FIRTINADAN SONRA

2008-01-27 11:20:00

Son yazimdan bu yana buralarda fırtına , sel, yağmur yerini güzel güneşli günlere bırakti... Aynı içimizde zaman zaman kopan fırtınalar, gözlerimizden yağmur gibi dökülen gözyaşlarının bir sure sonra durulması gibi... Hem öyle bir güneş ki ışıl ışıl, bulutsuz , pussuz, inanılmaz parlak... Ama serin soğuk.. Tabi o kadar fırtınanın ardından birdenbire yazın sıcağı gibi ısıtıvermiyor... Üstelik de fırtınanın yağmurun bütün bıraktiği izeri, yıkıntıları, tahribatı gözler önüne seriyor. Onarılması, sel sularının çekilmesi zaman alacak.. Üstelik buralarda bereketli topraklar da yok suları içine çekecek.. Kum suyu ha bire dışarı kusuyor adeta.. Evimizin yanında otopark olarak kullanılan arsa hala sular altında , ortada göletin içinde saplanıp kalmış arabalar sahiplerini beklemeye devam ediyor.

 

İşte bu güneşli ama serin günler beni de derin düşüncelere götüruyor. Bazen gozumun onundeki manzarada kendi ruh halimizin yansımasını görüyorum ... Nasıl bizim de içimizde kopan fırtınalar, bizi derinden sarsan üzen olaylar sonrasında sakinleşmemiz zaman alıyorsa , burdada öyle iste.. Bazen hayat yolunda ilerlerken , dostluklarda , sevgilerde yada ilişkilerde olumsuzluklar yaşıyoruz. Biz ne kadar iyi niyetli olursak olalım hazırlıksız yakalanıyoruz. Yüreğimiz kabariyor, içimiz kan ağlıyor.. Sonra zamanla olaylara daha sakin yaklaşmaya başladığımızda bakıyoruz ki güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıs. Fırtına ve gözyaşları dinmis. Ama içimiz hala soğuk. Hasar yavaş yavaş tamir ediliyor.

 

Rahmetli annanemin dediği gibi bu dünyada çözülemeyecek hıç bir sorun yoktur. Ölümden gayri herseyın çaresi vardır. Eğer çözümsüz gibi görünüyorsa da kendini Rahmana teslim edeceksin; demek ki senin için hayırlı olan böylesidir... Olumsuzlukları düşüncelerden uzaklaştırdikça Güneş hüzmeleri gibi içine , gönlüne kadar uzanacak rahmet nurları  ısıtacak buz tutan gönlünü, eritecek bütün kırgınlıkları... .. Yok edecek temizleyecek öfkeleri...

 

Öfke  öfkelenmek bize nefsimizin bir oyunu değilmi aslında… Peki biz ne kadar canımızı sıkacak olaylar olursa olsun öfkelenmeyecekmiyiz? Bu hiç kolay olmuyor değil mi? Sakin düşünmek. Bir adım geri çekilip bir nefes alıp olaylara dışarıdan bakmak… Aklıma şimdi okuduğum bir hikaye geldi.

Bir adam Resûl-i Ekrem’e geliyor ve "Yâ Rasûlallah!" diyor. "Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Tâ kı, nasihatini unutmayayım." Ve, bu sözünü birkaç kez tekrarlıyor. İddiasız, saf, samimi bir hal içinde kendi unutkan halini de ıvazsız ve hesapsız biçimde dile getirerek nasihat isteyen bu sahabiye, Resûl-i Ekrem arzusuna muvafık kısa bir nasihat ile cevap veriyor: "Lâ tağdab!" Yani, "Öfkelenme!"

Bu da bize öfkenin nasıl bize zarar verdiğini gösteğesi değil mi? Diyelim ki hiç istemediğimiz bir olay gerçekleşti. Hayal kırıklığına uğradık, ya da hiç haketmediğimiz bir davranışa maruz kaldık. Öfkeleniyoruz, bütün sınır sistemimiz alt üst oluyor ve bu sırada sinirle yaptığımız her davranış veya sarfettiğimiz sözler olayı cozumleyeceğine daha da çıkmaza götürüyor. (Öfkeyle kalkan zararla oturuyor yani).

Oysa bize her gelen iyiligin ve güzelliğin Rabbimizden olduğunu bilen bizler ; aynen iyilik gibi her türlü kötülügun de Yüce yardanımızın izniyle vuku bulduğunu da düşündüğümüze nasıl öfkelenebiliriz ki… Sadece düşünürüz, bunda bizim için nasıl bir ibret , nasıl bir ders var ? Demek ki olgunlaşma ve insan olma yolunda zorlu bir sınav daha bizi bekliyor. Peki ne yapmalı bu basamağı çıkabilmek için. ?

Öfke aslında nefsaniyetten, yani benlikten kaynaklanmıyor mu ? Yani benim istediğim, hakkettiğim, yada uygun gördüğüm olmadı diye öfkelenmiyormuyuz. O zaman yine nefis terbiyesi ile başlıyacağız ise değil mı ? Bu tabi bütün haksızlıkları da sineye çekeceğiz anlamına gelmiyor.Ancak sakince yapılacak her davranış bizi güçlü kılar ve haklı olduğumuzu kanıtlar..

 

Rabbim inşaallah ayetlerinde de belirttiği gibi ‘öfkesini tutanlardan ‘ olmayı bizlere nasip etsin amin.

 

0
0
0
Yorum Yaz