralarini sarmak icin . O gun bu gundur ihtiyaci olanlarin hizmetinde. Fikriye anne Onkoday yonetiminde, cocuklardan sorumlu. Bugunlerde yuz – yuz on kadar cocugu var. Hepsi ile tek tek ilgileniyor tedavilerini, psikolojik desteklerini, ilaclarini, uzaktan geliyorlarsa tedavi sirasinda kalacak yerlerini, ihtiyaclarini, okullarini, burslarini, dogum gunlerini, ozel problemlerini ve ailelerini takip ediyor.Tek tek ihtiyaclarini tespit edip onlar icin kah burs aramaya cikiyor, kah esya, kah gida… Evi herkese her daim acik. Telefonu da 24 saat susmuyor. Hatiralarini yazdigi gunlukleri kac cilt oldu bilmiyorum. Cocuklarindan gelen kisa mesajlari ozel defterlere kaydetmeden silmiyor telefonundan. Onun icin her biri cok ama cok degerli. Fikriye anne emekli bir memur esi , evhanimi , kendi geliri yok ama butun Bursa , kapali carsi esnafi biliyor. O geldiginde oturtup cay ikram ediyorlar. Cocuklar ve aileleri icin yaptigi alisveris listelerine ozel , maliyetine fiyat uyguluyor sonrada da depolarindan bunlar da bizden diye torba torba... Devamı

Hüsnü Dede

2010-05-04 11:59:00

    RÜHANİYET-İ RESÛLULLAH'IN HAKÎKÎ MÜMİNE İLTİFATI   Bundan 26 sene evvel, küçük bir kasabada devlet hizmetinde doktorluk yapıyordum. Kasabaya gelişimden 6 ay sonra 80 yaşlarında, beş evlâdını harb meydanlarında şehid olarak bırakmış, hayatta ancak ellibeş yaşında çocuksuz dul kalmış kızının çamaşır yıkayarak temin ettiği nafaka ile geçinebilen Hüsnü Dede isminde zaif, fersiz gözlü, nûranî yüzlü bir ihtiyarı kazanın müftüsü bana gösterdi: “Doktor Bey! Bu zât, Kur'ân'dan bir iki küçük sûre ve Elham'dan başka bir şey bilmez. Para verirsin almaz, bulursa ekmeği suya batırarak yer; garip olduğu kadar hoş, sessiz, hakîkî bir mü'mindir.” Bir gün: “Kasabamız zenginlerinin, nedendir bilmem, şefkat ve yardım kolları kısadır.Kızılaydan bu zavallı ihtiyara yardım yapabilir miyiz?” diyerek hükümetteki daireme gelmişti. Ben : “Müftü efendi, bu adamcağıza ben bir fırın göstereyim oradan her gün iki ekmek alsın, haftada da beş lira cebimden yardım yapayım. Amma kendisi bunu şahıstan değil Kızılaydan aldığını bilsin.” dedim. Böyle yapmamın sebebi o küçük kazada Kızılay teşkilâtı olmamasındandı. Müftü memnun oldu ve bu düşündüğümüz işi tatbike başladık. Bu hâl dört sene sessizce devâm etti. Hüsnü Dede bâzan câmiden çıkarken değneğine dayanarak daima yaşlı olan gözlerini silerek bana dua ederdi. Bir gün: “Doktor bey, ben ölürsem gazhânenin yukarısındaki mezarlık var ya, onun en tepesine beni gömdürür müsün?” demişti. Aradan birkaç ay geçmiş, bugünkü gibi hatırlıyorum... Devamı

SABIR GÜZELDİR

2010-04-20 15:24:00

MEVLA'nın her şeydeki sırrı SABIR'dır. Acıya sabredersin adı METANET olur, Açlığa sabredersin adı ORUÇ olur, İnsanlara sabredersin adı HOŞGÖRÜ olur, Dileğe sabredersin adı DUA olur, Duygulara sabredersin adı GÖZYAŞI olur, Özleme sabredersin adı HASRET olur, Sevgiye sabredersin adı AŞK olur... Devamı

Buyurun gül bahçeniz.

2010-04-16 08:44:00

  Ateş de aşk ve ölüm gibi, sadece öz nefiste idrak edilebilecek tecrübelerden. Kimse kimsenin yerine yanmıyor ve kimsenin yangını kimsenin yangınına uymuyor. Umberte Eco haklı olarak ”Bir yanardağ bilimci Empedokles gibi yanabilir mi?” diye soruyor.Hayır tabii ki. Ateşin resmine bakmak güzeldir oysa. Ateşte doğan ve ateşte yaşayan pervane ateşte ölür. Mağdur gibi görünür oysa ödülü vardır. Her cezbe ilahi cezbeden bir nişan. İlahi ateşte kanat çırpmanın ödülü de ilahi. Göklerin ve yerin yaratıldığı an ve ateş küresine düşen ilk su damlası. Suyun yanması sonra. Sonra ateşin serinlemsi. Ezeli döngü yani: Ateş ve gülün,gül ve ateşin dairesi. İbrahim:Ateşi güle çevirmenin hikayesi. Düşün gül bahçesi içinde Halilullah vasfınca yananı, yandıkça inanan inandıkça yanan İbrahim’i. Her ateş kendi hikayesini yazar ve ateşin sırrından ateşi tanıyan anlar. Her kul kendi hikayesince biraz İbrahim. fakat sorulur:Kalbime dökülen bir gülyağı damlası kadar mazur ve masum musun ey ateş,ya ben İbrahim değilsem? Ya benim ateşe küstüğüm kadar ateş de bana küskünse? öyleyse nasıl bir yanma bu? Kuşku yok ki yanmanın nasılını belirleyen,yanmanın neresinde olduğunu bilmenin bilinci. Ateşe düşen yaş odun önce boğula boğula,ardından parlaya parlaya ve nihayet köz olarak yanar. Yanıyorsunuz ama yanmanın neresindesiniz? Ateşi güle dönüştüren bu bilinç işte. Ve gün gelir İbrahim’in hikayesini yazarsınız. Nasılsa ateş yazılarında uzmansınız. Nasılsa ateş sözcüğünü bilmek yanmaya mani değil. Hayret! Neredesiniz? Ölebiliirm,dediniz,ölmediniz. Yaşayabiliirm,dediniz,yaşamayı bilm... Devamı

O EN SEVGILI

2010-04-16 08:36:00

  Sevgili dostlar hayırlı cumalar, İşte pırıl pırıl, aydınlık ,güzel bir sabaha merhaba dedik şükürler olsun... Dün akşam inanılmaz güzel saatler geçirdik gönül dostlarımla... Sevgili peygamber (SAV) Kutlu Doğum Haftasi sebebiyle bir etkinlik düzenlemişlerdi. Dolu dolu, bereketli,duygu yüklü,sevincin , hüznün , mutluluğun bir arada olduğu ,coşkulu inci dakikaları yaşandı. Rabbimin sevgili kuluyum diyorum böyle zamanlarda ... Ne de güzel dostlarım var... Beni hep iyiye , güzele yönlendiren. sınırsız seven, paylaşan... Nasıl şükretsem bilemiyorum... Bütün bir gece okundu , konusuldu, anlatıldı , paylaşildı O En Sevgili...İçimizde bir kıpırtı, biraz da hüzün acaba biz ona layık mıyız diye... Hayatından kesitler seyrettikçe, hadislerinden örnekler verildikçe gözlerimiz doldu, hatta bazen birbirimizin gözlerine bakamaz olduk ... Her gün bir hadisi uygulayabilseydik yaşamımızda ne muhteşem olurdu.. Hiç birimiz gece bitsin istemedik. Ama her güzel şey gibi bu inci dakikalarının da sonu geldi... Sizleri paylasılan güzellikler ve hikayelerden bazlıarı ıle başbaşa bırakıyorum. Rabbim her anımızın böyle güzel inci dakikaları olmasını nasip eylesin. Amin.. Hz. Muhammed (SAV) Allah ile insanlar arasında elçilik yapan o özel insanların peygamberlerin sonuncusu olmakla birlikte bir insandı..Bu insani özellikleriyle de önemli bir misyona sahipti. İnsanlara kendilerini son derece rahat hissedebilecekleri bir din getirmiş, ruhbanlık içermeyen bir yaşama biçimi öğretmişti. İslam dini ve sevgili Peygamberimizin sünneti her insanın yaşamına uygulayabileceği bir sadeliğe ve kolaylığa sahipti…  Burada sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed ile ilgili anlatılagelen menkibelerden birkaç tanesine y... Devamı

Mutluluk Hırsı

2010-04-13 23:20:00

Çağın en büyük hastalıklarının başında geliyor; mutsuzluk. Mutluluk bile mutsuz ediyor insanı… Çünkü hiçbir şey sürekli değil, her şey gelip geçiyor insanın hayatından. İnsan süreli “ayrılıklar” yaşıyor. En çok yaptığımız şey değil mi vedalaşmak… Bırakıp gitmek ve bırakılıp gidilen olmak… Sorunda burada, insan her güzel şeyin “daimi” olmasını arzuluyor. Fani insanın baki ile imtihanı… Her şey mutluluk için ise… Mal, mülk, şan, şerefe, itibar, makam, mevki, dostluk, düşmanlık… Aşklar, sevdalar, ayrılıklar… Duygular, düşünceler, sızılar… Mesleğimiz, başarılarımız, itibarımız… Hatta sulh ve savaş, mükafat ve ceza da… Hepsi mutluluk için ise… Neden bütün bu durum ve bu imkanlar insanı mutsuz ediyor. Neden insan sürekli mutsuzluktan dem vuruyor. Niçin bir türlü ulaşamıyor mutluluğa… Yoksa imkansızın adı mıdır mutluluk denilen şey? Mutsuzluk ki çaresi var diye yazmıştım iki yıl önce… Hala aynı fikirde ve hala aynı inanıştayım. Çünkü ben mutluluğu gördüm. Mutluluğun ötesine geçmiş “huzura ermiş” insanları tanıdım. Onların “insanlık halleri” gözlerimin önünden gitmez, sözleri aklımda seyahat eder, gönülleri taptazedir. Onlar mutluluğu; daha ziyade kalbî ve insanın inançlarıyla gönlünde kurduğu cennetlerin esintisinden ibaret görüyorlar. Hatırlayınca, “acemi insanlık hallerim” ve yanılgılarım gelir aklıma… Mutluluk hem çok yakın hem çok uzak. Hem mümkün hem mümkün değil. Tamamen bize bağlı. Hayat felsefemizle çok yakından ilintili bir durum. Mutluluk dışımızda deği... Devamı

Desinler Diye

2010-02-11 09:16:00

Uslu çocuk desinler diye her zaman bir şeker alırdım şekerlikten, öncesinde annemin gözlerinin içine bakıp onay mesajını aldıktan sonra. Temiz çocuk desinler diye her zaman beyaz giydirirdi annem. Saçlarımı da sımsıkı toplar en beyazından kurdele takardı. Kendisine iyi anne, bana da örnek öğrenci desinler diye. Örnek gösterilirdim gösterilmesine ama çocukluk hayatım boyunca şımarık demesinler diye kim bilir ne çok şeyi içimde ukde bıraka bıraka yapmamışımdır. Bu tabi ki bir şikayet değil bir saptama yalnızca. Bugün insan olarak hep bir seylerden etkileniyor ve bazı şeylere gereğinden fazla önem verdiğimiz için de birçok şeyi bozuyoruz, kaçırıyoruz. Acı çekip, acı çektiriyoruz. Kendimiz olamıyoruz çoğu kere. Dogal var oluşumuzu gerçekleştiremiyor, fiziksel görünümü muntazam ama psikolojik yapılanması bir hayli bozulmuş varlıklara dönüşüyoruz. Anneler çocuklarının adına onların yetiştiremediği ödevleri yapıyor çocuk düşük not almasın diye. Evde misafir öncesi terör estiriyor bir başkası, ne kadar düzenli becerikli desinler diye. Ne kadar uyumlu giyiniyorsun desinler diye ömrünün büyük kısmını mağazalarda renkleri birbirine uydurmaya çalışıyor bir diğeri… Ömrü mutfakta “en ince dolmaları saran” olmak için geçiyor bir başkasının… İstediği bölümü seçemiyor, seçtirilmiyor bir diğeri… Doktor desinler, mühendis desinler diye… Doktor oluyor ama mutlu olamıyor mesela. Ne kendine, ne hastasına hayrı dokunmuyor sonra da… Ama diğerleri memnun oluyorlar ve oğlum doktor oldu diyebiliyorlar. Mahalleli de durumdan payını alıyor… Derse girdi desinler diye derse girmek, dinliyor görünmek için din... Devamı

İnsan var, dokunduğu yere değer katar

2010-04-01 11:11:00

   Yıl 1943. Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde çok değerli, çünkü özel sektör falan yok. Genç memur kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: "Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun." Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir. - Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyor musun, almıyor musun? - Alıyorum. - Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela mı alacan? O kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten. 23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım?" diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce "Deli misin bey?" der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir. O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da aynı " zihniyeti aynen var. O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "Kitap İade Sandığı" yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar: "Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.&quo... Devamı

GÜN DOĞARKEN

2010-03-16 09:04:00

Sabah uyandığımda her gün olduğu gibi sabah ezanı okunuyordu. Daha iyi duyabilmek için pencereyi açtım. Ya Rabbi ne güzellikti o ... Sessiz sakın mis gibi serin bir sabah, tertemiz hava ve inanılmaz güzellikte ezan... İnsanın yüreği coşuyor. Dalga dalga bir sevinç kapladı  içimi  Bol bol su ile abdest aldım. Su ne büyük nimet , nasıl da ferahlatıyor insanı..  Tefekkür ve dua için en uygun saatler bunlardır diye düşünüyorum. Yavaş yavaş günün ışımasını seyretmek insana çok farklı duygular yaşatıyor... Yeryüzü bu noktada karanlıktan yavaş yavaş kızıl ışık hüzmelerine sonra da hafif sisler içinde kurşuniye boyanırken, en sonunda da aydınlıkta renklerine kavuşurken yaradılışın mucizesini, alemleri , alemlerin Rabbini gücünü , azametini, rahmaniyetini, esmalarını düşünmek, varoluşumuzun gerçeklerini farkedebilmek ne muhteşem...  Gün tamamen ağardığında evden işe gitme vakti gelmişti ancak kapımı dualar ile kapatıp yola çıktığımda aklıma bir hikaye geldi (sanırım Mesnevi’den) Bir gün Lokman’in efendisine hediye olarak bir karpuz getirirler. Hizmetçiye “Git , Lokmanı çağır” buyurur. Lokman gelince efendisi karpuzu kesip ona bir dilim ikram eder. Lokman karpuzu öyle bir iştahla yer ki Efendisi ikinci dilimi sunar.. Sonra üçüncü, dorduncu derken bütün karpuz biter.  Sadece bir dilim kalmışken efendisi son dilimi de kendisi yemek ister.  Daha ısırır ısırmaz karpuzun açılığından dili ucuklar. Lokman’a “A benim canım, bu zehir gibi acı şeyi nasıl olurda sesini çıkarmadan yedin? Niye birşey söylemedin?”der.  Lokman ise: ”Senden o kadar çok iyilikler, ihsanlar, güzellikler gördüm ki elinle bana ikram ettiğin şeye, bu ... Devamı

KALEM

2010-01-31 16:29:00

  Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu: - "Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?" Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi: - "Aslında, senin hakkında yazıyorum. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem. Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olurs...un." Çocuk merakla kurşun kaleme baktı. Özel bir kalem gibi görünmüyordu. - "Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!" - "Bu, senin nasıl baktığın ile alakalı. Kurşun Kalemin 5 önemli özelliği vardır, ki sen onlara sıkıca tutunduğunda ömrün huzur içinde geçecektir." Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Yuce Yaraticinin düzenidir ve her zaman kendi yasaları ile bizi O yönlendirir. İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar. Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir. Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın. Beşinci özelliği ise her zaman bir iz bır... Devamı

BASARININ SIRRI

2010-01-17 22:11:00

          İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.  Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl! sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.  İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller'e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller'e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabi... Devamı

DUA ALMAYA BAKIN

2010-01-15 17:57:00

    Dua almaya bakın!   Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir.  Düğün günü çok koyun ve inek kesilir.  Et kokuları mahalleyi sarar.  Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar.  Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister.  Ancak maksadı başkadır. Belki yemek verirler diye gitmiştir.Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız,  bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle.  Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına.  Hallerini anlamak için dehlize iner ve  dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler... Yetimcik, annesine yalvarıyor: ” Anneciğim, ne olur bir daha git.  Belki bu sefer bir şey verirler.    Kadın ağlamaklıdır: - Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum. Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip,  dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor: - Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir! Ardından; - Âmiiiin! Sesleri yükselir. O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehadet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belayı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz    Düşüncelerine dikkat et;  Sözlere dönüşüyorlar,  Sözlerine dikkat et;  Eyleme dönüşüyorlar,  Eylemlerine dikkat et;  Alışkanlıklarına dön&u... Devamı

NEDEN BEN ?

2010-01-11 05:14:00

 Efsane Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı  AIDS'den ölüm döşeğindeydi.  Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan  bir tanesi şöyle soruyordu:  - Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?  Arthur Ashe cevap verdi:  - Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis  oynamayı öğrenir.  500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer,  5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir,  4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken  Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya  nasıl 'Niye ben' derim?    Mutluluk insanı tatlı yapar.. Başarı ışıltılı...  Zorluklar güçlü... Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı...   Allah'a asla 'Neden ben?' diye sormayın.  ne olmussa olmasi gerekendir.   ... Devamı