ÇARESİZ KALDIĞINDA....

2013-03-13 14:53:00
ÇARESİZ KALDIĞINDA.... |  görsel 1

  Çaresiz kaldığın zamanlarda,git bir taş ustası bul ve seyret .Adam belki yüz kere vurur taşa.Ama değil kırmak,küçücük bir çatlak bile oluşturamaz.Sonra birden,yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir.İşte o zaman anlarsın ki,taşı ikiye bölen o son vuruş değil,ondan öncekilerdir. (Jacob Riis) Ömrünün çoğu,küçücük bir çatlak bile oluşturmayan vuruşlarla geçer.İşte tam o zaman yaşarsın çaresizliği.Ümitsizlik tüketir seni. Sonu gelmeyecekmiş duygusu kocaman bir taş gibi yuvarlanır yoluna.Ayakların dolanır,yolda kalırsın.Vazgeçer,bıkarsın. Oysa, sadece yüz birinci vuruşa ulaşman beklenir senden.Sonuca giden yolda yürümeyi sonucun kendisine ulaşmak kadar sevimli görmedikçe,taş ustasının bilgeliğine erişemezsin. Devamı

ANNELIK

2013-03-13 14:48:00
ANNELIK |  görsel 1

  Son haftada kızlarımla çeşitli olayları yaşayıp çözümlerken kafamın içinde hep Annelik, anne merhameti, annelik duygusu , ve bununla ilişkili hikayeler, anılar, yaşananlar … Kısa da olsa hiç olmazsa birini sizlerle paylaşayım istedim. İzmir de bir Afet teyzemiz var. Kendisi 80 yaşlarında .. Hoş sohbet, tüm insanlara kapısı açık, sevgi dolu bir teyzecik.. Hatta çocukların Afet ninesı, büyüklerin Afet Annesi. Görmüş geçirmiş , zarif, bilgili, kültürlü bir insan. Yaklaşık 6 sene önce sevgili beyini , rahmetli Burhan Amcayı Hak’ka uğurladı. O gün bu gündür yalnız yaşıyor. Ayaklarından rahatsız olduğundan tek başına dışarıya çıkamıyor, evceğizinde konu komşunun ilgi alakası ile , beyinden kalan dul maaşı ile yaşamını sürdürüyor. Evi bir yeni gelinin titizliği ile düzenli, temiz ve bakımlı.. Koltuklarının üzerine örttüğü bembeyaz dantelli, kanavice işli örtüler bizleri bile özendiriyor.. O herzaman şükrediyor ama Afet Teyzenin gönlünün bir yerinde bir yara her daim kanamakta.. Afet Teyze’nin şimdilerde ellili yaşlarıda olan oğulları bir zamanlar onlara darılmışlar. Miras meselesimidir, para meselesimidir , hanımları mı işin içine karışmış nedir (pek anlatmaz) küsmüşler… Çocuklarını hanımlarını alıp uzaklasmislar. O gün bu gündür aramaz sormaz olmuşlar. Ne kendileri gelmiş nede torunlarını getirip göstermişler..Oysa arada sadece bir saatlık yol var… Kaç torunu olduğunu biliyor ama küçüklüklerinden sonra hiç görmediğinden onları tanımıyor.. Yıllar yıllar sonra oğullarından birinin kanser olduğunu öğreniyor.. Arıyor ama yinede görüşmüyorlar.. Sonunda oğlu vefat edince cenazesine gidiyor Burhan amca ile .. Sonra ... Devamı

SIYAH BEYAZ DUNYA

2013-03-13 12:52:00
SIYAH BEYAZ DUNYA |  görsel 1

  Güneşin son ışıkları yavaş yavaş çekiliyor ,… Bu gün havada tek bir bulut yok. Kuvvetli rüzgar, sis ve nem perdesini de alıp götürmüş. Bu net havada günbatımı.. Allahım bu ne inanılmaz renk cümbüşü.. Gökyüzünün mavisine güneşin turuncu – sarı işin hüzmeleri karışmıs. Ufuk çizgisi adeta alev alev… Yemyeşil çimenlerin , hurma ağaçlarının üzerine vuran turuncu gölgeler onlara büyülü bir güzellik katıyor.. Gözlerimin önünde yaratılışın muhteşem mucizelerinden birini seyrediyorum.. Birden aklıma on yaşlarındayken evimize ilk kez giren televizyon geliyor. Şimdi çocuklara anlatsak gözlerinde canlandıramayacaklar belki ama o zamanlar televiziyonlar siyah beyazdı ya , onu düşünüyorum. Sanki bir film gibi seyrettiğim günün son ışıklarını bir siyah beyaz Tv de seyretsem bu coşkuyu hissedebilir miydim?… Ya da Rabbimin yarattığı bu güzelliklerin farkına varıp böylesi tefekkür edebilir miydim.? Sanmıyorum, hatta kesinlikle hayır.. Her ne kadar herşey kesin hatları ile siyah ve beyaz değilse de gri tonlar bile yetmezdi bu muhteşem güzelliği farkettirmeye… Rabbim nasıl da muhteşem yaratmış gözümüzü.. ve de renkleri… Yarattığı ve güzelliklerle donattığı dünyayı ve nimetleri görebilmemiz ve güzelliklerini farkedebilmemiz için de renkleri yaratmış. Ve bizlere verdiği gözler ile de bu muhteşem görüntüleri idrak edebilmemize , coşku ve mutlulukla tefekküre yönelmemize olanak sağlamış.. Rabbim gönül gözü de açık olanlardan eylesin inşaallah. Bazen günlük yaşamda da siyah – beyaz görüyoruz herşeyi . Yaşamın o çılgın ve coşkulu renklerini bırakalım bir kenara , grinin tonlar... Devamı

HAYAT EVIMIZ

2013-02-21 12:40:00
HAYAT EVIMIZ |  görsel 1

      Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmiştir. Patronuna işten ayrılarak artık ailesi ve torunlarıyla zaman geçirmek istediğini söyler.Bunun karşılığında patronu marangozdan son bir isteği olduğunu ve ondan son bir kez bir ev yapmasını istedigini söyler. Marangoz kabul eder ve işe girişir.Fakat gönlü artık işte olmadığı için baştan savma işçilik ve kalitesiz malzeme kullanarak evi bitirir.İşini bitirdiğinde patron evi gözden geçirmek için gelir.Dış kapının anahtarını marangoza uzatır."Bu ev senin" der, "sana benden hediye".Marangoz şoka girer.Bu nasıl olur diye düşünür.Bu son diye bir an önce bitirmek için yaptığı evin kendisinin olduğunu öğrenince çok utanır.Bu evin kendi evim olduğunu bilseydim hiç böyle yapar mıydım diye düşünür ve yaptığı hatanın farkına varır.Bir başkası için yaptığı iş aslında kendi kullanacağı standartların çok altındadır. Evet kendi hayatınızda da marangoz sizsiniz.Her gün bir çivi çakar,bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.Hayat bir "kendin yap" tasarımıdır.Başkaları için yaptığınızı düşündüğünüz olumlu ya da olumsuz her şey, sizin kendi evinizi inşa eder.Oturduğunuz evin güzelliği de,çirkinliği de sizin eserinizdir.. -Alıntı- ... Devamı

EN SEVGILI

2013-02-14 04:20:00
EN SEVGILI |  görsel 1

Herkesin Sevgiden soz ettigi bu gün  cok sevgili kardesim Ayse Resad in harika bir siirini paylasmak istiyorum.. Her seferinde gozyaslari ile okuyorum.. Allah razi olsun..  EBEDİ SEVGİLİ Hadi bugün O’na sevgini göster! Sevgililer günü ya bugün… O’nun için bir şey yap! O’na kendini beğendir bugün! “Seviyorum” diyorsun ya… Hadi göster sevgini! O neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren! VE Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş! Ki, O da sevsin seni… Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin… Hadi bugün O’na göster sevgini! Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır, “Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..” Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu anlat! O’nu ve O’nun en sevdiğini sallallahu aleyhi ve sellem… Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O’nu anlat! O, sana senden de yakın olanı.. O, seni senden de iyi bileni.. O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı.. O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini… Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya.. Bugün sen de hep O’nu düşün! O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu.. Meselâ; Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün! Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle, Bir başörtüsü al kendine! Kılamıyorsan, bugün namaza başla! Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de! Biliyorsa... Devamı

SEVGILILER GUNU

2013-02-13 07:38:00
SEVGILILER GUNU  |  görsel 1

  Medeni saydığımız dünyada , çılgın bir tüketim anlayışının içinde yuvarlanıp gidiyoruz.. Akıllara ve gönüllere tazyik her yerden geliyor... Görsel iletişim araçlar, yazılı basın , çevre , toplum.. Herşey bizi daha büyük bir hızla bireyselleştiriyor, yalnızlaştırıyor.... Hep kendimizi düşünmeye , kendi rahatımızı başkalarınınkinden üstün tutmaya yönlendiriyor.. Daha az veriyor daha çok istiyoruz.. Birbirimize karşılıksız gülümseyemiyoruz bile.. “ Önce ben …” diye başlayan birliktelikler ise hiç uzun ömürlü olamıyor.. Böyle bir girdabın içinde her türlü güzel duygudan nemalanmaya çalışan maddi hayat bizi kontrol altına almış... Unutturmaya çalıştığı güzel duyguları da sahiplenmiş yılda bir günlere hapsetmiş, ticarete çevirmiş... Dayatma hisler ve mutluluklar maddi armağanların içine sıkışmış kalmış .. İnsanlara sevgimizi verdiğimiz değeri senede bir gün illaki bir hediye ile mi göstereceğiz ? Bu mudur gerçek duyguların sözcüklere ve davranışlara dökülmesi.. ? Anneler günü, babalar günü , doğum günü, sevgililer günü , kadınlar günü , öğretmenler günü... uzayıp gidiyor bu liste... Biz bize dayatılan maddi refaha erişmek için etrafımıza ve sevgiyle sarılmamız gerekenlere gözlerimizi kapamış, çılgın bir koşuşturma içindeyiz... İşe , okula, alışverişe, Tv dizilerine, internete ... Herşeye zaman ayırıyoruz ama sevgiye zaman yok... Öyle mi? Birbirinizi Sevmedikçe Gerçek Mümin Olamazsınız , kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdi... Devamı

ve SOZ ki .............

2013-01-12 07:52:00
ve SOZ ki ............. |  görsel 1

“Çok iyi hatırlıyorum. Çocukluğumda da ibadetlere çok düşkündüm. Geceleri kalkar, ibadetle meşgul olurdum. Bir gece babamın yanında oturuyordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Bâzı kimseler ise etrafımızda uyuyorlardı. Babama: «–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar.» dedim. Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve: «–Oğlum! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın!» karşılığını verdi.” Yani babası Sâdî’ye âdeta şu dersi veriyordu: “–Senin hor gördüklerin, seher vaktinin feyiz ve rahmetinden mahrum kalsalar da onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günâhı yazıldı…” (Şeyh Sâdî’nin Gülistan adlı eserinden) Devamı

YASAM ELLERiMiZDE

2012-12-12 06:35:00
YASAM ELLERiMiZDE |  görsel 1

    Sevgili Dostlar , İşte bir gün daha doğdu, buralarda güneşli ... Bu gün ki ; gün bu gündür, an bu andır diyebileceğimiz...Her dakikası , her saniyesi inanılmaz değerli... Yaşamak , doğru dürüst bir insan olabilmek için bir şans daha verilmiş bize... Yaşadığımız her an böyledir değil mi? Bir şanstır kötülerden kurtulmak, yanlışlardan vazgeçmek, şükretmek, zikretmek, fikretmek ve idrak etmek için... İşte yaşam ellerimizde ... yoğurulup şekillendirilmek için bekliyor... Bırakın geçmişi, dünü, kırgınlıkları, üzüntüleri, mutsuzlukları, yanlışları... Dün geçti gitti cancagazim bu gün yeni birşeyler söylemek lazım demiyor mu Mevlana.. İdrak ettiğimiz an dönüm noktasıdır bizim için. Önce beynimizi temizleyelim olumsuzluklardan.. Bize negatif enerji veren düşünceleri, olayları , insanları düşünmeyi bırakalım, kırgınlıkları unutup yüklerimizden kurtulalım. Her dem taze doğarız diyerek selamlıyalım yeni günü... İnsan uğruna evrenin yaratıldığıdır değil mi? Öylesine değerli,, O zaman hazreti insan olmak için bize verilen bu değerli zamanı niye harcayalim ki olumsuz düşüncelerle.. Durum böyle olunca; fındık kabuğunu doldurmayacak tasaların , yapay problemlerin, fındığa can verenle ilgilenen bizler için hiçbir anlamı olmadığı ve hiçbir sorun yaratmıyacağını anlamak zor değil! değil mi? Düşünelim hep birlikte ; katiksizliği, saflığı, eldeğmemişliği, dokunulmamışlığı,kullanılmamışlığı, salt olanı, mutlak olanı düşünelim!  Ve güvenelim kendimize... Salt olan, mutlak olan, öyle bir ateştir ki , ateş üstüne ateş,... Öyle bir yağ ki, nerdeyse kendi kendini tutuşturacak billu... Devamı

DUBAI de YAGMUR

2012-11-30 19:10:00
DUBAI de YAGMUR |  görsel 1

    Sabahın ilk ışıkları ile başlamış olan sağnak yağmur hiç kesintisiz devam ediyor. Hava bu coğrafyada alışık olmadığımız kadar serin ve kapalı. Koyu gri bulutların arasından gökyüzünün mavisini görmek mümkün olmuyor. Denizin rengi bile kurşuni… Dışarıya çıkıp yağmur altında yürümek, serinliği, nemi, yağmurun kokusunu dayasıya içimize sindirmek istiyoruz... Yağmur altında ıslanmak, denizin kenarında  yağmur damlalarının hızla denize kavuşmasını seyreylemek.... Yağmur eskiden beri bende derin düşünceler uyandırır. Duyguların dışavurumu gibidir sanki… Şöyle gökgürültüsü ve şimşeklerele birlikte yağan sağnak yağmuru düşünün. Öfkeli bir insanın içi gibi kapkaranlıktır gökyüzü… onun bağırıp çağırmasını anımsatır gök gürültüsü, ve öfkesi çoksa şimşekler çakar gözlerinde hatta bir yıldırım olur düşer muhatabınn üzerine…. Bazen hava çok soğuktur dolu olur dökülür. İçi buz gibidir, ağzından çıkan her kelime dolu tanelerinin mahsulleri tahrib ettiği gibi , karşısındakileri kırar geçirir. Oysa ben en çok cisildiyerek yağan yaz yağmurunu severim. Coşkulu ve sevgi dolu insanların anlık hüzünleri gibidir. Güneşli bir havada bir parça bulut gelir , hafif bir serinlik ve yağmur serpintileri , gözyaşları misali… Sonra hafif bir rüzgar, iç geçirmesi ve derin nefes alması gibi alır götürür yağmur buutlarını. Güneşin sımsıcak yüzü görüldüğünde içi sıcacık sevgi dolmuştur yine ….. Gözyaşları yeşil yaprakların , rengarenk çiçeklerin üzerinde parlayan yağmur damlaları gibi ışıl ışıldır gözpınarlarında…. Sonra g... Devamı

BEN İSTEDİM .......

2012-11-27 10:34:00
BEN İSTEDİM ....... |  görsel 1

  Ben Dayanıklılık istedim ......... Ve Allah beni güçlendirmek için zorluklar verdi. Ben bilgelik istedim ......... Ve Allah bana çözmek için Sorunlar verdi. Ben Refah istedim ......... Ve Allah çalışmak için bana Beyin ve kas gücü verdi. Cesaret istedim ......... Ve Allah bana üstesinden gelmem gereken Tehlikeler verdi. Aşk için sordum ......... Ve Allah yardım etmem için Sorunlu insanlar verdi. Ben İyilik istedim ......... Ve Allah bana fırsatlar verdi. İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim ........ Ama bana gerekli her şeyi aldım!!! Daima ALLAH'a güvenin!... Devamı

GURBET

2012-11-20 07:56:00
GURBET |  görsel 1

  Uzaklıklar; Küçük sevgileri yok eder, Büyükleri ise yüceltir. Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp, Ateşi çoğaltması gibi.. Devamı

BIR SABAH... MUHARREM... GAZZE... SABIR

2012-11-16 06:04:00
BIR SABAH... MUHARREM... GAZZE... SABIR |  görsel 1

Bir gece daha sabah oluyor ...  Penceremin önünden seyreyliyorum günü ...  Renkler yavaş yavaş siyahtan griye ve de turuncuya dönüşüyor...Gölgeler titriyor suyun üzerinde.. Aydınlanıyor dünya.. Muhteşem bir tablo... Yüce Yaratıcıyı işaret  ediyor..  Yeni bir hicri yıl başladı.. Muharrem ayındayız maneviyat yüksek.. Dillerde dualar...  Gönül coşkulu ... ... Gönül Hüzünlü..  Gönül yorgun...  Dünya bir garip mekan olmuş..  Her bir yerinde insanlar hüzünlü .. yorgun.. zulüm altında... aci cekiyor.. İmtihan şiddetli... Şiddetleniyor ve devam ediyor... Bebekler ağlıyor .. Analar ağlıyor... Bebekler ölüyor.. insanlık ölüyor...  Sahnelenen oyunu seyrediyoruz....  Duadayız her daim ... Elimizin ermedikleri için dua...  Ve sabır .. Bir vakte kadar ...  Çiçeksen baharı bekleyeceksin sabırla... Erken açmayacaksın , kış soğukları vurur. Baharın gelmesinden ümidi kesip , toprağın karanlıklarına teslim olmayacaksın, çürür yokolursun... Sabır Rabbin halıkıyetine , ibdasına güveni, bir iç direnci koruyarak baharı bekleme eylemidir.... Tohumsan , toprağın bağrında saklanmaktır mukarrer bir vakte kadar sabır... Karanlığa boyun eğmemektir. Üzerindeki yük altında ezilmemektir. Misyonunu unutmamaktır. Zamanı geldiğinde cidarı çatlatabilmek, toprağın üzerine doğru, ışığa doğru tırmanabilmektir. "Rabbimin dilediği bir gün var , ışığa çıkmak için, yaratılış misyonumu ifa etmek için" virdini her an diyebilmektir sabır..... Güneşsen bekleyeceksin, karanlığın koynunda doğum anını ... Enerjin yaradılış sırrında saklıdır. Aydınlığı ve karanlığı yaradana teslim olcaksın... Baharsan, kışın s... Devamı

Cilalanmadan nasıl Ayna olacaksın !

2012-11-13 08:33:00
Cilalanmadan nasıl Ayna olacaksın ! |  görsel 1

  Sevgili Dostlar, Sabah uyandığınızda kendinizi yine yorgun ve bezgin mi hissediyorsunuz?. Hayatla mücadele etmek sizin üzerinizde ağır bir yük mü oluşturuyor.? Çoğu zaman herşey istediğiniz gibi gitmiyor mu. ? Çok emek ve çaba sarfettiğiniz halde yaptıklarınız istediğiniz sonucu vermiyor mu? İşteki başarınız birileri tarafından engelleniyor mu? Yoksa bütün çabalarınız en yakınınızdakiler tarafından bile takdir edilmiyor mu? Ağır ekonomik prolemleriniz mi var . Kimse sizin fikirlerinizi önemsemiyor sözünüzü dinlemiyor mu? Artık size kimsenin umursamadığını mı düşünüyorsunuz.? Bulunduğunuz yerden uzaklaşmak mı istiyorsunuz.?   Evet bütün bunlar günlük yaşamımızda bizi sıklıkla sarıp sarmalayan duygular. Unutmayın bu zorlu yaşam mücadelesinde bunları tek hisseden siz değilsiniz. Hele son yüzyılda bu tür duygu çatışmalarına ve onların insan ruhu ve bedeni üzerinde yaptığı etkiye kısaca stress deyivermişiz.   Bu hissedilen baskı bazen öyle ağırlaşıyor ki insan çığlık atarak bağırmak , kaçmak kurtulmak, uyuyup tüm sorunlar hallolduktan sonra uyanmak istiyor.   Ancak bütün bu sıkıntı ve baskıdan kurtulmak da mümkün. Çok çetin bir süreç bizi bekliyor gibi gelebilir ama belki de nefes almak kadar kolay olabilir !!!   Öncelikle kabul etmemiz gereken en önemli nokta başımıza gelen hiçbirşeyin sebepsiz olmadığı . Belki bütün sorunlar bizden kaynaklanmıyor. Belki en ummadık şekilde belalar bizi buluyor, bazen en sevdiklerimizden en inanılmaz , en acı darbeler geliyor... Ama ne olursa olsun sebepsiz değil !!! En önemli sebep ise dünyanın ve bu dünyadaki yaşamın bir imtihan oluşu... Öyle ya zorluklar olmasa , musibetler olmasa doğru ile yanlış, iyi i... Devamı

NEFSİMLE HASBIHAL (1)

2012-11-12 10:03:00
NEFSİMLE HASBIHAL (1) |  görsel 1

    HAYATTA UNUTMAMAN GEREKEN DÖRT KURAL; İlk kural : " Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan,etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır,ya bizi bir yere götürürler yada bize bir şey öğretirler. İkinci kural : "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi eğiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Söyleyapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur.Hayır, ne yaşandıysa,yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de,hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir." Mükemmel olarak yaratılmıştır.  Üçüncü kural : " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey en doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır. Dördüncü kural: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir. Acı çeksen bile ......"  Acılarda bir gizli şevkat vardır. Kendilerine sabredenlere karşı daha insaflı olurlar.... Buna inan .. Acıların seni Rabbine döndürsün.... Kendinle barış önce, kıymetini anla , kabul et... Yaradılışındaki ince ihtimama ve sırra dikkat et .....  İnsanı Kamil olmak için yaradılmışsın sakin unutma.. . Tüm kalbinle kainatı sev .sev çünkü Yaradan herşeyi sevgi üzerine var etti.... Sonuna kadar hay... Devamı

Yaşadığına ve nefes almaya devam ettiğine şükredebilmek”

2012-11-07 06:38:00
Yaşadığına ve nefes almaya devam ettiğine şükredebilmek” |  görsel 1

 1999 yılı Ağustos ayı, büyük Marmara depreminin hemen birkaç gün sonrası… Televizyonun başında oturmuş şehirlerimizin nasıl yerle bir olduğunu, insanlarmızın hayatlarının nasıl darmadağan olduğunu gözyaşları içinde seyrediyoruz. Bir hastahanede hastalarla ropörtaj yapılıyor..Yataktaki bir hanımın yanına yaklaşıyor soruyorlar: “Geçmiş olsun, nasılsınız, depremde kaybettikleriniz oldu mu?” diye O solgun yüzünde sakin olmaya çalışan bir ifade, ama gözleri çakmak çakmak, titriyen sesiyle anlatıyor. “ Ben depremde dükkanımızı, evimizi, annemi, babami, kardeşlerimi, kocamı, çocuklarımı, bir ayağımı ve bir kolumu kaybettim…” Soruyu soran şaşırıyor teselli sözleri söylemek istiyor , o devam ediyor “ Ama yaşamaya devam ediyorum… Yaşadığıma göre demek ki yapmam gereken birşeyler daha var.. Demek ki bu kadar güçlüyüm ki Allah bana böyle bir ömür verdi…Onu nasıl değerlendirip yapabileceğimin en iyisini yaparım onu düşünüyorum..” Bu görüntü ve konuşma uzun süre hafızmdan silinmedi.. Bir insani böyle güçlü kılan neydi? Aslında insanoğlu ne denli güçlü , Öyle şeylerle basa cıkabiliyor ki kendi de inanmıyor… Yanlızca içinde o imanı , o isteği, o desteği hissedebilsin… Kaldıracı bulan bilimadamı “Bana bir dayanak noktası gösterin dünyayı yerinden oynatayım” demiş . İşte bizlerin de dayanak noktası imanımız olduğu sürece dünyayı bile yerinden oynatabiliriz. Arkamızdaki o muhteşem gücün Rabbımızın olduğunu bilmek , inanmak ne denli muhteşem birşey.. Rahmetli büyükbabam evinde bütün gün yanlız otururdu. “Hiç canın sıkılmıyor mu büyükbaba” diye sorduğumda ... Devamı

BIR YASAM

2012-11-06 06:58:00
BIR YASAM |  görsel 1

  Tam yedi yıl önce idi. Hanımlar için kurulmuş bir sosyal kulübün sanat eğitimi merkezinde dekoratif boyama dersindeydik. İki yıldır burada dekoratif boyama üzerine ders veriyordum. Öğrencimiz olan bayanların milliyet,din ,ırk ve yaş konusundaki çeşitliliği bazen beni bile şaşırtıyordu. Şimdiye kadar hemen her dine mensup, Amerikadan Avusturalyaya , Güney Afrikadan Endonezyaya , Avrupadan Kanada y a ,pekçok farklı milliyetten hanımla birlikte ders yaptık. En son dönemde de yine Hintli, Lübnanlı, Mısırlı, Amerikalı bayanlar vardı.  Derse başlayalı yarım saat olmuştu ki Hintli bayanlardan birinin cep telefonu çaldı. Yaptığı konuşmanın ardından bize dönüp: “ Arkadaşlar Dubai’nin şeyhi vefat etmiş .” diye açıkladı . Kısa bir sessizliğin ardından herkes kendi cep telefonu ile birilerini arayarak olayı araştırmaya başladı. Beş dakika süren bir karışıklığın ardından olayın doğruluğu anlaşılmıştı. “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun “ dedik ve dersimize devam etmeye çalıştık. Ancak bu haber bizim gündemimizi biraz değiştirmişti. İster istemez ölüm ve yaşam üzerine bir sohbet başlamıştı . Bir taraftan herkes elindeki desenleri boyamaya çalışıyor bir taraftan da yaşam, ölüm, zenginlik , sağlık, varlık yokluk gibi kavramlar üzerinde çeşitli fikirler yürütülüyordu. O sırada en gayretli öğrencilerimden biri , bir Hintli hanımın sesi duyuldu. “Ben de hastayim örneğin “ diyordu. “Bu bir çeşit kas hastalığı , çok seyrek görülürmüş. Yavaş yavaş kaslarım eriyip tükeniyor. Bu yüzden bazen fırçayı bile tam olarak tutamıyorum. Bazen ağrılarım yüzünden parmaklarımı kıpırdatmakta zorlanıyorum. Doktorlar ilk teşhisi koyduklarında sekiz yıl ömrün var demişlerdi. Bu... Devamı

AYAKKABI TAMIRCISI

2012-11-06 06:02:00
AYAKKABI TAMIRCISI |  görsel 1

    Her gün görüyorum onu. Bizim evin yanındaki apartmanların arasındaki boşlukta kuruyor tezgahını. Her gün ikindiden sonra açıyor, geceyarısına kadar da çalışmaya devam ediyor. Yere serdiği bir çuval bezinin üzerine diziyor ayakkabı tamiri için gerklı araç gereci. Özenle sıra sıra, çekici , çivileri, keçeleri, kalıpları…. Üzerinde eski, uzun beyaz bir entari şalvar takım , Pakistanlı ve Afganlıların giydiklerinden. Ayaklarında eski bir terlik. Öylece bağdaş kurup çöküveriyor duvarın dibine… Uzun sakallı yüzünü önüne eğiyor ve elindeki işlere dalıp gidiyor. Önünden geçereken onu etrafa boş boş bakınırken hiç görmedim ben. Büyük bir ciddiyetle elindeki işi yapıyor .. İş beklediğinde de aynı ciddiyet, yine kimse ile gevezelik etmeden... Tam namaz vakti ezanlar okunduktan hemen sonra geçiyorsam oradan; bazen tezgahın yanında namaza durmuş görüyorum: ya da bakıyorum tezgah öylece duruyor açıkta, kendisi yok! Anlıyorum yakındaki mescide namaza gitmiş.   Geçenlerde kızların ayakkabısının tekini götürmüştük tamir için. Şöyle bir bakmış bir saate hazır demek istemişti. Arapça ile beden dilini de kullanarak, anlaşmıştık. Sonra öbür tekinide istedi ayakkabının , anladık ki oda aynı şekilde problem çıkarmasın diye onu da sağlamlaştıracak… Sonra iş para vermeye geldi. “Ne verirsen” dedi… O denli de kanaatkar… Öylede özenerek yapmıştıkı , öyle sağlam… Elindeki olabilecek en ilkel aletlerle…. Elimde daha çok tamir ettirecek ayakkabı olmamasına hayıflandım.   Orda , köşedeki kuytuda , bir çuval parçasının üzerinde öyle ciddiyetle ve özenle yapıyordu ... Devamı

FIRTINADAN SONRA

2012-11-05 07:34:00
FIRTINADAN SONRA |  görsel 1

  Geçen Hafta sonundan bu yana buralarda kum fırtınası yerini güzel güneşli günlere bıraktı... Aynı içimizde zaman zaman kopan fırtınalar, gözlerimizden yağmur gibi dökülen gözyaşlarının bir süre sonra durulması gibi... Hem öyle bir güneş ki ışıl ışıl, bulutsuz , pussuz, inanılmaz parlak... Ama serin soğuk.. Tabi o kadar puslu ve rüzgarlı havanın ardından birdenbire yazın sıcağı gibi ışıtıvermiyor... Üstelik de fırtınanın bütün bıraktığı izeri, yıkıntıları, tahribatı gözler önüne seriyor. İşte bu güneşli ama serin günler beni de derin düşüncelere götürüyor. Bazen gözümün önündeki manzarada kendi ruh halimizin yansımasını görüyorum ... Nasıl bizim de içimizde kopan fırtınalar, bizi derinden sarsan üzen olaylar sonrasında sakinleşmemiz zaman alıyorsa , burdada öyle işte.. Bazen hayat yolunda ilerlerken , dostluklarda , sevgilerde yada ilişkilerde olumsuzluklar yaşıyoruz. Biz ne kadar iyi niyetli olursak olalım hazırlıksız yakalanıyoruz. Yüreğimiz kabarıyor, içimiz kan ağlıyor.. Sonra zamanla olaylara daha sakin yaklaşmaya başladığımızda bakıyoruz ki güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamış. Fırtına ve gözyaşları dinmiş. Ama içimiz hala soğuk. Hasar yavaş yavaş tamir ediliyor. Rahmetli annanemin dediği gibi bu dünyada çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur. Ölümden gayri herşeyin çaresi vardır. Eğer çözümsüz gibi görünüyorsa da kendini Rahmana teslim edeceksin; demek ki senin için hayırlı olan böylesidir... Olumsuzlukları düşüncelerden uzaklaştırdıkça Güneş hüzmeleri gibi içine , gönlüne kadar uzanacak rahmet nurları ısıtacak buz tutan gönlünü, eritecek bütün... Devamı

BU SABAH

2012-11-04 06:25:00
BU SABAH |  görsel 1

  Bu sabah uzun bir yürüyüşle başladım güne.. Sabahın 5 i  diye herhalde hava serindi. Çok iyi geldi, kendimi daha bir dinç ve enerji dolu hissettim.. Oysa birkaç gündür ne kadar yorgun ve isteksizdim. Demek herşey gayretle atılan bir adımla başlıyor ve her adım daha da cesaretlendiriyor insanı.. Sonuçta yaşanan tatlı bir yorgunluk bile mutlulğa mutluluk katıyor… Oysa iki gün önce neydi o yaşadıkla rım. Her insanın ters uyandığı, kendini dipte hissettiği günler olur ya… İşte öyle birşeydi.. Daha uyanalı birkaç dakika olmuştu ki terslikler başladı ve peşimi bırakmadılar..Ben kendimi kötü hissettikçe de hersey daha kötüye gidiyordu.. Elim ayağıma dolaşıyordu, her elimi attığım işi elime yüzüme bulaştırıyordum.. İnsanlar sanki söz birliği etmiş gibi bana karşı idiler. Ne desem tersini yapıyorlar, ne istesem aksi gerçekleşiyordu.. Sinir katsayım arttıkça da olumsuzlukların artış oranı belki üç- beş katı oluyordu.. Sonra bir an “Dur bakalım “dedim kendime… “Ne oluyor?... Neyle bu savaş.. Neye karşı direniyorsun ki.. Bir derin nefes al..Git bir elini yüzünü yıka.. Kendinle çekişme , dünyan zindan olur derdi Rahmetli Annanem.. Hatta git bir abdest al namaz kıl.. Bir sakinleş… Şöyle herşeyi at kafandan, , bir sıcak papatya çayı iç.. yüzünün ifadesini değiştir, gülümse hayata…. Bakalım ne olacak???” Gerçekten de kendi sözümü dinledim.. Ne oldu biliyormusunuz.. Sanki fırtınadan sonraki bulutların dağılması gibi gün işidi, güneş açtı.. İçimde baharın dalları yeşerdikçe, mutluluk sevinç ve sevgi arttı.. Bir baktım ki sanki birkaç saat öncenin olayları hiç yaşanmamıs gibi .. İnsanlara gül&uu... Devamı

GECER MI ?

2012-11-03 07:16:00
GECER MI ? |  görsel 1

  Geçer mi Olric? Geçer elbet efendim.. Bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer; ama mutlaka geçer. ...     Sustum... Düşündüm... Durgunlaştım... En çok 'Hüzün'dü adım...    Ama; Elhamdülillah hiç Yalnız kalmadım.    Yöneldim, sesimi İşitene ve.. bir Ayet düştü dilime... “Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah'a arz ederim" YUSUF SURESİ 86. AYET ... Devamı

20 YIL ONCESINDEN BIR MEKTUP

2012-11-02 19:12:00
20 YIL ONCESINDEN BIR MEKTUP |  görsel 1

  Tam 20 yıl öncesinden sevgili kardeşim den bir mektup. Rabbim mekanını cennet eylesin. (Bu mektubu yazdiginda o ITU de ogrenciydi ben Ingiltere de ) Bu günün tarihi Hey Sen, Orada 3000 km ötedeki. Hayatın tüm cilvelerine göğüs gerip dimdik ayakta durabilen. Biricik kardeşin biricik ablası. Seni seviyor ve özlüyorum. Sen ki hayatın zorluklarından yılmayan, hatalılara boyun eğmeyen, zorbalara haddini bildirirken kaba kuvveti değil de kıvrak zekasını kullanan şanlı serfli bir  neslin çocuğusun ... Ve biliyorsun ki lafla peynir gemisi yürümüyor. Hayatın dikenlerini, insanın midesini bulandıran milyonlarca faktörü, ardniyeti, insanın başına çöreklenmiş toplumdan dışlanma korkusunu bırak da bir düşün. Neyi diyeceksin? Güzel birşeyi mi diyeceksin? Sevgiyi mi? Doğayı mı? Yok! Ya hayat mı? kesinlikle hayır. Düşün katiksizliği, saflığı, eldeğmemişliği, dokunulmamışlığı,kullanılmamışlığı, salt olanı, mutlak olanı düşün! Ve güven kendine... Salt olan, mutlak olan, öyle bir ateştir ki , ateş üstüne ateş,... Öyle bir yağ ki, nerdeyse kendi kendini tutuşturacak billurlukta...Ve salt güzellik nurun adı... Kim ne derse desin seninle, senin içinde... Neyi görmek istersen onu görürsün, neye dokunmak istersen ona dokunursun...Sen uğruna evrenin yaratıldığısın..İstanbul, onu anlayanlar, boğaziçi onunla hüzünlenip onunla coşanlar, kitaplar onları çocuğu gibi bağrına basanlar, ve bilinenler onları bilenler olmasaydı ne ederdi...? Ve sen özlemden dem vuran! Özlendiğini de bildiğine göre neyi sorun edersin? Gri denizlerden gök mavisi olanlara dönme yakın. Soğuk suratlar onlara gülmeyi unutturanlardan hesap soracak.. Bir kıvılcım tutuşturulmaya hazır.Bir kıvılcım ki herkesin yureginde çakmaya sabı... Devamı

HER OLANDA BIR HAYIR VARDIR

2012-11-02 18:42:00
HER OLANDA BIR HAYIR VARDIR |  görsel 1

        Sevgili Dostlar, Dün gece birkaç yıl önce bir TV programında izlediğim gerçek bir yaşam öyküsünü anımsadım. Belkide sizlerin de bildiği bir hikayedir ama beni gerçekten cok etkilemisti.. Bazen insan her olanda bir hayır olduğuna inansa da, hayatın akışına öyle bir kaptırıyor ki kendini , olumsuzluklar karşısında yelkenleri suya indiriveriyor, ümitsizliğe kapılıyor, dövünüyor, yakınıyor, hayata k üsüyor belki de isyana kadar gidebiliyor Allah korusun... Bir hapisanemizde geçiyor olay.. Hapisanedeki mahkumlara dini konularda bilgiler veren, ve tövbeyi , pişmanlığı, hayata yeniden başlamayı anlatmaya çalışan kısacası onlarla rehabilitasyon çalışmaları yapan bir ilahiyat hocası anlatıyor... Kadın mahkumlarla birbir görüşürken birisi dikkatini çekiyor. yeni bir mahkum bu, içe kapalı , ketun fakat depressif bir görüntüsü var. Onunla başbaşa görüşüyor ve sırrını öğrenmeyi başarıyor. Bu mahkum hanım başörtüsünü açarak kemoterapi nedeniyle saçsız kalmış başını gösteriyor ve anlatıyor; kendisi kanser hastası , ameliyat olmuş, tedavi uygulanmaya başlamış ama pek olumlu sonuçlanmamış... Zaten maddi olanakları hiç yok, tedavinin devamı imkansız ... Bu arada kardeşi bir gasp ve yaralama olayına karışıyor.. Aile toplanıyor kardeşini korumaya karar veriyor bu kızcağıza da " sen zaten ölüyorsun kaybedecek birşeyin yok suçu sen üstleneceksin " diyorlar. Hem fiili hem de vicdani baskı sonucu suçu üstleniyor ve hapise giriyor , böylece tedavi imkanı olmayan hastalığı ile birlikte tamamen kaderine terkediliyor.. ailesinin onu feda etmeleri ve bu kendine reva görülen davranış onu iyice yıkıyor , tamamen hayata küsüp içi... Devamı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2012-10-24 11:55:00
KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN |  görsel 1

Sevgili Dostlar, Bilgisayarın başına oturdum, Klavyem parmaklarımın ucunda , bayram mesajı yazmak istiyorum tüm dostlara… nasıl başlasam… yazıp yazıp siliyorum, beğenemiyorum… Kelimeler yetmiyor, anlam ifade etmiyor… daha doğrusu duyguları mı, düşüncelerimi , dileklerimi açıklamaya yeterli gelmiyor. Her birine bin anlam yüklemek istiyorum….. Kurban Bayramının manevi anlamı öyle derin ki aslında.. İnsanın birşeyleri Allah uğrunda feda edebilmesi, sonsuz bir itaat ve teslimiyet icinde bulunması , öncelikle nefsini kurban edebilmesi , sevgisini merhametini tüm insanlarla paylaşabilmesi, maddi manevi birbirlerine el uzatıp destek olması, kendisi için istediklerini tüm insan kardeşleri için istemesi demek bu bayram. Şu anda Mekke de yaklaşık 3 milyon müslüman Hac farizasını yerine getirip Rabbine yönelmişken biz gidemeyenler de onlarla hemhal olup o ruhaniyetle kendi içimize uzun yolculuklar yapmaktayız.. Peki bir hatırlayalım neler söylemişti Sevgili Peygamberimiz S.A.V son haccının veda hutbesinde ümmetine : "Rabbınız birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, mali da helal olmaz. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır... Devamı

SEVGILI BUYUKBABAM - GENCLIGIN SIRRI

2012-10-23 07:02:00
SEVGILI BUYUKBABAM - GENCLIGIN SIRRI |  görsel 1

  Sevgili dostlar bu gün Rahmetli Büyükbabamı Hak'ka uğurlayalı tam 7 yıl oldu. 90 yasında ebedi hayata giderken ardınde  Allah yolunda " insan " olarak yaşadığı bir hayat, sevgi ve muhabbet ve güzel hatıralar , güzel ameller bıraktı. Her zaman sağlıklı ve dinçti . Ona bunun sırrını soranlara da aşağıdaki hikayeyi anlatırdı gülümseyerek. Mekanı cennet olsun diyelim ve onun hikyesi ile gençliğin sırrını dinleyelim:     " Bir memlekette 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış… Etrafındakiler ona çok özenir ve sorarlarmış bu gençliğin sırrı nedir diye. Bir gün yaşlı adam onları yemeğe davet etmiş. Bu davette size sırrımı açıklayacağım demiş. Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş , içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş. Adamcağız karısına seslemiş: "Hatun, şu kilerde karpuzlar olacak bir karpuz getirirmisin bize!.." Hanım hemen gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da " Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirirmisin bir zahmet" demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş. Başka istemiş…. Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış. Neyse beşincide karpuz beğenilmiş kesilmiş ve misafirlere ikram edilmiş…. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş. "Eeee …. Arkadaşlar işte benim gençliğin sırrı burda anladınız mı…" Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bişey anlamamış.. "Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!" Dedecik gülmüş. "Efendiler" demiş "O gördüğünüz karpuz kilerde bir ta... Devamı

Hayatı Bütün Olumsuzluklarına Karşı Sevebilmek

2012-10-22 09:13:00
Hayatı Bütün Olumsuzluklarına Karşı Sevebilmek |  görsel 1

    Sevgili dostlar , Uykusuz geçen bir gecemiz daha sabah oluyor. Günün ilk ışıklarıyla beraber doğruldum yattığım yerden. Rabbim bazen nimet azlığı ile imtihan ediyor ya; bu sıcak memlekette bizim sınavımızda sıcakla son üç gündür. Önce bozulan salon klimasına üç gün önce yatak odasındaki de eklenince nimetin değerini iyice anladık.Tamirat uzayınca da gün ortasında 40 dereceye varan sıcak, gece ağırlaşan nem bizi çok zorlar oldu. Bu uykusuz kalmak ve bol bol düşünmek için bir fırsat oldu sanırım. Yoksa gün içersinde yorgun düşen bedenime yenilip, iftarın ardından rehavetten kurtaramıyordum kendimi… Oysa bu üç gecedir kendimle başbaşa ne çok düşündüm. Son günlerde epeyce eskilere dalmış , kendimle hesaplaşmaktaydım. Genellikle ümitvar olan gönlümü kimi zaman çok yorgun hisseder olmuştum. Oysa Rabbimin rahmeti kuşatmıştı bizi çepeçevre ... Nasıl da izin verirdim bu dünya hayatının kargaşası içinde kafamın dolu, gönlümü yorgun olmasına.... Aslında şimdi daha iyi anlıyorum ki mutsuzluklarımızın ve üzüntülerin altında, hep yaşadığımız olaylara bakış açımız ve getirdiğimiz yorumlar yatıyor. Hayat tabi ki güllük gülistanlık değil. Bizim bir yaradılış sebebimiz var. Şiddetli bir dünya imtihanı ile karşı karşıyayız. Bir iki gün yolunda giden işler bakıyorsunuz bir anda sarpa sarıveriyor. Can ciğer olduğunuz kişiler sizi incitebiliyor. Hatta hiç beklemediğiniz şekilde yalan söylendiğine , maalesef giybet edildiğine şahit olabiliyorsunuz. Maddi ya da manevi her an bir terslik bizi bulabiliyor. Kimi zaman sagligimizla kimi zaman varligimizla imtihan oluyoruz.  Bazen en ağır darbe en çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz insandan geliyor. Ancak unu... Devamı

HER DEM TAZE DOGARIZ

2012-10-21 07:47:00

      Sevgili Dostlar , İşte bir gün daha doğdu, buralarda güneşli ... Bu gün ki ; gün bu gündür, an bu andır diyebileceğimiz...Her dakikası , her saniyesi inanılmaz değerli... Yaşamak , doğru dürüst bir insan olabilmek için bir şans daha verilmiş bize... Yaşadığımız her an böyledir değil mi? Bir şanstır kötülerden kurtulmak, yanlışlardan vazgeçmek, şükretmek, zikretmek, fikretmek ve idrak etmek iç in... İşte yaşam ellerimizde ... yoğurulup şekillendirilmek için bekliyor... Bırakın geçmişi, dünü, kırgınlıkları, üzüntüleri, mutsuzlukları, yanlışları... Dün geçti gitti cancagazim bu gün yeni birşeyler söylemek lazım demiyor mu Mevlana.. İdrak ettiğimiz an dönüm noktasıdır bizim için. Önce beynimizi temizleyelim olumsuzluklardan.. Bize negatif enerji veren düşünceleri, olayları , insanları düşünmeyi bırakalım, kırgınlıkları unutup yüklerimizden kurtulalım. Her dem taze doğarız diyerek selamlıyalım yeni günü... İnsan uğruna evrenin yaratıldığıdır değil mi? Öylesine değerli,, O zaman hazreti insan olmak için bize verilen bu değerli zamanı niye harcayalim ki olumsuz düşüncelerle.. Durum böyle olunca; fındık kabuğunu doldurmayacak tasaların , yapay problemlerin, fındığa can verenle ilgilenen bizler için hiçbir anlamı olmadığı ve hiçbir sorun yaratmıyacağını anlamak zor değil! değil mi? Düşünelim hep birlikte ; katiksizliği, saflığı, eldeğmemişliği, dokunulmamışlığı,kullanılmamışlığı, salt olanı, mutlak olanı düşünelim!  Ve güvenelim kendimize... Salt olan, mutlak olan, öyle bir ateştir ki , ateş üstüne ateş,... Öyle bir yağ ki, nerdeyse kendi kendini tutuşturacak billurlukta...Ve salt güzellik nurun adı... Kim n... Devamı

GUN BATIMI

2012-10-18 07:58:00
GUN BATIMI |  görsel 1

    Tam gün batımı , güneşin kızıl sarı ışınları ile boyanmış yeryüzü.... Denizin mavisi, gökyüzü, çatılar, göğe doğru yükselen camla kaplı binalaların yüzleri hep turuncu işin hüzmeleri ile kaplanmış. Yangın yeri … Hafif bir serinlik çökmüş ortalığa, gündüzün nemi sıcağında nefes alamayanlar sokaklara dökülmüş.. Akşam ezanı yankılanıyor minarelerden… Bir gün daha sona eriyor… Akşamın alacakaranlığı  çökerken yavaş yavaş insanın gönlüne de bir hüzün , bir ürperti düşüyor. Gecenin sessizliğinde kendini daha mı iyi dinliyor insan… Ondan mıdır bu ürperti ? Kendiyle başbaşa kalması zordur aslında… Kendine dönüp vicdan aynasından bakabiliyorsa insan en değerli vakitlerdir bunlar.. Yedi kusur milyar insanın yaşamını sürdürdüğü bir dünyadayız. Nefes alıp veriyoruz. Öyle yada böyle bir topluluğun içindeyiz, sosyal ilişkilerimiz , bir çevremiz var. Yiyip içiyor, temel ihtiyaçlarımızı , hatta fazlasını karşılıyor, kimi etrafımızdakilerle anlaşıp mutlu oluyor, bazen seviyoruz onları ve de sevildiğimizi düşünüyoruz kimi zaman… Bazen mutlu bazen üzgün hissediyoruz kendimizi… Kırıldığımız gücendiğimiz anlar da oluyor, hatta öfke , kıskançlık, pişmanlık gibi duyguları bile barındırıyoruz içimizde… Sabahları uyanıyoruz ya yeni güne… Selamlıyoruz ya bütün mahlukatı, insanları ve doğayı.. Demek ki yaşamamız gereken anlar var daha… Yoksa her ne kadar düşünmek istemesek de bu yaşamın bir sonu olduğunu , dünya hayatının geçiciliğini hatta ne zaman konup göçeceğimizin de belirsiz olduğunu çok iyi biliyoruz… Biliyoruz da hatırlamak... Devamı

KAINATA ACIK BIR KAPI

2012-10-18 07:08:00
KAINATA ACIK BIR KAPI |  görsel 1

    Bu gunun Öyküsunün kahramanı Fikriye Anne.. Fikriye Anne bugün 68 yasında haftada 5 gün sabah erkenden kalkıyor evinin işini , yemeğini yapıyor sonra yaptığı börek çörekleri de yanına alıp mesaisinin başına koşuyor. O Onkoday (Bursa onkoloji derneği) gönüllüsü. Haftanın 5 günü tam gün dernekte. Haftada bir hastahane nöbeti var. Onkoloji bölümündeki hastalara ziyaret yapıyorlar.Onlara moral aşılıyor, bütün ihtiyaçlarıyla ilgileniyorlar. On yıldır bu tempoda çalışıyor. Fikriye Anne bundan 14 yıl önce biricik oğlunu Muratını trafik kazasında ebedi hayata, Hak ka yolcu etti. Hemen ardından 1999 depremi geldi, ülke derinden sarsıldı. Deprem sabahı dedi ki kendi kendine ’ benim acım büyük ama şimdi memleketimin acısı çok daha büyük birşeyler yapmalı…’ Daha önceden arada sırada ziyaretine gittiği Onkoday kervanına katıldı, yardım topladı deprem bölgesine gitti. oradakilerin yaralarını sarmak için . O gün bu gündür ihtiyacı olanların hizmetinde. Fikriye anne Onkoday yönetiminde, çocuklardan sorumlu. Bugünlerde yüz – yüz on kadar çocuğu var. Hepsi ile tek tek ilgileniyor tedavilerini, psikolojik desteklerini, ilaçlarını, uzaktan geliyorlarsa tedavi sırasında kalacak yerlerini, ihtiyaçlarını, okullarını, burslarını, doğum günlerini, özel problemlerini ve ailelerini takip ediyor.Tek tek ihtiyaçlarını tespit edip onlar için kah burs aramaya çıkıyor, kah eşya, kah gıda… Evi herkese her daim açık. Telefonu da 24 saat susmuyor. Bayram öncesi kendi elleriyle giydirdikleri sevindirdikleri çocuk sayısı çoktan yüzü aştı.. Hatıralarını yazdığı günlükleri kaç cilt oldu bilmiyorum. Çocuklarından gelen... Devamı

öğretmenim

2012-10-15 19:11:00
öğretmenim |  görsel 1

    Ben Anadolu çocuğuyum; Her köşesinde ayak izim var .... Dağına , ovasına, bozkırına, yaylasina, ırmağına , ormanına, kırac topragına; şehir şehir , köy köy yollarına hasretim... Karına , güneşine , rüzgarına , tertemiz havasına ..... Hele ki insanına..... Sana hasretim Türkiyem !........ HAYAT DERSLERİ- (HATIRALAR-1) Karlı bir kış gecesi varmıştık kasabaya. Soğuk bıçak gibi kesiyordu. Geceyarıs ını çoktan geçmişti.Ay ışığı kapkaranlık toprak damlı evlerin üzerinde yığılmış karın beyaz rengini ebem kuşağına çevirmişti. Kar yığınlarının altında ezilmiş kaybolmuş gibiydi evler. Tek tük kiremit çatılı binalar göze çarpıyordu etrafta . Şipsivri buzullar sarkmıştı saçaklarından. Uykulu gözlerle etrafımıza bakınıyor nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyorduk. Sanki bir masalda yaşıyor gibiydik. Ertesi sabah babamın ofisinde koltukları birleştirerek yaptıkları yatakta açmıştım gözlerimi. Başımı kaldırıp pencereden dışarıyı görmeye çalışmış , bacasından dumanlar tüten karların altında iyice yerle bir görünen o toprak damlardan başka birşey görememiştim. Bir bizim bina iki katlıydı, birde yanıbaşımızdaki postahane .. Üst kata eşyalarımızı taşımaya başlamışlardı bile… adamların ayakları altında döşeme tahtaları eziliyor , aşağıya, başımıza toz tanecikleri yağıyordu. Birden arkalarda sarı, tek katlı , çatılı bir bina farkettim. İşte okulumuz buydu..!. Daha görür görmez pek hoşlanmadım sınıfımdan. Çocuklar anlamadığım bir dilden konuşuyorlardı. Hepsinin ayaklarında kara lastik çizmeler vardı. Üstleri başları perişan, siyah önlükleri solmuş, yakaları eski sararmış, hatta bazılarında yaka bile yoktu. Üşümemek için üzerlerine eski , sökük örgü kazaklar giymişlerdi. Sıralarda ... Devamı

SÖZ

2012-10-11 10:51:00

    Doğruları hayatında uygulayanlardan  ve Resulallah SAV dediği şekilde  " Ya hayır söyle ya sus " hadisi şerifi üzerine yaşayanlardan olabilmek dileği ve duası ile..     “Bir kadın bir arkadaşıyla aslında çok çok az tanıdığı bir kişi hakkında dedikodu yapmış. O gece bir rüya görmüş. Tam tepesinde bir el belirmiş ve bu kadını işaret etmiş. Bir anda müthiş bir suçluluk duygusuyla dolmuş içi. Ertesi gün günah  çıkarmak için kiliseye koşmuş. Yaşlı bir rahip varmış, ona her şeyi anlatmış ve sonra “Dedikodu yapmak günah mı?” diye sormuş, “Beni işaret eden o el Tanrı’nın eli miydi?”, “Özür dilemeli miyim?”, “Yanlış bir şey mi yaptım?” Yaşlı rahip, “Evet” demiş, “Cahil kadın, bir kimsenin etrafta nasıl tanınacağını etkileyecek dayanaksız sözler söyledin. Utanmalısın”. Kadın üzgün olduğunu söyleyip af dilemiş. Rahip, “O kadar çabuk değil, dur bakalım. Önce evine gitmeni istiyorum, eline bir yastık alıp, çatıya çıkmalısın. Bir bıçakla yastığı kesip, bana gelmelisin.” Kadın biraz şaşkın, evine dönmüş. Yataktan bir yastık, çekmeceden bir bıçak almış, çatıya çıkmış. Yastığı kesmiş. Sonra rahibe gitmiş. Rahip sormuş: “Tamam mı?” Kadın: “Evet, yaptım” diye cevap vermiş. “Ne gördün?” “Tüyler..” “Tüyler!” diye tekrarlamış rahip. “Her yerde tüyler vardı.” Yaşlı rahip, “Şimdi geri dönmeni ve rüzgarla uçuşan tüm tüyleri toplamanı istiyorum. Hepsini.” “Ama bu imkansız. Nereye gittiklerini bilmiyorum... Devamı