Dostu, düşmana şikayet etmekten utandım!…

2012-10-09 07:27:00
Dostu, düşmana şikayet etmekten utandım!… |  görsel 1

    Cuneyd Bagdadi ile Ebu Bekir Şiblî aynı günde hastalanırlar. Her ikisini de aynı hekim tedavi etmektedir. Fakat hekim inançsızdır. Hekim önce, Ebu Bekir Şiblî’ye gidip sorar: ... -Rahatsızlığın nedir?  O: -Hiç! diye cevap verir. Hekim daha sonra aynı soruyu Cüneyd’e de sorar, o ise, ayrıntısıyla bütün hastalığını anlatır… Bir süre sonra iki büyük gönül, Cüneyd ve Şiblî karşılaşırlar. Şiblî Cüneyd’e sorar: -Rahatsızlığını bir dinsizin önüne niye serdin? -Bilsin istedim dost olana böyle yapılıyor. Ya düşmana ne yaparlar! Sonra da hikmetini anlamadığı şeyi Cüneyd, Şibli’ye sorar: -Peki, sen niçin rahatsızlığını söylemedin? -Dostu, düşmana şikayet etmekten utandım!…       Devamı

GURBET

2012-10-09 07:25:00
GURBET |  görsel 1

  Ben gurbet rüzgarının üflediği kamışım... Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım... -Necip Fazil Kısakürek-     Devamı

"cehalet, gerçek bilginin aksine,bireyin kendine olan güvenini a

2012-10-09 07:21:00
cehalet, gerçek bilginin aksine,bireyin kendine olan güvenini a |  görsel 1

    Dünyanın sorunu akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır...Bertrand Russel Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, "cehalet, gerçek bilginin aksine,bireyin kendine olan güvenini artırır" der. Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara  ulaşılmıştır: - Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler. -Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. -Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler. - Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.. Değerlendirme zaafı: İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi' nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istediler. En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı. En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Ig Nobel de kazandılar.) Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, ... Devamı

INFAK

2012-10-03 11:10:00

  “O gün bir takım aydınlık yüzler vardır; Rablerini seyrederler” (Kıyame-22,23 ) RABBİNİ SEYIR konusuna takılmıştı. Sufi; ANda yaşardı. O gün bugündü. Öyleyse nasıl seyredebilirdi? Yazlık ayakkabı almak üzere mağazaya uğradı. Seçimini yaptı keyifle. Çıkarken mağazada oturan bir ihtiyar seslendi: - Ayakkabın oldu, sevindin! - Eeee evet, hoşuma gitti tabii, dedi kekeleyerek.İhtiyar devam etti: - Benlik dolu bir sevinç! Nefsini bir güzel yemledin. Şimdi iyice azar, ejderha kesilir!.. Neler söylüyordu, derviş mi, meczup mu, kimdi? İhtiyar içini okurcasına devam etti: - Bir de Rabbini Seyretmek ha?… Sen kiiiiim Rabbini Seyir kiiiim?.. Beyninden vurulmuşa döndü. “Nolur devam et, Rabbimi nasıl seyrederim?” dedi. - Çocuğa ayakkabı alacağız. Paran var mı?.. Var, dedi. Spor ayakkabısı alıp çıktılar. Aşağı mahalledeki gecekonduya gelince kapıdan seslendi ihtiyar: “Kızıııım oğlanı dışarı yolla!” . Küçük çocuk elinde topu ile koşarak geldi. Paketi açıp: ” Al bunlar senin” dediler. Sevinçten havalara zıpladı çocuk. Geri dönerken ihtiyar sordu: - Gözlerine baktın mı? Simasını seyrettin mi?.. - Evet gördüm, pırıl pırıldı sevinçten. - Ona ayakkabı verirken ki sevincin mi daha çok, kendine alırkenki mi? - Onu görünce içimi değişik bir sevinç, tatmadığım bir huzur kapladı. - Gördüğün Rabbinin Vechiydi! Gözlerinde gülümseyen Allah’tı! Okuyup ezberlemeyle varılır sanırsın! VERMEKLE VARILIR ALLAH’A! MÜMİNLE KAFİRİN FARKI İMAN; MÜMİNLE MÜNAFIĞIN FARKI İNFAKTIR!.. İnfak ettikçe Rabbini Seyredersin!.. infak: Allah yolunda, O’nun rizasi istikametinde malindan harcama.... Devamı

DERVIS VE GUL

2012-10-03 11:09:00
DERVIS VE GUL |  görsel 1

      Dergahın kapısı hikmeti arayan herkese açıktı. Dergaha hakikatin peşine düşen herkes kabul ediliyordu. Dergaha geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün dergahın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Bu kapıda sessizce ve sezgiyle buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak. veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki mürid, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı. dergaha girmek, fikir halkasına dahil olmak, burada kalmak istiyordu. Kapıyı açan mürid bir ara kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla geri döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Mürid elindeki dolu su kabıyla şunu demek istiyordu: “Dergahımız yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doludur.” Bu durum karşısında yabancı dergah bahçesindeki güllerin yanına gitti, güllerden bir gül yaprağını alarak kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su bir damla dahi taşmamıştı. Bu durumu gören mürid saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Hal dili ile şöyle denilmişti: “Dergahta suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı”.       ... Devamı

BIR SABAH

2012-09-27 10:35:00
BIR SABAH |  görsel 1

Sabah uyandığımda her gün olduğu gibi sabah ezanı okunuyordu. Daha iyi duyabilmek için pencereyi açtım. Ya Rabbi ne güzellikti o ... , tertemiz hava ve inanılmaz güzellikte ezan... İnsanın yüreği coşuyor. Dalga dalga bir sevinç kapladı içimi Bol bol su ile abdest aldım. Su ne büyük nimet , nasıl da ferahlatıyor insanı.. Tefekkür ve dua için en uygun saatler bunlardır diye düşünüyorum. Yavaş yavaş günün isimasını seyretmek insana çok farklı duygular yaşatıyor... Yeryüzü bu noktada karanlıktan yavaş yavaş kızıl ışık hüzmelerine sonra da hafif sisler içinde kurşuniye boyanırken, en sonunda da aydınlıkta renklerine kavuşurken yaradılışın mucizesini, alemleri , alemlerin Rabbını gücünü , azametini, rahmaniyetini, esmalarını düşünmek, varoluşumuzun gerçeklerini farkedebilmek ne muhteşem... Gün tamamen ağardığında evden ise gitme vakti gelmişti ancak kapımı dualar ile kapatıp yola çıktığımda aklıma bir hikaye geldi (sanırım Mesnevi’den) Bir gün Lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirirler. Hizmetçiye “Git , Lokmanı çağır” buyurur. Lokman gelince efendisi karpuzu kesip ona bir dilim ikram eder. Lokman karpuzu öyle bir iştahla yer ki Efendisi ikinci dilimi sunar.. Sonra üçüncü, dördüncü derken bütün karpuz biter. Sadece bir dilim kalmışken efendisi son dilimi de kendisi yemek ister. Daha ısırır ısırmaz karpuzun acılığından dili uçuklar. Lokman’a “A benim canım, bu zehir gibi acı şeyi nasıl olurda sesini çıkarmadan yedin? Niye birşey söylemedin?”der. Lokman ise: ”Senden o kadar çok iyilikler, ihsanlar, güzellikler gördüm ki elinle bana ikram ettiğin şeye, bu acıdır demeye utandım.” Diye cevap verir. Bazen zorluklar üst... Devamı

YASAM

2012-09-27 10:33:00
YASAM |  görsel 1

  Bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı.Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı."Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi.Usta gulerek, çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam, "Hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve söyle dedi: "Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."     ... Devamı

DOSTLAR

2012-09-23 13:52:00

      Dostlar ırmak gibidir Kiminin suyu az,kiminin çok Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya     İnsanlar vardır; Üstü nilüferlerle kaplı, Bulanık bir gol gibi... Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi. Uzaktan görünüşü çekici aldatıcı İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı... Ne zaman ne geleceğini bilmezsiniz; Sokulmaktan korkarsınız,güvenemezsiniz!     İnsanlar vardır; derin bir okyanus... İlk anda ürkütür,korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi, Daldıkça anlarsınız,daldıkça tanırsınız; Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.     İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu... Yaklaşmaya gelmez,alır sürükler. Tütünacak yer göstermez beyaz köpükler! Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz; Bu tip insanla bir ömür dolmaz.     İnsanlar vardır; sakin akan bir dere... İnsanı rahatlatır,huzur verir gönüllere. Yanında olmak başlı başına bir mutluluk. Sesinde,görüntüsünde tatlı bir durgunluk.     İnsanlar vardır; berrak,pırıl pırıl bir deniz. Boşa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her şey meydanda. Korkmadan dalarsınız,sizi sarar bir anda. İçi dışı birdir çekinme ondan.     Her sözü içtendir, her davranışı candan... İnsanlar vardır;çeşit çeşit,tip tip, Her biri başka bir karaktere sahip. Görmeli,incelemeli,doğruyu bulmalı. Her şeyden önemlisi insan,insan olmalı...           ... Devamı

PAYLASMAK , KANAAT VE TEVAZU

2012-09-23 07:33:00
PAYLASMAK , KANAAT VE TEVAZU  |  görsel 1

    Hacı Bayram’da oturuyordu. Yaşı doksanı geçmişti. Bütün yakınları Hak’ka göçmüş, yapayalnız kalmıştı. Sordukları zaman yalnızım demiyor, Rabbiyle beraber oturduğunu söylüyordu. Her an sabır, şükür, edep ve niyaz içinde idi. Çevrede ona “Evliya Nine” diyorlardı. Başı darda kalan, hasta olan, sıkıntıda olan ona koşuyordu, kapısı herkese açıktı. Çevrede hiç kimse onun hayattan, insanlardan, yaşamakta n sıkâyet ettiğini duymamıştı. Pek çok insan, onun ikaz ve irşatlarıyla doğru yolu bulmuş, hastalıklarından kurtulmuş, iç dünyalarını renk, ışık ve güzellikle doldurmuştu...Bir gün Azize Anne, dört hanım arkadaşıyla beraber, bu mübarek insanı ziyarete gitmişlerdi. Sohbet sohbeti açtı, o sırada minareden ezan sesi geliyordu, öğle olmuştu... Gelen misafirler “Efendim, bize müsaade” dediler. Ev sahibi hanım, “Katiyen olmaz” dedi. “Tam öğle vakti, yemek zamanı geldi. Önce namazlarımızı kılalım, sonra Allah ne verdiyse rızkımızı yeriz.” Gelen misafirler birkaç gidelimden sonra, ister istemez ev sahibinin teklifini kabul ettiler. Namaz kılındı, tespih çekildi, dualar edildi, yemek zamanı gelmişti, oturdular. Sofraya birkaç günlük kurumuş yarım ekmek ile bir kavanozun dibinde kalmış beş-altı biber turşusu geldi. Ev sahibi hanım, insanın içini ışıtan, aydınlatan tatlı gülüşü ile “Buyurun efendim” dedi. “Sonsuz şükürler olsun. Yüce Rabbimizin bugün ihsan eylediği rızkımıza besmeleyle başlayalım.” Bir hanım, o kuru yarım ekmeği parçalara ayırdı, kavanozdan birer turşu aldılar, yemeğe başladılar. Biraz sonra kapı çalındı. Kapıda genç bir erkek çocuğu, üzerinde kızarmış tavuklar bulunan bir pilâv tepsisi... Devamı

DERVIS KASIKLARI

2012-09-23 07:33:00

  Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar: "Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın, göstereyim" demiş ermiş. Bir sofra hazırlamış. Sevgiyi dilinden düşürmeyen, ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya. Hepsi yerlerine oturmuşlar. Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da "derviş kaşığı" denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş: "Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir şart da koşmuş. "Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok!" "Peki" demişler ve çorbayı içmeye girişmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına. En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan. Öylece, aç aç kalkmışlar sofradan. Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş: "Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe" demiş. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya.  Ermiş: "Buyrun bakalım" deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan. "İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz... Muhabbet ve dua ile Hayirli Cumalar. ... Devamı

Daima Cennette olmak

2012-05-07 12:46:53
Daima Cennette olmak |  görsel 1

  Mevlana Hz.leri oğluna der ki: "Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma! Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma! Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma! Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen, Fena söyleyici! Fena öğretici! Fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir. Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canin sıkılır, içine pejmürdelik gelir. Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular." Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur; Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönül’e yol vardır. ... Devamı

AH COCUKLAR !!!

2012-04-25 08:21:22
AH COCUKLAR !!! |  görsel 1

    Çok uzun yıllar önceydi. İstanbul’daydık, yaz tatilinde… Annanemlerde kalıyorduk.Bir sabah hep birlikte gezmeğe gitmek üzere hazırlanmıştık. Tam herkes ayakkabılarını giymişti ki o zamanlar 3 yaşlarında olan rahmetli kardeşim su istedi. Hep böyle olmaz mı zaten , tam kapıdan çıkacakken..!.. Annem suyu getirdi, kapının önünde taşlıkta duran kardeşime uzattı. O uzandı bardağı aldı yavaşça suyu içti, bitirdi. Sonra elindeki bardağı çevirerek şöyle bir baktı ve birden yere fırlattı. Bardak sangirdayarak paramparça olmuştu. Annem kızgın bir sesle “ ne yaptın oğlum” diye bağırırken annanem onu sakinleştirmeye çalışarak “Yok canım bişey olmaz, kaza ile olmuş , elinden düşmüş annesi” diyordu. O gayet sakin yerdeki cam parçalarına bakıyordu. Sonra basını kaldırıp gözlerini bize dikti. “ Hayır kaza değil. Ben isteyerek, bilerek attım. Nasıl kırılıyor merak ettim “ dedi. ************* On uc yıl kadar önce , Balkanlarda yaşayan müslümanların zorluk içinde bulundukları, yaşam mücadelesi verdikleri günlerdi. Bir gurup Türk asıllı müslüman Türkiye’ye getirilmiş, Trakya da bir kampa yerleştirilmişlerdi. Yurt genelinde onlar için bir bağış kampanyası yapılıyordu. İzmir’den de yardım için kamyonların gönderileceğini öğrenince ben de evden gönderilebilecek giyisi ve benzeri malzemeler toplamaya başlamıştım. Ayırdığım esyaları torbalara topluyordum ki o zamanlar 3- 4 yaşlarında olan kızlarım yanıma geldi. Ne yaptığımı sordular. “ Anneciğim , bakın evi ve eşyası olmayan ablalar, teyzeler, amcalar ve kardeşler varmış. Onlar herşeyleri... Devamı

YENI BIR GUN VE BAHAR

2012-03-16 19:44:49
YENI BIR GUN  VE BAHAR |  görsel 1

   Gece , sabaha karşı kalktım. Pencereden dışarıya baktığımda gördüğüm harkulade manzara karşısında büyülendim. Ay, önüne çekilen hafif bir sis perdesi ardından, gizemli ve değerli bir mücevhermişcesine ışık saçıyordu. Bu biraz puslu havada yayılan sarımtirak ay ışığının yansımaları denizerin, ağaçların, evlerin üzerlerine vurmuştu. Bir masalı seyrediyormuş gibiydim. Geceleri , sessizlikte insan ruhunun bütün kapıları açılıyor sanki. Her zerreden daha bir anlam çıkarıyor daha derin tefekkür edebiliyor. Sabah ise pırıl pırıl bir güne uyandık elhamdülillah. Buralara bahar çoktan gelmis. Pencereleri açıyorum hafif serin mis gibi hava… Güneş ısınları içeriye süzülüyor. Üzerine vurduğu her nesne daha bir detaylı, daha net görünüveriyor… Bütün güzelliği, ihtişamı, hatta belki tozu , eskiyen yanları ile… Böyle zamanlarda dayanılmaz bir temizlik isteği kaplar beni… Bütün pencere ve kapıları açiyor her bir eşyanın tek tek tozunu alarak ise başlıyorum… Sonra dikkat ve özenle her yani süpürüp siliyorum. Temiz bahar havası, oksijen ve iyot kokusuna mis gibi sabun kokuları karışıyor…. Her yan iyice tertemiz olup parladıkça etraf iyice aydınlanıyor, güneşin ışık hüzmeleri daha bir güzel yansıyor sanki… Ya içime doğan güneşe onun aydınlığına ne demeli peki..? El işlerken akıl boş durmuyor tabi… Tefekkür her dem her yerde olmalı değil mi? Derinlerden, az önce bilgisayara yerleştirdiğim CD den müthiş bir ney taksimi duyuluyor, sonra da insanı coşturan ilahiler…. Ellerimle etrafi, düşüncelerle içimi temizliyormuşum gibi… Bahar havası çarpar , insanda yorgunluk hissi uyandırır d... Devamı

GUN BATIMI

2012-02-11 09:57:14

    Akşamüzeri , güneş tam batmak üzere… Penceremden seyrediyorum güneşin yavaş yavaş binaların ardında yitip gidişini. Gökyüzü yol yol olmuş güneş renkleri ile , rengarek. Bulutlar yumak yumak boyanmış bu sıcacık renklerle. Böylesi anlarda şehirden uzakta olmak gerek aslında . Ya bir dağın başında, ya da deniz kenarında…. Bazen issiz bir ovada veya derin bir vadide… O zaman daha iyi hissedebilirsiniz, anlayabilirsiniz güneşin gizli sırlarını… Yavaş yavaş sarıdan turuncunun tüm tonlarına oradan kızıllığa dönen renkleri doyumsuz bir zevkle seyredersiniz. Tül tül bulutlara yansır bütün bu renk cümbüşü… Dünyanın bu yüzü yavaş yavaş karanlığa bürünürken öte yanda sabah olmaktadır. Gün ışımakta, güneş ışınları uzayarak kucaklamaktadır tüm ihtişamıyla o diyarları. Buralar grileşirken , aynı renk cümbüşü orada başlamıştır şimdi , görebilenlere günün müjdelerini ve mucizelerini sunmaktadır. İşte hayat da böyledir. Bir yerde tükendi bitti dediğimiz herşey başka bir noktada başlar yenibaştan. Yokolmak yoktur. Her daim yeniden yaratılmaktadır her zerrecik. Akşamın alacakaranlığı yavaş yavaş çökerken renkler gri, kurşuni gölgelere dönüşüyor, sonra da siyaha …. Gün ışığı ile uyanıp can bulan yaradılmışlar için dinlenme ve sükun zamanıdır şimdi. Gecenin gizeminde ararlar gerçekleri ve huzuru. Aynı anda ötelerde, başka bir uyanış başlamıştır çarkı döndürecek… Sabaha karşı uçak yolculuğu yapmıştım bir kez…. İnanılmaz ve tarifedilemez büyüleyici bir güzelliği vardı. Bir yanda güneş doğuyordu ufuk çizgisinden, öte yan ise zifiri karanlıktı aynı anda… Tam üç s... Devamı

SABIR & SUKUR

2012-01-06 17:22:00

  Öğlen olmak üzereydi.. Elimde kahve fincanım pencerenin önüne oturdum . Dışarıda öyle güçlü bir sıcak vardı ki balkona bile çıkmayı göze alamamıştım. Camlara elimi sürdüm, renkli camlar güneş ışığından ısınmıştı. Havada ağır birde nem vardı. Gökyüzünün o güzelim mavisi , sarımtırak bir sis tabakası ardında kaybolmuştu. Yanıbaşımızda hızla yükselen inşaata baktım. İşçiler , başlarını, yüzlerini sarmışlar karıncalar gibi çalışmaya devam ediyorlardı. Nede hızlı yükseliyor bu inşaat diye düşündüm. Daha başlayalı ne kadar olmustu ki? . Şimdiye dek hiçbir yerde bu kadar hızla ilerleyen , bu kadar çok sayıda gökdelen inşaatını bir arada görmemiştim. İşçiler , iş makinaları gece gündüz çalışıyordu. İşçiler ise Hintli, Afgan yada Bangladeşli. Gülümsedim. Aslında bu modern yüzlü yeni dünya şehrinin gerçek kurucuları bu işçiler diye düşündüm.   Öğlen ezanı duyuldu. İnsanı etkileyen , gür ve berrak bir sesle okunuyordu. Bir kıpırdanma oldu işçiler arasında . Baktım, bir karton , bir koli parçası, bir çimento çuvalı bulan , üzerinde namaza duruyordu. Yüce yaradanın huzurunda , o müthiş sıcak altında , kavrulmuş bedenler saflar oluşturuyordu. ….Tam gün çalışan klimanın serinliğini daha bir çok hissettim sırtımda bir an. ……dondum!……   Penceremin önüne geri döndüğümde adamcağızlar küçük gruplar halinde kızgın betonlara oturmuş , birer madeni kabin içersindeki yemeklerini paylaşarak yiyiyor , sohbet ediyorlardı. Birden çok neşeli , mutlu göründükleri dikkatimi çekti. Yemekle... Devamı

-Dostu, düşmana şikayet etmekten utandım!…

2012-01-02 22:22:00

Cüneyd-i Bağdadi ile Ebu Bekir Şiblî aynı günde hastalanırlar. Her ikisini de aynı hekim tedavi etmektedir. Fakat hekim inançsızdır. Hekim önce, Ebu Bekir Şiblî’ye gidip sorar: ... -Rahatsızlığın nedir?  O: -Hiç! diye cevap verir. Hekim daha sonra aynı soruyu Cüneyd’e de sorar, o ise, ayrıntısıyla bütün hastalığını anlatır… Bir süre sonra iki büyük gönül, Cüneyd ve Şiblî karşılaşırlar. Şiblî Cüneyd’e sorar: -Rahatsızlığını bir dinsizin önüne niye serdin? -Bilsin istedim dost olana böyle yapılıyor. Ya düşmana ne yaparlar! Sonra da hikmetini anlamadığı şeyi Cüneyd, Şibli’ye sorar: -Peki, sen niçin rahatsızlığını söylemedin? -Dostu, düşmana şikayet etmekten utandım!… ... Devamı

GERCEKTEN YASAMIN HAKKINI VERENLER

2011-12-28 07:02:00

  Düşünüyorum da günümüzde ununu elemiş eleğini duvara asmış, yaşı kemale ermiş, artık pek yapacak bir şeyi olmadığını düşünerek zamanını doldurmaya çalışan öyle çok insan var ki ertafımızda. Bakıyoruz, kimileri kahvehanelerde muhabbetle(!) zaman geçiriyor, kimileri muhhabbet bile edemeden zamanı israf ediyor, evde oturan kalkan, uyuyan, Tv başında saatleri belki de hayati bosa harcayan milyonlarca insan. Hanımlar ev işlerinin ardından  kimseye faydası olmayan toplantılara, konu komşu gezmelerine daha da yönelmiş, kendinden gayrisinin yaptıkları ile meşgul, beyler ise lafla dünyaları kurtarmakta….   Aklıma tam on beş yıl önce Hak'ka göçen rahmetli Hakkı dedem geliyor. Adı gibi Hakkı gözeten, adil, disiplinli, söyle arada bir celallenen, cömert dedem.   Hakkı Dedem ömür boyu çalıştı hiç gocunmadı, zorlu bir hayattı onunkisi…   Yetimdi yaşama merhaba dediğinde. Balkan savaşına gitmiş , dönmemişti babası… Zorluk ve yoklukla geçmişti küçüklüğü.. Evlendiğine eşi ile kaderleri aynıydı, o da şehit çocuğu idi, Birlikte dayandılar tüm zorluklara.. Balkanların karışık olduğu dönemlerde iki kez evini, dolu ambarını, tarlada ekinini , ağılda ineklerini bırakıp zulümden kaçtılar ordan oraya… En sonunda ana vatana göçtüler bir gece.. Toprağı öptüler .. Ana , baba , kardeş kimseleri yoktu ama hep bir kardeş oldular bu vatanın evlatlarıyla… Yeniden sarıldılar yaşama.. 10 ile 6 yaşları arasındaki üç çocuklarıyla birlikte kendi elleriyle yaptılar evlerini… Hep kanaat ettiler, şükrettiler… Gün geldi torunlara karıştılar…. Sonra torun çocuklarını sevdiler.  Emekli olduktan sonra , ikramiyesi ile satınal... Devamı

Bir KELEBEĞİN ÖMRÜ kadardır HAYAT

2011-12-24 08:39:00

  Bu güzel kış gününde bu coğrafyada da artık havalar serinlemişken , akşamları serin esen rüzgarı derinden hissetmeye başladığımız şu günlerde artık yazın ve sıcakların rehavetinden, bezginliğinden kurtuluyoruz. Dışarlarda serinde yürümek hoşumuza gidiyor. Şöyle bir silkinip kendimize geliyor daha bir dinçleşiyoruz sanki. Bütün bu değişimler olaylara daha farklı açılardan yaklaşabilmeyi, dinç ve serin akılla düşünebilmeyi kolaylaştırıyor bir bakıma..   Bu günlerde etrafımızda pek çok yeni evlenen  kardeşlerimiz olduğu gibi ailevi sorunlarından dolayı dertlenen , anlaşamamaktan yada yanlış anlaşılmaktan şikayetçi pek çok arkadaşımız da var... Bir bakıyorsunuz ki büyük umutlarla ve isteklerle yapılan evlilikler kısa bir süre sonra ızdıraba dönüşmeye başlamış... Üzülüyor insan ... Hatta yıllarca bu şekilde ızdırap içinde yaşıyan dostlar var biliyorum. işte bu çok önemli konu , aile içindeki anlaşma , anlaşamama, karşılıklı hoşgörü, saygı, iyiniyet ve davranışlar bana küçük bir hikayeyi anımsattı. Böyle hikayeler bazen gerçekleri nasıl da en yalın haliyle ortaya koyarlar. Hikaye bu ya; Bir adamcağız çok kısa süre arayla önce oğlunu sonra kızını evlendirmiş. Tabi epeyce yorucu ve stresli günler geçirmiş. Neyse aradan bir süre geçmiş birgün yolda girderken bir arkadaşına rastlamış. Arkadaşı merak ve heyecanla sormuş. “Dostum nasılsın, nasıl gidiyor çocukların ayrılıklarına alıştın mı?. Nasıl damadından gelininden memnun musun, çocukların durumu nedir?” diye. Adamcağızın gözleri sevinçle parlamış. Başlamış anlatmaya… “Ah dostum”. Demiş. “Allah öyle iyi bir damat verdiki sorma.. Kızım çok ç... Devamı

Her an yine, yeniden bir başlangıç

2011-12-17 07:29:00

    Tam on yil önce soğuk bir kış günüydü. Kurban bayramının ikinci sabahı idi .  Kıbrıs'a taşınalı beş altı ay olmuştu. Sabah erkenden kalkmıştık. Pencereden baktığımda her yerin koyu gri bulutlarla kaplı olduğunu görmüştüm. Hafif bir rüzgar esiyordu ama bu karanlık bulutları dağıtacak gibi görünmüyordu. Kahvaltımızı hazırladık, o günü nasıl geçirmek istediğimiz konusunda fikir yürüterek uzunca bir kahvaltı yapmaya başladık Gurbetteydik, öyle gidilip ziyaret edilecek pek fazla tanıdık yoktu. Bayramın ilk günü  bütün arkadaslara ziyaretlerimizi yaparak  bayramlaşmıştık. Bu gün neler yapalım diye düşünürken kapı çaldı.Gidip açtım. Üst kattaki komşum kapıda duruyordu. Yüzü simsiyah kesilmişti, elleri titriyordu. “Ne oldu ,birşey mi var ?”diye sordum. Kelimeleri birbirine karıştırarak , kesik kesik, zorla konuşmaya başladı. “Karşı komşunun kızı vefat etmiş… eski nişanlısı vurmuş tabancayla…., sonra da kendini vurmuş…ikisini de kurtaramamışlar…..” diyebildi. Öylece kalmıştım. Birden kafamı toplayamadım. Tekrar ettirdim dediklerini. O acele ile evine çıktı…. Ben kapıyı kapattım. Dalıp gittim bir an…. Düşündüm. Sokakta karşı köşedeki evde giriş katında oturan komşudan bahsediyordu. Kızı 21 yasında üniversite son sınıfa gidiyordu. Çok başarılı bir öğrenciydi. Ben eski nişanlısı olduğunu bile bilmiyordum. Demek geçen sene ayrılmıştı , biz gelmeden önce…. Daha geçen hafta annesiyle birlikte bana sabah kahvesine gelmişti. Cıvıl cıvıl, çok güzel bir kızcağızdı... Bayramdan bir gün önce de sokağın başında rastlamıştım, arabasıyla okula giderken el sallamıştı… Hay Allah ! dedim, Allah ana babasina yardım etsin ... Devamı

'Bu filmi izledim, düşüncelerim değişti'

2011-12-15 09:58:00

 "Ben bu cümleye aşık oldum" dedi ve filmde kendisini etkileyen noktaları paylaştı   Gazeteci yazar Meltem Gürsoy, "Allah'ın Sadık Kulu: Barla" filmini izledi; "kitleler Said Nursi'nin adını duymuş olmasına rağmen düşünce yapısındaki sırrı bilmiyor" diyerek bu yazıyı yazdı. Allah'ın Sadık Kulu Bediüzzaman Said Nursi Uzun zamandır Allah'ın bir sadık kulunu görmemiştim. Çok yakından olmasa da sinema perdesinden görmek iyi geldi. Her şeyin madde ile tartıldığı, karşılıksız hiçbir şeyin yapılmadığı günümüzde “Allah'ın Sadık Kulu” animasyon filmini izledikten sonra düşüncelerim değişti. Film Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla hayatını konu ediyor. Daha önce Mehmet Tanrısever'in çektiği Hür Adam adlı sinema filmini de izlemiştim. Animasyon film amatör bir ruhla hazırlanmış olmasına rağmen, öncekinden daha gerçekçi... Geçtiğimiz yıllarda aynı teknikle çekilmiş “Buz Devri – Ice Age” tüm dünyada gişe rekorları kırmıştı. Çoluk çocuk, büyük küçük her yaştan, her kültürden insan izlemişti. Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla Hayatı'nın anlatıldığı “Allah'ın Sadık Kulu” adlı animasyon filmi de en az “Buz Devri – Ice Age” kadar ilgi görmeli. Said Nursi bugüne kadar din adamları tarafından anlatılmış. Sinema filmi de yine din adamlarının penceresinden yansıtılmış. Bana göre Said Nursi sadece din adamlarının bakış açısına hapsedilemeyecek kadar önemli biri. Konuya yabancı olmam nedeniyle etkili cümleler kuramıyor olabilirim. Ancak Said Nursi tüm dünyada tanınan Konfüçyüs - Confucius'tan da ileri de bir düşünür. Kitleler Said Nursi&... Devamı

INSAN OLMAK

2011-12-10 09:14:00

    Bazen düşünüyorum da dünyadaki en zor sanat herhalde insan olma sanatıdır  diyorum kendi kendime. Çocukken , küçükken bir büyük olsam diye hayıflanır insan. 20'li yaşlardakiler kocaman 30'undakilerden sonrakiler ise yaşlı gibi görünür gözüne. Hele birde 40'ini geçtiyse….. Aman aman.... Büyüklerin sözü hep gercektir, kararları hep doğruymuş gibi gelir. Yanlış yapmazlar, yapmamalılar diye düşünür minik aklıyla… Bir bilseler…   İnsan olmak zor gerçekten. Hele insan ilişkileri iyicene zor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor bazen. Bir aralar sırf bu yüzden psikoloji okumaya karar vermiştim. Belki daha iyi anlayabilirim tüm insanları diye… Herkesi mutlu etmek, herkes tarafından sevilmek yada herkesin istediği gibi olmak diye birşey sözkonusu bile değil. İşte burada çelişkiler, anlaşılamamalar, sevgiler, sevgisizlikler, kırgınlıklar, beğenilmek ya da beğenilmemek korkuları devreye giriyor. Yapılan ve yapılacak en büyük hata ise insanlar tarafından beğenilmek, kabul görmek için davranışları şekillendirmek oluyor. Başarının sırrı ise  her davranışı , her haraketi Allah rızası için onun istediği şekilde yapmakta gizli. O anda takdir edilmeseniz ,kabul görmesenizde bir gün haklılığınız anlaşılacaktır merak etmeyin. Nasil demisti Beduzzaman :"Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya kusse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse  sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder."   Bu noktada  uzun yıllar önce sevgili anneciğimin başından geçen bir ol... Devamı

Muharrem'in 10 u bereket getirsin

2011-12-06 09:19:00

    Sevgili Dostlar , Bugün Muharremin 10 u . Böyle anlamlı ve bereketli bir günde inşallah bizlerde bu rahmetten nasiplenenlerden oluruz. Dualarımızı çoğaltmayı, elimizdekini paylaşmayı, ozellikle bu gun ailemiz için alışveriş yaparak evimizin bereketini arttırmayı, sadaka vermeyi, insanları sevindirmeyi unutmayalım. Rabbim dualarımızı kabul eylesin.. Ben de sanal alemde  sizlere bir selam vereyim , hatırınızı  sorayım ve de daha önceden yazdığım bir yazıyı  paylaşarak bu güne başlayayım istedim. Rabbime emanet olun   OZDEN       Yavaş yavaş gün ağarıyordu . Güneşin ilk ışıkları denizin üzerinde kıpırdanıyor , palmiye ağaçlarının uzun gölgeleri birbirlerine dokunuyordu.   Evimizin önündeki parkta yüzlerce kuş, kümeler halinde havalanıyor, sonra yeşil çimenlerin üzerine doğru pike yaparak hep birlikte hızla iniyorlardı. Akşam piknik yapanların döktükleri kırıntıları kapışıyorlardı. Bu saatleri çok seviyorum. Penceremin önündeki koltuğa gömülmüş heyecanla onları seyrediyorum. Bir bulut gibi havalanıyor sonra hep birlikte dalışa geçiyorlar. Birden aklıma geliyor, nasıl böyle yüzlercesi aynı anda havalanıyor ve konuyor da kanatları birbirine çarpmıyo? Nasıl da hiç bir hata olmadan bu kadar mükemmellikte, ahenk ile haraket edebiliyorlar? Bu ne muhteşem bir yaratma sanatıdır Ya Rabbi! Oysa 5 km uzaktaki havaalanına inmek için uçaklar sabaha kadar gökyüzünde tur atıp sıra bekliyorlar. İşte kuşun kanadındaki mucize… Mucize bekleyenlere…   ... Devamı

HAYAT GEMISI

2011-12-03 20:36:00

Bundan tam 25 yıl önceydi. İstanbul’da öğrenci olduğum zamanlar , hafta sonları Bursa’ya gitmek için Adalar – Yalova vapurunu kullanırdım. Yine bir Cuma akşamı okul çıkışı 6.15 vapuruna yetiştim. Mevsim kış, hava soğuk ve yağmurlu. Ben en son binenlerden olduğum için vapurda iç kısımda oturacak yer bulamadım. Üst kata çıktım Burun kısmında filikaların olduğu yarı açık yerde bir yer buldum, oturdum. Paltoma sarındım, yanımda olan kitabımı çıkarıp okumaya başladım. Az sonra vapur haraket etti. Yavaş yavaş geride bembeyaz köpükler bırakarak karanlık denizin üzerinde süzülmeye başladı. Ancak birkaç dakika sonra, Sarayburnu'nu döner dönmez şiddetli bir rüzgar ile karşı karşıya kaldık. Açıldıkça, sert esen rüzgar etkisini iyce göstermeye başladı. Tam önden geldiği için, dalgalar kocaman kocaman kabarıyor, gelip vapurun tam burnuna çarparak dağılıyorlardı. Vapurumuz bir ceviz kabuğu gibi sallanıyor , hop oturup hop kalkıyordu. Bu arada benim sıramda karşılıklı oturan insanların konuşmaları yavaş yavaş panik halini almaya başlamıştı. Hemen yanımda bir yaşlı teyzecik oturuyor, sakince boynuna doladığı yünü ve elindeki sislerle örgü örmeye çalışıyordu. Tam karşımda iki çocuklu bir aile vardı. Hanım baştan yavaş sesle kocasına çıkışmaya başlamış, ancak dalgalar şiddetlendikçe onun ses tonu da yükselmişti. Bu havada vapurla Yalova’ya gitmek kocasının fikri olmalıydı ki sürekli ”Senin yüzünden oldu, ne hallere geldik, boğulacağız şimdi” diyerek söyleniyordu. 6-8 yaşlarındaki çocuklar için ise durum çok eğlenceliydi. Durmadan “hooop –güüm” diye bağırıyor, her dalgayla birlikte kahkahalar atıyor, lunaparktaymışcasına eğleniyorlardı. Çapraz kar... Devamı

Cilalanmadan nasıl Ayna olacaksın !

2011-11-26 06:15:00

    Sevgili Dostlar, Sabah uyandığınızda kendinizi yine yorgun ve bezgin mi hissediyorsunuz?. Hayatla mücadele etmek sizin üzerinizde ağır bir yük mü oluşturuyor.? Çoğu zaman herşey istediğiniz gibi gitmiyor mu. ? Çok emek ve çaba sarfettiğiniz halde yaptıklarınız istediğiniz sonucu vermiyor mu? İşteki başarınız birileri tarafından engelleniyor mu? Yoksa bütün çabalarınız en yakınınızdakiler tarafından bile takdir edilmiyor mu? Ağır ekonomik prolemleriniz mi var . Kimse sizin fikirlerinizi önemsemiyor sözünüzü dinlemiyor mu? Artık size kimsenin umursamadığını mı düşünüyorsunuz.? Bulunduğunuz yerden uzaklaşmak mı istiyorsunuz.?   Evet bütün bunlar günlük yaşamımızda bizi sıklıkla sarıp sarmalayan duygular. Unutmayın bu zorlu yaşam mücadelesinde bunları tek hisseden siz değilsiniz. Hele son yüzyılda bu tür duygu çatışmalarına ve onların insan ruhu ve bedeni üzerinde yaptığı etkiye kısaca stress deyivermişiz.   Bu hissedilen baskı bazen öyle ağırlaşıyor ki insan çığlık atarak bağırmak , kaçmak kurtulmak, uyuyup tüm sorunlar hallolduktan sonra uyanmak istiyor.   Ancak bütün bu sıkıntı ve baskıdan kurtulmak da mümkün. Çok çetin bir süreç bizi bekliyor gibi gelebilir ama belki de nefes almak kadar kolay olabilir !!!   Öncelikle kabul etmemiz gereken en önemli nokta başımıza gelen hiçbirşeyin sebepsiz olmadığı . Belki bütün sorunlar bizden kaynaklanmıyor. Belki en ummadık şekilde belalar bizi buluyor, bazen en sevdiklerimizden en inanılmaz , en acı darbeler geliyor... Ama ne olursa olsun sebepsiz değil !!! En önemli sebep ise dünyanın ve bu dünyadaki yaşamın bir imtihan oluşu... Öyle ya zorluklar olmasa , musibetler olmasa doğru ile yanlış,... Devamı

OGRETMENLER GUNUNUZ KUTLU OLSUN

2011-11-24 07:27:00

  Sati Kocak Kazim Karabekir ilkokulu - Kizilcahamam- Ankara 1971-1974 Sefik Kaltar - Ataturk Ilkokulu - Malazgirt - Mus 1974-1976 Basta Kamil Durmaz olmak uzere butun Sarayonu Lisesi ogretmenleri - Sarayonu -Konya 1976-1980 Cerkeskoy Lisesi ogretmenleri - Tekirdag - 1980-1981 Suleyman Celebi Lisesi ogretmenleri - Bursa 1981-1982 Istanbul Universitesi Isletme Fakultesi hocalari 1982-1986 Istanbul Universitesi Fen ed. Fak.  Psikoloji bolumu hocalari 1989-1990 Soner Erdenizci GML seramik bolumu - Magusa - Kibris 2002-2003 Yildiz Basman  GML resim ve dekoratif boyama bolumu - Magusa - Kibris 2002-2003   Uzerimde emegi bulunan  butun ogretmenlerimin ve de nesiller yetistiren, elleri opulesi tum ogretmenlerin OGRETMENLER GUNU  KUTLU OLSUN   Uzaklardan Sevgiyle..     ... Devamı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2011-11-03 11:46:00

Uzun yıllar önceydi. İlkokul ikinci sınıftaydım. Bir Kurban Bayramı sabahı,  çok istememe rağmen gözlerimi açamıyor ,yutkunamıyor, kolumu bile kıpırdatamıyordum. Ağır bir anjin geçiriyordum. Hasta yatağımın başucunda temiz bayramlıklarım…. Ter içinde uyandığımda vakit öğlene yakındı. Kıpırdandığımı gören annem , babam hemen koşup yanıma gelmişti. Ben , bana gülümseyen , elini alnıma koyarak “ ateşi düşmüş” diyen babamı görünce: “Baba bayram namazına mı gidiyorsun?” diye sormuştum. Babam gülümseyerek :”Gittim geldim evladım öğlen oldu” diye cevapladı. Hıçkırarak ağ;amaya başladım “Ama olmaz, sayılmaz bu , ben uyanamadım, bayramlıklarımı giyip seni kapıda karşılayamadım, elini öpemedim. Kurban kesilirken orda değildim... Böyle bayram olurmu?…”   Evet bayramlar ; sabah namazından önce  uyanmak, tertemiz giyinmek, evi toplamaya anneye yardım etmek, bayram namazından dönen babayı sevinç içinde kapıda karşılamak sonrada sırayla anne babanın ellerini öperek bayramlaşmak ile başlardı….  Bu törenin ardından ailece edilen kahvaltının lezzetine doyulmazdı Hele bu Kurban Bayramıysa hep birlikte kurban kesilmesi için hazırlık yapardık. Ben anneme mutfakta etleri pay etmede yardım ederdim. Sonra da hazırladığı paketleri söylediği kişilere götürmek, onların kapısını çalıp bayramınız kutlu olsun size kurban eti getirdim demekten inanılmaz büyük huzur duyardım... Sabahtan itibaren  kapımız  çalmaya başlar, neredeyse öğlene kadar mahallenin bütün çocukları sırayla bayramlaşmak için akın ederlerdi.  Onlar için özel sekerler alınır, harçlıklar önceden hazırlanırdı. Hatırlarım, rahmetli Hakkı dedem bir kaç gün ... Devamı

Bir Hayat- Sevgili Buyukbabam

2011-10-24 13:05:00

  Size rahmetli Büyükbabamdan bahsetmek istiyorum bugün. Onu 23 Ekim 2005 te Hak’ka uğurladık. Tam 6 yıl olmuş. 90 yıllık dünya hayatında hep sağlıklı ve dinçti ve öylece de ebedi aleme gitti. Sadece son 15 günde hastahaneye götürdüler zorla. Doktorlar hayretler içinde ; ‘Böbrekler hiç çalışmıyor hemen diyaliz makinasına bağlanmalı ‘demişler. Nerdeyse 40 yıllık emeklilik ve sağlık cüzdanı hiç kullanılmamış. Hatta geçerliliğini kaybettiği için yenisini çıkarmak zorunda kalmışlar.   İki hafta yattı hastahanede bir kere inleme ve şikayet duyulmamış..Odadaki diger hastalara  göre durumu en ağır olan o , hiç şikayet etmeyen yine o…Ne zaman sorulsa "Elhamdülillah bişeyim yok iyiyim ben" diyormuş. Dilinden şükür , Yüzünden gülümseme eksik olmuyormuş.  Doktorlar , hemşireler “ Habip Amca senin yanına gelince bizim  moralimiz düzeliyor “ diyorlarmış   Hastahaneden eve getirdiklerinde aradım” Büyükbabacım nasılsın “ dedim.’ Hiç merak edilecek bişey çok iyiyim şükür’ dedi. O gece sabaha dek mırıldanmış kendi kendine. Annem "bir şey mi istiyorsun babacım “ diye sorduğunda ‘Kur'an okuyorum ,hatim ediyorum’ diye cevap vermiş. Sabaha kadar okumuş, okumuş . . Üç kızı torunları damatları yanında.. Bir ben yoktum :( yine gurbet imtihanındaydım  buralarda. Sabah kahvaltısını yedirmiş annem "Kızlarım demis hakkınızı helal edin bana çok iyi baktınız. Ben sizden razıyım Allah da sizden razı olsun"  ve basını yastığa koymus göçüp gitmis.   Bir Pazar günü sabah 8 de… Yaşamı boyu hiç kimseye bir iş buyurmamış, kimseyi hiç bişey için rahatsı... Devamı

Hayat bir Bumerang

2011-10-22 21:44:00
Hayat bir Bumerang |  görsel 1

Hayat bir "bumerang" gibidir. Yaptığınız, söylediğiniz her şey dönüp dolaşıp yine size gelir. Bazen hemen, bazen de yıllar sonra. O yüzden, şu anda söylediğiniz ve yaptığınız şeylere dikkat edin! Çünkü onlar, geri size dönmek üzere yola çıktılar bile.. Devamı

Siz Hangisini Besliyorsunuz ?

2011-10-22 10:57:00

Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. - "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat." - "Neyin simgesi" diye sordu çocuk. - "İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları. Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi: "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?" Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa. "Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!" Devamı

DORT KURAL

2011-10-22 10:46:00
DORT KURAL |  görsel 1

İlk kural : " Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz.Hayatta tesaduf yoktur. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler yada bize bir şey öğretirler. İkinci kural : "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemesede, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir. "Üçüncü kural : " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır. Dördüncü kural: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir." Kainatta yaratılmış her şeyi tüm kalbinle sev, Yüce Yaradanın rızası için sev... Sonuna kadarsana bahşedilen hayatın muhteşem güzelliğinin tadını çıkar. Hayatındaki her gün Allah'ın sana bir hediyesidir, Kıymetini bil, Şükür et, düşün ve tefekkür et... Sevgiyle.. Devamı