BIR YASAM OYKUSU

2007-01-04 19:02:00

Sevgili Gonul Dostlarim, Bu gune kadar pek cok veli zatin hayat hikayesini okudum, pekcok dersler cikardim ancak iclerinde biri vardir ki beni gercekten etkiler. Bursali olmamin bunda rolu varmi dir bilmem. Ama cocuklugumdan beri Uftade dergahinin etrafinda dolasirken oykulerini dinledigim bu yasam bende derin izler birakmistir. Eminim siz de dostlar da cok cok yakindan biliyorsunuz ama ben yine de bir yazayim dedim. Evet yasami asagida kisaca anlatilan Aziz Mahmud Hudai Hazretleri bizler icin ne buyuk bir ornektir ...hayat hikayesinde ne guzellikler, ne dersler gizlidir degil mi?   Aziz Mahmud Hudai Hazretleri Sivrihisar o yılların kültür merkezlerinden biridir. Yeni nesiller sağlam bir tedrisattan geçirilir. Ancak içlerinden biri dikkat çeker. Bu çocuk okuduğunu hafızasına nakşeder ve akıllara durgunluk veren bir seziş kabiliyeti vardır. Hocaları “Oğlum Mahmud!” derler, “Senin önün açık, hiç buralarda durma, doğru İstanbul’a!” Mahmud çeker çarığını, Dersaadet’e koşar. Zamanın gözde medreselerinden Ayasofya’nın kapısını çalar. Osmanlı’da istidadı olanların önü açıktır. Nitekim İmparatorluğun âlimleri bu pırlantayı keşfeder, hususi bir eğitimden geçirirler. Hele müderris Nasırzade hususi bir ihtimam gösterir ona. Genç Mahmud, Edirne’de, Şam’da, Kahire’de kalır, çok alim tanır. Eşi zor bulunan sohbetlere katılır. Nitekim Ferhadiye Medresesine müderris atanır. Derken genç yaşta kadı olur Bursa’ya. GARİP DAVA Üftade Hazretleri’nin dergâhına devam eden bir garip vardır. Bunu öyle bir Haremeyn hasreti sarar ki sormayın. İşini gücü bırakır, hacı uğurlar, hacı karşılar. Onlara sarılır, koklar, ayaklarının tozuna sürer yüzünü. Bir tek hurmayı, bir yudum zemzemi saklar yıllarca. Söz Mükerrem Mekke ya da Münevver Medine’den açılmaya görsün, aha şuracığını bir ılıklık basar, gözleri dolar. Ama paranın gözü körolsun. Meret bir türlü denkleşmez ki. İşte o yıl da hacılar denklerini h... Devamı

DUBAI DE BIR BAYRAM

2007-01-03 07:29:00

Bir bayram daha goz acip kapayana kadar gecti buralarda. Omurler gecip gidiveriyor da… Bir dostum  sordu oralarda bayram nasildir ,anlat biraz diye.. soyle bir dusunuverdim, duygularim kabardi, costu… Nasildir buralarda bayramlar… Bayramdir sevincli coskulu… bayramdir biraz yalniz huzunlu, gurbet eller nede olsa, sevdiklerinden ayri, ama Hak ile birlikteyken insanin ici nasil da dolar, nasil da cosar degil mi? yine de yazayim dedim . Iste Dubai de bir bayram sabahi;  Sabah ezaninin sesi ile actik gozlerimizi. Hava epeyce soguk sayilir bu gunlerde … cabucak hazirlandik. Cocuklarla birlikte, ailece, duydugumuz cagriya icabet edecegiz. Bir olup toplanacagiz bayram namazi icin. Sabah namazinda da birlikte olmak istiyoruz, onun icin acele ile; mimarisi , kubbe ve minareleri Turk camilerine benzedigi icin   Turk Camisi denilen buyuk caminin yolunu tutuyoruz. Hanimlar tarafi henuz cok kalabalik olmamis .. Ortalarda bir yer bulup oturuyoruz. Az sonra  hep birlikte sabah namazina duruyoruz. Iki rekatlik sabah namazininin farzini eda etmemiz yaklasik 20 dakika suruyor. Hocamiz oyle guzel okuyor ki Kur'an-i kerim'den icim cosuyor. En son Kabe'de boyle hissetmistim. Orada hacilar ne yapiyorlar diye dusunuyorum gozlerimde yas. Sonrasinda baslayan tekbirler hic durmaksizin bir saatten fazla devam ediyor. Bu arada tekbirlere katilirken etrafimiz iyice doluyor. Kadin, coluk cocuk, hatta bebekler , annelerinin dizlerinde uyuyan minikler, hep bir agizdan tekbirlere devam ederken birbirlerine sevgiyla gulumsuyorlar. Sonunda beklenen an geliyor ve husu icinde bayram namazi eda ediliyor. Sonrasinda insanlar birbirleri ile kucaklasip bayramlasmaya, getirdikleri cikolata ve sekerleri birbirlerine ikram etmeye , cocuklari sevindirmeye basliyorlar. Yavas yavas kapiya ilerliyoruz. Kapinin onune ciktigimizda sasirip kaliyoruz. Bahce hica hinc dolu adim atacak yer kalmamis. Seccadesini alan kosup gelmis. Hanimlar sabah... Devamı

HiC

2006-12-31 07:29:00

  Nedendir bilmem, hatirladigim en kucuk yasimdan beri hic bir sey icin ama hic bir mahlukat yada nesne icin “Bu kotudur” diyememisim. Bazen diger insanlarin tepkileri karsinda kendimi kotu hissettigim olmustur. Acaba ben cok kolay birisimiyim. Neden milletin begenmediklerini , burun kivirdiklarini, yada acimasizca kotu dediklerini bile kabulleniyor, aliyor kabul ediyor yada elestirmiyorum diye dusunmusumdur defalarca. Ama elimde degil. Basit ornek vereyim; mesela bir yerde yemekteyiz, biri farkettirmeden yuzunu eksitip pilav guzel degil, pirinc biseye benzemiyor bizim baldo pirincle bir yapacaksin ki… diye bir laf soylese sanki ben soylemis gibi uzuluyorum. Evet nimet icin “yumusak olmus , tuzu az, yagi az “denebilir belki ama biseye benzemiyor, kotu denebilirmi… Ben kimselerin begenmediklerini bile neden kabullenip bir sekilde yiyorum. Bu banim zevksiz yada sessiz biri olmamdan midir? Yine ornegin bir elmaya , portakala bu eksi, berbat diyememisim. Yada bir toprak parcasina burda yasanmaz, kuru, corak bir yer, buralarda durulmaz , cok kotu diyememisim. Hava cok soguk , usudum demisim de hava berbat diyememisim. Bir bitkiye , ota , yapraga bu kotu kokuyor , ya da bir bocege igrenc hic dememisim. Belki bir hayvanciktan korkmusum bazen ama kotu , igrenc diyememisim.Hele insanlar icin ne kadar incinsem de kusememisim. Kotudur diyip nefret etmemisim. Uzak , mesafeli durmusum ama kapilari kapamamisim.  Bu bazen insanlarin gozunde bunda da ne mide var herseyi kabulleniyor, her ortamda bulunabiliyor, her yerde oturabiliyor, herkesle sohbet edip, yemek yiyebiliyor, her yatakta uyuyabiliyor, yada yatmadan bile oturdugu yerde uyuyabiliyor, nasilsa hicbirseyden sikayeti yok, kolay birisi imajini uyandiriyor. Boyle muammele gordugum oluyor. Ancak bu beni hic etkileyemiyor. Icimden gelmiyor cunku … Sanki yaradilan herhangi bir nesneyi yada zerrecigi kotu , berbat yada igrenc diye nitelemek yaradana saygisizliktir diye dusun... Devamı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

2006-12-28 08:47:00

Bilgisayarin basina oturdum, Klavyem parmaklarimin ucunda , bayram mesaji yazmak istiyorum tum dostlara… nasil baslasam… yazip yazip siliyorum, begenemiyorum… Kelimeler yetmiyor, anlam ifade etmiyor… daha dogrusu duygularimi, dusuncelerimi , dileklerimi aciklamaya yeterli gelmiyor. Her birine bin anlam yuklemek istiyorum…..   Bu yil Kurban Bayrami ile yilbasi ayni zamana geliyor. Demek ki Bayramimiza bir de yeni bir yilin beklentileri  ekleniyor. Kurban Bayraminin manevi anlami oyle derin ki aslinda.. Insanin birseyleri Allah ugrunda feda edebilmesi, nefsine hakim olabilmesi , sevgisini merhametini tum insanlarla paylasabilmesi, maddi manevi birbirlerine el uzatip destek olmayi, kendileri icin istediklerini tum insan kardesleri icin istemesi demek bu bayram. Yeni yil ise miladi bir baslangic. Bir donum noktasi..   Insanoglu nefsi ile hep mucadelede ve isteklerinin esiri olmus cogu kez.  Icinden bir ses iyiye, olumluya yonelik davranislarini ertelemesi icin hep bahaneler yaratmakta.. Hadi simdi bosver sonra yaparsin diye aklini celmekte..       Iste simdi her guzellige kucak acmak icin bir milat bekleyenlere cagri;”Gelin sevgileri ertelemeyelim, kotu aliskanliklardan vazgecelim, nefsimize karsi gucumuzu gosterelim, yardim elimizi herkese uzatalim, bize kotuluk edenleri kosulsuz affedelim yoksa biz nasil bagislanma bekleriz Rabbimizden gunu gelince, her bir zerrede Hakk’in varligini gormek icin caba harcayalim… Gun bu gundur. Bir bayram sabahi yeni bir yila uyanirken diyelimki; hayatimiz bayram artik… Bundan sonra her gunu bayram sabahi coskusu ile yasayacagiz. Rabbimizin nimetlerine sukredip elimizdekileri paylasacagiz tum insanlikla.. Ekmegimizi bolecegiz, sevgimizi, bilgimizi, dusuncemizi sunacagiz, gonlumuzu acacagiz… Ta ki   tum dunyayi , tum mahlukati evreni icine alana kadar.   Kurban bayramin... Devamı

SEVGILI DEDEM

2006-12-26 07:35:00

  Dusunuyorum da gunumuzde ununu elemis elegini duvara asmis, yasi kemale ermis, artik pek yapacak bir seyi olmadigini dusunerek zamanini doldurmaya calisan oyle cok insan var ki ertafimizda. Bakiyoruz, kimileri kahvehanelerde muhabbetle(!) zaman geciriyor, kimileri muhhabbet bile edemeden zamani israf ediyor, evde oturan kalkan, uyuyan, Tv basinda saatler harcayan milyonlarca insan, hanimlar ev islerinin ardindan  kimseye faydasi olmayan toplantilara, konu komsu gezmelerine daha da yonelmis, kendinden gayrisinin yaptiklari ile mesgul, beyler ise lafla dunyalari kurtarmakta….  Aklima rahmetli Hakki dedem geliyor. Emekli olduktan sonra , ikramiyesi ile satinaldigi , Uludag’in yamaclarindaki kucuk bahceyi hatirliyorum. Etrafindakiler “Bosver , ne yapacaksin bu yastan sonra tarlayi, bahceyi” dedilersede dinlememis, tek tuk meyve agaci ve kuru topragi ile bahceyi satinalmisti. Bir iki sene sonra gorenler gozlerine inanamamisti. Ozenle asilayip baktigi birkac meyve agacina duzinelerle yenisini eklemis, o topragi oyle islemisti ki tadina doyulmaz patatesler, altin sarisi misir basaklari , mis kokulu hormonsuz cilekler, lezzetine doyulmaz armutlar , elmalar, erikler…  Her sabah , namazdan sonra sepetini alir yokus yukari yuruyerek epeyce tepelerde yer alan bahcesinin yolunu tutardi. Aksama kadar calisir , cabalar, kuru bir agacin dallari arasina yaptigi agac evindeki sekide dinlenir, namazini kilar, dallarina astigi pilli radyosundan turkuler dinler, calistikca, temiz uludag havasini icine cektikce dinclesir, genclesirdi adeta… ikindiden sonra topladigi yemisleri, misirlari sepetine doldurur donus yolunu tutardi yuruyerek. Yol uzerindeki evlerdekilerle tanis olmustu. Yola cikar sorarlardi Hakki amca bu aksam ne var sepetinde diye. Cocuklar icin mutlaka yemisler olurdu avuclarina koyacak. Bazen eve gelene kadar bitmis olurdu sepettekiler. Eger eve , bizlere ayirdiysa birseyler diye dort gozle beklerdik yolunu… ... Devamı

iSRAF

2006-12-25 07:28:00

Geçenlerde bir derneğin düzenlediği kermese katıldık. Şehir dışında, çölün içinde inşa edilmiş bir futbol sahasında masalar hazırlanmıştı. El yapımı ürünler satışa sunulmuştu. Bunların yanı sıra ikinci el eşyalar da vardı. Sabahın erken saatleri, yavaş yavaş davetliler ve haberdar olanlar gelmeye başladı. İlgilenenler daha çok Avrupa ve Amerikalılar. Böyle açık marketler ve satışlar onların kültüründe yaygın, o yüzden epey ilgi gösteriyorlar. Hatta yılda birkaç kez eski eşya satışı da yapılıyor. Car Sale diye ilanlar veriliyor, herkes birer yer (masa) kiralıyor evinde ne kadar kullanmadığı eşya varsa getirip satıyor, Bu satışlar öyle kalabalık oluyor ki gördüğümde inanamamıştım. İnsanlar giysiden mutfak eşyasına, oyuncaktan kitaba kadar her şeyleri getirip satıyorlar, Satanlar memnun evlerindeki fazlalıklardan kurtuluyor. Alanlar memnun çok ucuza işlerini görecek eşya sahibi oluyorlar. Kimse gocunmuyor başkasının eskisini aldım diye… Büyük bir geri dönüşüm söz konusu. Bakıyorsunuz satanlar da alanlar da varlıklı insanlar. Çoğunun altlarında 4x4 cipler var. Çekmişler ciplerini sahaya, açmışlar bagaj kapaklarını satıyorlar eşyalarını. Çoluk çocuk oradalar. Bu onların kültürlerinde var. Kimseyi küçümsemiyorlar. Bakıyorum gerçekten varlıklı görünümlü bir bayan çocuk eşyaları satan bir ailenin önünde bebek arabası, bebek koltuğu gibi eşyalara bakıyor doğacak çocuğu için. Az sonra arabasını yanaştırıp dolduruyor hepsini. Muhtemelen bir iki yıl kullanıp o da bir ikinci el markette satacaktır onları. Bizim için pek alışılmadık bir şey ama Amerikalı, Avrupalı kendi kültürünü yaşamaya devam ediyor buralarda da. İlk kez İngiltere de görmüştüm yıllar önce derneklere ait ikinci el giysi satan yerler vardı. Herkes artık kullanmak istemediği eşyasını oralara bağışlar ya da satardı. Onlar da temizler, ütüler, yıkar askılara asıp tekrar satışa sunarlardı. Pek çok insanın hem kıyafet hem de diğer eşyalar için önce bu dükkânlara gittiğini görünce şaşırmıştım. Bunlar çok yoksul p... Devamı

HAKiKi MUFLiS ZAMANINI iSRAF EDENDiR

2006-12-21 14:14:00

  Gecenlerde bir dost ile gorusuyordum konu internet kullanimina geldi. Hatta oyle ilginc bir boyuta ulasti ki ben de sizlerle de paylasayim istedim.   Son yillarin bu harika teknolojisi ile ilgili olarak dostum diyordu ki ; isyerlerinde kablosuz internet agi varmis , istedikleri gibi kullanabiliyorlarmis, fakat her nedense patronlar buna bir kisitlama getirmisler ve teknik olarak kullanimi kisitlandirmislar. Arkadasim isterse kendi laptobu ve modemi ile kablosuz baglantiya yine de girebiliyormus , acaba kendi bilgisayarimla da olsa bunu yapmak de derece dogrudur? Onlar bunun icin maddi olarak fazladan hicbirsey odemiyorlar ki.. diye soruyordu.   Bence cok cok onemli bir konuydu… Derin dusuncelere daldim. Vee   hafizam beni cok gerilere goturdu . .. Oncelikle hepimizin , herkesin bildigi bir kucuk menkibe canlaniverdi gozumde.. Bir gun Abdurrahman-bin  Afv, Muminlerin Halifesi Hz. Omer’I ziyarete gelir , selam verip oturur. Halife Hz. Omer (R.A.) yanan mumu sondurur sonra baska bir mum cikarip yakar. Bu durum misafirin dikkatini ceker. Hz. Omer’e sorar: “Ya Emirel-Mu’minin, Onunuzde yanan bir mum vardi Neden onu sondurup  ona benzer baska bir mum yaktiniz.” Hz. Omer tebessumle:” Ya Abdurrahman, Sondurdugum mum devletin mali idi , yaktigim ise kendi sahsimin malidir. Devlet islerini gorurken devletin mumunu yakarim, kendi islerimi gorurken ise kendiminkini. Simdi seninle sohbet ederken devletin mumunu yakmak helal olmazdi onu sondurup kendiminkini yaktim. Yoksa Rabbme nasil hesap veririm.” Diye cevap verir.  Evet hemen herkesin bildigi bu muhtesem ornek belki bazilarinda tebessum uyandirip Hadi…Simdi ….bu devirde… diye baslayan itirazlara sebep olabilir. Ancak ben cocuklugumda bunun bir benzerini yasamistim. Hayal meyal hatirlarim , ancak ailede anlatilageldigi icin hatira bellegimde korunmustur. Dort yaslarindayim, Adapazari’nin  Hendek ilce... Devamı

ANNANNEM

2006-12-21 01:57:00

Uzun yillar onceydi, orak ikinci sinifta idim yanlis hatirlamiyorsam. Bir orta Anadolu kasabasindaydik. Ben o siralar her zamankinden cok okumaya vermistim kendimi. Ayni kitabi defalarca, ezberleyene kadar okudugum oluyordu. Oyleki, artik annem ve babam hikaye ve roman okumama kisitlama getirmislerdi. Hafta arasi oncelikle derslerimi calismami istiyorlardi,. Ben de herkes yattiktan sonra yorganimin altinda gece lambasi isiginda okuyordum kitaplarimi. Bu arada bir ogretmenimin uyarisi sonucu goz doktoruna goturmuslerdi beni . Sonuc 4.5 miyop yani uzagi gorme kusuru tespit edilmisti. O gunlerde anneannem ve buyukbabam ziyaretimize gelmisti. Oyle mutlu olmustuk ki, onlari agirlamak icin ne yapacagimizi sasiriyorduk. Ben ise son gunlerde en cok hayran oldugum kitap , Resat Nuri’nin Acimak adli romani elimde, dolasiyordum pesinde. “Annane noolur sanada okuyayim bu kitabi, bak cok guzel!” diye yalvariyordum. “Peki kizim oku bakalim “dedi sonunda. Artik okuldan gelince hemen odevlerimi yapiyor, kalan zamanda nerede olursa olsun kitabimi alip yanina kosuyor basliyordum okumaya… her gun 5- 10 sayfa okuyordum. Bazen de aciklamalar yapiyor , anlayamayacagini dusunerek oykuye dair detaylari tekrarliyordum. Annem” Evladim birak artik , belki yoruluyordur istemiyordur kadincagiz, zorlama artik diye araya girdiginde, annanem sakince ” Karisma kizim ben dinliyorum ‘diyordu ve basi ile onylayarak beni dinlemeye devam ediyordu. Onlar Istanbul’a donmeden bitirdik kitabi. . Aradan yillar gecti. . Ben artik universite ogrencisi idim . Istanbulda Anneanne ve buyukbabamla birlikte kaliyordum. Bir aksam okuldan donmustum. Birlikte annanemin hazirladigi yemekleri yemis dinleniyorduk. Sicacik sobanin alevleri aksediyor , renkler adeta dansediyordu tavanda. Sobanin uzerindeki caydanliktan mis gibi ihlamur kokusu yayiliyordu odaya. Ben elimdeki bir dergiye dalmis okuyordum. Televizyon acikti. Birden yeni bir programin basladigini fark... Devamı

COCUK VE EGITIM

2006-12-17 13:03:00

Kizlarim ana sinifina basladiklarinda biz Izmir’de idik. Normal bir semt ilkogretim okulunun ana sinifina yazdirmistik. Biz cok heyecanliyiz tabi. Kolay degil minik kuslar yuvadan cikip kendi kanatlari ile ucmaya basliyacaklar yavas yavas. Ogretmenleri Nuran Hanim gercekten cok takdir ettigim , bu gunku sartlarda gorebildigim en iyi ogretmenlerden biri idi elhamdulillah. Sakin, sabirli, ilgili… Kisa zamanda okula alistilar ve birbirinden guzel aktivitelere basladilar. Ogretmenimiz sevgili Nuran hanim tek tek butun ogrencileri ile ilgilenir, almaya gelen velileri ile hep konusur, onlari uyarir , cocuklarinin gelisimlerine , ihtiyaclarina , egilimlerine dikkat cekerdi. Kimse ile arkadaslik kuramayan  minik bir kizin anne ve babasinin ayri oldugunu kesfetmis, kizcagizin davranislarini duzeltmek icin annesine gereken tavsiyelerde bulunmus, sonrada her geldiginde onerileri uygulaniyormu diye ilgilenip sormustu. En yaramaz ve soz dinlemeyen cocuklar bile Nuran Ogretmeni dinler olmustu.  Ana siniflarinin teneffusleri diger siniflardan ayri olurdu o nedenle kucukler rahatti ancak okuldan kizlari almaya gittigimde gorurdum ilkogretim ogrencilerinin asiri sinirli, ukala hatta terbiyesizce davranislarini. Okulun bahcesinde (zaten kucuk beton bir bahcesi vardi) top oynamak yasak normal zamanda, onlar bulmuslar bir teneke kola kutusu oynuyorlar, bir bayan ogretmen goruyor uyariyor, gozunun icine baka baka devam ediyorlar… Bayan ogretmen bagiriyor siz “nobetci degilmisiniz gorevinize “ diye, Birtanesi ukalaca “sende nobetcisin hoca sende yerine “diyor ve devam ediyor. Gozlerime inanamamistim. Sonra kantine giriyorum, bir sigara dumani. Ogrenciler derste , buda nedir diyorum …. Bakiyorum uc dort bayan okul kantininde cay icip muhabbet ediyorlar, sigaralar ellerinde…. Aman Allahim buda ne!!! Yanlarina yaklasip kim olduklarini soruyorum. "Burasi okul kantini neden sigara iciyorsunuz diyorum". Cevap "Biz okul aile birl... Devamı

BIR KARINCAYA ULU NAZARIM VARDIR

2006-12-16 07:51:00

Son gunlerde bizim evde farkli bir heyecan var. Babamiz gecenlerde elinde bir paketle cikageldi. Soyle enterasan seyleri arastirip bulmakta uzerine yoktur !!!  Kizlara “..bu sizin icin” diyerek uzatti. Heyacan icinde ne gelmis diyerek actilar pakedi. Icinde bir kutu uzerinde “Ant works- a space age habitat for Ants” yaziyor. Kisaca karincalar icin hazirlanmis deney ortami. Anlamadik birsey . icinden cikan kitapcigi inceledik merakla. Meger Nasa da ki uzay calismalarinda karincalari uzaya goturmek istemisler . Tabi ki uzaya  topak goturmek ve onlarin dogal ortamini tasimak  mumkun olmamis. Toprak yercekimi olmayinca savrulup dagildigindan karinca yuvasi diye birsey kalmiyormus cunku. Onlar da bir jel kesfetmisler. Topragin icerdigi yasam kosullarini icinde bulunduran. Ustelik icinde karincalarin yasami icin gerekli gida ve havayi da barindiran. Sonra bu acik mavi renkli jeli bir minik akvaryum gibi kaba koymuslar. Bir de isik baglantisi yapmislar gece lambasi icin. Iste size bir deney ortami. Hem de evinizde. Size 15- 20 karinca bulup icine birakmak dusuyor… Sonra seyredin o muhtesem yaradilis mucizesi hayvanlari…   Merak icinde kosturup yandaki arsadan karinca toplandi ve minik akvaryuma mavi jelin uzerine birakildi. 1-2 gune anca alisirlarmis. Zor beklendi 2.gun. Sabah bir baktik ki jelin icinde tunel kazmaya baslamislar. Jel seffaf oldugundan icindeki butun davranislari gozlenebiliyor. Ustelik deney kutusundan buyutec ve benzer araclar da cikti izlemek icin. Artik butun isimiz gucumuz onlari seyretmek…. Kizlarda bir heyecan uykudan uyanan onlarin basina kosuyor, okuldan gelince cantalari kapinin yanina birakan karincalarim neyapti bugun diye  merakla solugu akvaryumun yaninda aliyor… Inanilmaz bir sekilde yardimlasma sergiliyor minik seyler. Tunel kazarken sirayla tunele girip minicik jel parcalarini alip baslarinda disari tasiyorlar. Yari yolda karsilasinca birbirlerine yol vere... Devamı

BU SABAH HISSETTIKLERIM

2006-12-15 05:58:00

Bu sabah , gunun ilk isiklariyla birlikte yurudum. Uzun zamandir ilk defa …    Havalar artik serin buralarda. Sadece sabahlari ve aksamlari da olsa serinlik ve hafif ruzgar rahatlatiyor insani. Simdi kisin sogugu ile yuz yuze olanlar icin biraz fantazi gibi ama kavurucu sicaklar ve bogucu nemin ardindan buralarda buyuk nimet serinlik. ..Yurumek , uzun uzun dakikalarca yurumek cok iyi geliyor bana.. Denizin iyot kokusu, martilarin cigliklari, havada kocaman bulutlar gibi ucan kus kumeleri, yeni sulanmis taze toprak kokusu, uykularindan yeni uyanmis, Rabbimin bahsettigi yeni bir gune merhaba diyen insanlarin gulumsiyen yuzleri, yavas yavas yukselen gunes… her sey , her sey iyi geliyor… Icim gittikce kabaran bir sevincle doluyor. Rabbimin nimetlerine sukrektmek icin onlarca, yuzlerce, binlerce sebep siraliyorum…Eve doner donmez de bu yasadigim ic huzurunu ve guzellikleri dostlarla paylasmak istiyorum.Ne demisler “marifetler iltifata tabidir” . Bunu acik ve net gorebiliyoruz gonul dostlarinin arasinda. Oncelikle kendimden ornek verebilirim; bir yil kadar once Sabri Tandogan beyefendiye bir mektup yazip gonul dostlari sitesi icin tesekkur etmistim. Ilk yazdigim o mektupta  cekingen, kendine guvensiz, hatta kararsiz sayilabilirdim. Hatta, cok cok uzun yillardir iki uc paragrafi gececek bir yazi bile kaleme almamistim. Bana oyle bir yaklasimla gedi ki ; duygularimi, dusuncelerimi, hissettiklerimi yazamak , hic durmadan yazmak istegi ile doldurdu icimi. Sonra da donup bunlari okudugumda kendimle yuzlesmek, kendimi daha yakindan tanimak, hatalarimi, eksik ve fazlalari gorebilmek imkanini sagladi.   Bazen daha yazarken sasiyorum kalemden dokulen fikirlere. Sanki icimdekilerin benden habersiz disavurumu butun bunlar. Ayni zamanda  insan adeta aynada kendini goruyor butun gercekligi ile ve kendi kendine yakalayip duzeltmeye basliyor hatalarini… Bugun hangi pedegoga yada psikologa sorsaniz ... Devamı

SEVGI

2006-12-15 05:45:00

On bes yil onceydi. Yabanci dil ogrenebilmek icin Ingiltere de dil kursuna gitmistim. Ilk kez ailemden uzakta yapayalnizdim. Ilk iki ay bu yabanci kulture ve ortama calismak icin epey caba sarfetmistim. Fakat hedefime ulasmadan geri donmeye niyetim yoktu. Okuldan arta kalan zamanlarda calismak icin bir otelde is bulmustum. Oglen saatlerine kadar calisiyor sonra okula gidiyordum. Otel sahipleri orta yasli bir cift idi. Bana otelde kucucuk bir oda da vermislerdi. Boylece daha kolaylikla is ile okulu birlikte idare edebiliyordum.Bir sabah kapimin hizli hizli vurulmasi ile yataktan firladim. Hemen kim oldugunu sordum. Kapidaki otelin sahibi bayandi . Kapiyi hemen actim. Cok telasli bir hali vardi. Uzerinde bir sabahlik oylece kapimda duruyordu. Titreyen bir sesle ’’ Telefon caldi actim bir ses durmadan Ozden Ozden diye tekrarliyor. Galiba Turkiye’den seni ariyolar ‘ dedi. O onde, ben arkada kosarak merdivenleri indik. Telefona ulastigimizda biraz da tedirgin ahizeyi kaptim ve ‘efendim’ dedim. Telefonda ki buyukbabam di. Cok neseli bir sesle ‘ gunaydin seni cok ozledim bir sesini duyayim dedim. Aksam ruyamda gordum iyimisin ‘diye soruyordu. Birden rahatladim. Gulerek ve neseyle konusmaya basladim. Evsahibim ve patronum endiseyle bana bakmaya devam ediyordu. Kisa bir gorusmeden sonra telefonu kapattim ve ona donerek ‘ merak edilecek birsey yok. Kotu bisey olmamis. Buyukbabam beni ozlemis de ondan ariyormus . Ingiltere ile Turkiye arasindaki iki saat farki dusunememis. Orada saat simdi 8 falan benim de uyanmis olacagimi sanmis. Beni ruyasinda gormus de’’ diye aciklama yaptim ve bu kadar erken onlari uyandirdigimiz icin ozur diledim. Fakat o da ne?… Kadincagiz sirtini duvara yasladi ve hickiriklarla aglamaya basladi. Sasirma ve endiselenme sirasi bana gelmisti. Ellerini tuttum, ne oldugunu sordum. Aglayarak gel otur diye kanepeyi isaret etti. Oturduk…. Ellerimi ellerinin icine aldi. “ Bu nas... Devamı

KADER

2006-12-13 13:36:00

KADERYillar once soguk bir kis gunuydu. Kurban bayraminin ikinci sabahi idi . Sabah erkenden kalkmistik. Pencereden baktigimda her yerin koyu gri bulutlarla kapli oldugunu gormustum. Hafif bir ruzgar esiyordu ama bu karanlik bulutlari dagitacak gibi gorunmuyordu. Kahvaltimizi hazirladik, o gunu nasil gecirmek istedigimiz konusunda fikir yuruterek uzunca bir kahvalti yapmaya basladik. Gurbetteydik, oyle gidilip ziyaret edilecek pek fazla tanidik yoktu. Bayramin ilk gunu pek cogunu ziyaret ederek bayramlasmistik. Bu gun neler yapalim diye dusunurken kapi caldi.Gidip actim. Ust kattaki komsum kapida duruyordu. Yuzu simsiyah kesilmisti, elleri titriyordu. “Ne oldu ,birsey mi var ?”diye sordum. Kelimeleri birbirine karistirarak , kesik kesik, zorla konusmaya basladi. “Karsi komsunun kizi vefat etmis… eski nisanlisi vurmus tabancayla…., sonra da kendini vurmus…ikisini de kurtaramamislar…..” diyebildi. Oylece kalmistim. Birden kafami toplayamadim. Tekrar ettirdim dediklerini. O acele ile evine cikti…. Ben kapiyi kapattim. Dalip gittim bir an…. Dusundum. Karsi kosedeki evde giris katinda oturan komsudan bahsediyordu. Kizi 21 yasinda universite son sinifa gidiyordu. Cok basarili bir ogrenciydi. Ben eski nisanlisi oldugunu bile bilmiyordum. Demek gecen sene ayrilmisti , biz gelmeden once…. Daha gecen hafta annesiyle birlikte bana sabah kahvesine gelmisti. Civil civil, cok guzel bir kizcagizdi... Bayramdan bir gun once de sokagin basinda rastlamistim, arabasiyla okula giderken el sallamisti… Hay Allah ! dedim, Allah yardim etsin , Ne bu gencligin ve insanlarin durumu… Nasil cinnet geciriyor , nasil kiyabiliyorlardi canlara…. Eksik olan , yanlis olan birseyler vardi…. Olana care yoktu… Aksami bekledim, komsular kosusturuyordu. Yandaki komsuyla birlikte, bende evlerine gittim. Salon hinca hinc insan doluydu…. Zorla bir kosede yere ilistim. Iceride derin bir sessizlik… Kane... Devamı

GUZELLIKLER

2006-10-13 13:34:00

    Guzellikler oyle cok ki…. Penceremden bakiyorum tam aksam ezani saati gokyuzu turuncu, kirmizi , mor ve mavinin en guzel , en koyu tonlari ile bezenmis… Parkin icindeki caminin iki minaresinin arasindan batiyor gunes. Caminin onunde sofralar serilmis. Bir kalabalik…. Son yarim saatte uzun yer sofralarinin iki yanina dizilmis isciler… Hep birlikte dualar ile oruc aciyorlar, hep birlikte namazlarini kiliyorlar. Bir filim seridi gibi… Gormelisiniz… O an yollar birden bosaliyor. Kim nerede bulduysa bir yudum icecek su birakmis arabasini iftar ediyor…. Ya karanlik bastiktan sonra teravih namazlari…. Gecenin icinden dalga dalga yayiliyor her yana billiur gibi sesle okunan Kur’an-i Kerim… Havalar biraz serinledi, simdi parklardaki oyun yerlerini dolduruyor sevinc icinde cocuklar.  Insanlar ozlemisler yurumeyi, deniz kenarinda uzun yuruyusler yapiyorlar , hafif esen ruzgarin serinligini hissetmek oyle guzel ki… Bunlar hepsi ne guzel nimetler… Insan daima elinde olan guzelliklerin pek farkina varamiyor, sukrunu edemiyor galiba. Ondan mahrum kalinca ortaya cikiyor , kiymete biniyor. Hafif esen bir ruzgar bile ne buyuk nimet…. Ozlemeyene anlatmak cok zor...       Hani cok meshur bir hikaye vardir ya..…  Kucuk balik merakla sormus annesine:   " Anne su diye birsey varmis, anlatsana bana nasildir,  gostersene bana gormek istiyorum." Anne balik:" Evladim, demis, Sen bana suyun olmadigi bir yer goster de ben de sana suyu gostereyim, anlatabileyim….”        Iste oylesine sarmis ki her yanimizi Rabbbimizin ihsani olan, buyuk bir rahmet ile bize sundugu nimetler, icinde oldugumuzdan farkina varamiyoruz bizleri nasil kusattigini… Bir adim disarida durmayi basarabilsek manen, ve de farkina varabilsek onlarin….   Iste o an belki aldigimiz her nefes icin, uyanabildigimiz her sabah icin, bir ci... Devamı

IYILIK

2006-12-13 13:32:00

Bugunlerde zihnimi hep bir konu mesgul ediyor. Insanlarin birbirlerine olan davranislari. Siz gayet iyi niyetle yaklasiyor, guveninizi , sevginizi ve dusuncelerinizi paylasiyorsunuz sonra bir de bakiyorsunuz , karsiliginda hic ummadiginiz ya da haketmediginizi dusundugunuz bir davranis… Kendinizi kotu hissediyorsunuz… Belki de aldatilmis…. Guveniniz sarsiliyor. … Peki ne yapmali ? Guven , sevgi , paylasma nereye kadar?... Dusunuyorum nasil dengelemeli davranislari? Bize kotuluk edene, guvenimizi sarsana , hayal kirikligina ugratana nasil davranmali?...... Tam bu dusunceler icindeyken bekledigim isik okudugum bir hikaye ile yaniyor icimde:“Imam Ebu Hanife (RA) cok iyi kalbli bir insandi . Herkes icin iyilik dusunur, kimsenin zarara ugramasini istemezdi. Kendisine kotuluk edeni, hasmini daima affeder ve affin cezadan daha muessir oldugunu soylerdi. Yillar yili okudu, okuttu. Talebelerini bir evladi gibi bagrina basti, korudu. Kazancinin cogunu ilim talebelerine harcadi. Bunun karsiliginda da sadece Allah’in hosnutlugunu kazanmayi diledi.Bir gun onun hasimlarindan birinin haset ve kini o dereceye vardi ki itidaline hakim olamayarak insanlarin onunde Ebu Hanife ye bir tokat atti. Imam Ebu hanife bunun uzerine her zamanki gibi hislerine hakim olarak : ‘- Senin bana vurdugun bu tokadina bir tokatla mukabele edip, bu hareketinin cezasini verebilirdim, fakat vermeyecegim. Seni Halife’ye sikayet edebilirdim , ama etmeyecegim. Bana yaptigin kotulugu Cenab-i Hakk’a da sikayet edebilirim, fakat bunu kattiyen yapmiyacagim. Mahser gunu senden senden hakkimi isteyip davaci olabilirim, fakat seni o dehsetli gunde Cenab-i Hakk’a hic sikayet etmeyecegim. Kiyamet su an kopsa ve benim senden sikayetim sorulsa bile Cennete sensiz girmek istemedigimi soylerim.’ diye buyurdu …Son derece lutufkar ve etkileyici olan bu sozler adami erittikce eritti. Kendisinin ne denli insanliktan uzak oldugunu, Imam Ebu Hanife’ni... Devamı

ONLAR YASADILAR VE TARIH YAZDILAR

2006-12-10 08:25:00

Son günlerde artan milli bilinç ve tarihimize sahip çıkma düşünceleri, kendi kimliğimizi ve benliğimizi unutmama, unutturmama, gelecek kusaklarımıza aktarıp yasatma istekleri ışığında ben de rahmetli dedemin ve büyük büyük dedemizin yasadıği (kızlarımın deyimi ile) olmus hikayeleri hatırlıyorum yeniden.Rahmetli anneannem Bulgaristan da dünyaya gelmis Balkan Türklerinden. Anneannemin annesi rahmetli hacı annem ben universitede ogrenci iken vefat etmisti. Hakka yürüdüğünde 98 yasında idi. Asırlık bir çınar, yürüyen bir tarih gibiydi. Her istediğimizde hiç bıkmadan anlatırdı anılarını. Anıların en ilginçlerinden biri de anneannemin bebekliğinde yasadıklarıydı. Balkanlarda en karışık dönemler. Hacı dedem o zamanda bütün eli silah tutan erkekler gibi askere alınmış. Hacı annemiz en büyüğü üç dört yaşlarında en küçüğü alt aylık üç çocuğu ile yalnız kalıyor köydeki evlerinde. Köyün ağası sayıldıklarından evleri koyun az dışında, kocaman bahçelerin ortasında bir tepenin uzerinde. Bir sabah cok erken uyanmıs günlük islerine baslayacakken, bir bakıyor uzaktan kocaman birlik halinde Bulgar askerleri geliyor. Koyu basacaklar diye dusunuyor, evlerden epeyce uzakta olduğundan onlari koruyacak kimse yok. Hemen çocuklarını birer koltuğunun altına alıyor arka patikadan tepenin öte yanındaki koye dogru tarlaların, ekinlerin arasından kacmaya baslıyor. Evlerin yanına ulaştığında haber veriyor askerlerın geldiğini. Hepsi kadın, coluk cocuk, samanlıklara ekinlerin aralarına saklanıyorlar. O zaman farkediyor ki en kucuk evladı, bebek yani anneannem evde tavandan sarkan asma salıncakta uyurken unutulmus. O telase ile kacarken, aklı başından gitmiş ve unutmuş bebeği. Ağlıyor yalvarıyor evime donup alayım diye, koymuyorlar gitsin. Zaten o zamana kadar asker gelmis eve girmiş. Evde mutfak, kiler, ambar dolu. Askerler yerleşiyor eve. Bütün ekinleri, ambardakileri, yiyecek kıymetli ne varsa yüklüyorlar atlarına. Akşama kadar kalıyorlar evde. Köye gelip bakıyorlar evler boş, oradan da her seyi ... Devamı

KARANFILLER VE DOMATES SUYU

2006-12-09 22:32:00

Bu hafta yine sergimiz vardi. Yari yil bitiyor yavas yavas. Donem sonuna yaklasirken calisma tempomuz da artiyor. Uzerimizde tatli bir yorgunluk, emeklerimizin sonuclarini gorebilmenin mutlulugu ile kosturuyoruz. Bazen insanlardaki kucuk bir gulumseme, ilgili bir bakis bile yetiyor. Insanin bir ise emek vermesi cok guzel. Zamani bosa gecirmesinden de hayirli elbet. Ustelik bu el sanatlari dersleri pek cok farkli kultur, dusunce, inanc ve karakterdeki insani bir araya getiriyor. Birbirleriyle anlasabildiklerini, paylasabildiklerini, onyargisiz sevebildiklerini , birseyler ogrendiklerini gormek de cok guzel. Siniflar kocaman birer labratuvar gibi , o kadar farkli insanlari oylesine derinlemesine inceleyip taniyabiliyorsunuz ki. Seviyorum siniflarimi.  Bu arada daha once bir yazimda bahsettigim Karanfiller ve Domates Suyu isimli hikayeyi buldum internetten. Mutlaka biliyorsunuzdur. Ama ben 12-13 yaslarimda en sevdigim hikayeyi bir de sizlerle paylasmak istedim. Icimdeki yasam sevgisi, mucadele gucu ve calisma sevgisini belki de o gunlerde beni cok etkilemis olan bu hikayeye borcluyumdur.   Bu azim ve inanc bir de Allah sevgisi ve inanciyla birlesince yasam cennet olmaz da ne olur?   KARANFILLER VE DOMATES SUYU     Küçük bir çam ormanı. Vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi. Bir siyah gözlükten görülen yerde ve ağaçlarda güneş parçaları. Sonra uzak, göğün, kendi renginden biraz daha koyu kıyılara giden hudutlu bir deniz... İşte böyle bir yerde köyün insanlarını düşünüyorum. Kitaplar, bir zaman bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler. Hayır, şimdi insanları, kitapların öğrettiği şekilde sevmiyorum. Şiirler, romanlar, hikayeler, masallar bana bu ilmi tahsil ettirmişlerdir. Beyinin vapurdan iner inmez çantasını kapan uşaktan iğrenmemeyi, sabahleyin altı buçukta tabiatla kavga için sokağa fırlamayan adamın çalışmadığını kendi k... Devamı

OLAYLAR - INSANLAR

2006-12-09 07:43:00

Bu sabah Gonul Sohbetleri ni okurken kucuk bir ani canlaniveriyor gozumde, musaadenizle onu paylasarak bu gunki yazima  baslamak istiyorum. Cok yakin bir akrabamizin yasadigi bir olay. Inanin anlatirken sevincten, ve hayretten sesi titriyordu. Bir gece hanimi ve cocuklari ile annesini ziyarete gidiyor. Donus biraz gecikince cocuklar uyuyakaliyor. Kapidan cikarkan bir kolu ile cocugunu kucakliyor obur elinde de is icin kullandigi bond canta var. Arabasinin yanina gelince  kapiyi acabilmek icin elindeki cantyi yere koyuyor. Ailece cocuklari arabaya yatirip,  yerlestirdikten sonra binip evlerine donuyorlar. Fakat bir bakiyorlar bond canta yok. Dusunuyorlar farkediyorlarki, uyuyan cocuklari arabaya koyarken yere birakmis sonrada unutup kapiyi cekmis ve de evine kadar gelmisler. Ici son derece onemli evraklar ve o gun yaptigi tahsilatlar sebebiyle para cek senetler ile dolu. Epeyce yuklu bir miktar.Hemen evden firliyor ayni yoldan geri geliyor , arabayi parkettigi yerleri ariyor maalesef yok. Geceyarisini coktan gecmis. Yapabilecek birsey yok, en yakin karakola gidip durumu bildiriyor, eve donuyor.  Ertesi gun ogle saatleri telefonu caliyor. Bir bey kendini tanitiyor sizi ziyaret etmek istiyorum bende bir emanetiniz var diyor is yerinin adresini istiyor. Geldiginde de onlari hem sasirtiyor hemde sevindiriyor. Elinde kayip canta ve icinde kucuk bir servet olan para, cek ve senetler ile hersey tastamam, dokunulmamis. Bu bey kendisi pek de durumu yerinde olmamasina ve yoksul goruntusune ragmen, gece bir sokaktan gecereken buldugu cantayi alip evine getirmis, acmis, paralari ve cekleri gorunce cok uzulmus ve resmi kagitlarin uzerindeki telefonlardan cantanin sahibini bulmus, getirip eksiksiz teslim etmis. Kendisine onerilen hediyeyi de kabul etmeyip bu benim vazifemdi diyor. Bu beyefendi gibi iman sahibi , icinde Allah korkusu ve yuksek ahlak degerleri olan insanlarimiz pek cok. Bize gosterilen hep olumsuzlar oldugundan biz onlarin coklugundan yakini... Devamı

FELAKET KUSLARI

2009-10-09 05:32:00

 Son günlerde daha da çok dikkatimi çekiyor ki insanların mutsuzlukları ve üzüntülerinin  altında, hep yasadiklari olaylara bakış açıları ve getirdikleri yorumlar yatıyor. Hayat tabi ki güllük gülistanlık değil. Bizim bir yaradılış sebebimiz var. Şiddetli bir dünya imtahanı ile karşı karşıyayız. Bir iki gün yolunda giden işler bakıyorsunuz bir anda sarpa sarıveriyor. Can ciğer olduğunuz kişiler sizi incitebiliyor. Hatta hiç beklemediğiniz şekilde yalan söylendiğine , maalesef giybet edildiğine şahit olabiliyorsunuz. Maddi ya da manevi her an bir terslik bizi bulabiliyor. Bazen en ağır darbe en çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz insandan geliyor. Ancak unutmamamız gereken birşey var ki her türlü iyilik ya da kötülük bir sebep üzerine veriliyor. Rabbımın adeleti her an kendini gösteriyor. Ben bunu haketmedim diye hayıflanmak yerine teslimiyet içinde sebebini düşünüp en kısa zamanda meselenin hal yolunu araştırmak, gücümüz yetmediği yerde de Rabbimize dualar ile sığınmak  yapılabilecek yegane şey. Diken ve çalı dolu araziyi gül bahçesine çevirmenin bir tek yolu var güzel düşünmek , güzel düşünce güzel hissediyor, güzel davranıyor , güzel yaşıyorsunuz. Şimdi bazı arkadaşlar diyor ki peki filanca bana böyle bir kötülük yada haksızlık yaptı neden, ben nasıl karşılık vereceğim yada nasıl karşılık vermeyeyim? Bırakalım baskalarının ne yaptığını,  onlar kendi davranışlarından sorumlular , biz de bizimkilerden. Onlar yanlış yaptı diye yanlısın ortağı olmak da en az yanlış yapmak kadar tehlikeli değil midir?  İncindiğimizi belirttikten sonra yüzümüzü güzele ve doğruya çevirelim hızla. Orada takılıp kalmak, olayı önümüze gelene anlatmak, geceleri yatağı... Devamı

MUSIBETLER

2006-12-07 15:29:00

Kucucuk bir cocuk iken , hatta kendimi bildim bileli , eger basima kotu birsey gelse , canim acisa, yaralansam, uzulsem , bir esyami kaybetsem yani herhangi bir musibet ile karsilasam , hemen gozlerimi kapar dusunurdum; “ben gene kotu birsey yaptim , iste bu da onun bedeli, onu oduyorum” icimden af dilerdim butun yaptigim kotu seyler icin. Sonra da iyi birseyler yapmaya , birilerini sevindirmeye calisirdim , belki yaptigim kotu davranis af edilir diye. Bunu o zamanlar nasil akil edebiliyordum bilmiyorum. Belki kucukten dinledigim hikayelerden etkilenmistim, belki birileri konusup anlatirken duymustum hatirliyamiyorum. Yillar, cok uzun yillar sonra Kuran-i Kerim mealini okurken Sura suresi 30. ayette ‘ Basiniza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle isledikleriniz yuzundendir, bununla beraber Allah yine de cogunu af eder.” Cumlesini okudugumda tepeden tirnaga kadar titremis ve sarsilmistim.” Iste bu !”demistim. “Dogruymus benim hissettiklerim”. Orta okul birinci siniftaydim, Konya’nin Sarayonu ilcesinde oturuyorduk o siralar. Ailece gorustugumuz butun ailelerin cocuklarinin en buyugu bendim. Bir ara geldigimizde butun cocuklara bakmak ve oyalamak gorevi bana duserdi dogal olarak. Hafta arasi ana-babalar bir yerde toplanacak olurlarsa cocuklarini bize birakirlardi. Ben de onlara bakardim. Bir gece yine ana-babalar aksam oturmasina gitmislerdi. Bizde de kardesimle birlikte uc dort cocuk daha vardi. Onlara oyunlar oynattim, kitap okudum sonra da saat 9 a dogru yatirip uyuttum hepsini. Cunku bu bir kuraldi , hemde kesin bir kural! Okula gidecek cocuklar 9 da uyumaliydi. Ancak liseye basladigimizda kendi yatma saatimizi belirleme hakkina sahip olacaktik. Ben de hepsini uyuttuktan sonra televizyonun karsisindaki kanepede kendime bir yer hazirladim battaniyemi yastigimi aldim , lambayi sondurdum, televizyonu actim sesini iyice kistim ve yattigim yerden cok arzu ettigim bir dizi filmi seyretmeye basladim. Bunu yapm... Devamı

SORUNLAR VE SIRLAR

2006-12-06 19:43:00

Cok onceleri anlatmisti annecigim ; Evlenip gelin olacagi zaman rahmetli annanem onu bir kenara cekmis ‘Bak kizim ‘ demis. ‘artik evlenip bir yuva kuruyorsun. Senin de bir ailen olacak. Esinin ailesi ile birlikte yasiyacaksin. Onlara her zaman saygili davran. Olur da esin ile , kayinvaliden ile, esinin kardesleri ve akrabalari ile anlasamadigin, ayni fikirde olmadigin birseyler olur, aman dikkat et aranizda kirginlik olmasin ve bu tur problemleri kesinlikle gelip bana anlatma. Gun gelir sen herseyi unutur gidersin, aranizdaki sorunlar hallolur, yine birlikte guler soylerseniz. Ama bir annenin yuregi cocugu icin hep yumusaktir. Kimse evladini uzsun istemez. Eger ben bunlari duyar da uzulursem, kalbim onlara kirilirsa bir daha unutamam. O insanlar ile aramda en ufak bir yanlis anlama , kirginlik olsun istemiyorum. Onun icin artik sen kendi sorunlarini kendin hal yoluna koymalisin. Bana hic bir laf ve sikayet getirme. Mutlu ol ve mutlu et. ‘ . Iste bunlari duyunca cok uzulmus annecigim .O an icin artik annem beni sevmiyor diye dusunmus. Cunku o zamana kadar birbirlerine cok bagli ana kiz imisler. Ama yillar sonra bunlara bize anlattiginda cok hak veriyordu rahmetli annaneme. Ben annanem ve babanem kadar birbirine sevgi , saygi gosteren hurmet eden dunur cok az gordum. Birbirlerine elleri ile hizmet eder , oturtacak yer bulamazlardi. Gecenlerde bir hikaye okudum ve annemin bu anlattiklari aklima geldi . Eskiden Kafkasya da "Kubaniska Cerkezleri arasinda bir adet vamis. Evlenecek kizin ceyizleri arasina kakmali bir cekmece konurmus.Bu cekmece anneden kiza verilerek boylece nesilden nesile gecermis. Cekmecenin anahtari, gelin evden cikarken boynuna takilirmis. Ruslar ve etraftaki baska kavimler bu cerkez kizlarinin cok gecimli ve hallerinden hic sikayet etmeyen birer aile kadini olmalarina bakarak "Tabii gecinirler, babalari ceyizlerine bir cekmece altin koyuyor, kocalarinin basi dara gelince cikarip veriyorlar, kocalari da onlari hep hos tutuyor"d... Devamı

INSAN OLMA SANATI

2006-12-05 21:24:00

Bazen dusunuyorum da dunyadaki en zor sanat insan olma sanati dir herhelde diyorum kendi kendime. Cocukken , kucukken bir buyuk olsam diye hayiflanir insan. 20li yaslardakiler kocaman 30undakilerden sonrakiler ise yasli gibi gorunur gozune. Hele birde 40ini gectiyse…Buyuklerin sozu hep dogrudur, kararlari hep dogruymus gibi gelir. Yanlis yapmazlar yapmamalilar diye dusunur minik akliyla… Bir bilseler…Insan olmak zor gercekten. Hele insan iliskileri iyicene zor, icinden cikilmaz bir hal aliyor bazen. Bir aralar sirf bu yuzden psikoloji okumaya karar vermistim. Belki daha iyi anlayabilirim tum insanlari diye… Herkesi mutlu etmek, herkes tarafindan sevilmek yada herkesin istedigi gibi olmak diye birsey sozkonusu bile degil. Iste burada celiskiler, anlasilamamalar, sevgiler, sevgisizlikler, kirginliklar, begenilmek ya da begenilmemek korkulari devreye giriyor. Yapilan ve yapilacak en buyuk hata ise insanlar tarafindan begenilmek, kabul gormek icin davranislari sekillendirmak oluyor.Basarinin sirri ise surada: her davranisi , her haraketi Allah rizasi icin onun istedigi sekilde yapmak. O anda takdir edilmeseniz ,kabul gormesenizde bir gun hakliliginiz anlasilacaktir merak etmeyin.Bakin burada uzun yillar once sevgili annecigimin basindan gecen bir olay aklima geliyor. Unutamadigi bir anisidir. Paylasmak isterim. Ben iki yaslarinda olduguma gore annecigim de 22- 23 yaslarinda olmali.. Babamin memuriyetteki ilk tayin yeri Zonguldak – Catalagzi’na tasinmisiz. Kucucuk bir kasaba , bir ev tutulmus , yerlesmisiz. Annemin ilk uzaklara gidisi , aileden ayri ilk yalniz kalisi. Onceleri, babamin muduru olan bey ve hanimi ilgileniyor bizimle.. Fakat bir sure sonra annem hoslanmiyor durumdan. Cunku mudur beyin hanimi surekli birlikte olunsun istiyor. Temizlik yapacak, yemek yapacak, misafirleri geliyor yardim edilecek hep annemi yaninda istiyor. Annem bakiyor ki bu isin sonunda kendi evine ve ailesine zaman ayiramayacak, ustelik bos konusmalarla g... Devamı

BAYRAMLARDA COCUK OLMAK

2007-10-12 06:01:00

      Yillar, yillar onceydi. Ilkokul ikinci siniftaydim. Bir Ramazan Bayrami sabahi cok istememe ragmen gozlerimi acamiyor ,yutkunamiyor, kolumu bile kipirdatamiyordum. Agir bir anjin geciriyordum. Hasta yatagimin basucunda temiz bayramliklarim…. Ter icinde uyandigimda vakit oglene yakindi. Kipirdandigimi goren annem , babam hemen kosup yanima gelmisti. Ben , bana gulumseyen , elini alnima koyarak “ atesi dusmus” diyen babami gorunce: “Baba bayram namazina mi gidiyorsun?” diye sormustum. Babam gulumseyerek :”Gittim geldim evladim oglen oldu” diye cevapladi. Hickirarak ag;amaya basladim “Ama olmaz, sayilmaz bu , ben uyanamadim, bayramliklarimi giyip seni kapida karsilayamadim, elini opemedim. Boyle bayram olurmu?…”    Evet bayramlar ; sabah namazinda uyanmak, tertemiz giyinmek, evi toplamaya anneye yardim etmek, bayram namazindan donen babayi sevinc icinde kapida karsilamak sonrada sirayla anne babanin ellerini operek bayramlasmak ile baslardi….  Bu torenin ardindan ailece edilen kahvaltinin lezzetine doyulmazdi. Hemen sonra da kapi calmaya baslar, neredeyse oglene kadar mahallenin butun cocuklari sirayla bayramlasmak icin akin ederlerdi.  Onlar icin ozel sekerler alinir, harcliklar onceden hazirlanirdi. Hatirlarim, rahmetli Hakki dedem bir kac gun onceden bozuk para hazirlardi. Bursa’nin Uludaga yaslanmis yamacindaki iki katli kucuk evin kapisini calan cocuklar bayram harcliklari icin siraya girerlerdi…. Pencereden baktigimda ailece tertemiz giyinmis bayramlasmaya giden aileleri gorur, onlari seyretmeye bayilirdim. Cocuklar sevinc icinde sekerek yururler, anne babalarinin ellerinden tutar heyecan icinde misafirliklere giderledi… O zamanlardaki hissedilen cosku oyle farkli oyle guzeldi ki! Evin kapisi hep calsin, hep birileri gelsin, bende tatli ve kahve sevisi yapayim , seker tutayim isterdim… Insanlar hep sevgiyle birbirlerine sarilsin... Devamı

RAMAZAN AYI

2006-09-23 19:48:00

  Yarin  yeni bir gun , yeni bir Ramazan ayi basliyor Insaallah Rabbim bize bu yil da mubarek Ramazan ayina erismeyi nasip etti. Az once dusunuyordum da; sorsak herkes “Ah o eski Ramazanlar!!” diye soze basliyor. Hep eski yasadigimiz guzelliklerden, cocuklugumuzda aldigimiz manevi lezzetlerden bahsediyoruz… Eskiyi ozlemle aniyoruz. Oysa insanin hafizasi oldukca  ilginc… Genellikle iyi izler birakan , sevinc ve mutlulukla dolu anlar pek unutulmuyor. Ancak, bize uzuntu veren, kotu izler birakan hatiralar ise geriye atiliyor, pek hatirlanmak istenmediginden herhalde kolayca akla gelmiyor. Iste biz de o guzel maneviyat yuklu anlari hep mutluluk ve ozlemle aniyoruz. Bilirim annem , babam ya da buyukanne buyukbabalar da “Ah eski Ramazanlar!...” diye anlatmaya baslarlardi: sanirim bizim cocuklarimiz da oyle diyecekler gunu geldiginde. .. Gecmise duyulan  ozlem, aslinda gunundeyken tam yasanip degeri hakkiyla verilmemislere duyulan ozlem midir yoksa ? Oysa gecmis gecmistir, donmeyecek… Guzel hatiralar hos, ders almak, ozlemek, anmak guzel ancak, sikayetlenmenin bu gune faydasi yok…. Gelecek ise belirsiz, bir an sonra ne bekliyor bizi bilmiyoruz….. Onun icin simdiden hayiflanmak da ne denli bosa harcana zaman degil mi? Elimizdeki hazine ise su an , icinde bulundugumuz… Onu nasil degerlendirdigimiz…. Ben kendi adima dedim ki: eger mubarek Ramazan ayi  bu kadar onemli, icindeki o mubarek Kadir gecesi ile birlikte iyi degerlendirildiginde 80 yillik omre bedel ise….. O zaman su onumuzdeki bir ayi hayatimizin en guzel Ramazan ayi olarak neden degerlendirmeyelim.?  Neden bu gune kadar yasadiklarimizdan daha iyi idrak etmiyelim. ? Attigimiz her adimda, sarfettigimiz her sozde, her bir insan verdigimiz selamda, bir cocugun basini oksayisimizda, iftarda yedigimiz her lokmada, ictigimiz bir yudum suda, vardigimiz her secdede , her ettigimiz duada, her zikirde, kendimizi biraz daha as... Devamı

GUZELLIKLER

2006-09-29 19:46:00

    Guzellikler oyle cok ki…. Penceremden bakiyorum tam aksam ezani saati gokyuzu turuncu, kirmizi , mor ve mavinin en guzel , en koyu tonlari ile bezenmis… Parkin icindeki caminin iki minaresinin arasindan batiyor gunes. Caminin onunde sofralar serilmis. Bir kalabalik…. Son yarim saatte uzun yer sofralarinin iki yanina dizilmis isciler… Hep birlikte dualar ile oruc aciyorlar, hep birlikte namazlarini kiliyorlar. Bir filim seridi gibi… Gormelisiniz… O an yollar birden bosaliyor. Kim nerede bulduysa bir yudum icecek su birakmis arabasini iftar ediyor…. Ya karanlik bastiktan sonra teravih namazlari…. Gecenin icinden dalga dalga yayiliyor her yana billiur gibi sesle okunan Kur’an-i Kerim… Havalar biraz serinledi, simdi parklardaki oyun yerlerini dolduruyor sevinc icinde cocuklar.  Insanlar ozlemisler yurumeyi, deniz kenarinda uzun yuruyusler yapiyorlar , hafif esen ruzgarin serinligini hissetmek oyle guzel ki… Bunlar hepsi ne guzel nimetler… Insan daima elinde olan guzelliklerin pek farkina varamiyor, sukrunu edemiyor galiba. Ondan mahrum kalinca ortaya cikiyor , kiymete biniyor. Hafif esen bir ruzgar bile ne buyuk nimet…. Ozlemeyene anlatmak cok zor...    Hani cok meshur bir hikaye vardir ya..…  Kucuk balik merakla sormus annesine:   " Anne su diye birsey varmis, anlatsana bana nasildir,  gostersene bana gormek istiyorum." Anne balik:" Evladim, demis, Sen bana suyun olmadigi bir yer goster de ben de sana suyu gostereyim, anlatabileyim….”     Iste oylesine sarmis ki her yanimizi Rabbbimizin ihsani olan, buyuk bir rahmet ile bize sundugu nimetler, icinde oldugumuzdan farkina varamiyoruz bizleri nasil kusattigini… Bir adim disarida durmayi basarabilsek manen, ve de farkina varabilsek onlarin….   Iste o an belki aldigimiz her nefes icin, uyanabildigimiz her sabah icin, bir cift gulen goz, guler ... Devamı

BEGUM KIZ

2006-05-20 15:44:00

  Bu sabah uyandığımda bir an düşündüm bu gün bir şey vardı, önemli bir gündü bizim aile için…. Evet 11 yıl önce bu gün…. Rabbim büyük kızımı göndermişti bize… Bebecik tam sabah ezanı okunurken merhaba demişti hayata…. Minicikti sadece 2 kilo 700 gram. Onu ilk gördüğümde acaba dokunsan biryeri incinirmi , kırılırmı diye korkmuştum. Öyle büyük bir mucize idi ki. Rabbimden mucize istiyenlere….. minnacık eller ayaklar ,minicik burun…. Elhamdülullah hiçbir sağlık sorunumuz olmadı. Ona, Büşra dedik evimize müjdelerele geldiği için, Begüm dedik evimizin prensesi olduğu için , baharda begüm çiçekleri gibi açtığı için… Evimize geldiğimizde bize birlikte paylaşıp öğreneceğimiz yepyeni bir dünyanın kapıları açılmıştı. Hayatımıza birlikte yeniden bir düzen verdik. Birlik yedik, uyuduk , oynadık, güldük….   Bir yıl dört ay sonra birden bire büyüyüvermişti Begümcük. Ablaydı artık. Onun gibi bir prenses Banu gelivermişti hemen ardından. Gerçekten adı gibi bir hanımefendi olsun diye Betül ismini de vermiştik bu güleryüzli pamuk gibi bembeyaz pembe yanaklı bebeciğe. Onunla evimize ilk adım attığımız gün, Begümcük tam 16 aylıktı. Hiç yadırgamadı ailemizin yeni üyesini. Sanki hep birlikteydik. Birkaç ay sonra iki kardeş birlikte oynamaya , paylaşmaya başladıkları günden itibaran herşey daha bir eğlenceli oldu bizim için. İlkokula başladığı günden beri hiç evde tamgün geçirmemiş olan ben , artık bütün zamanımı bu iki muhteşem emanet ile birlikte geçiriyordum. Evimiz bizim herşeyimizdi. Çocukluğumu onlarla birlikte yeniden yaşadım. Birlikte küç&uu... Devamı

BETUL KIZIM

2006-09-20 19:41:00

  On yil once bu gundu… 20 Eylul 1996 … Guzel ve ilik bir sonbahar gecesinde, geceyarisini birkac dakika gece, ailemizin en kucuk uyesi ile kavusmustuk. O ilk gunden isil isil gozleri ve gulen yuzu ile bizlerin sevgilisi olmustu.  Gerci aglayarak bizi uykusuz biraktigi geceler de cok olmustu ama birlikte her guclugu asmistik.   Her yaptigi is gibi dunyaya gelisi de acele ile olmustu. Daha minicikken her isi kendi basarmak isterdi. “Ben yapicam” dedi mi akan sular dururdu. Hic unutmuyorum 1,5 yasinda idi kendi basina giyinmeye basladiginda.,  uzun coraplari ve ayakkabilari dahil!.  Hani su “basarili olmanin sirlari” gibi kitaplari yazanlar var ya, Betul’u tanisalar eminim kitaplarini yenibastan yazarlar. Ondaki istek gucunu hayatta baska kimsede gormedim ben. Bu yaradilisindan gelen ozel huy ile isteyip de vagectigi bir sey , baslayip da bitiremedigi bir is olmuyor.  Bazen onunla birlikte, onun temposunda yasamaktan yorgun dustugumuz oluyor…. Hadi simdi sunu yapiyoruz, ya da suraya gidiyoruz dedi mi vazgecirmek nerdeyse imkansiz. Muthis bir enerjisi var, yoruldugunu , biktigini hic gormedim simdiye dek. Ya konusmaya basladigi ilk zamanlardan beri soylenen her soz, anlatilan her sey icin “iyi ama anne neden?” diye baslayan uzun soru yagmurlari…   Evde, okulda , heryerde gozu kara … Ben yaparim dedimi vazgecmesi sozkonusu degil. Eline aldigi seyi boza yapa ogreniyor. Bir de  inanilmaz bir duzen ve estetik kaygisi var. Daha iki uc yasindaydi, yere dusen minik koltuk yastiklarini koltuklara sirayla ve duzenli yerlestirdiginde. Yatagina orttugum ortuyu, carsafin kirisiklarini  begenmez, kendisi birdaha dumduz yeniden yapardi yatagini. Masasinin uzerinde her zaman heresy yerli yerindedir. Dolabini actiginizda, sanki bir magzanin raflarina bakiyormus sanirsiniz kendinizi… Kitaplari cinslerine ve boy sirasina gore dizilmistir.   Bakarsiniz... Devamı

KUSLAR

2006-12-04 17:39:00

Yavas yavas gun agariyordu . Gunesin ilk isiklari denizin uzerinde kipirdaniyor , palmiye agaclarinin uzun golgeleri birbirlerine dokunuyordu.Evimizin onundeki parkta yuzlerce kus, kumeler halinde havalaniyor, sonra yesil cimenlerin uzerine dogru pike yaparak hep birlikte hizle iniyorlardi. Aksam piknik yapanlarin doktukleri kirintilari kapisiyorlardi. Bu saatleri cok seviyorum. Penceremin onundeki koltuga gomulmus heyecanla onlari seyrediyorum. Bir bulut gibi havalaniyor sonra hep birlikte dalisa geciyorlar. Birden aklima geliyor, nasil boyle yuzlercesi ayni anda havalaniyor ve konuyor da kanatlari birbirine carpmiyor. Hic bir hata olmadan bu kadar mukemmellikte, ahenk ile haraket edebiliyorlar? Bu ne muhtesem bir yaratma sanatidir Ya Rabbi! Oysa 5 km uzaktaki havaalanina inmek icin ucaklar sabaha kadar gokyuzunde tur atip sira bekliyorlar. Iste kusun kanadindaki mucize… Mucize bekleyenlere…Az sonra cikip parkta yuruyecegim her sabahki gibi. Kuslar basimin uzerinde ucusacaklar daha cok dikkat etmeliyim bu muhtesem kanatlara. Ya karincalar ?… Obek obek kabarttiklari karinca yuvalarindan ip gibi intizamli ayrilip yiyecek aramaya gidiyorlar. Aklima birden karinca gibi kalabalik alisveris merkezleri geliyor. Her saat dolup tasiyorlar. Bir izdiham kasalarin onunde ki , sormayin …. Bu konuda karincalari ornek aliyoruz demek ki! Durmadan satinalip evimize tasiyoruz. Hani Bediuzzamanin dedigi gibi karinca bir iki bugday tanesi ile bir kis gecirebilecekken, bu ona yetebilecekken yuzlercesini evine tasir belkide onun icin ayaklar altinda kalir bazen ezilir gider, oysa ari kendisi icin degil baskalari faydalansin diye cicekten cicege ucar , cicek ozlerini tasir kovanina bal yapmak icin hic usanmadan, ve bu baldan tum insanlar sifa bulur. Onun icindir ki baslar uzerinde ucar hep. Iste biz de karincalar icin ihtiyaci ve fazlasini tasir dururuz evimize… Bu yonlerini ornek almsiz da , niye gercekten ornek almamiz gereken yonlerini goz ardi etmisiz ac... Devamı

ONKODAY'in COCUKLARI

2006-12-04 07:10:00

Kibris’ta yasadigimiz yillarda , bir sabah erkenden telefonum caldi . Arayan annecigimdi: “ Bu gun Inegol’un koylerine bir hasta cocugu ve ailesini ziyarete gidecegiz. Bizdeki dolapta kizlarin oyuncaklari var izin verirseniz onlardan da gotureyim mi?” diye soruyordu . Hemen; “Aman annecigim hepsini al, kutusuyla birlikte gotur ! “ dedim. Annem kanser hastalari icin kurulmus olan bir dernekte gonullu calisiyor. . Onkoday Bursa ve cevresinde elinden geldigince hastalara yardimci olmaya calisiyor. Onlara hem hastaliklarinin tedavisi icin , maddi imkansizliklarini asmak icin, hem de manevi destek saglamak icin ugras veriyor. Calisanlarin hemen hepsi ya onkoloji hastasi ya da doktoru. Annecigim de orada cocuklardan sorumlu. Onkoday’in cocuklari ya hasta, yada hasta cocugu. Onlara, tedavi, ilac, egitim bursu, gida, giyecek gibi konularda imkanlari nisbetinde yardimci olmaya calisiyorlar. Fikriye anne’nin orada yuz kadar cocugu var. Aksami zor bekledim hikayenin tamamini ve sonucunu ogrenebilmek icin. Aksamdan sonra aradim ve sordum. “Ne oldu, ne yaptiniz bugun?” Bir haber uzerine bir hafta once ilk kez gitmisler ayni koye. Arayip da cagiran, koyun ilkokul ogretmeni. En iyi, en caliskan ogrencisi icin aramis ogretmen. Cocukcagiz besinci sinifta ve hasta. Babasi yok, anne zihinsel engelli. Ninesi hem cocuga hem kiz kardesine hem de anneye ve yine zihinsel engelli obur kizina bakmaya calisiyor. Ev , ciplak dort duvar. Konu komsunun yardimi ile hayatlarini surdurmeye calisiyorlar. Ilk ziyarette kapiyi calmislar , nine acmis : “Siz de kimsinin ne istiyosunuz?” demis. “Dernekten geliyoruz biz nine, yardim etmek istiyoruz.” demisler. “ Secimler mi var yine partiden mi geliyonuz?” diye sormus. Oglanin hastaligini tedavi ettirmek icin geldiklerini, ihtiyaclarini ogrenmek istediklerini aciklamislar. Bastan pek akli yatmamis ninenin , fakat sonra ogretmen ve muhtar da tesdik edince so... Devamı

COCUKLARIMIZ

2006-12-03 07:32:00

Internetin basina oturmus gunun ilk gelismelerini ogrenmek istiyorum. Ulkemden uzaktayim neler olup bitiyor merak ediyorum. Turkiye’den herhangi bir televizyonu izleyemiyorum . Bunun icin internet cok onem tasiyor. Sirayla haber kanallarini dolasiyorum….. ve gazeteleri…. Televiziyon kanallarini …. Inanirmisiniz pisman oluyorum. Keski hic ama hic bakmasaydim diyorum. Bir haber kanalinin “guncel” kisminda yer alan haberlerin tamami cinayet, gasp, kaza sonucu olum ve yaralanma ile ilgili. Siyasi haberler ise …… Allahim hic mi iyi birsey olmuyor bu memlekette. Daha cok satabilme , daha cok izleyici bulabilme kaygisi ile mi yapiliyor bu haberler. Gecen aksam burdaki bir Turk arkadaslara gitmistik . orlar Turkiye den TV kanallarini cekebilecek bir cihaz getirmisler. Oturdugumuz kadar haberleri seyrettik. En sonunda dayanamadim “kapatabilirmiyiz lutfen” diye sorduk. Burada cok cesitli ulkelerin Tv lerini seyrediyoruz, bizimkiler kadar felaket habercisi olan yok iclerinde… Yada dunyayi sadece magzinden ibaret sayan…. Aslinda insanlara ne verirseniz onu aliyorsunuz. Siddetle buyuyen cocuklar siddet uyguluyor ileride …. Sasirmamak lazim…Kotu olan normallesiyor seyredildikce…. Yillar once, biz uc bes yaslarinda iken, bir aile yemege davet etmis bizleri. Masa epey kalabalik, bembeyaz masa ortusu, ozenle hazirlanmis bir sofra ve cesit cesit yiyecekler... Bizimkiler; “Cocuklari ayrica yedirsek “diyecek olmus, evsahibi bey ; “Olurmu oyle sey onlar bizim misafirimiz. Sonra ben cocuklarimi en kucuk yaslarindan itibaren misafirlerimin sofrasina oturturum. Yoksa nasil ogrenecekler nasil davranmalari gerektigini” demis. Annem her firsat oldugunda ve yeri geldiginde anlatir bu anisini. Evet biz cocuklarimizi nasil egitirsek, nasil deger verirsek , nasil seversek onlar da oyle oluyorlar zaman icinde. ....Simdi bakiyorsunuz herkes panik icinde, gencligin icinde bulundugu durum... Devamı