RAMAZAN ANILARI 3

2013-07-16 07:33:00
 
 
Sonunda bu yıl da ne zamandır hasretle beklediğimiz mübarek Ramazan ayına kavuştuk...
Bu günlerdeki maneviyat ve coşku ne büyüktür değil mi? küçüklüğümüzden beridir bir coşku , bir heyecan... Hatırlarım da daha okula bile gitmezdik belki , Ramazan da bizi sahura çağırmayacaklar diye uykumuz hafiflerdi adeta, mutfaktan gelen tıkırtıları duyduk mu uykulu uykulu sofraya gelir otururduk. Oruç tutmasak da sanki o sahur yemekleri dünyanın en essiz yiyecekleriydi. Kaçırmak istemezdik... Sanki taze pişirilmiş pilavın kokusu da bir başkaydı , üzüm hoşafı da.. Normal günde hiç yemezdim hoşaf ve kompostoyu ama sahurda ne tatlı gelirdi..
 
Sonra zaman geçti birer ikişer gün başladık oruç tutmaya.. Kendimize güvenimiz bir arttı ki sormayın.. Annem sabah evden çıkarken iyice tembihlerdi , kimse ile tartışmayın, sakin olaki kötü bir laf söylemeyin, kimsenin kalbini kırmayın orucunuz bozulur sonra diye... Sanki her yanımızı saran meleklerin hafifliği ile kendimi bulutlara yükselmiş hissederim, ayaklarım yere değmezdi bütün gün.. Hele o iftar sofrasını hazırlamak , ne zevkliydi.. Babamın işten gelişini beklemek için pencerenin önündeki yerimi alırdım. Bakardım zengin fakir , kim olursa olsun elinde ufacık da olsa bir paket, bir pide evine doğru koşar adım geliyor... Herkeste bir huzur ve mutluluk hissederdim.. Kalem gibi göğe uzanan minarelerdeki kandillerin yanmasını heyecanla seyreder , ezan sesiyle sofraya koşardık. Hayattaki en lezzetli yemeklerdi onlar.. Hele birde iftara gidilmişse, yada iftara misafir çağrılmışsa sevincimiz , mutluluğumuz daha da katlanarak buyurdu... Sevinci, coşkuyu, ekmeği paylaşmanın bereketi nasıl arttırdığına şahit olurduk.
 
Bir bayram tatili için Ramazanın son günlerinde Bursa’ya dedemlere gelmiştik , Bayram alışverişi için çarşıya çıktığımız gün epey yorulmuş ve susamış olarak eve döndük. İftara daha iki saate yakın zaman vardı.. Bendeki açlık ve susuzluk had safhaya varmıştı.. İçim kazınıyordu, boğazım kurumuştu. O sene ilkokul 5. sınıfta olmalıyım ki Ramazan ayının yarısına yakınında oruç tutmuştum.
 
O gün de yine kendi isteğimle Oruca niyetlenmiştim. Ama çocuk aklı işte öyle susamışım ki anneme yalvarmaya başladım. ‘Annecim ne olur şu içeyim dayanamıyorum, baylıcam şimdi.. Ne olur’ Annem beni karşısına aldı. “Evladım dedi. Oruca niyetlenmen için seni zorlamadım. Gece kendiliğinden sahura kalktın, niyet te ettin. Üstelik bugün de çarşıya gideceğimizi biliyordun. Yapacak birşey yok. Şu içemezssin sonra orucun bozulur… Niyet etmek Allah’a söz vermektir. Sözünden dönemezsin. Müslüman söz verdimi tutar… Ben senin iftara kadar bekleyebileceğine inanıyorum. Hadi içeriye git istersen biraz yat. Açlığı , susuzluğu değil de başka şeyleri düşün.. Çok şükür ki senin bir iki saat sonra yiyeceğin yemeğin içeceğin suyun var. Ya onlara bile sahip olmayan çocuklar napiyor, nasıl yaşıyor.. Bence şükret ve bekle..”
 
Dediğini yaptım ve kendimi zorlayarak iftara kadar dayandım.. O iftarda pencerenin önünde beklediğim ezan , hayatta duyduğum en güzel ezan, yanan kandiller en parlak kandillerdi herhalde.. Hele içtiğim şu , kaşıkladığım çorba ne de lezzetliydi.. Sofradaki herkes bana aferin demişti.. Kendimi çok iyi hissetmiştim.. Yeterince güçlüydüm, söz vermiştim niyet etmiştim ve bozmamıştım. Allahıma şükrettim
 
Gerçekten huzura , barışa, maneviyata , birlik ve beraberliğe, paylaşmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç olan şu günlerde
Mübarek Ramazan ayı bütün insanlık için hayırlara vesile olur inşaallah.
 
Muhabbetle...
 

0
0
0
Yorum Yaz