SEVGILILER GUNU

2013-02-13 07:38:00
SEVGILILER GUNU  |  görsel 1

  Medeni saydığımız dünyada , çılgın bir tüketim anlayışının içinde yuvarlanıp gidiyoruz.. Akıllara ve gönüllere tazyik her yerden geliyor... Görsel iletişim araçlar, yazılı basın , çevre , toplum.. Herşey bizi daha büyük bir hızla bireyselleştiriyor, yalnızlaştırıyor.... Hep kendimizi düşünmeye , kendi rahatımızı başkalarınınkinden üstün tutmaya yönlendiriyor.. Daha az veriyor daha çok istiyoruz.. Birbirimize karşılıksız gülümseyemiyoruz bile.. “ Önce ben …” diye başlayan birliktelikler ise hiç uzun ömürlü olamıyor.. Böyle bir girdabın içinde her türlü güzel duygudan nemalanmaya çalışan maddi hayat bizi kontrol altına almış... Unutturmaya çalıştığı güzel duyguları da sahiplenmiş yılda bir günlere hapsetmiş, ticarete çevirmiş... Dayatma hisler ve mutluluklar maddi armağanların içine sıkışmış kalmış .. İnsanlara sevgimizi verdiğimiz değeri senede bir gün illaki bir hediye ile mi göstereceğiz ? Bu mudur gerçek duyguların sözcüklere ve davranışlara dökülmesi.. ? Anneler günü, babalar günü , doğum günü, sevgililer günü , kadınlar günü , öğretmenler günü... uzayıp gidiyor bu liste... Biz bize dayatılan maddi refaha erişmek için etrafımıza ve sevgiyle sarılmamız gerekenlere gözlerimizi kapamış, çılgın bir koşuşturma içindeyiz... İşe , okula, alışverişe, Tv dizilerine, internete ... Herşeye zaman ayırıyoruz ama sevgiye zaman yok... Öyle mi? Birbirinizi Sevmedikçe Gerçek Mümin Olamazsınız , kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdi... Devamı

YASAM ELLERiMiZDE

2012-12-12 06:35:00
YASAM ELLERiMiZDE |  görsel 1

    Sevgili Dostlar , İşte bir gün daha doğdu, buralarda güneşli ... Bu gün ki ; gün bu gündür, an bu andır diyebileceğimiz...Her dakikası , her saniyesi inanılmaz değerli... Yaşamak , doğru dürüst bir insan olabilmek için bir şans daha verilmiş bize... Yaşadığımız her an böyledir değil mi? Bir şanstır kötülerden kurtulmak, yanlışlardan vazgeçmek, şükretmek, zikretmek, fikretmek ve idrak etmek için... İşte yaşam ellerimizde ... yoğurulup şekillendirilmek için bekliyor... Bırakın geçmişi, dünü, kırgınlıkları, üzüntüleri, mutsuzlukları, yanlışları... Dün geçti gitti cancagazim bu gün yeni birşeyler söylemek lazım demiyor mu Mevlana.. İdrak ettiğimiz an dönüm noktasıdır bizim için. Önce beynimizi temizleyelim olumsuzluklardan.. Bize negatif enerji veren düşünceleri, olayları , insanları düşünmeyi bırakalım, kırgınlıkları unutup yüklerimizden kurtulalım. Her dem taze doğarız diyerek selamlıyalım yeni günü... İnsan uğruna evrenin yaratıldığıdır değil mi? Öylesine değerli,, O zaman hazreti insan olmak için bize verilen bu değerli zamanı niye harcayalim ki olumsuz düşüncelerle.. Durum böyle olunca; fındık kabuğunu doldurmayacak tasaların , yapay problemlerin, fındığa can verenle ilgilenen bizler için hiçbir anlamı olmadığı ve hiçbir sorun yaratmıyacağını anlamak zor değil! değil mi? Düşünelim hep birlikte ; katiksizliği, saflığı, eldeğmemişliği, dokunulmamışlığı,kullanılmamışlığı, salt olanı, mutlak olanı düşünelim!  Ve güvenelim kendimize... Salt olan, mutlak olan, öyle bir ateştir ki , ateş üstüne ateş,... Öyle bir yağ ki, nerdeyse kendi kendini tutuşturacak billu... Devamı

BIR SABAH... MUHARREM... GAZZE... SABIR

2012-11-16 06:04:00
BIR SABAH... MUHARREM... GAZZE... SABIR |  görsel 1

Bir gece daha sabah oluyor ...  Penceremin önünden seyreyliyorum günü ...  Renkler yavaş yavaş siyahtan griye ve de turuncuya dönüşüyor...Gölgeler titriyor suyun üzerinde.. Aydınlanıyor dünya.. Muhteşem bir tablo... Yüce Yaratıcıyı işaret  ediyor..  Yeni bir hicri yıl başladı.. Muharrem ayındayız maneviyat yüksek.. Dillerde dualar...  Gönül coşkulu ... ... Gönül Hüzünlü..  Gönül yorgun...  Dünya bir garip mekan olmuş..  Her bir yerinde insanlar hüzünlü .. yorgun.. zulüm altında... aci cekiyor.. İmtihan şiddetli... Şiddetleniyor ve devam ediyor... Bebekler ağlıyor .. Analar ağlıyor... Bebekler ölüyor.. insanlık ölüyor...  Sahnelenen oyunu seyrediyoruz....  Duadayız her daim ... Elimizin ermedikleri için dua...  Ve sabır .. Bir vakte kadar ...  Çiçeksen baharı bekleyeceksin sabırla... Erken açmayacaksın , kış soğukları vurur. Baharın gelmesinden ümidi kesip , toprağın karanlıklarına teslim olmayacaksın, çürür yokolursun... Sabır Rabbin halıkıyetine , ibdasına güveni, bir iç direnci koruyarak baharı bekleme eylemidir.... Tohumsan , toprağın bağrında saklanmaktır mukarrer bir vakte kadar sabır... Karanlığa boyun eğmemektir. Üzerindeki yük altında ezilmemektir. Misyonunu unutmamaktır. Zamanı geldiğinde cidarı çatlatabilmek, toprağın üzerine doğru, ışığa doğru tırmanabilmektir. "Rabbimin dilediği bir gün var , ışığa çıkmak için, yaratılış misyonumu ifa etmek için" virdini her an diyebilmektir sabır..... Güneşsen bekleyeceksin, karanlığın koynunda doğum anını ... Enerjin yaradılış sırrında saklıdır. Aydınlığı ve karanlığı yaradana teslim olcaksın... Baharsan, kışın s... Devamı

Cilalanmadan nasıl Ayna olacaksın !

2012-11-13 08:33:00
Cilalanmadan nasıl Ayna olacaksın ! |  görsel 1

  Sevgili Dostlar, Sabah uyandığınızda kendinizi yine yorgun ve bezgin mi hissediyorsunuz?. Hayatla mücadele etmek sizin üzerinizde ağır bir yük mü oluşturuyor.? Çoğu zaman herşey istediğiniz gibi gitmiyor mu. ? Çok emek ve çaba sarfettiğiniz halde yaptıklarınız istediğiniz sonucu vermiyor mu? İşteki başarınız birileri tarafından engelleniyor mu? Yoksa bütün çabalarınız en yakınınızdakiler tarafından bile takdir edilmiyor mu? Ağır ekonomik prolemleriniz mi var . Kimse sizin fikirlerinizi önemsemiyor sözünüzü dinlemiyor mu? Artık size kimsenin umursamadığını mı düşünüyorsunuz.? Bulunduğunuz yerden uzaklaşmak mı istiyorsunuz.?   Evet bütün bunlar günlük yaşamımızda bizi sıklıkla sarıp sarmalayan duygular. Unutmayın bu zorlu yaşam mücadelesinde bunları tek hisseden siz değilsiniz. Hele son yüzyılda bu tür duygu çatışmalarına ve onların insan ruhu ve bedeni üzerinde yaptığı etkiye kısaca stress deyivermişiz.   Bu hissedilen baskı bazen öyle ağırlaşıyor ki insan çığlık atarak bağırmak , kaçmak kurtulmak, uyuyup tüm sorunlar hallolduktan sonra uyanmak istiyor.   Ancak bütün bu sıkıntı ve baskıdan kurtulmak da mümkün. Çok çetin bir süreç bizi bekliyor gibi gelebilir ama belki de nefes almak kadar kolay olabilir !!!   Öncelikle kabul etmemiz gereken en önemli nokta başımıza gelen hiçbirşeyin sebepsiz olmadığı . Belki bütün sorunlar bizden kaynaklanmıyor. Belki en ummadık şekilde belalar bizi buluyor, bazen en sevdiklerimizden en inanılmaz , en acı darbeler geliyor... Ama ne olursa olsun sebepsiz değil !!! En önemli sebep ise dünyanın ve bu dünyadaki yaşamın bir imtihan oluşu... Öyle ya zorluklar olmasa , musibetler olmasa doğru ile yanlış, iyi i... Devamı

NEFSİMLE HASBIHAL (1)

2012-11-12 10:03:00
NEFSİMLE HASBIHAL (1) |  görsel 1

    HAYATTA UNUTMAMAN GEREKEN DÖRT KURAL; İlk kural : " Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan,etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır,ya bizi bir yere götürürler yada bize bir şey öğretirler. İkinci kural : "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi eğiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Söyleyapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur.Hayır, ne yaşandıysa,yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de,hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir." Mükemmel olarak yaratılmıştır.  Üçüncü kural : " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey en doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır. Dördüncü kural: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir. Acı çeksen bile ......"  Acılarda bir gizli şevkat vardır. Kendilerine sabredenlere karşı daha insaflı olurlar.... Buna inan .. Acıların seni Rabbine döndürsün.... Kendinle barış önce, kıymetini anla , kabul et... Yaradılışındaki ince ihtimama ve sırra dikkat et .....  İnsanı Kamil olmak için yaradılmışsın sakin unutma.. . Tüm kalbinle kainatı sev .sev çünkü Yaradan herşeyi sevgi üzerine var etti.... Sonuna kadar hay... Devamı

GUN BATIMI

2012-10-18 07:58:00
GUN BATIMI |  görsel 1

    Tam gün batımı , güneşin kızıl sarı ışınları ile boyanmış yeryüzü.... Denizin mavisi, gökyüzü, çatılar, göğe doğru yükselen camla kaplı binalaların yüzleri hep turuncu işin hüzmeleri ile kaplanmış. Yangın yeri … Hafif bir serinlik çökmüş ortalığa, gündüzün nemi sıcağında nefes alamayanlar sokaklara dökülmüş.. Akşam ezanı yankılanıyor minarelerden… Bir gün daha sona eriyor… Akşamın alacakaranlığı  çökerken yavaş yavaş insanın gönlüne de bir hüzün , bir ürperti düşüyor. Gecenin sessizliğinde kendini daha mı iyi dinliyor insan… Ondan mıdır bu ürperti ? Kendiyle başbaşa kalması zordur aslında… Kendine dönüp vicdan aynasından bakabiliyorsa insan en değerli vakitlerdir bunlar.. Yedi kusur milyar insanın yaşamını sürdürdüğü bir dünyadayız. Nefes alıp veriyoruz. Öyle yada böyle bir topluluğun içindeyiz, sosyal ilişkilerimiz , bir çevremiz var. Yiyip içiyor, temel ihtiyaçlarımızı , hatta fazlasını karşılıyor, kimi etrafımızdakilerle anlaşıp mutlu oluyor, bazen seviyoruz onları ve de sevildiğimizi düşünüyoruz kimi zaman… Bazen mutlu bazen üzgün hissediyoruz kendimizi… Kırıldığımız gücendiğimiz anlar da oluyor, hatta öfke , kıskançlık, pişmanlık gibi duyguları bile barındırıyoruz içimizde… Sabahları uyanıyoruz ya yeni güne… Selamlıyoruz ya bütün mahlukatı, insanları ve doğayı.. Demek ki yaşamamız gereken anlar var daha… Yoksa her ne kadar düşünmek istemesek de bu yaşamın bir sonu olduğunu , dünya hayatının geçiciliğini hatta ne zaman konup göçeceğimizin de belirsiz olduğunu çok iyi biliyoruz… Biliyoruz da hatırlamak... Devamı

DERVIS VE GUL

2012-10-03 11:09:00
DERVIS VE GUL |  görsel 1

      Dergahın kapısı hikmeti arayan herkese açıktı. Dergaha hakikatin peşine düşen herkes kabul ediliyordu. Dergaha geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün dergahın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Bu kapıda sessizce ve sezgiyle buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak. veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki mürid, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı. dergaha girmek, fikir halkasına dahil olmak, burada kalmak istiyordu. Kapıyı açan mürid bir ara kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla geri döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Mürid elindeki dolu su kabıyla şunu demek istiyordu: “Dergahımız yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doludur.” Bu durum karşısında yabancı dergah bahçesindeki güllerin yanına gitti, güllerden bir gül yaprağını alarak kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su bir damla dahi taşmamıştı. Bu durumu gören mürid saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Hal dili ile şöyle denilmişti: “Dergahta suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı”.       ... Devamı

PAYLASMAK , KANAAT VE TEVAZU

2012-09-23 07:33:00
PAYLASMAK , KANAAT VE TEVAZU  |  görsel 1

    Hacı Bayram’da oturuyordu. Yaşı doksanı geçmişti. Bütün yakınları Hak’ka göçmüş, yapayalnız kalmıştı. Sordukları zaman yalnızım demiyor, Rabbiyle beraber oturduğunu söylüyordu. Her an sabır, şükür, edep ve niyaz içinde idi. Çevrede ona “Evliya Nine” diyorlardı. Başı darda kalan, hasta olan, sıkıntıda olan ona koşuyordu, kapısı herkese açıktı. Çevrede hiç kimse onun hayattan, insanlardan, yaşamakta n sıkâyet ettiğini duymamıştı. Pek çok insan, onun ikaz ve irşatlarıyla doğru yolu bulmuş, hastalıklarından kurtulmuş, iç dünyalarını renk, ışık ve güzellikle doldurmuştu...Bir gün Azize Anne, dört hanım arkadaşıyla beraber, bu mübarek insanı ziyarete gitmişlerdi. Sohbet sohbeti açtı, o sırada minareden ezan sesi geliyordu, öğle olmuştu... Gelen misafirler “Efendim, bize müsaade” dediler. Ev sahibi hanım, “Katiyen olmaz” dedi. “Tam öğle vakti, yemek zamanı geldi. Önce namazlarımızı kılalım, sonra Allah ne verdiyse rızkımızı yeriz.” Gelen misafirler birkaç gidelimden sonra, ister istemez ev sahibinin teklifini kabul ettiler. Namaz kılındı, tespih çekildi, dualar edildi, yemek zamanı gelmişti, oturdular. Sofraya birkaç günlük kurumuş yarım ekmek ile bir kavanozun dibinde kalmış beş-altı biber turşusu geldi. Ev sahibi hanım, insanın içini ışıtan, aydınlatan tatlı gülüşü ile “Buyurun efendim” dedi. “Sonsuz şükürler olsun. Yüce Rabbimizin bugün ihsan eylediği rızkımıza besmeleyle başlayalım.” Bir hanım, o kuru yarım ekmeği parçalara ayırdı, kavanozdan birer turşu aldılar, yemeğe başladılar. Biraz sonra kapı çalındı. Kapıda genç bir erkek çocuğu, üzerinde kızarmış tavuklar bulunan bir pilâv tepsisi... Devamı

AH COCUKLAR !!!

2012-04-25 08:21:22
AH COCUKLAR !!! |  görsel 1

    Çok uzun yıllar önceydi. İstanbul’daydık, yaz tatilinde… Annanemlerde kalıyorduk.Bir sabah hep birlikte gezmeğe gitmek üzere hazırlanmıştık. Tam herkes ayakkabılarını giymişti ki o zamanlar 3 yaşlarında olan rahmetli kardeşim su istedi. Hep böyle olmaz mı zaten , tam kapıdan çıkacakken..!.. Annem suyu getirdi, kapının önünde taşlıkta duran kardeşime uzattı. O uzandı bardağı aldı yavaşça suyu içti, bitirdi. Sonra elindeki bardağı çevirerek şöyle bir baktı ve birden yere fırlattı. Bardak sangirdayarak paramparça olmuştu. Annem kızgın bir sesle “ ne yaptın oğlum” diye bağırırken annanem onu sakinleştirmeye çalışarak “Yok canım bişey olmaz, kaza ile olmuş , elinden düşmüş annesi” diyordu. O gayet sakin yerdeki cam parçalarına bakıyordu. Sonra basını kaldırıp gözlerini bize dikti. “ Hayır kaza değil. Ben isteyerek, bilerek attım. Nasıl kırılıyor merak ettim “ dedi. ************* On uc yıl kadar önce , Balkanlarda yaşayan müslümanların zorluk içinde bulundukları, yaşam mücadelesi verdikleri günlerdi. Bir gurup Türk asıllı müslüman Türkiye’ye getirilmiş, Trakya da bir kampa yerleştirilmişlerdi. Yurt genelinde onlar için bir bağış kampanyası yapılıyordu. İzmir’den de yardım için kamyonların gönderileceğini öğrenince ben de evden gönderilebilecek giyisi ve benzeri malzemeler toplamaya başlamıştım. Ayırdığım esyaları torbalara topluyordum ki o zamanlar 3- 4 yaşlarında olan kızlarım yanıma geldi. Ne yaptığımı sordular. “ Anneciğim , bakın evi ve eşyası olmayan ablalar, teyzeler, amcalar ve kardeşler varmış. Onlar herşeyleri... Devamı

YASAMDA ZIRVE YAPMAK

2011-09-30 07:37:00

Sevgili dostlarım,   Ne güzel bir güneş doğdu yine bu sabah... yavaş yavaş aydınlanırken yeryüzü , turuncu sarı renk cümbüşü yerini pırıl pırıl bir aydınlığa bırakırken, güneşin yakamozları yansirken denizin üzerinde; bu muhteşem tabloya dalmış yüce yaratıcının sanatını seyrediyordum. Dunayayı, yaşamı, canlıları ve insanları....   Bu harkulade güzellikler içinde yaşamak ne büyük mutluluk... İnsanın içi coşku ve sevinçle doluyor... Yoldan tek tük geçmeye başlayan arabalara, yürüyen ınsanlara bakıyorum... Ah!!! diyorum yine pek çoğu göremedi bu emsalsiz gün doğumunu.. Belki görselerde hissedemediler derinden bu mucizeyi. Kafalar dolu binbir şeyle.. Gönüller kırgın , kararmış... Bir sürü dert , tasa... Yazık çok yazık.. Ne yapmalı gönül gözünü açıp yaşamın ve varoluşun gerçeklerini gözler önüne sermek için.   Bir gönül dostum mektubunda demişti ki:…”Şimdi etrafımdaki dikenleri çalıları temizlemekten de vazgeçtim. Onlara beni acıtmalarına izin vermeden onlara bulaşmadan yaşamayı öğrendim.Onları Yaradandan ötürü kabul etmeyi  öğrendim. Yeryüzünün bir cennet olduğunu öğrendim ve her gün Kainatı seyretmekle O’na olan hayranlığım artıyor” diye sürüp giden satırları okurken aklıma  Yusuf İslamın bir konuşmasından bir cümle geldi. “Yaşam taşlık ve diken dolu bir arazide yürümeye benzer. Orada kendimizi nasıl korur sakınırsak incinmemek için, yaşamda da takva sahibi olanlar kendilerini Allah’ın emirlerini yerine getirken hata yapmaktan, yasaklarından, kötülüklerden ve kötülerden öyle korurlar” diyordu…   Hayal g... Devamı

GÜN DOĞARKEN

2010-03-16 09:04:00

Sabah uyandığımda her gün olduğu gibi sabah ezanı okunuyordu. Daha iyi duyabilmek için pencereyi açtım. Ya Rabbi ne güzellikti o ... Sessiz sakın mis gibi serin bir sabah, tertemiz hava ve inanılmaz güzellikte ezan... İnsanın yüreği coşuyor. Dalga dalga bir sevinç kapladı  içimi  Bol bol su ile abdest aldım. Su ne büyük nimet , nasıl da ferahlatıyor insanı..  Tefekkür ve dua için en uygun saatler bunlardır diye düşünüyorum. Yavaş yavaş günün ışımasını seyretmek insana çok farklı duygular yaşatıyor... Yeryüzü bu noktada karanlıktan yavaş yavaş kızıl ışık hüzmelerine sonra da hafif sisler içinde kurşuniye boyanırken, en sonunda da aydınlıkta renklerine kavuşurken yaradılışın mucizesini, alemleri , alemlerin Rabbini gücünü , azametini, rahmaniyetini, esmalarını düşünmek, varoluşumuzun gerçeklerini farkedebilmek ne muhteşem...  Gün tamamen ağardığında evden işe gitme vakti gelmişti ancak kapımı dualar ile kapatıp yola çıktığımda aklıma bir hikaye geldi (sanırım Mesnevi’den) Bir gün Lokman’in efendisine hediye olarak bir karpuz getirirler. Hizmetçiye “Git , Lokmanı çağır” buyurur. Lokman gelince efendisi karpuzu kesip ona bir dilim ikram eder. Lokman karpuzu öyle bir iştahla yer ki Efendisi ikinci dilimi sunar.. Sonra üçüncü, dorduncu derken bütün karpuz biter.  Sadece bir dilim kalmışken efendisi son dilimi de kendisi yemek ister.  Daha ısırır ısırmaz karpuzun açılığından dili ucuklar. Lokman’a “A benim canım, bu zehir gibi acı şeyi nasıl olurda sesini çıkarmadan yedin? Niye birşey söylemedin?”der.  Lokman ise: ”Senden o kadar çok iyilikler, ihsanlar, güzellikler gördüm ki elinle bana ikram ettiğin şeye, bu ... Devamı

“Her dem taze doğarız, bizden kim usanası”-Yunus E

2009-10-30 08:50:00

 Sevgili Dostlar, Hepinize hayırlı cumalar diliyorum. Rabbimin bize bahşettiği bir güne daha uyandık elhamdülillah. Burada havalar hala sıcak. Isı gün ortasında 30 -35 derece oluyor bazen. Oysa dün annemle görüştük Bursa'da epey soğukmuş.  İster sıcak ister buz gibi, belki dünyanın öbür ucunda yağmurlu ama bizler yavaş yavaş uyanıyoruz yeni güne. Çünkü Rabbim bize bir güne daha merhaba demeyi nasib etti. Şükrederek kalktım yataktan . İşte yaşayacak , tefekkür edecek, zikredecek, sevecek bir gün daha başladı dedim kendi kendime...  Biliyorum kimi dostlar hasta, kimilerin üzgün, kimleri belki kırgın, kimleri pek çok sorunlarla merhaba dedi bu güne... Belki içimizde sevinç çığlıkları atarak uyananlar , kendini yeni doğmuş gibi hissedenler de oldu... Her nasılsa , ne varsa bizde ; iste yaşamak için bir gün daha.. Bir fırsat bize her dem yeniden doğmak için... Kendimize bakıp düzeltmek için, kainata bakıp tefekkür etmek, Rabbimin nimetlerine şükretmek için.... Sevdiklerimizi arayıp onları sevdiğimizi söylemek, yaptığımız her işi doğru yapmak, belkide hatalarımız için onlardan af dilemek için... Kendimize bir de vicdan aynasından bakıp , içimizdeki ben ile barışmak için...İnsanlarla ve de en önemlisi kendimizle inatlaşmayı terketmek için ... Zira inatlaşmak şeytana davetiye çıkarmak değilmidir?  Haksızdan hakkımızı aramaktan da vazgeceğiz bu yeni günde.. Haksızdan hak iddia etmek de Hakk ka hürmetsizlikmiş bunu da anladık... Rabbime havale edeceğiz ismizi, tevekkülle boyun egıp teslim olduk mu , ihlasla sarıldık mı bize düşen işlere bakın nasıl açılıverecek kapılar.. Denge insanı olacağız , aşırılıklar bize göre değil... Esen rüzga göre değişmeyecek f... Devamı

HER SEY BIR ILK HARAKETLE BASLAR

2009-01-07 06:32:00

   Yavaş yavaş gün ağırıyor buralarda. Sabahları kızlarım ve eşim birlikte çıkıyorlar evden , epeyi erken ... Daha hava aydınlanmamış oluyor. Onları yolcu ettikten sonra pencereyi açtım, arkalarından bakıp dua ediyorum her sabah. Sabahın serinliği yüzüme çarptı bir an. Yollar yavaş yavaş haraketleniyordu. Henüz sokak lambaları sönmemişti. Daha yarım saat kadar önce sabah namazını kıldıran hocanın sesi yankılanan camide hala ışıklar yanıyordu. Cemaat yeni yeni ayrılıyordu besbelli. Günün doğusunu seyretmek çok hoşuma gider. Yavaş yavaş havanın aydınlanması yüreğimi ısıtır , bana yeni bir gün için bir enerji yükler, içimi yaşama sevinci ve umutla doldurur.Yoldan geçen arabaların hala yanan farları, ıslak caddeleri aydınlatıyor. Islak caddeler, evet yağmur yağmişti sabaha karşı. Onun kokusuydu, onun serinliği idi içimi dolduran. Derin bir nefes daha aldım. İşte bu yüzden güneş ışığının hüzmelerini göremiyordum henüz. Yavaş yavaş aydınlık arttıkça ortalığı koca bir grilik kaplıyor. Bir kış sabahına merhaba diyoruz... Gök gri, deniz gri, uçuşan kuşlar gri... Sanki tüm yaşam grileşmiş gibi geldi... Bir hüzün kaplamıştı sanki her yani... Bütün bu hüzne inat, yağmur suyuyla yıkanmış çimenler mis  gibi kokuyorlardı, daha bir canlı , daha bir yeşildiler sanki... Gökyüzünün gözyaşları onların yaşam suyu olmuştu... Ne hassas bir denge vardı her zerrede, her olanda...Üşüdüm bir an. İçim titredi. Battaniyeme sarıldım , oturdum. Her mevsimde başka güzel, her havada başka anlam taşıyan yeryüzünü seyre daldim... Serindi üşüyordum ama sarınacak bir battaniyem vardı.. Elimde bir fincan sıcak çay avuçlarımı ısıtıyor , buharı yüzüme vuruyordu. Benden binlerce kilometre uzakta yık... Devamı

TİRE den SELAMLAR

2008-07-19 14:16:00

Sabah erkenden uyandım. dört , beş gündür Tire'deyiz. vatanımızın cennet köşelerinden birisi burası. Sırtını dağlara dayamis, Ödemiş ovasına doğru hızla gelişip büyüyen sevimli bir ilçemiz Tire. Eski Tire nin arnavut kaldırımlı sokaklarından , birbirine dayanıp ayakta durmaya çabalayan ahşap , cumbalı evlerinin arasında bayır yukarı yürüyerek Top Tepe'ye çıktığınızda verimli tarlalar, bağ ve bahçeler ile dolu , yeşilin her tonuna rastlayabileceğiniz muhteşem bir manzara ayaklarınıın altına seriliveriyor. Büyülü bir güzellik bu seyrine doyum olmuyor. Ya yamaçlardaki incir ve ceviz ağaçları ile dolu bahçeler? Hanımeli kokuları başınızı döndürüyor ... Yapacak tek birşey var kendinizi bu masal kasabasının  ortasına bırakıp Rabbinize şükretmek. Bu sabah her zamankinden erken çıkıp yürümeliydim. Çünki pazar var. Öncelikle yolumun üzerindeki İbn-i Melek hazretlerinin türbesine uğruyor dua ediyorum. Yemyesil çok bakımlı bir bahçenin içersinde, ağaçların gölgesinde inanılmaz huzur buluyorum. zaten Tire çok eski bir Selçuklu şehri, Anadolu beyliklerinin en önemli merkezlerinden ve de Osmanlı zamanında altın çağlarını yaşamış bir şehir. her yer Selçuklu ve Osmanlı eserleri ie dolu. Türbeler, Medrese, hanlar, elsanatları ve esnafı hep tarih kokuyor.  Bu gün burada haftanın en önemli günü. Ana caddeler, ara sokaklar hepten değişmiş , kasaba kocaman bir pazar yerine dönüşmüş.  Şöyle ana caddeden bayır yukarı ilerlerken belediyenin hoperlöründen bir ses duyuluyor. Pazar için bereket duası... Evet yüzyıllardır süren bir gelenek bu. Pazar kuruluyor ve dua bekleniyor. bu uzun uzun edilen bereket ve hayırlı kazanç duasına herkes... Devamı

GÖNÜLDEN DİLEMEK

2008-07-11 13:10:00

Bu gunlerde guzel ulkemin guzel insanlari ile hasret gidermeye devam ediyoruz.Simdilerde esim de bir haftaligina bize katildigi icin birikte Antalya ya geldik iki gun sonra da Izmir'e gececegiz Rabbim kismet ederse.Bu arada iki yildir gorusemedigimiz bir arkadasimiz ile bulusma firsatimiz oldu. Gormeyeli hayatinda epey degisiklik olmustu. Bizimle paylastigi hikayesini ben de bir kissa olabilir dusuncesi ile  de yaziyorum. Bu arkadasimiz gectigimiz yil isleri pek iyi gitmediginden  danismanlik sirketini kapatmak zorunda kalmis. . Bu arada kendi deyimi ile hic icine sinmeyen cok buyuk miktarda bir paralari varmis bankada. Ancak bu para onun vicdan muhasebesi yapmasina sebep olmus. Artik hayatinda bu helal olduguna inanmadigi parayi istemedigine karar vermis paranin tamamini cekmis. Memleketine gitmis ve hepsini , son kurusuna kadar ihtiyaci olan herkese dagitmis. Geri gedigimde cebimde bir kurus yoktu diyor. Hanimi da calistigi icin az cok kendi yaglari ile kavrulmaya baslamislar. Bu arada bizim arkadas kendine is aramaya baslamis tabi. Sonra bir gun icinde inanilmaz bir hacca gidebilmek o kutsal topraklara varabilmek istegi belirmis.Cunki o siralar okudugu Kur an-i Kerim de "Bir yolunu bulun ve gidin" dedigini gormus. Yine hac icin kayit yaptirdigimda bir kurus param yoktu diyor.  Sonra kurada cikiyor , yine is aramaya devam ediyor. Tam bu ara bir is teklifi aliyor , hem de cok iyi bir is , tam istedgi gibi... Son gorusmede is sahiplerine diyor ki isi istyorum ama benim uc ay sonra sizden uc dort hafta izin istemem gerekecek cunki yurt disina gidecegim, buna mecburum. Diyor . Nereye gidecegini soruyorlar soylemek istemiyor. Belki tepki alir diye. Bu ke patron soruyor hacca mi gieceksin diye. Evet diyor. Merak etme bizim ayni zamanda seyahat acentamiz var biz seni yollariz diyorlar. Evet hem kendi firmalari ilgonderiyorlar , hem de o ayki maasini tam olarak veriyorlar. Hic kesinti yapmadan. Ist... Devamı

GENCLERIMIZE NE OLUYOR

2008-04-07 14:56:00

Asagiya aynen aktardigim yaziyi 6 nisan gunu internetten okudum. Buyuk bir sekilde dogruluk payi var gibi geldi. siz ne dersiniz? ***********************         Günümüzde pek çok riskle karşı karşıya kaldığı sürekli dillendirilen Türk ailesinin yaşadığı değişim ve dönüşümü, bu konudaki en yetkin isimlerden birisiyle, Türkiye Aile ve Sosyal Araştırmaları Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan’la konuştuk. Türk ailesinin direncinin azaldığına işaret eden üç çocuk annesi Gürcan, aile içi iletişimsizlik ve çözülmenin nedenlerinden birisinin de ‘mobilya sektörü’ olduğunu söylüyor. Bir Türk icadı olan ‘genç odası’ konseptinin çocuğu aileden kopardığına dikkat çeken Gürcan, bunun da Türk aile yapısını şekillendiren ‘pederşahi’ usulden ‘veledşahi’ usule geçiş sürecini hızlandırdığını söylüyor. Genç odalarında bulunan internet, cep telefonu ve televizyon gibi bireysel kullanım ve mülkiyet imkanı veren teknolojiyi ‘genç odası’ndan çıkartıp ortak kullanım alanına dahil etmek gerektiğini ifade eden Gürcan, “TOKİ bile mutfağı daracık evler yaparak Türk ailesini mutsuz ediyor. Evler ortak kullanım alanlarına göre yeniden dizayn edilmeli.” diyor. Çocuklar annelerine bıçak çekip öldürürken bunun sebepleri üzerine kafa yormayan medya Başbakan Erdoğan’ın “Üç çocuk yapın” sözünü günlerce tartıştı. Hatta bu çağrı Ak Parti’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesine bile girdi. Gürcan, Başbakan’ın ‘üç çocuk yapın’ çağrısına da destek çıkılması gerektiği görüşünde: “Aile planlamasının uygulandığı aileler eğitimli, geliri yüksek ve kaliteli yaşama sahip olanlar. Başbakanımız ‘Üç çocuk yapın’ derken bunu üç çocuğu olanlara demedi, yapmayanlara söyledi. Türkiye’de 2020 yılından sonra genç nüfus sayısı azalacak. Nitelikli insanlara ihtiyaç duyacağız…” Gazetelere bakınc... Devamı

TURKIYE'YE GELIYORUM

2008-03-12 05:57:00

Sevgili Dostlar   Persembe gunu Turkiye'ye geliyorum. Pazar gunu Babam By-pass ameliyati olacak. Insallah hayirlisi ile olumlu sonuc aliriz. Sizler de dualarinizi eksik etmeyin rica ediyorum. Sevgiler. Devamı

BİRİCİK KARDEŞİM

2007-07-07 20:46:00

Bu sabah Gemlık'ten Bursa,ya doğru yol alıyoruz.. Yolun sol tarafında geçen hafta yanan cam ormanından artakalan agaçları gördüm... Kara kapkara kesilmişler.  Bir gün önce neşeyle dallarını hışırdatırlarken, dallarında yuvalanmış kuşlara böceklere ev sahipliği yaparlarken, gölgesinde insanları ağırlarken, yeşil yemyeşil bir kadife gibi uzanırlarken bu gün kararmış , yanık kahve renkli yüzleriyle bakıyorlardı bana dayanamadım... Birşeyler koptu yüreğimden.. Yangın yol kenarına kadar inmiş neredeyse.. Kimileri yarı yanmış çamlar... yeşil olan yarısı  yanık dalların arasından hayata sarılmaya çalışıyor gibiydi... Ah!! ben,im gönlüm de yangın yeri gibi bu gün...    Bu günler rahmetli kardeşciğimi Hak'ka uğurladığımızın 8. yıldönümü.. Onu ziyarete gidiyorduk bu sabah...    Onu Öyle sevdim ki ben bir annenin çocuğunu sevdiği gibi... Beş yaş küçük benden..Annem ve babam hastahaneden eve donduklerinde onlari kapida karsilamistim. Kapidan iceri girdiklerinde annem kucaginda kundagina sarili uyuyan bebegi benim kollarimin arasina birakti ve “Bak kizim bu senin kardesin ondan artik sen sorumlusun, yemesine icmesine , uyumasina yardim edeceksin , bu bizim bebegimiz “ dedi. Hic unutmadigim o sahnede kucagimdaki minik bebek daha gözlerini açmaya çalisiyor ve bana bakıyordu. Evet onu hep cok sevdik ve ben onu büyük bir ihtimamla baktım, büyüttüm, birlikte büyüdük, oynadık, yaşadık, dertleştik, paylaştık. Birbirimizi hiç kıskanmadık, birbirimize hic bağırmadık, hiç küsmedik, incinmedik, incitmedik. Can yoldaşı , sırdaşı olduk. Annem hala soyler “Ben cocuklarımın ömür boyu tartıştıklarını hiç görmedim” diye. Burdaki giz neydi. Önce sevgi tabi, ama bir de sorumluluk. Cünkü bana ondan sorumlusun demişlerdi. Beş yaşındaydım oysa… Birbirimizden hep sorumlu olduk ilerleyen yıllarda. Onun icin hiç rakipmis gibi hissetmedik birbirimizi. Birşey alınacak oldugunda ben önce kardeşime alınsın derdim , o once abla... Devamı

TURKIYEDEYIM

2007-04-02 12:27:00

Tum dostlar Turkıyedeyım 1 haftalıgına ... O yuzden yazılara bır sure ara vermek zorundayım insallah haftaya bulusmak ümidi ile Devamı