RAMAZAN ANILARI 1

2013-07-14 10:13:00

 

Yirmi İki yıl önce, İngiltedeyim. Dil okulu için gitmiştim ve pansiyoner olarak bir evde kalıyordum … Ev sahibi bayan 50 yaşlarında İngiliz , beyi Fransız… Brezilyalı bir kızla aynı odayı paylaşıyorum. Bir başka odada ise Japon bir kız daha kalıyor. Birbirimize alışmaya ve yarıbuçuk dilimiz ile anlaşmaya çalışıyoruz. Ev sahibimiz her sabah kahvaltımızı ve akşam yemeğimizi hazırlıyor . yemekten sonra sofrayı kaldırmaya yardım etmek istiyorum. "hayır gerek yok bu benim görevim"diyor Israr ediyorum Evde de hep böyle yaptığımı burdada kendimi evde gibi hissetmek istediğimi söylemeye çalışıyorum. Zorla kabul ediyor.

Bir buçuk ay kadar sonra Ramazan Ayı geliyor. Kadıncağıza gidip oruç tumam gerektiğini bunun için de sabah yemek hakkım olan kahvaltımı yatmadan önce yada gece yiyip yiyemeyeceğimi soruyorum. "Peki olur diyor sen bana ne zaman başlayacağını söyle ." "Ama diyorum biz bütün gün yemek yemiyoruz , akşam yemeğini ise tam hava kararacak olduğunda yiyiyoruz. Sizin yemek saatine hiç uymuyor ben sizden yaklaşık bir buçuk saat sonra yemeliyim, üstelik bu saat her gün birkaç dakika daha farklılaşıyor.. Siz benim payımı ayırırsınız ben de sonra ısıtır yerim." Ona da tamam diyor. Çok seviniyorum.
Gerçekten de söylediğim gece saat 12 de kadıncağızı mutfakta bana kahvaltı hazırlarken buluyorum.

Ramazanin ilk gecesi yemeğimi tek başıma hava kararınca yiyiyorum. Ertesi aksam ev sahibim beni yanına çağırıyor, bir kağıt uzatıyor hayretle bakıyorum bir imsakiye… Kocasının işyerinde bir müslüman varmış ondan istemişler ben yemek saatlerimi daha iyi bileyim diye..... Çok seviniyorum, teşekkür ediyorum. Elimden imsakiyeyi alıp buzdolabının üzerine asıyor "Biz dün akşam öbür kızlarla ve eşimle konuştuk ve bir karara vardık. Seni yemek için öyle tekbaşına bırakmak , sonra yalnız yemen içimize sinmedi. Her akşam yemeği bu saat takvimine göre hazırlayacağım sen de bizimle birlikte orucunu açar yersin "diyor. Şaşırıyorum. Teşekkür ediyorum.

Gerçekten de Ramazan boyunca her akşam imsakiyeye göre yemek hazırlıyorlar ve ateist olan ev sahiplerim, katolik hristiyan oda arkadaşım ve ölünce ruhların gökte birer yıldız olduğuna inanan Japon arkadaş benimle birlikte iftar saati akşam yemeklerini yiyorlar……..Bu arada her yemekte , orucun ne olduğunu nasıl ve neden tutulması gerektiğini , İslamda ibatedin nasıl yapıldığını ve İslamiyet üzerine pek çok şey soruyorlar. Mahçup olmamak için her gün okuyorum , çalışıyorum, kelimelerin İngilizcelerini öğrenmeye ve dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. "Sizin kutsal kitabınızı getir de görelim" diyor Brezilyalı oda arkadaşım. Allahıma çok çok şükrediyorum İstanbuldan ayrılmadan önce, küçük boy Türkçe meallı bir Kur'an-ı Kerim'i çantama koyduğum için. Getirip gösteriyorum ve sordukları sorulara karşılıklar ararken belki de ilk kez Türkçe mealini tekrar tekrar okumak zorunda kalıyorum. …

Bu arada dil okulunda başka Türk arkadaşlar da var . Bazıları gurbette oruç tutulur mu diyerek beni eleştiriyor.
Yine bir ders arasında kantinde oturuyoruz. Ellerinde çay ve kahvelerle oturduğumuz masaya gelerek ileri geri konuşmaya, benimle bir nevi alay etmeye başlıyorlar. Oruçluyum diyorum sinirlenmemeye çalışıyorum, cevap vermiyorum… O sırada bizim sınıftaki Alman bir öğrencinin sert sesi duyuluyor. “Rahat bırakın arkadaşı diyor. Siz müslümanmısınız. Sorsak evet diyeceksiniz. Bayram gelince kutlayacaksınız. Ama bu kızın ibadeti ile alay ediyorsunuz. Ben ise onu tebrik ediyorum. Her şartta inandığı şekilde davranıyor çünkü. İnanç ve imanla dalga geçilmez. Bakın ben Hristiyanım ve şükran günü için kalkıp ta buradan Almanya’ya gideceğim, ailemle beraber olmak için.. Çünkü dinimin gereği öyle.. Sizde madem yapmıyorsunuz, inandığınız gibi yaşamıyorsunuz, çenenizi kapayın da günaha girmeyin. “
Ortada buz gibi bir hava esiyor. Az önce gülerek konuşanlar başları önde afedersin deyip oradan uzaklaşıyorlar. Ben de Alman arkadaşa teşekkür ederek sınıfa doğru yöneliyorum… Allahıma da şükürler ediyorum


İşte yurt dışından, uzaklardan bir Ramazan öyküsü…

Muhabbetle...

0
0
0
Yorum Yaz