Hostur Bana Senden Gelen....

2014-11-05 04:29:00
Hostur Bana Senden Gelen.... |  görsel 1

Bazen derinden hissediyorum ki bu dünya hayatının ve yaşamın gizi olan imtihanımız zaman zaman şiddetleniyor. Öyle ya, her zaman güllük gülistanlık değil yaşam. Yorgunluklar bazen had safhaya varıyor. İnsanın tahammül gücü azalıyor böyle zamanlarda . Normal akış içinde etkilenmeyeceği olaylara bile daha hassas yaklaşıyor. Düşünceleri ile hisleri daha bir birbirine karışıyor. Sağlıklı analiz yapamadığından duygusal davranıyor pekçok konuda. Bazen belki boğazına bir yumruk oturuyor. Her andan daha çok desteğe ihtiyaç duyuyor. Ancak kendini güçsüz ve yalnız hissettiği bu anlarda her kim olursa olsun , ne denirse densin iç huzurunu geri döndürecek olan yine de kendisi oluyor. İşte bu noktada iman gücü en büyük yardımcı olarak ortaya çıkıyor… Eğer dert, sorun, kırgınlık her ne ise Allah ‘a sığınabiliyorsak ve sadece ondan yardım umuyorsak , yardım hiç umulmadık kadar net bir şekilde geliyor. Ancak burdaki ince nokta şu ki; vuku bulan olaylar ve sonuçlar bizim için hayırlı olanlardır deyip ona inanabilmek.

Bir sevgili dostum hatırlattı geçen gün Kehf süresindeki Hz. Musa ile Hızır aleyişselamın kıssasını. Ne de güzel açıklar o kıssa bizim olaylara bakış açımızın zahiri olduğunu. Herşeyi tek boyutlu değerlendirdiğimizi. Oysa bir bilebilsek olayların altında yatan sırları , gerçek sebepleri ve doğurabileceği sonuçları. Burada Rabbimize tam teslimiyet bütün kapıları açan anahtar değil mi:?

Zaman zaman, herşeyi başarabildiğimizi, kontrolü elimize aldığımızı ve yaşamımızı yönlendirebildiğimizi, yeteri olgunlağa eriştiğimizi sanırken nasıl da nefsimizin eline düşüveriyoruz aslında…

Epey önceleri bir küçük hikaye okumuştum; bir gururlu kendini beğenmiş sinek varmış , zerre kadar varlığını güneş gibi görmekteymiş. Bir gün bir pislik birikintisinin üzerindeki saman çöpünün üzerine konmuş. Kendi kendine ;’Denizler üzerinde yüzen gemilerden söz ediliyordu, işte bu deniz , bu da gemi , ben de dirayetli bir kaptanım diye düşünmüş. O pislik birikintisi ona uçsuz bucaksız bir umman oluvermiş. Herkesin alemi kendi görüşüne göre olur değil mi? Sinekte onu olduğu gibi görebilecek göz nerede…Gözü görüşü ne kadarsa denizi de o kadar..

Ah !!şimdi aklıma bir minik öykü daha geldi… Bir nahiv bilgini bir gemiye binmiş. Az biraz kendini beğenen, bilgisiyle gururlanan birisiymiş. Gemiciye sormuş; Sen hiç nahiv okudun mu diye.. Gemici hayır diye yanıtlamış. “ Vah , vah yazık, ömrünün yarısı gitmiş “demiş. Gemici incinmiş biraz, kalbi kırılmış ama sesini çıkarmamış. Denizde giderken aniden bir fırtına kopmuş, rüzgar gemiyi adeta bir hortumun içine sürükleyivermiş. Gemici bu kargaşada nahiv bilginine bağırmış. “Yüzme bilirmisin” diye.. Adam çaresiz “Bilmiyorum” diye yanıtlamış. “Çok çok yazık “diye bağırmış gemici “Ömrünün tamamı gitti çünkü gemi batıyor”…

Anneciğimin sürekli tekrarladığı bir söz vardır "Bildiğimin alımı , bilmediğimin cahiliyim " diye çok severim de tekrarlamaya içime sindirmeye çalışırım elimden geldiğince..

Gururu , kibiri bırakıp bu cihanın ve bu cihandaki herşeyin faniliğini bir görebilirsek… Deniz bile ölüyü başında taşıyor. Diri kimse ise onun elinden kolay kolay kurtulamıyor. Eğer başlarda taşınmak istiyorsak, gururlu, kibirli olmadan tevazuyu elden bırakmadan nefsimizi öldürmaye çalışmalıyız. Değil mi?

İşte o zaman bizi zorlayan ne olursa olsun, elimizi ayağımızı kesen, aklımızı karıştıran, hislerimizi kamçılayan, bizi inciten , kıran, üzen, basacıkılmaz gibi görünen her ne ise bir derin iç geçirip diyebiliriz ki:

Hoştur bana senden gelen
Ya hilat u yahut kefen
Ya taze gül yahut diken
Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana safa
Kahrın da hoş lütfun da hoş

0
0
0
Yorum Yaz