SABIR VE SUKUR
Pazartesi, Eylül 19, 2009 · Kategori: TEFEKKUR
*********
Oglen olmak uzereydi.. Elimde kahve fincanim pencerenin onune oturdum . Disarida oyle guclu bir sicak vardi ki balkona bile cikmayi goze alamamistim. Camlara elimi surdum, renkli camlar gunes isigindan isinmisti. Havada agir birde nem vardi. Gokyuzunun o guzelim mavisi , sarimtirak bir sis tabakasi ardinda kaybolmustu. Yanibasimizda hizla yukselen insaata baktim. Isciler , baslarini, yuzlerini sarmislar karincalar gibi calismaya devam ediyorlardi. Nede hizli yukseliyor bu insaat diye dusundum. Daha baslayali iki ay bile olmadi oysa. Simdiye dek hicbir yerde bu kadar hizla ilerleyen , bu kadar cok sayida gokdelen insaatini bir arada gormemistim. Isciler , is makinalari gece gunduz calisiyordu. Isciler ise Hintli, Afgan yada Bangladesli. Gulumsedim. Aslinda bu modern yuzlu yeni dunya sehrinin gercek kuruculari bu isciler diye dusundum.
Oglen ezani duyuldu. Insani etkileyen , gur ve berrak bir sesle okunuyordu. Bir kipirdanma oldu isciler arasinda . Baktim, bir karton , bir koli parcasi, bir cimento cuvali bulan , uzerinde namaza duruyordu. Yuce yaradanin huzurunda , o muthis sicak altinda , kavrulmus bedenler saflar olusturuyordu. ….Tam gun calisan klimanin serinligini daha bir cok hissettim sirtimda bir an. ……dondum……
Penceremin onune geri dondugumde adamcagizlar kucuk gruplar halinde kizgin betonlara oturmus , birer madeni kabin icersindeki yemeklerini paylasarak yiyiyor , sohbet ediyorlardi. Birden cok neseli , mutlu gorundukleri dikkatimi cekti. Yemeklerini bitirenler ise yine betonlarin uzerinde uzanmis , yorgun bedenlerini biraz da olsun dinlendirebilmek icin uyumaya calisiyorlardi… Bir iki gun once gormustum de uzun uzun dusunmustum bu manzara uzerine . : ’Aslinda belki de onlar bizden , buradaki pekcok kisiden daha mutlu ve huzurlu gorunuyorlardi. Calisacak isleri var, yiyecek ekmekleri var hatta para biriktirip memleketlerindeki ailelerine de yollayabiliyorlar. Baskaca bir kaygilari da yok. Bizim ugrastigimiz yapay problemler onlari hic ilgilendirmiyor bile. Bir araya geldiklerinde oturup sukrediyorlar ve huzur icinde muhabbet ediyorlar” . Evet findik kabugunu doldurmayacak dertler edinenlerin yapay problemlerinin , findiga can verenle ilgilenenler icin hic bir onemi olmayacagini anlamak zor degil…..
Bizim evin esyasini da dort bes Afganli tasimisti. Onlari hatirladim bir an. Bir dusunun , biz agir bir esyayi birer ucundan tutsak , tasimaya kalsak, birbirimize nasil komut yada isaret veririz, nasil sesleniriz. ‘Dur , yavas , hadi yavas yavas” falan deriz degil mi? Onlar ise her esyayi yukleniklerinde birbirlerine sadece” Sabir sabir sabir’ diyorlardi. Koca gun bir evi yerlestirdiler agizlarindan baskaca birsey cikmadi.. Ne bir ah , nede of… sadece sabir , sabir, sabir …..
Sabretmeyi biliyorlar dedim, sukretmeyi de biliyorlar, zikretmeyi de…. Birde fikredebiliyorlarsa ….. Utandim … Yasamim boyunca sarfetmis oldugum her memnuniyetsizlik ifade
Sabir ve sukurle ilgili bir hikayeyi hatirladim birden . : “ Hicretin ikinci asrinda iki Allah dostu yasarmis . Birinin adi Sakik, digeri Ibrahim Ethem… Iste bu iki veli karsi karsiya oturmus sohbet ederken , Sakik sormus:’ Nasil yasiyorsunuz? ‘ Ibrahim Ethem :’ nasil yasayacagiz.. Bulursak sukrediyoruz. Bulamazsak sabrediyoruz…’diye cevaplamis. Sakik” Bizim Horasanin kopekleri de boyle yaparlar.” Demis. Bu cevaba sasiran Ibrahim Ethem: “Ya siz ne yapiyorsunuz?’ deyince Sakik:” biz mi? Bulursak bizden daha muhtac olanlara veriyoruz . Bulamazsak sukrediyoruz. Ibrahim Ethem ayaga kalkip dostunun elini opmus. Iste marifet sirrina erenler boyle tatli tatli konusur ve birbirlerinden tatli tatli ayrilirmis. Herkes noksanini gormege, gidermeye , bilmedigini ogrenmeye calisirmis……
Iste burdaki iscilerde her daim sabrediyor , bulamadiginda sukredip buldugunda ise hep beraber paylasiyorlardi benim gozledigim. Bu hikaye canlaniverdi gozumde…
Onlardan ogrenilecek ders alinacak cok sey var diye dusundum…Kendimize dert edindigimiz anlamsiz yapay sorunlari bir tarafa birakip dusunmeliyiz biz de ….. Daha cok cok kullanmaliyiz bu uc kelimeyi sabir , sukur ve zikir . Bir de fikretmeliyiz. Dusunmeliyiz . Belki de en az yaptigimiz sey bu bu yasam kargasasinin icinde . Programlanmis robotlar gibi haraket ediyoruz. Gazete denilen kagit parcalari, televizyon proramlari , etrafimizdakilerin hic durmadan yaptiklari yorumlar ve yonlendirmeler…. Ve daha pekcok olumsuz etken programliyor bizi. Oysa bir basarabilsek dusunmeyi, farkina varmayi … etrafimiz oyle guzelliklerle mucizelerle dolu ki…. Her kotu dedigimizde de ne dersler ne guzellikler sakli….
Kardescigimin dedigi gibi “… dusunelim katiksizligi, safligi; eldegmemisligi, dokunulmamisligi ,salt olani ve guvenelim kendimize….
Salt olan, mutlak olan oyle bir ates ki, ates ustune ates. Oyle bir yag ki nerdeyse kendi kendini tutusturacak billurlukta. Ve salt guzellik nurun adi , kim ne derse desin senin icinde… Neyi gormek istersen onu gorursun, neye dokunmak istersen ona dokunursun. Sen ugrunda evrenin yaratildigisin.
Dusunelim ve artik farkina varalim bazi seylerin….
Yorum Gönder
Yazan:zelihagokcepinar | Tarih: 2006-11-09 18:15:50Konu: Kaleminize kuveet
Her insan yaptığına bir fiyat biçmekte. Allah'ın ise verdiği bunca nimete biçtiği fiyat nedir? Cevap yazınızın içinde galiba . Zikir, şükür ve fikir ...
Gönlünüze sağlık ...
Bağlantı » »