TIRE DIYE BIR YER

2006-12-03 11:22:00

    Sabahin erken saatleri Aydin’dan Tire’ye dogru yol aliyoruz.Yol, verimli Aydin ovasinda sirin koylerin arasindan gecerek Izmir’e dogru uzaniyor. Bazi  koy evlerinin onunde yeni toplanmis incirlerin satildigini farkediyoruz. Biz de bu guzelim nimetten taze taze almak icin bir bahcenin onunde duruyoruz. Bahce sahibi , guler yuzle karsiliyor ve istedigimiz incirleri ezilmeden goturebilmemiz icin ozenle kucuk bir karton koliye doldurmaya basilyor. O sirada bahcede bisikletini surmeye calisan 3 yaslarinda sevimli bir oglan cocugu goruyoruz. Yavas yavas bize yaklasiyor. Esim cocugu da sevindirmek istiyor ve benden bozuk para istiyor. Tam cocuga kucuk bir harclik uzatacakken babasi atiliyor. :”Abi kusura bakmazsan para verme cocuga diyecem” Esim sasiriyor: “Ama sadece bir cikolata parasi , icimden geldi.” Diyor. Adamcagiz sakince:” Verme beyim, alismasin .. Sonra her gordugunden bekler. Cok sukur elhamdulillah bizim durumumuz iyi , gerekenleri alabilecek gucumuz var. Insanlarin eline para icin bakmasin .” diyor.Boyle birsey beklemedigimizden bir an duruyoruz. Esim:” Ben onu cok sevdim o zaman sen al bunu cocuga benim yerime bir cikolata al. Kusura da  bakma hic boyle dusunmemistim.” Diyor. Karsilikli gulup konusarak helallesiyoruz ve ayriliyoruz oradan. Iste Turkiye’min tok gozlu kanaatkar insanina bir ornek diyoruz.       Tire, Odemis ovasinda  sirtini daga yaslamis bizi bekliyor. Her zamanki gibi yemyesil, Bursa’ya cok benzetiyorum ben.  Eski Tire , daga yaslanmis dar, arnavut kaldirimi sokaklari, her kosebasindaki minik camileri, carsisi,Top Tepesi, tepede bu yemyesil verimli ovaya nazir piknik alanlari  Osmanli mimarisinin butun ozelliklerini yansitan hanlari, kucuk el sanatlarini gunumuzde de surduren ustalari, semercisi, nalincisi, kececisi, yorgancisi, hasircisi….bagrinda sakladigi evliyalari, Balim Sultani, Ibni m... Devamı

TURKIYE'MIN GUZEL INSANLARI

2006-12-03 11:21:00

Turkiye’min yollarinda bu yaz dolasirken icim sevincle dolu idi. Rabbimin bahsetmis oldugu nice dogal guzellikler kadar , bu nimetlerin en guzel sekilde kullanilmasi , temiz ve caliskan insanlarin varligi beni sonsuz mutlu etti. Artik, kucuk bir bolumunu gormus ve yakindan tanimis olsam da rahatca soyliyebiliyorum ki ‘Kim olursaniz olun memleketimde yapacaginiz yolculukta ne ac kalirsiniz ne de acikta.’ Muhtesem dogasi kadar sicacik, samimi ve durust insanlar da sizi sevgi ve saygilariyla saracaktir emin olun. Ben bu gune kadar Toroslarin etegindeki Yakakoy un az yukarisinda dagin yamacina yaslanmis, o sicakta cagil cagil akan sularin serinliginde oturdugumuz Yaka Park ta oldugu kadar, harika Alabaliklar, buz gibi ve bol akan dogal su gormemistim. Eminim daha pek cok yerde daha bunun benzeri dogal kaynaklar vardir ama oylesine guzel degerlendirilip , dogal ve geleneksel ogelerle suslenerek hizmete sunulmus ki , insan butun kaygilarini unutup orada derin bir teffekkure dalabiliyor. Yedigi her lokmanin, ictigi her damla suyun onemini, lezzetini anlayip sukredebiliyor. Koy yollarinin kenarlarinda meyve satarken rastladigimiz koy cocuklarinin her biri ile ayri ayri durup konusmak istiyor canimiz. O tazecik meyvalari ilk elden alabilmek kadar onlari bize uzatan elleri de tutmak istiyoruz. Onlar yaz gunlerinde cocukluklarinin safligi ile , gulumseyerek, gozleri piril piril cevapliyorlar sordugumuz sorulari. Edalar , Haticeler sevincle anlatiyorlar kacinci sinifta olduklarini , gunlerini nasil degerlendirdiklerini. Bos oturmuyor , calisiyorlar. Size tavsiye ederim Serik’ten Manavgat’a dogru yol alirsaniz bir gun; yol boyunca , her elli metrede yer alan dumani tuten sobalara bir yanasin. Uzerlerinde dumani tuten kazanlarda yiyebileceginiz en lezzetli misirlar kayniyordur cunku. Biz , gul yuzlu , zarif ve saygili bir kiz cocugunun elleri ile tuzlayip ozenle hazirlayarak verdigi misirin tadini omur boyu unutmayacagiz. Rabbimin bize o sonsuz rahme... Devamı

TURKIYE'MIN YOLLARINDA

2006-12-03 08:15:00

Gectigimiz ilk baharda , tatilimiz yavas yavas yaklasirken, internet uzerinden gazete sayfalarina goz gezdiriyordum. Baktikca icim karariyordu diyebilirim. Hep olumsuz olaylar haber yapiliyordu. Darp, gasp, siddet…. Bu kadar olumsuzluk insanin icini daraltiyordu. Tatilde ne yapmaliyiz diye dusunduk. Ya her zaman yaptigimiz gibi ailelerimizin yanina gidip butun tatili onlarla gecirecektik, ya da …. Evet bu yil degisik birseyler olmaliydi. Kizlar artik buyuyordu. Onlarda ulkesini tanimali gormeliydi. Bizde son onbes yirmi yildir gormdigimiz yerlerin ozlemini duyuyorduk. Guzelim ulkemiz sadece buyuk sehirlerden ve turistik tatil beldelerinden 5 yildizli otellerden ibaret degildi ki. Biz gercek Anadoluyu kesfe cikmaliydik. Gecen yil, kisacik bir Kuzey Ege turu yapmis cok memnun kalmistik. Bu yil da Guney Ege ve Akdeniz turu yapmaya karar verdik.Hic bir plan ve programa dayanmayan, elimize bir harita alarak ciktigimiz bu yolculukta gecirdigimiz 12 gun tam bir masal alemi gibiydi. Her adimda , her yaptigimiz km de etrafimiza bekinirken icimiz kuslar gibi kanat cirpiyor ve Rabbimize bize boyle cennet gibi bir ulke verdigi icin sukrediyorduk.Fethiye’den sonra Kalkan’a dogru yol alirken haritada daglara dogru bir yerde Saklikent kanyonu yazisini gormustuk. Butun dogal guzellikleri kesfetmeye niyetli oldugumuzdan Fethiye’den 6 km kadar sonda daga dogru uzanan dar yola sapmis, muhtesem guzelliklerin, yemyesil agaclarin arasinda ilerliyorduk. Hava oldukca sicakti . Sirin beyaz minicik evleri ile kucucuk bir koyden, Gebeler Koyu’nden gecerken birden yolun kenarinda pasli sari bir tabela gorduk. Yazisi yer yer bozuldugundan hizla gecerken ancak ‘kaplica’ kelimesini farkedebilmistik. ‘Bak goruyormusun bu vatan hakikatten cennet nerelerde hic bilinmeyen kaplicalar var’ dedik. Tam koy cikisinda agaclarin dallarindan zar zor ikinci tabelayi farkedince durduk. Bu kez ‘Buyuk Iskenderin Magrasi ve Kaplica’ yazilari ... Devamı

RANA ANNEYE MEKTUP

2006-12-03 08:13:00

Sevgili Rana Anne,Bu gun ogle vaktiydi. Sehrin sokaklarinda yurudum. Hava artik yaza donuyor buralarda . Oglenleri sicak oluyor. Hafif bir esinti vardi , hava da bulutluydu, gunes dogrudan gelmeyince yurumek istedi canim. Dar sokaklardan, bembeyaz yuksek bahce duvarli evlerin onunden gectim bir bir. Beyaz duvarlarin uzerinden pembe beyaz, narcicegi rengi begonviller sarkiyordu. Dallarinda oksadim onlari. Oyle hassaslarki hemen dokuluveriyorlar, daha kurumadan. Ah dedim simdi Rana Annem olmaliydi yanimda. Nasil da severdi onlari. Birlikte yururduk, sohbet ederdik bir taraftan. Yollarin kenarindaki ciceklerin renkleri mor, pembe, leylak,sari… Birlikte gulerdik , merhaba derdik hepsine…. Sonra ‘Sari Cicek’ siirini hatirladim Yunusun… Ilahisini cok severim ben de…ciceklere manalar yuklerdik birlikte… neler gorebildigimizi anlatirdik birbirimize…Biliyormusun Rana Anne , penceremin onunde iki sallanan koltuk var. Bu eve gecince aldik onlari. Manzaraya doyamiyorum; o yuzden, doyasiya seyredebilmek icin alip yerlestirdim onlari penceremin onune… Istedim ki , oturayim koltuguma, karsimda bir dost, birlikte seyreyleyelim alemi… Ben oturuyorum da hergun , dostu bulmak mumkun olmuyor. Haftasonlari ve aksamlari esimle paylasiyoruz bu guzellikleri. O bir kitap aliyor , yuksek sesle okuyor bazen, sonar tefekkure daliyoruz, sukrediyoruz Rabbimin verdigi nimetlere. Gunduzleri ise yalniz kaldigimda, oturuyorum koltuguma , yaslaniyorum arkama, bakiyorum; muhtesem yesillikte bir park, her yani palmiye agaclari, dipleri rengarenk ciceklerle kapli, koyu yesil hali gibi cimenler, tam uzerinde kosmak, hatta uzanmak icin. Agaclarin ardinda masmavi bir deniz, ilerlerde denizle birlesen mavinin cesitli tonlariyla bezenmis, yumak yumak bulutlarla gokyuzu… Ah diyorum bir dost olsa, paylasabilecek, sohbet edecek. Ama oylesine bos sohbetler degil, sizin de soylediginiz gibi Allah kelami edebilecek, birbirimizi aydinlatabilecek, isi... Devamı

MEKKE de CUMA

2006-12-01 06:51:00

Evet , Mekke de Cuma… Iste anlatilmasi imkansiz gibi gorunen duygular ve ruya gibi gelen bir gun. …Persembe yi cumaya baglayan gece, gece yarisindandan sonra otele ulasinca biraz dinleniyoruz. Ama gozumuzde bir damla uyku yok. Demistim ya onceden, burada cok ilginc bir sey oluyor size … Havasini solumaya basladiginiz an ne aclik ne yorgunluk ne de uyku hissetmiyorsunuz artik. Yine kendimizi Mescid-ul Haram da buluyoruz birden. Sanki bedenimizden siyrilmis kus gibi hafiflemisiz. Sabah namazina kadar o gittikce artan kalabalikla beraber tavaf yapiyor , namaz kiliyoruz. Orada oylece oturup saatlerce Kabe ye baksa insan yine doyamiyor. Sabah namazi yaklastikca kapilardan oluk oluk insan akiyor iceriye. Sefa Merve arasindaki yol bile nerdeyse doluyor sabah namazina gelenlerle… Sonra Kabe de bir Cuma sabahi….. Allahim sen ne buyuksun , bize, benim gibi aciz bir kuluna nasib ettin boyle buyuk bir mucizeyi. Bana bu duygulari yasamam icin izin verdin kismet ettin ya , sana ne kadar sukretsem , gozyasi doksem bunun sukrunu eda etmem mumkun olamaz omur boyu….Sonra oglen yaklastikca artik Mescid-ul Haram da adim atacak yer kalmiyor. Ortada sadece tavaf yapan bir gurup yuruyor. Herkes hem asagida hem ust katta saflari olusturuyor ha bire… Aritik Cuma saati.. Dis avludaki beyaz taslar dahil her yer doluyor. Onbinlerce insane tek bir yurek olup Rabbinin huzurunda duruyorlar…..Burada bana iki farkli sey daha nasib oluyor. Bu gune kadar hic cenaze namazi kilmamistim. Burda her vakitte cenaze getiriliyor Mescid-ul Haram a . Bazen birden fazla . Biz de hemen vakit namazinin arkasindan tekbir getiren hocayla birlikte cenaze namazini kiliyoruz. Allah Kabul etsin . Amin! Birde Cuma namazi . Daha once tatmadigim , hissetmedigim bir cosku…… Rabbime sukurler olsun … Herkese nasib etsin….Amin!Bu seyahatimiz bize cok seyler ogrettti. Pek cok guzelliklere sahit olduk, bazen huzunlendik, uzulduk.. Ama cogu zaman gonlumuz ku... Devamı

MEDINE NOTLARI 2

2006-12-01 06:50:00

Aslinda Mescid-i Nebeviden ayrilmak hic icimizden gelmiyor ama Medine’de o kadar cok ziyaret etmeyi istedigimiz yer var ki ! Bir dahaki vakit namazina kadar heyecan icerisinde disariya cikiyoruz. Ilk duragimiz hemen .dogu tarafinda yer alan Cennet-ul Baki kabristanlığı . Etrafi yuksek duvarlarla cevrili olan bu alanda Peygamber Efendimizin SAV amcasi, torunu Hz. Hasan, halasi Hz. Safiye, kizi Hz. Rukiye, Hz.Fatima ve mubarek hanimlari basta olmak uzere pek cok Sahabe yatmakta. Kabristandaki mezar taslari Medine –i Munevvere Osmanli idaresinden ciktiktan sonra yiktirildigi icin su anda duvarlarla cevrili bu alan, bombos bir tarla gorunumunde. Ancak burda yatanlari dusununce insan urperiyor ve dualar ediyor, gozyaslarina hakim olamiyor.Rabbime bana burada bulunanlari ziyaret imkanini verdigi icin sonsuz sukurler ediyorum…. Kabristanin dis tarafinda duvarlarin altinda kucuk kucuk dukkanlarda hediyelik esyalar satiliyor . Onlarin onunden yururken esnafin ‘Bacim bakmak parayla degil gel gel’ diye seslendigini duyuyoruz, gulumsuyoruz. Burda cogu esnaf isine yariyacak kadar Turkce biliyor. Turkce konustugunuzu duyunca hemen basliyorlar.’ Bir riyal iki riyal’ diye bagirmaya… O kadar cok sayida Turk Haci ve Umre ziyaretcisi geliyor ki! Iste sonunda yapacagimizi yapmisiz. Biz Arapca ve Ingilizce bilmeyince onlara Turkce ogretivermisiz… Aslinda bu espirinin yanisira, ogrendigimize gore Medine de Osmanli doneminden bu yana pek cok eski Turk ailesi de yasiyormus….Ikinci duragimiz sehrin kuzeyinde 4-5 km disarilarina dogru Uhud Daglarinin eteginde yer alan Uhud Sehidligi. Bu sehitlik Kizil renkli Uhud daglarindan gunesin yansittigi isik huzmeleri altinda Uhud savasinda sehid dusmus yetmis sehidi bagrinda sakliyor. Burasida yine duvalarla cevrili… Mezartaslari kaldirildigi icin mezar yerleri belli degil. Ancak sadece Hz. Hamza’nin mezarinin cevresi taslar dizilerek belirlenmis. Yine Rabbimize dualar ediyoruz s... Devamı

MEDINE NOTLARI

2006-12-01 06:49:00

 Sabah namazindan sonra kahvaltimizi edip Medine’ye dogru yola cikiyoruz. Heyecanliyiz aslinda. Onumuzde 425 km lik bir yol var. Bu sanki hic bitmiyecekmis gibi geliyor bize baslangicta. Bismillah deyip yola ciktigimizdan yarim saat sonra hala Mekkenin icinde dolasiyoruz. Cunku yine kaybolduk. Tabelalari dikkatle takip ediyoruz ancak bir yerden sonra birden Medine tabelasi yok oluyor. Neyse bir iki kisiye sorup birkac tur attiktan sonra birden bulundugumuz caddenin Medine’I Munevvere caddesi oldugunu goruyoruz. Elhamdulillah dogru yoldayiz demek.ki! Aslinda bu cadde Mekke’nin en bakimli ve duzenli caddelerinden. Yolumuza devam edip sehir disina ilerliyoruz. Yol genis rahat , otoban yol. Onumuzde tepelerle minik daglarla dolu engebeli bir arazi uzaniyor. Biraz sonra hayretler icinde arazinin yuzeyinin siyah taslarla kapli oldugunu goruyoruz, Alti toprak ama goz alabildigine, dag, tepe, duzluk her yer bu siyah tasliklarla kapli . Bir de bodur cali bitkileriyle… Iste burada bir kez daha her seyi gozlerimizle gormenin, yerinde gormenin onemini kavriyoruz. Isterseniz yuzlerce kitap yada hikaye okuyun, gozle gormeden orayi tam tanimaniz, olaylari tam kavramaniz mumkun olmuyor. Peygamber Efendimiz SAV in Mekke’den Medine’ye hicretini hepimiz biliyoruz. Defalarca okuduk, dinledik . Ama ilk kez bunun nasil zorlu bir yolculuk oldugunu hissediyorum. Urperiyorum. Anlamaya , gozumde canlandirmaya calisiyorum. Ben nedense Mekke Medine arasini ; yer yer tepeler daglarla cevrili, toprak yada kumla kapli bir arazi olarak dusunmusum. Sevr magrasindan sonra dumduz bir yolculuk gibi canlandirmisim gozumde. Oysa uzerinde yurumesi cok ama cok zor, siyah irili ufakli taslarla kapli bir zemin ve inanilmaz engebeli bir arazi uzaniyor onumuzde… Yol simdiden bize uzun, pek uzun geliyor. Hem de rahat arabamizda, klimalar calisirken…. Hizla ilerliyoruz otobanda. Tur otobuslerinin disinda tek tuk arac goruluyor. Yol cok sakin. Hayret edilece... Devamı

MEKKE

2006-12-01 06:48:00

  Mekke de butun vakit namazlarini Kabe de kilmak vazgecilemez bir sey. Ezan sesi duyuldugu anda Mescid’ul Haram a dogru giden insan kalabaligi birden artiyor. Butun cevrdeki dar sokaklardan oluk oluk insan akiyor . Herkes bir an once orada olmak , ibadet etmek icin kosturuyor.Bir anda binlerce insan toplaniyor. Orada kilinan namazin lezeeti , hissiyati anlatilamaz derecede farkli. Hic bitirmemek istiyorsunuz. Namaz bitince kalkip cikis kapilarina yonelmek icinizden gelmiyor. Orada kalip tavafa katilmak, dua etmek, okumak, tekrar namaza durmak icin dayanilmaz bir istek duyuyorsunuz. Ancak, cevrede gormek istedigimiz yerler de var.Zaman buldukca oralara da gidip gormek , ogrenmek istiyoruz. Arabaya binip Arafat’a dogru yola cikiyoruz. Mekke’nin Kabe disindaki bolgelerini birer birer geciyoruz. Bu arada yollar dar, biraz da karisik oldugundan, tabela sistemi yabancilari pek de yonlendiremediginden , belki de biz biraz dalgin ve saskin oldugumuzan birkac defa yanlis yonlere saparak yolumuzu sasiriyoruz. Burada araba kullanmak simdiye kadar gormedigimiz kadar zor. Hic kimse trafik kurallarina uymuyor. Boylece birkac kez de mecburen yanlis yola giriyoruz. Bu sayede de Mekke’nin aslinda sanildigindan daha genis bir alana yayilmis bir sehir oldugunu farkediyoruz. Ancak pek cok tepelerle cevrili engebeli bir yeryuzu sekli uzerinde yer aldigindan bize epey karisik geliyor. Disariya dogru hizla devam eden yeni bir yapilasma dikkati cekiyor. Bunlarin pek cogu konaklamada kullanilacak apartmanlara benziyor. Yine de icimizi bir uzuntu kapliyor. Cunku Mekke’nin buyuk kismini oldukca bakimsiz ve duzensiz buluyoruz. Hele ki Mescid’ul Haram’a yaklastikca yogunlasan cirkin yapilasma, Kabe nin etrafini yuksek bir duvar gibi sarmis olan oteller , bu tepelerin arasindaki dar alanda, otellerle tepelerin arasinda kalmis olan eski yikik dokuk evler, bakimsiz dar sokaklar….. Hele Tam Kabe nin avlusunun taslarinin bittigi noktada ins... Devamı

MEKKE de ILK GUN

2006-12-01 06:47:00

Yorgunlukla uyumak icin yataklarimiza uzandiktan yaklasik iki saat sonra uyandim. Saat sabah dokuz siralariydi. Pencereye yanasip perdeyi araladim Gorduklerim ruya ya da hayal degildi. Iste Kabe butun ihtisami ile karsimda duruyordu. Dun aksam yaptigimiz yolculugu hatirladim. Ucaktaki dakikalar gozlerimin onune geldi. Bu kez aksamuzeri binmistik ucaga bir sure sonra aksam olmaliydi. Ancak bu kez batiya dogru gidiyorduk. Bu yuzden gunes bir turlu batmiyordu, hava kararmiyordu. Gittigimiz istikamette gunesin saridan turuncuya donen isik huzmeleri dunya yuzeyine yayilmaya devam ediyordu. Sanki gitmekte oldugumuz beldenin butun dunyaya, kainata nasil isik oldugunu ve hic sonmeyecegini anlatir gibiydi… Ara sira meydana gelen kum firtinalari ucagimizi sarsiyor, goz gozu gormez hale geliyordu . Sanki hayatta bazen icine dustugumuz calkantili ve sorunlu , onumuzu gormedigimiz donemleri isaret ediyordu. Fakat bir sure sonra gunesin o piril piril isinlari toz bulutlarinin arasindan kendini gosteriyor, yavas yavas ortaligi kapliyor, bize yeryuzunu butun detaylari ile gosteriyordu. Biz tam Cidde hava alanina indigimiz sirada aksam ezanlari okundu ve gecenin alaca karanligi cokmeye basladi….Iste insan kus misali …. Dun aksamdan bu sabaha kadar gecen 12 saat icinde sanki birkac gune sigacak kadar olay ve bir omru kaplayacak kadar duygu yasadik. Ve su anda hicbir yorgunluk ve uyku hissi olmadan tekrar disari cikmak ve Kabede bulunmak istegi ile dolup tasiyoruz… Evet burada degisik cok degisik ve inanilmaz bir atmosfer hakim. Daha sonraki gunlerde de daha iyi anlayacagimiz gibi Kabe bir miknatis gibi cekiyor bizi. Ordan ayrildigimiz an tekrar geri donmek istiyoruz. Hic uyumasak, yemekes icmesek ve surekli yurusek ne bir damla uyku ne aclik nede bir an yorgunluk hissediyoruz.Rabbime sukurler olsun ki bize buralari gormeyi ve bu duygulari yasamayi nasip etti. Biz de elimizdeki zamani iyi degerlendirmek istiyoruz, baska yerlerde zaman kaybetmeden yine Mescid-ul... Devamı

MEKKE de ILK GECE

2006-12-01 05:45:00

Gecenin karanliginda rahat, genis ve isikli bir yoldan ilerliyoruz. Trafik cok yogun gibi gozukmuyor. Karanlik derin ve koyu oldugundan etrafi tam anlamiyla secemiyoruz. Ara ara aydinlik benzin istasyonlari ve dinlenme yerlerinin onunden geciyoruz. Gece simsiyah bir kadife gibi yumusacik sariyor bizi. Gokyuzunde binlerce yildiz goz kirpiyorlar. Bir sure sonra bir tabela goruyoruz. “Sadece muslumanlar icin “ anlaminda bir yazi var uzerinde. Musluman olmayanlar icin ise baska bir istikamet gosteriyor. Bir iki km sonra bir kontrol noktasi goruyor ve yavasliyoruz. Polis arabanin icine dogru bakiyor ve bizi durdurmadan “Gec” isareti yapiyor. Evet az kaldi galiba.. Heyecanimiz gittikce artiyor. Sehrin girisinde dar caddeler, sonra ust gecitler, yan yollar, tuneller bizi bekliyor. Burasi pekcok minik daglarla cevrili oldukca engebeli bir yeryuzu sekli. Duzluk gormek zor. Bu yuzden de yolumuzu bulmak icin bir iki tur atiyoruz. Sonunda tabelalari takip ederek ilerliyoruz. Ilerde yuksek binalarin arkasinda gokyuzune dogru guclu bir isik yukseliyor. Orasini sanki gunduz gibi aydinlatiyor. Iste diyoruz , orada olmali… Arabamiza guclukle park yeri buluyor esyalarimizla birlikte otele giriyoruz. Esyalari odaya birakip abdest aldiktan sonra hemen asagiya iniyoruz. Saat geceyarisini iki saat gecmis. Olsun, duramiyoruz. Kalbimiz kut kut atiyor. Otelin on kapisindan cikip aydinliga dogru ilerliyoruz. Disarisi guduz gibi , aydinlik, isil isil, kalabalik, kocaman meydanda karincalar gibi ileri geri dolasiyor insanlar. Bir kismi olduklari yerde oturmuslar. Temizlik iscileri surekli dolasarak yerleri paspasliyor. Aralarindan ilerliyoruz, yanlarinda iki minaresi bulunan buyuk kapiya dogru….Kapiya ulastigimizda terliklerimizi cikartip bir kenara koyuyoruz. Bembeyaz mermer taslar tertemiz ve serin. Genis bir alanda ilerliyor, onumuzdeki basamaklari inmeye basliyoruz. Gozumuz ileride Onu ariyor, Birden onumuzde butun heybeti ile beliriveriyor. Simsiyah b... Devamı

YAGMUR

2006-11-28 17:53:00

Aksamdan sonra sahilde yuruyoruz. Hava serin ve kapali. Iki gundur koyu gri bulutlarin arasindan gokyuzunun mavisini gormek mumkun olmuyor. Denizin rengi bile kursuni… Sert esen ruzgar biraz sakinlesince yurumek istedik. Aileler coluk cocuk cimenlerin uzerinde aksam piknigi yapiyorlar. Havanin serinligi onlar icin iyi bir firsat. Az sonra yagmur ciselemeye basliyor. Sonunda yagiyor cok sukur diyoruz. Birkac dakika icinde iyice hizlaniyor. Kosar adim eve dogru yoneliyoruz. Biz telas icinde eve dogru yururken etraftaki insanlara takiliyor gozum. Herkes halinden memnun. Hanimlar oturduklari yerden kipirdamadan sohbetlerine devam ederken, cocuklar oyunlarini hic bozmamislar bile… Cay bahcesinde oturanlar derin sohbetlerine devam edip iceceklerini yudumlamaktalar. Guluyorum… Yilda sadece uc bes kere gorulen yagmur onlar icin tadi cikarilmasi gereken bir sey. Yagmuru hissetmeyi ve onunla yasamayi tercih ediyorlar. Biz de yavasliyoruz. Yagmur damlalarinin serinligini, mis gibi kokusunu icimize sindirmeye basliyoruz.Yagmur eskiden beri bende derin dusunceler uyandirir. Duygularin disavurumu gibidir sanki… Soyle gokgurultusu ve simseklerele birlikte yagan sagnak yagmuru dusunun. Ofkeli bir insanin ici gibi kapkaranliktir gokyuzu… onun bagirip cagirmasini animsatir gok gurultusu, ve ofkesi coksa simsekler cakar gozlerinde hatta bir yildirim olur duser muhatabinn uzerine…. Bazen hava cok soguktur dolu olur dokulur. Ici buz gibidir, agzindan cikan her kelime dolu tanelerinin mahsulleri tahrib ettigi gibi , karsisindakileri kirar gecirir. Oysa ben en cok cisildiyerek yagan yaz yagmurunu severim. Coskulu ve sevgi dolu insanlarin anlik huzunleri gibidir. Gunesli bir havada bir parca bulut gelir , hafif bir serinlik ve yagmur serpintileri , gozyaslari misali… Sonra hafif bir ruzgar, ic gecirmesi ve derin nefes almasi gibi alir goturur yagmur buutlarini. Gunesin simsicak yuzu goruldugunde ici sicacik sevgi dolmustur yine ….. Gozyaslari... Devamı

IS HAYATI

2006-11-28 17:52:00

Gecenlerde telefonum caldi . Uzaklardan dost ve tanidik bir ses hatir soruyordu. On bes yil oncesinde calistigim sirketin sahibiydi arayan. Turkiye’den Cin’e giderken Dubai’de ucagini aktarma yapmis . Bir yarim saati varmis havaalaninda sesimi duysun, hatir sorsun diye aramis. Inanilmaz sevindim. Bana cok emegi gecmis , yardimci olmus, ornek olmus bir kisidir.  Ilk kez 1990 yilinda  , ortagi oldugu fabrikada ise basladigimda tanimistim kendisini. Kisa zamanda cok zeki ve farkli biri oldugunu anlamistim. Aldigi kararlar hep muspet sonuclanirdi. Tatli sert bir yoneticiydi. Ne kadar ‘insan’ oldugunu yakindan gozlemleme imkanina sahip oldum. Her ramazan ayinda , bayram ya da yilbasinda iscilere ve idari personele gida posetleri dagitilirdi. Icinde her turlu kuru gidasindan etine kadar her sey. Bir gun odasindayken satinalmadan erzak torbasinin listesini getirmislerdi. Soyle bir bakmis, ‘Tavuklarin kac kg oldugunu belirtmemisiniz demisti.’ ‘Ortalama bir sey dusunmustuk diye cevap gelince de ‘En irisi hangisi ise onu ayirttirin. Bu insanlarin aileleri hep kalabalik doyuracak gibi olsun . Yoksa ikiser tane koyun torbalara , hem yaglari da 2 kg yerine 5 kg yapalim da degsin bari.’ Demisti. Daha sonra mazeretleri yuzunden o gunlerde ise gelemiyen bir kac iscinin torbalarini evlerine araba ile biraktirdigina sahit olmustum. Simdi ellerine ulasmazsa bayramdan sonra ne kiymeti kalir diye… Yine, fabrikaya yeni alinan gelismis is makinalari yuzunden isine son verilmesi gereken isciler icin bizzat isyeri aradigini, arkadaslarini arayarak islerini bulduktan sonra onlari cagirarak isten ayrilmalari gerektigini ancak yani is yerlerinin hazir oldugunu soyledigine de sahit olmustum… Otomotiv yan sanayi uretimi yapan bu fabrikada bir yildan biraz fazla calistiktan sonra  yabanci dil ogrenmek icin yurt disina gitmek istedim. Istifa ederek Ingiltere ye gittim. Tam bir yil sonra dondugumde eski is yer... Devamı

DOSTLUK

2006-11-28 17:47:00

DOSTLUKGectigimiz hafta, yasamim boyu gecirdigim en guzel haftalardan biriydi. Canim arkadasim , dostum gelmisti Turkiye’den. Birlikte gecirdigimiz her an, her dakika cok guzeldi. Son onbir yildir ilk kez bu kadar uzun sureli gorusuyorduk. Onbir yil once Izmir'de dort bes gun bizde misafir olmustu, ondan sonra bazi seneler hic gorusemedik bazi seneler sadece bir gun , bazen ise birkac saat. Ama dostlugumuz yine ayni samimiyet ve mukemmellikte surdu. Gercek dostluklar oyle 3-5 bin kilometre tanimiyor cunku…Ilk kez universiteye kayit yaptirdigimiz gun karsilasmistik. 24 yil once …. O biraz cekingen , tek basina, bense yanimda annem ve annanemle birlikte… Sonra okul basladiginda birbirimizi bulduk hemen. Sonrada hic birakmadik. Evlerimiz ayni istikametteydi. Cogu zaman yollarda bulusur birlikte giderdik okula, birliktede donerdik. Iki arkadasimiz daha vardi boyle samimi. Ancak onlar karsida oturduklarindan yollarda ayrilirdik. Rabbim boyle dostlarla beni karsilastirdigi icin hep sukrettim. Sanirim annanem ve ana babamin benim icin ettigi dular kabul olmustu. Onlar oylesine icten ‘Allah seni iyilerle karsilastirsin’ demislerdi ki.!!!. …Dogumgunlerimizin arasinda bir gun vardi, ama huylarimiz farkliydi. Ben ne kadar haraketli isem , O , o kadar sakindi. Ikimizin de gozu kara idi. Hafta sonundaki ayriliga bile dayanamaz , birbirimize gider gelirdik. Aileler icin birer emniyet kemeri gibiydik. Biryere gitmek istedigimizde benimkiler sorardi Reyhan geliyormu diye. Onunkiler de Ozden gidiyor mu derlerdi. Okuldaki bu dostluk pekcoguna gercekci gelmiyordi ki, iddaya girenler olmustu “Eger okulu hic kavga etmeden, tartismadan, kusmeden bitirirseniz bogazda balik yedirecegiz “ diye. … Diplomlari aldiktan sonra afiyetle ve mutlulukla yedik baliklari…. Birakin darilmayi, tartismayi bir gun bile yuksek sesle ya da sinirli hitap ettigimizi hatirlamiyorum birbirimize... Kizlar sordu da bu sefer, o da hic hatilamiyo... Devamı

BUYUKBABAM

2006-11-28 17:40:00

Bugun size sevgili buyukbabamdan bahsetmek istiyorum. Onu 23 Ekim 2005 te Hak’ka ugurladik. 90 yillik dunya hayatinda hep saglikli ve dincti ve oylece de gitti. Sadece son 15 gunde hastahaneye goturduler zorla. Doktorlar ‘bobrekler hic calismiyor hemen diyaliz makinasina baglanmali ‘demisler. Iki hafta yatti hastahanede bir kere inleme ve sikayet duyulmamis. Doktoru “ Habip Amca senin yanina gelince moralim duzeliyor “ diyormus. Odadakilere gore durumu en agir olan o , hic sikayet etmeyen yine o…Ne zaman sorulsa elhamdulillah biseyim yok iyiyim ben diyormus. Nerdeyse 40 yillik emeklilik ve saglik cuzdani hic kullanilmamis. Doktor gorunce’ bu artik gecerli degil ‘demis. Hastahaneden eve getirdiklerinde aradim” Buyukbabacim nasilsin “ dedim.’ Hic merak edilecek bisey cok iyiyim sukur’ dedi. O gece sabaha dek mirildaniyor kendi kendine. Annem”bir sey mi istiyorsun babacim “ diye sordugunda ‘hatim ediyorum’ diye cevap veriyor. Sabaha kadar okuyor okuyor . Sabah kahvaltisini yediriyor annem.’ Kizim diyor hakkinizi helal edin bana cok iyi baktiniz. Allah sizden razi olsun ‘ve basini yastiga koyup gocup gidiyor.Bir Pazar gunu sabah 8 de… Yasami boyu hic kimseye bir is buyurmamis, kimseyi hic bisey icin rahatsiz etmemis, mesgul etmemis, her isini kendi gormus, yine kimsenin duzenini bozmuyor. Kimsenin isine engel olmadan bir Pazar gunu ikindide sevdikleri tarafindan ugurlaniyor. Hic sikayetsiz….. Annanecigimi Hak’ka ugurladiktan sonra kizlari onu evlerine almak istiyor, gitmiyor. Ben evimde rahatim, kitaplarimi okuyorum, kimseyi rahatsiz etmem diyor. Yedi yil aksam yemegini karsi apartmanda oturdugu icin annemde yiyior, kahvalti ve oglen yemegini alip evine gidiyor. Muhabbet kusu, kitaplari ve o…. Sorduklarinda “ben yanliz degilim Rabbimleyim diyor.” Yemegini isitip yiyiyor bulasigini yikiyor, sokuklerini bile dikiyor. Ben bildim bi... Devamı

BAKIS ACISI

2009-11-04 17:44:00

Sabahin erken saatleri. Yogun trafikte ise gitmeye calisiyorum. Etrafimdaki otomobillerin icindeki insanlara takiliyor gozlerim. Herkeste bir sinirlilik, bir sabirsizlik, bir ofke sormayin. Herkes arabalarini birbirinin uzerine suruyor, kendine yol acip , yer bulmaya calisiyor, trafik kurallarini kimsenin dikkate aldigi falan yok. Herkes bir an once gidecegi yere ulasma cabasinda. Birbirine neredeyse parcalayacakmis gibi bakiyor. Kimileri ise kararip kalmis, bir bezginlik, bikkinlik…. Gun sanki baslamadan bitmis onlar icin…. Oysa daha sabahin ilk saatleri… Yol kalabalik, yol yetersiz belki, stres had safhada… Ama ya bosa gecip giden dakikalar…. Baskalarina kizip soylenerek, duzeltemeyecegimiz seyler icin bosuna kafa yorarak, icimizi karartarak gecirdigimiz anlar…. Oysa hic bir anin geri gelme olasiligi yok!!! Iste boyle harcanip gidiyor bu omur…. Sermayemiz olan zamani nasil da acimasizca tuketiyoruz…..Cok yakindan tanidigim dostlar  var. Biliyorum ki cok cok iyi , duygusal, tertemiz insanlar… Ama ne yazik ki bakiyorum cok cabuk parlayip sinirleniyorlar. Herkese , her olaya karsi pesin bir negatiflik sozkonusu. Hatalari hemen goruyorlar ve karsisinda yer aliyorlar. Olumsuzluklar da hep onlari buluyor boyle olunca . Cunku neye dikkat ederseniz onu gorursunuz, neye dokunmak isterseniz ona dokunursunuz.Aslinda bakiyorum etraflarina, oyle de yetistirilmisler. Hep sert davranilmis onlara buyutulurken. Hep hatalari elestirilmis, hep yapamadiklari icin hayiflanilmis, hep eksiklikleri yanlislari icin dillerden kotu soz beddua duymuslar, surekli baskalari ile kiyaslanmislar, hep karamsar ve problemli hikayeler dinlemisler. Hatta sadece kendileri degil butun insanlarin davranislari hep elestirilmis onlarin ortaminda.. Hep yanlislar konu edilmis . Elestirmek ve sikayet etmek , onlar icin bir yasam tarzi olmus, sanki uzulmek icin yasiyorlar. Hayatin her aninda hatalar , yanlislar ve olumsuzluklar var. Kotuler o... Devamı

ICINDEN FIRTINA GECEN HAYATLAR

2006-11-27 17:37:00

Kislari kum firtinasi pek olagandir buralarda. Siddetli esen ruzgarla birlikte her tarafi bir toz bulutu kaplar, goz gozu gormez olur. Gecenlerde yakalandik bir kum firtinasina bizde. Ustelik sehir disinda acik alandaydik. Butun acik alanlar col oldugundan, colun ortasindaydik diyebiliriz aslinda. Ruzgar hizini arttirinca birden her tarafta kumlar savrulmaya basladi, goz gozu gormez oldu. Agzimizi acip konusmak bile zordu, hemen kum doluyordu cunku. Kumlar olanca hiziyla yer degistiriyor sagnak gibi basimizdan asagiya yagiyordu. Yeni kum tepeleri olusuyordu cabucak. Gokyuzu sapsari kesilmisti. Kendimizi arabaya zor attik. Otoban yol bile kum dolmustu, hizla kayiyordu kumlar yolun uzerinde, savruluyodu saga sola…Anayola cikip ilerlemeye calistik. Yavas yavas sehre yaklastikca farkettik ki koskoca binalar ve gokdelenler bile gorunmuyordu havada ucusan kumlardan. Simdi daha iyi anliyordum bedevilerin colde niye agizlarini burunlarini sararak gezdigini. Neden boyle hircin ve sert tabiatli olduklarini. Insan karakterinin yasadigi bolge ve sartlarla dogrudan ilgisi var bence.Birden "icinden firtina gecmis gibi " sozu bazi olaylarla nasil da butunlesiyor diye dusunuyorum. Bazi insanlarin yasamindan firtina geciyor ornegin. Bir ogrencim var bu gunlerde ; onsekiz yasinda Kanadali bir genc kiz. Ilk derste tanisirken sordum. Burada mi oturuyorsun, ogrencimisin diye… kisaca, kesik kesik anlatti birazcik hayatini.. Universite birinci sinifta ogrenci iken memleketinde , iki ay once kaybediyor anne baba ve kardesini trafik kazasinda. Teyzesi burda yasiyor , onu da alip getiriyor yaninda alti ayligina… Simdi tatildeyim diyor , alti ay gibi uzun bir tatil. Sonra donup okuluma bitirecegim, daha dort yilim var … Iste icinden firtina gecmis bir hayat.(!) Daha onsekizinde, yavas yavas onaracak yaralarini. Babasi birkac ay once yaptigi bir resmi group "Senin snata yetenegin var ders almalisin" demis. O nedenle baslamis burda sanat merkezindeki kurslara… Bir ... Devamı

BABANNEM

2006-11-25 21:01:00

  Sabah gün ışırken  denizi seyrediyorum. Kumsalın koynunda uyuyan deniz yavaş yavaş  uyanıyor. Minik dalgalar yalamaya başlıyor kumsalı. Sessizlikte denizle kumsalın söyleştiklerini duyuyorum. Tek tük sabah namazından  dönen amcalar yürüyor sokaklarda. Kimi bastonuna dayanarak yavaş yavaş ilerliyor , kimileri sohbet ederek yürüyor deniz kenarında. Burada hayat 24 saat devam ediyor. Sabaha karşı gençler bütün gecenin yorgunluğu ile yataklarına gömülüp sabahı uykuda karşılamaya hazırlanırken,  kimileri yeni güne uyanıyor. Denizim mavisi ile zeytinliklerin yeşili üzerine doğan güneşi karşılıyorlar namazdan sonra…    İçeride babannem uyanıyor 93 yaşının bütün yorgunluğu üzerinde , elleriyle tutunarak duvarlara,  koltuğunu bulmaya çalışıyor. Gözbebekleri kalın bir beyaz tabaka ardında kalmış , artık sadece bazen ışığı fark edebiliyor….. Son bir haftadır birlikteyiz. Burada  geçirdiğim her an , aldığım her nefes 40 yıllık yaşantımda hissetmediğim kadar değerli geliyor bana … Sanki her an , her saniye şükretmesem Rabbime ,  haksızlık ediyormuşum nimetlerine gibi hissediyorum.     Son 4- 5 yıldır göremiyor babannem… Ancak tanıyordu bizleri, konuşuyordu anlatıyordu hep  … Artık ne beni tanıyor ne de babamı… Geldiğimizde bu yana en az günde birkaç kez kimsiniz, nereden geliyorsunuz diye soruyor, her seferinde bir daha anlatıyoruz… Sonra dalıp gidiyor geçmişe , benimde üç çocuğum var diyor. Hepsi memlekette… Sadece 60 -70 yıl öncesinden anlatıyor. Orada takılmış belleği… Sonra oturduğu yerde namaz kılmaya başlıyor aniden…. Yaptığı tek hareket köşedeki koltuğunda yemeğini yemek  el yordamı ile..  Yürüdüğü mesafe koltuğundan lavaboya kadar, oradan da yatağa.. Bir bebek gibi aynen… Uyku  ve yemek yegane ihtiyacı… Rabbim kuvvetini çekmeye başlayınca üzerinden, ne ayağın gücü kalıyor ne elin… De dil konuşuyor, ne d... Devamı

GUNBATIMI

2006-11-21 08:43:00

  Akşamüzeri , güneş tam batmak üzere… Penceremden seyrediyorum güneşin yavaş yavaş binaların ardında yitip gidişini. Gökyüzü yol yol olmuş güneş renkleri ile , rengarek. Bulutlar yumak yumak boyanmış bu sıcacık renklerle. Böylesi anlarda şehirden uzakta olmak gerek aslında . Ya bir dağın başında, ya da deniz kenarında…. Bazen issiz bir ovada veya derin bir vadide… O zaman daha iyi hissedebilirsiniz, anlayabilirsiniz güneşin gizli sırlarını… Yavaş yavaş sarıdan turuncunun tüm tonlarına oradan kızıllığa dönen renkleri doyumsuz bir zevkle seyredersiniz. Tül tül bulutlara yansır bütün bu renk cümbüşü…Dünyanın bu yüzü yavaş yavaş karanlığa bürünürken öte yanda sabah olmaktadır. Gün isimakta, güneş ışınları uzayarak kucaklamaktadır tüm ihtişamıyla o diyarları. Buralar grileşirken , aynı renk cümbüşü orada başlamıştır şimdi , görebilenlere günün müjdelerini ve mucizelerini sunmaktadır. İşte hayat da böyledir. Bir yerde tükendi bitti dediğimiz herşey başka bir noktada başlar yenibaştan. Yokolmak yoktur. Her daim yeniden yaratılmaktadır her zerrecik.   Akşamın alacakaranlığı yavaş yavaş çökerken renkler gri, kurşuni gölgelere dönüşüyor, sonra da siyaha …. Gün ışığı ile uyanıp can bulan yaradılmışlar için dinlenme ve sükun zamanıdır şimdi. Gecenin gizeminde ararlar gerçekleri ve huzuru. Aynı anda ötelerde, başka bir uyanış başlamıştır çarkı döndürecek…   Sabaha karşı uçak yolculuğu yapmıştım bir kez…. İnanılmaz ve tarifedilemez büyüleyici bir güzelliği vardı. Bir yanda güneş doğuyordu ufuk çizgisinden, öte yan ise zifiri karanlıktı aynı anda… Tam üç saat kuz... Devamı

COCUKLAR VE BASARI

2009-11-01 07:02:00

Bu gunlerde yine cocuklar , onlarin ilgi alanlari, calismalari ve basarilari ya da bazen basarisizliklari uzerine yogunlasmaktayim.Bir cocuga sahip olmanin, daha dogrusu Rabbimin bize emanet olarak verdigi bu harkulade varliklarin sorumlulugunu ustlenmenin en zor yani kendi kisiligimiz, isteklerimiz ve arzularimiz ile onlarinkini ayirabilmek herhalde. Onlar icin en iyi olani dusunebilmek kolay degil, kendi gerceklestirmek istediklerimiz , yada zamaninda gerceklestiremediklerimiz sirada beklerken. Oysa onlar bagimsiz birer birey, farkli huy, mizac, yaradilis, yetenek ve fikirlere sahipler. Bunlari iyi algilimali ,degerlendirmeli ve onlara kendi kisilik ve yetenekleri dogrultusunda bir yol cizebilmek icin yardimci olmaya calismaliyiz. Onlarin yerine biz kendimizi bir yarisin icinde bulmadan!!! Aslinda hep basarili , hep mukemmel, hep birinci olmalari da gerekmiyor. Kim kusursuz ki?.. Ya da kim herseyi ile mukemmel, her konuda hep birinci???Yalnizca mutlu olmalari, yaptiklarini sevmeleri ve de sevdikleri konuya yogunlasmalari gerekli…Belli bir standartta genel kulturu aldiktan sonra kendi ozelliklerine en uygun konuda egitim alabilmeliler. Tabi bunu soylemek, yada istemek kolay.. Ya gerceklestirmek ??? Bu icinde bulundugumuz  egitim ogrenim ortaminda, sosyal cevrede bu hic de kolay degil. Iste bu noktada bizim yardimimiza ihtiyaclari var. Okul basarisi her zaman hayat basarisi olmuyor. Bununla ilgili bir arastirma kitabi almistim, hala arada bir acar okurum. Okul hayatinda hep en basarili olan bir ogrencinin gun geliyor hayatta hic mutlu olamadigini, istedigi iste calisamadigini, iyi bir evlilik yapamadigina sahit olabiliyoruz. Ya da okulu zorla bitiren birinin cok basarili bir is hayatina sahip oldugunu… Burada esas olan cocuklarimiza zorla her bilgiyi ogretmek degil. Onlardan daima birincilik yada derece bekleyerk kendilerini dev aynasinda gormelerine sebep olmadan , mizac ve yeteneklerine uygun konuda , sindirerek , sevdirerek egitilmelerini ... Devamı

KAZA VE KADER

2006-11-18 17:04:00

Bundan tam 20 yil onceydi. Istanbul’da ogrenci oldugum zamanlar , haftasonlari Bursa’ya gitmek icin Adalar – Yalova vapurunu kullanirdim.  Yine bir Cuma aksami okul cikisi 6.15 vapuruna yetistim. Mevsim kis, hava soguk ve yagmurlu. Ben en son binenlerden oldugum icin vapurda ic kisimda oturacak yer bulamadim. Ust kata ciktim Burun kisminda filikalarin oldugu yari acik yerde bir yer buldum, oturdum. Paltoma sarindim, yanimda olan kitabimi cikarip okumaya basladim. Az sonra vapur haraket etti. Yavas yavas geride bembeyaz kopukler birakarak karanlik denizin uzerinde suzulmeye basladi. Ancak birkac dakika sonra, Sarayburnunu doner donmez siddetli bir ruzgar ile karsi karsiya kaldik. Acildikca, sert esen ruzgar etkisini iyce gostermeye basladi. Tam onden geldigi icin, dalgalar kocaman kocaman kabariyor, gelip vapurun tam burnuna carparak dagiliyorlardi. Vapurumuz bir findik kabugu gibi sallaniyor , hop oturup hop kalkiyordu. Bu arada benim siramda karsilikli oturan insanlarin konusmalari yavas yavas panik halini almaya baslamisti.  Hemen yanimda bir yasli teyzecik oturuyor, sakince boynuna doladigi yunu ve elindeki sislerle orgu ormeye calisiyordu. Tam karsimda iki cocuklu bir aile vardi. Hanim bastan yavas sesle kocasina cikismaya baslamis, ancak dalgalar siddetlendikce onun ses tonu da yukselmisti. Bu havada vapurla Yalova’ya gitmek kocasinin fikri olmaliydi ki surekli ”Senin yuzunden oldu, ne hallere geldik, bogulacagiz simdi” diyerek soyleniyordu.   6-8- yaslarindaki cocuklar icin ise durum cok eglenceliydi. Durmadan “hooop –guum” diye bagiriyor,  her dalgayla birlikte kahkahalar atiyor, lunaparktaymiscasina egleniyorlardi. Capraz karsimda oturan iki beye, yanlarindaki iri yari daha yaslica bir adam denizcilik anilarini , yakalandiklari firtinalari, olumlerden nasil kurtuldugunu anlatiyordu. Anlasilan yillarca kucuk balikci teknelerinde kaptanlik yapmisti. Yavas yavas Heybeliada... Devamı

AYSEN ABLA

2006-11-18 07:45:00

  Aysen Ablayi tanidigim zaman , bundan 14 yil onceydi. Esi rahmetli olali henuz bir yil olmustu. Tutuldugu hastalikla yillarca suren mucadelesi sonunda esi Hak ka gocerken O uc cocugu ile birlikte kalmisti. Esinin ailesi ve kardesleri , biz size bakamayiz deyip, onlari evlerinden cikarmis parasiz pulsuz, esyalariyla birlikte  Bursa dan Izmire yollayivermisti. Izmir de babasi oturuyordu ama onun da evinde diger cocuklari ve rahmetli esinden sonra evlendigi yeni hanimi vardi. Aysen ablam kimseye hic bir zaman yuk olamayacak bir insandi. Kucuk bir daire kiralamis esinden kalan dul maasi ile en kucugu henuz ilkokula baslayacak, buyukleri ise orta okula giden uc cocugu ile hayat mucadelesi veriyordu ve henuz otuz yasinda  bile degildi. Ben Aysen Ablamin en uzuntulu gunlerinde bile insanlara karsi yuzunu asik gormedim. Bazen aksam isten donuste onlara ugrardik. Sohbetini cok severdim. Mutlaka yemek hazirlardi. Durumu bildigimiz icin istemezdik. Ac degiliz derdik. O illaki o anda neyi varsa uydurur , bir corba kaynatir bizi yemek yemeden hayatta birakmazdi.Biz de ne zaman ozel bir yemege ozensek malzemeleri alir ona giderdik, birlikte yapip yiyelim diye.  Cok guzel yemek yapardi.  Bazi gunler bilirim evinde makarnadan baska hicbirsey olmazdi . O uc cocugu ile sabah kahvaltisi , aksam yemegi sadece yagsiz makarna yerdi,ama hic kimse bunu farkedemezdi. Sordugunda hep sukrederdi. ‘Allah a sukur agzimizin tadi yerinde , huzurluyuz saglikliyiz, kimseye ihtiyacimiz yok’ derdi.       Yillar once ona gittigimiz aksamlar, kalkip eve donmek istemezdik. Bize hemen kanepelerde yer hazirlar yatin burda derdi. Orda kaldigim geceler hep sukrderdim elimdeki nimetlere, hayatin gercek anlaminin farkina variridim, anlattiklarini agzim acik dinler, onun o ince zekasina, sabrina hayretler icinde kalirdim. Cocuklarimi birkac saatligine de olsa , ondan baska hic kimseye emanet edip birakmamisimdir. Bilirdim onlara en az benim kadar ozenl... Devamı

ÇÖLDE AÇAN ÇİÇEKLER

2006-11-18 22:23:00

Yaz sıcakları iyice hissediliyor buralarda.. Sabah penceredeki camlara dokunuyorum sıcak. Oysa daha güneş tam yükselmemiş bile. Son birkaç gündür hava sıcaklığı 45 derece civarında seyrediyor. Bu kavurucu sıcaklarda esen rüzgar bile insanı rahatlaticagina daha çok bunaltıyor.   Böyle puslu çöl sıcağında bile parklar , bahçeler , yol kenarları yemyeşil… Her tarafa yeni bahar ve yaz çiçekleri ekmişler . Bir bakıyorsunuz otobanların yanlarında pembe mor çiçek tarlaları uzanıyor. O mis kokulu turuncu sarı kadife çiçekleri her yanda, güneşin renkleriyle bezenmişler , huzuru sevinci çağrıştırıyor.. “İşte paranın gücü” demişti bunları görünce bir arkadaş… Bence işte emeğin gücü. Tabi ki maddi imanlar gerekiyor yerin altından sulama tesisati döşemek için. Ancak emek harcanmasa , titizlikle, her gerektiği zamanda sulama muslukları açılmasa, her sabah sarı tulumlu işçiler tek tek onları özenle okşamasa, kuruyanları temizleyip toprağını tazelemese, yine de böylesine canlı olurlar mıydı dersiniz. Geçen aylarda , havaalanının karşısındaki tamamen kumla kaplı bir alanı ağaçlandırma ve çiçeklendirme aşamasında görmüştüm. O kumun üzerine hortumları nasıl döşediklerini. Nasıl kamyonlarla toprak getirip serdiklerini, üzerlerine kocaman ağaçları getirip diktiklerini , sonra da etraflarına biririnden güzel rengarenk çiçekler ektiklerini… Kupkuru çölü nasıl hayat dolu bir bahçeye sevirdiklerini…. İşte emek verildimi, heresey gerektiği şekilde , gerektiği miktarda bir araya getirildimi nasıl da imkansız gibi görünenler gerçekleşebiliyor … Çok basit ama net bir örnek… O ağaç... Devamı

YARDIMLASMA

2006-11-14 12:22:00

    Gonul Sohbetlerinin sayfalarinda sevgili gonul dostum Reyhan Kaya’nin satirlarini okurken daldim gittim. Yardim ve yardimlasma ne de guzel bir duygu. Sevgili Peygamberimiz SAV “Komsusu ac iken tok  yatan bizden degildir” buyurmus. Boyle bir dine bagli insanlar olarak  yapmamiz gereken ise belli. Karsilastigimiz orneklerin coguna baktigimizda  yardimlasma konusunun bizim milletimizin cok guzel bir hasleti oldugunu da goruyoruz. Bugun Anadolu’.nun neresine giderseniz gidin , en ucra kosede , en fakir koyde bile tek basina bir garip kaldiysa konu komsu kendi bir dilim ekmeginin yarisini  bolup ona verir , goreceksiniz. Buyuk sehirlerin o kesmekesinde, teknolojinin, stresin, degersizligin esiri olan insanlar haric herkesin gonlu “ yardim “deyince cok zengindir.  Bunun bir ornegini buyuk Marmara depreminde yasadik da ondan bilirim. Annemlerin dernek Onkoday yardim toplamaya basladiginda cevremizdekilere haber verdik. Iki gunun icinde evimizin salonunda yardim icin getirilen esyalardan adim atacak yer kalmadi. Tanidik tanimadik kapiyi calan, ellerindeki esyalari , bagis paralarini birakip gidiyordu. Sadece soruyorlardi siz kendiniz gotureceksiniz degil mi? nereye gideceginden emin olduktan sonra herseyi paylasmaya hazirdilar. Bir hafta icinde toplananlari goturmek icin yine bir otobus gonullu oldu da bu kez esyalardan annemlere oturacak yer kalmamisti. En muhtesemi neydi biliyormusunuz ? Annem anlatmisti, battaniye dagitiyorlarmis bir cadirkentte, yagmur su icinde, bes cocuklu bir kadincagiz diyormus ki: “Bize yetecek kadar battaniye yastik var , siz ihtiyaci olana verin , bizim sadece cocuk giyisisine ihtiyacimiz var.”  Iste boyle, ben bu milletten cok umutluyum aslinda. Toplumuzun geneline bakin, yaslilarimiz hep saygi gorur , el uzerinde tutulur, son nefeslerine kadar ihtimamla bakilir.Torunlarini sever , tecrubelerini paylasirlar. Ana Baba hakki cok onemlidir, hastaya b... Devamı

Yeni Bir Memleket Yeni bir YASAM

2006-11-24 06:17:00

Uçak Dubai Havaalanına indiğinde saat sabaha karşı ucu gösteriyordu. Havaalanındaki yoğunluktan dolayı epey uzak bir köşesinde durmuştuk. Kapılar açıldı, yolcular uçağa uzatılan merdivenlerden inerek otobüslere doluşup havaalanı binasına doğru hareket etmeye başladılar. Kapıdan dışarıya ilk adımımı attığım an yüzüme ağır bir nem ve sıcaklık çarptı. Ciğerlerime dolan bu hava ile nefes almakta güçlük çekiyordum. Ağustosun son günleriydi, sabaha karşı saat üç. Sanki alev alev yanan bir fırının kapağını açmış bakıyormuşum gibi hissettim. Buranın gündüzü nasıldır acaba diye düşündüm... Allah yardım etsin bize diyerek indik merdivenlerden… Evimiz havaalanına sadece 5, 6 km kadar uzaklıkta olduğu için karanlıkta pek fazla bir şey göremedik etrafta... Sadece yüksek binalar, ışıl ışıl aydınlanmış yollar… Ertesi sabah pencereden dışarı baktığımda gökyüzünün sarımtırak bir bulut tabakası ile kaplı olduğunu gördüm. Havada yine ağır bir nem vardı. Evler arabalar, kapalı alanların tamamı klimalı idi. O yüzden içeride sorun yoktu ama dışarıda yürümek neredeyse imkânsızdı (en azından bizim için şimdilik!). Sonradan da göreceğim gibi buranın kışları harika. Ekimden Nisan sonuna kadar nefis bir bahar havası hâkim oluyor gökyüzünün mavisi denizinki ile birleşiyor. Palmiye ağaçlarının esintisi sizi ferahlatıyor. Yavaş yavaş dışarıya çıkıp dolaştıkça, kalabalık alanlara girdikçe kendimi farklı bir dünyada gibi hissetmeye başlıyorum. O güne kadar birkaç Avrupa ülkesi görmüştüm sadece... Hiçbir Afrika veya uzak Asya ülkesinde bulunmamıştım. Buraya gelirken de nasıl bir şeyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Hatta biraz da ürkektim galiba… Oy... Devamı

AYAKKABI TAMIRCISI

2006-11-14 12:15:00

Hemen her gun goruyorum onu. Bizim evin yanindaki apartmanlarin arasindaki boslukta kuruyor tezgahini. Her gun ikindiden sonra aciyor, geceyarisina kadar da calismaya devam ediyor. Yere serdigi bir cuval bezinin uzerine diziyor ayakkabi tamiri icin gerkli arac gereci. Ozenle sira sira, cekici , civileri, keceleri, kaliplari…. Uzerinde eski, uzun beyaz bir entari salvar takim , Pakistanli ve Afganlilarin giydiklerinden. Ayaklarinda eski bir terlik. Oylece bagdas kurup cokuveriyor duvarin dibine… Uzun sakalli yuzunu onune egiyor ve elindeki islere dalip gidiyor. Onunden gecereken onu etrafa bos bos bakinirken hic gormedim ben. Buyuk bir ciddiyetle elindeki isi yapiyor .. Is beklediginde de ayni ciddiyet, yine kimse ile gevezelik etmeden... Tam namaz vakti ezanlar okunduktan hemen sonra geciyorsam oradan; bazen tezgahin yaninda namaza durmus goruyorum: ya da bakiyorum tezgah oylece duruyor acikta, kendisi yok! Anliyorum yakindaki mescide namaza gitmis. Gecenlerde kizlarin ayakkabisinin tekini goturmustuk tamir icin. Soyle bir bakmis bir saate hazir demek istemisti. Arapca ile beden dilini de kullanarak, anlasmistik. Sonra obur tekinide istedi ayakkabinin , anladik ki oda ayni sekilde problem cikarmasin diye onu da saglamlastiracak… Sonra is para vermeye geldi. “Ne verirsen” dedi… O denli de kanaatkar… Oylede ozenerek yapmistiki , oyle saglam… Elindeki olabilecek en ilkel aletlerle…. Elimde daha cok tamir ettirecek ayakkabi olmamasina hayiflandim.Orda , kosedeki kuytuda , bir cuval parcasinin uzerinde oyle ciddiyetle ve ozenle yapiyordu ki isini… Seviyormuydu..? Bilemem ….. Ama ozenli ve hakkini vererek yapiyordu….. Kanaatkardi. Kimseyle degil hep kendinle ve isiyle mesguldu. Eminin kiyaslanamayacak kadar iyi sartlardaki pek cok insandan daha cok sukrediyordu… Her onunden geciste, her gordugumde kendimle hesaplasiyorum. Bu gun yapmam gerekenleri ne denli ozenle yaptim, ne kadar kanaatkarim, hi... Devamı

SEVDIKLERIMIZ

2006-11-12 17:19:00

Yıllar önce, İngiltere de bulunduğum sıralarda bir telefon geldi. Biricik arkadaşım Reyhan arıyordu. Sesi telaşlı ve titrekti. Zor konuşuyordu. Sadece ”Babam az önce vefat etti Özden” diyebildi. Allah sabır versin dedim, bir iki kelime daha söyleyebildim kapattım telefonu. Üzülmüştüm çok, ama tam olarak ne diyeceğimi bilememiştim... Sonra hemen evden çıkarak en yakın telefon kulübesine gittim, aradım arkadaşımı ve: ” Canim biliyorum bu senin için çok zor ama Anneannem der ki Allah sevdiği kulları ile alışveriş yaparmış, onlara bazı dertler üzüntüler verirmiş. Eskiden büyük veliler bir süre geçip de başlarına bir dert gelmezse Rabbim beni unuttu mu diye üzülürlermiş. Bu hayatın gerçeği. Hem ben eminim ki Allah insana kaldıramayacağı yükü vermez. Sen buna dayanabilecek güçtesin. İnşallah bu sınavdan da hayırlısı ile geçeceksin” demiştim. Aylar sonra Türkiye'ye gelince evlerine gittim. Annesine de taziyelerimi bildirdim. Sonra da konuyu değiştirdim, farklı şeylerden konuşmaya başladık. Bir ara annesi odadan çıktığında Reyhancığım yavaşça eğildi kulağıma ve dedi ki: “Annemle, babam hakkında konuşabilirsin, üzülecek diye konuyu değiştirmeye çalışma, o bundan memnun oluyor, rahatlıyor.” Ben ise aylar sonra acılarını tazelememek içen konuyu değiştirmeye çalışıyordum. Gerçekten de babası hakkında konuşmaya başlayınca annesinin yüzü aydınlandı, heyecanlandı, gözlerinin içi pırıl pırıl oldu. Elbette gözleri yaşardı ama çok mutlu oldu. O zaman buna anlam verememiştim. Ancak yıllar sonra benim de sevdiklerim Hak’ka göçtüğü zaman anlayabildim bu hisleri. İnsan herkesle paylaşmak istiyor sevdiklerini, anılarını, onlarla yaşadığı güzellikleri… Kardeşimin ardından günlerce anlattı annem küçüklük hikâyelerini, şiirlerini okudu her gelene… Konuştukça, anlattıkça, rahatladı, mutlu oldu aslında… Kardeşimi Hak’ka uğurlayalı tam 39 gün olmuştu. Gece herkes yattıktan sonra babamla balkonda oturuyorduk. Ertesi gün Kur... Devamı

MUSANDAM YARIMADASI

2006-11-12 17:14:00

Sabah erken saatlerde yola cikmistik. Haftasonu bu beton duvarlardan , yuksek binalardan , alisveris merkezlerinden uzaklasip yeni yerler kesfetmek istiyoruk. Boyle zamanlarda hep yaptigimiz gibi yanimiza yiyeceklerimizi, meyvalarimizi, bir termos cayimizi almis yastiklarmiza dayanmis ve yola koyulmustuk. Kizlar kasla goz arasinda hikaye kitaplarini , defterlerini ve en evdikleri oyuncaklarini da sirt cantalarina yerlestirmislerdi. Bu kez Basra Korfezi’nin en ucunda , Umman Korfezi’ne birlestigi noktada bulunan, Umman’in Birlesik Arap Emirliklerine vermeyi kabul etmedigi kucuk bir bolgeyi gormek istiyorduk. Neyle karsilasacagimizi bilmedigimiz icin belki de aksama donebiliriz diye dusunmus, yine de tedbir olarak yanimiza yedek giyisiler almistik. Dubai’den kuzeydoguya dogru iki saat suren bir yolculuktan sonra sinir kapisina vardik. Kapida dort-bes araba sirada bekliyordu. Ancak yeni insaa edilmekte olan kocaman gumruk binalarini gorunce “Galiba burasi da kesfediliyor artik!” diye dusunuyorum. Bu arada , geldigimiz bu bolgenin Musandam yarimadasi oldugunu ogreniyoruz. Ulkeye girdikten birkac km sonra yeryuzu sekilleri tamamen degisiyor. . Artik sol tarafimizda , uzerinde gunes isiklarinin dans ettigi masmavi , dupduru bir deniz gozalabildigince uzaniyor, sag tarafimizda ise dik ve yalcin kalker kayalari sipsivri gokyuzune yukseliyordu. Dar ve yeni yapilmis oldugu belli olan duzgun bir yolda bu muhtesem dogal guzellikleri seyrederek 30 km kadar yol aldik. Bu arada iclerinde ancak sekiz - on kadar minik, tastan evler ve birer camisi bulunan kucuk koylerden gecmistik. Kayaliklar gittikce cogaliyor gecit vermez daglar sag tarafimizi oldugu gibi kapliyordu. Sonunda az cok bir kasaba buyuklugundeki yerlesim merkezine ulasmistik. Sonradan daha detayli ogrenecegimiz gibi burasi baskent sayilan Khasab ‘ ti. Dar sokaklardan, tas evlere, kapilarin onunde oturuvermis ak sakalli dedelere, keciler ile oynayan kucuk coc... Devamı

DENIZ

2006-11-12 17:11:00

Iki gundur araliksiz yagan yagmur dindi. Gri bulutlar yavas yavas aralaniyor , duru mavi bir gokyuzu parca parca gorunuyor aralarindan. Gunesin isik huzmeleri siyriliyor bulutlardan , denizin uzerinde yansiyorlar. Son uc gundur denizi seyretmeye doyum olmuyor. Aslinda kendimi bildim bileli denizi seyretmeye bayilirim. Insana benzetirim…. Onun gibi bazen kizgin ve ofkeli olur, rengi kararir, sert dalgalar kiyilari dovmeye baslar, asindirir kayaliklari, yikar gecer onune geleni. Boyle zamanlarda icindekileri hep disari atar, kusar adeta…. Hircin ve sert dalgalar cekildiginde kiyidan, geride bir suru pislik ve supruntu birakir. Gunlerce surer temizlenmesi. Oysa bazen ne de coskulu kipir kipirdir. Rengi koyu maviye donmustur . Dalgalidir ama bu kez heyecanli bir calkantisi vardir. Beyaz beyaz kopukler yayilir kumsala, yavasca kumlari da ceker kendine. Sahilde ne varsa ceker alir goturur, katar coskusuna heyacanina. Icinizde ona katilip neselenmek icin dayanilmaz bir istek duyarsiniz. Bazi zamanlar ise sakin ve dingindir. Rengi acik ucuk mavidir, uzerinde en ufak bir kirpinti bile yoktur, Gunesin isiklarini yansitir oldugu gibi, gozunuzu alamazsiniz ondan. Ayna gibidir sanki , size butun gercekleri gosterir. O engin mavilik kaplar butun benliginizi , sonsuz bir huzur duyarsiniz. Aslinda her haliyle guzeldir. Icinde ne buyuk bir dunya gizlidir. Hayal bile etmek imkansizdir. Yuzbinlerce hayat surmektedir orada. Bakmasini , dalmasini bilene nede cok anlatacak seyi vardir…Cocukken en sabirsizlikla bekledigim an, yaz tatilimizde Istanbul’a geldigimiz gun olurdu. O zamanlar Harem’e yada Haydarpasa’ya inerdik. Sonra Harem’den arabali vapurla Eminonune gecerdik. Iste o onbes yirmi dakikalik yolculuk icin bir yil ozlem duyardim. Vapurun burnunda nefesimi tutarak seyrederim o muhtesem manzarayi. Genellikle aksam uzeri olurdu bu yolculuk. Doyamazdim, Sultan Ahmet Camisi ile Ayasofyanin minareleri , Topkapi Sarayinin o muhtesem heybeti, ya S... Devamı

ZORLUKLARA KARSI

2006-11-11 06:01:00

   Bir gonul dostum mektubunda demisti ki:…”Şimdi etrafimdaki dikenleri çalıları temizlemekten de vazgeçtim. Onlara beni acıtmalarına izin vermeden onlara bulasmadan yaşamayı öğrendim.Onları yaratandan ötürü kabul etmeyi  öðrendim.Yeryüzünün bir cennet olduðunu öðrendim.Ve her gün Kainati seyretmekle O’na olan hayranligim artiyor” diye surup giden satirlari okurken aklima  Yusuf Islamin bir konusmasindan bir cumle geldi. “Yasam taslik ve diken dolu bir arazide yurumeye benzer. Orada kendimizi nasil korur sakinirsak incinmemek icin, yasamda da takva sahibi olanlar kendilerini Allah’in emirlerini yerine getirken hata yapmaktan, yasaklarindan, kotuluklerden ve kotulerden oyle korurlar” diyordu…       Hayal gucum birden bu sozleri bir baska ortama tasiyiverdi. Yasami bir dag tirmanisina , zirve yapmaya benzetiverdim. Dagcilara sorsak, eminim bize yolculuklarinin guclukleriyle birlikte guzelliklerini de buyuk bir sevincle anlatacaklardir.   Nasil bir dagci, tirmanisi sirasinda  yorgun dussede, zorlansa da yoluna devam eder, gordugu muhtesem doga, bulundugu yukseklik, tertemiz hava , harkulade guzellikteki manzaralar ona butun mesakketleri unutturur, yasam da boyle iste….   Hele bir de kaya tirmanislarini dusunelim. Kendilerini bir ipin ucuna baglamis, kah elini koyacak bir oyuk, kah ayagina destek olacak bir tumsek arayarak yavas yavas zirveye dogru ilerlerken acaba ne hissederler. Korku hissedeceklerdir elbette, bazen umutsuzluk, bazen cesaret…. Sevdiklerini de dusunurler, yasadiklari iyi kotu gunleri de…  Bir anda ayaklari kayip en derin cukurlara yuvarlanabilme ihtimalleri hep vardir…. Ama geri donmek yerine hep zirveye bir santim daha yaklasmak icin caba sarfederler. Bu asamada yasamla aralarindaki en onemli bag bellerine bagladiklari ip tir… Ve de daima bir yukariya attiklari , kayalara saglamca caktiklari ha... Devamı

YASAM

2006-11-11 04:06:00

Gectigimiz bayramdan birkac gun onceydi. Hanimlar icin kurulmus bir sosyal kulubun sanat egitimi merkezinde dekoratif boyama dersindeydik. Iki yildir burada dekoratif boyama uzerine ders veriyorum. Ogrencimiz olan bayanlarin milliyet,din ,irk ve yas konusundaki cesitliligi bazen beni bile sasirtiyor. Simdiye kadar hemen her dine mensup, amerikadan avusturalyaya , guney afrikadan endonezyaya , avrupadan kanada ya ,pekcok farkli milliyetten hanimla birlikte ders yaptik. En son donemde de yine Hintli, Lubnanli, Misirli, Amerikali bayanlar vardi. Derse baslayali yarim saat olmustu ki Hintli bayanlardan birinin cep telefonu caldi. Yaptigi konusmanin ardindan bize donup: “ Arkadaslar Dubai’nin seyhi vefat etmis .” diye acikladi . Kisa bir sessizligin ardindan herkes kendi cep telefonu ile birilerini arayarak olayi arastirmaya basladi. Bes dakika suren bir karisikligin ardindan olayin dogrulugu anlasilmisti. “Inna lillahi ve inna ileyhi raciun “ dedik ve dersimize devam etmeye calistik. Ancak bu haber bizim gundemimizi biraz degistirmisti. Ister istemez olum ve yasam uzerine bir sohbet baslamisti . Bir taraftan herkes elindeki desenleri boyamaya calisiyor bir taraftan da yasam, olum, zenginlik , saglik gibi kavramlar uzerinde cesitli fikirler yurutuluyordu.O sirada en gayretli ogrencilerimden biri , bir Hintli hanimin sesi duyuldu. “Ben de hastayim ornegin “ diyordu. “Bu bir cesit kas hastaligi , cok seyrek gorulurmus. Yavas yavas kaslarim eriyip tukeniyor. Bu yuzden bazen fircayi bile tam olarak tutamiyorum. Bazen agrilarim yuzunden parmaklarimi kipirdatmakta zorlaniyorum.Doktorlar ilk teshisi koyduklarinda sekiz yil omrun var demislerdi. Bunun alti yili gecti. Daha ne kadar zamanim var bilemiyorum. “ Birden derin bir sessizlik oldu. Iki aydir her hafta birlikte ders yapiyorduk ve bunu ilk kez duyuyorduk.Hasta oldugunu hic farketmemistik. Her zaman oyle zarif, azimli ve sevgi doluydu ki. Birden herseyi anlayivermistim.... Devamı