Yalnızlık yalnızlığı hakedenlerin defterinde, etrafında kalabalıkla yitip gidenlerin vicdanlarında ... Bir tek kişi gülmese içten, hep maske altından baksa yüzler umrumda değil... Ne tanınmak amacım, ne istenmek... Verdiğim kadarını bile almak istemiyorum. Hatta öldükten sonra bile...Bana değneği verene , körlük edip vurmuyorum ya gerisin geriye...Gülden ne koku istiyorum, ne de şarkı bülbülden.. Hırslar sadelikte erirken , kim tahmin ederdi ki en kompleks olanın en sadenin perdesi arkasında beklediğini... Sonsuzluğun, hiçliğin gözünden gülümsediğini...

IKI EV HANIMININ GUNLUGUNDEN

Cuma, Ekim 19, 2007 · Kategori: INSAN

BİR EV HANIMININ  GÜNLÜĞÜNDEN (I)

 

Calar saatin o keskin sesi ile uyandım yine. Her tarafım tutulmuş, belim , sırtım ağrıyor bu yatak da ortopedik diye aldık bir ise yaramıyor galiba.. Çocukları uyandırmam gerek yoksa okula geç kalacaklar. Hiç sevmiyorum bu saatleri. Akşam söz dinlemeyip geç yatıyorlar sabah kaldırmak için vinç lazım. Tek tek başlarına gidip çağırıyorum. Hadi çocuğum hadi bak servise geç kalacaksın diye çekiştiriyorum nafile. Zorla kaldırıp banyoya sürüklüyorum bir bir. Yüzlerini yıkayınca gözleri açılıyor. Hadi çabuk giyinin diyorum. Mutfağa gidip birer kase corn flaks koyuyorum taslara. Benim de gözlerim açılmıyor aslında. Sonra hadi gidin kahvaltınızı yeyin , bak bişey unutmayın sonra arkanızdan getirmem haberiniz olsun diyorum. Apar topar servise zor yetişiyorlar. Neyse gittiler. Geri dönüp eşime sesleniyorum. Hadi kalk bak geç kalacaksın sabah trafiğini biliyorsun… Yataktan kalktığını görünce Çayını yaptım mutfakta diyorum vede gönül rahatlığı ile yatağa geri yatıyorum. Nasıl olsa kahvaltı etmiyor…

 

Uyandığımda saat dokuz olmuş. İyiki yine saat kurmuşum yoksa öğlene kadar kalkamayacağım diye düşünüyorum. Yüzümü yıkıyorum . Pencereleri açıyorum odalar havalanana kadar ben bir internete bakayım. Ne var ne yok.. Zaten çocukların odasına canım hiç girmek istemiyor yine her taraf her yerde… Kendime bir çay yapıyor internetin başına oturuyorum… Gerçi mutfak da çok dağanık ama neyse.. On dakika bir bakayım kalkıp toplarım. Hay Allah kendime söz vermiştim şu internetten indirdiğim Kur’an dan da bir cüz takip edecektim. Oda çok ağır açılıyor. Program açılana kadar bir maillerime bakayım bari. Pek birşey gelmemeis. Yine arkadaşlardan forwardlar. Yani ordan oraya dolaşan mailer iste.. bazıları görüntülü sesli falan , neyse onlara da baktım .. bazılarını bende diğerlerine yolladim.. Haberlerde ne vardı… Ya akşam benim diziyi seyrederken öbürünü kaçırdım , niye hep bunları aynı saate koyarlar ki. Dur youtube den ötekine de bir bakayım… Aslında bu sabah yürüyüş yapacaktim. Neyse kalsın şimdi. Yarın başlarım artık. Şunu da bir seyredeyim de .. Acaba flimleri seyrederken dün topladığım çamaşırları mı ütülesem , bari onlar ortadan kalkar.. Dur neyse şu bölüm de bitsin.. Tv seyrederken ütülerim onları..

 

Hay Allah salondaki saat kaçı vuruyor öyle.. Bir bakayım off 12 olmuş. Ne zaman geçti saatler. Bırakmam lazım bilgisayarı. Hay allah cüz takip edecektim zaman kalmamıs. Bak öğlen oldu daha hiçbişey yapmadım. Şu internet ne kötü birşey.. Şimdi koştur bakalım. Çocuklar gelene kadar evi nasıl toparlayacaksın… Diğer taraflar neyse de şu çocuk odası felaket .. Yine herşeyi karma karışık yapmışlar. Dolapları açınca içindekiler yerlere dökülüyor.. Gelsinlerde bir güzel kızayım onlara. Koca adam oldular daha dağnıklıklarını toplayamıyolar…Mutfağıda temizleyip bişeyler hazırlamak lazım şimdi gelirler aciz diye tuttururlar..En iyisi dondurulmuş börek patates falan kızartayım daha çabuk olur..

 

Bak kapı çalıyor , geldiler iste.. Hey çocuklar çantalarınızı atmayın orta yere diyorum dinlemiyorlar… Bak şimdi birisi daha üstünü değişmeden açık unuttuğum bilgisayarın başına geçmiş oyuna dalmış bile. Gerçekten kızıyorum şimdi. Hadi elinizi yüzünüzü yıkayıp giyinin. Bak burda yemek hazırladım gelin diyorum. Aklıma geliyor peşlerinden gidiyorum , formalarını da yere atıp bırakmışlar , kirli çoraplar kapının önünde.. Kendimi tutamıyor söylenmeye başlıyorum. Kazık kadar oldunuz hala benmi  toplayacağım peşinizden .. Çıkardıklarınızı düzgünce asın. Bak sabah mahvoldum dolaplarınızdakileri katlarken, yerlere saçtığınız kitap defterleri toparlarken….  Hiç duymuyor mu bunlar , cevap bile vermiyorlar.. Sesimi yükseltiyorum… Aman anne tamam toplarız diyor birisı.. İki dakikada yalan yanlış toplayıveriyorlar. Nezaman adam olacak bunlar. Bak şimdi de öbürü mutfaktan bir tabak alıp tv nin başına geçmiş yine o lüzumsuz programlardan birini açmış.. Evladım masada yesene bak koltuklara dökülüyor  diyorum. Ama anne bunu seyrediyorum diyor. Gelmiyor.. Bari sofrabezi sereyim de halıya dökmeden yesinler… Bak yarım saat tamam mı sonra derslerinizin başına diyorum… Tamam diyorlar. Onlar oyalanırken bende gidip akşama yemek yapayım. Ne yapsam acaba Biri sebze yemez öbürü et sevmez. Off yine bul bakalım bişeyler….

 

Bak yaramazlara ben yemek yaparken tv den bilgisayara geçmişler. İki saat oldu hala odalarına geçip ödevlerine oturmamışlar.. Söyleniyorum biraz.. Bu ödevler nezaman bitecek.. Zorla kapatıyorum bilgisayarı onları kollarından tutup odalarına götürüyorum. Ödevler bitmeden dışarı çıkmayın diyorum. Zaten az sonra babaları gelecek benim ütü masası hala ortada… Tam son parçayı ütülüyorum ki bizimki kapıyı çalıyor.. yorgun görünüyor… karnı da ac.. Tamam yemek hazır bende ancak ütüyü bıyırıyordum. Valla bütün gün koştur hiç birşey tam olmuyor. Çocuklardan da hayır yok. Bak daha ödevlerini bitirmediler diyorum. Tamam diyor hadi sofrayı hazırla da yiyelim. Neyse sofrada bir araya geliyoruz. Zaten bu gece çocukları erken yatırıcam . Güze bir filim var söyle çay yapıp , ayaklarımı uzatıp seyredicem. Çok yoruldum bugün.. Hep aynı rutin hayat. Bıkıyorum bazen. Çok canım sıkılıyor. Yarın birlerine gezmeye gideyim, biraz sohbet eder açılırım, havam değişir bari..

 

 

 

EV HANIMININ GÜNLÜĞÜNDEN (II)

 

Çalar satın keskin sesi ile uyandım . İyiki bu saatler var diyor , yeni bir sabaha uyandığım için şükrediyorum. Biraz belim ağırıyor galiba son günlerde yoruldum, düzenli eksersizleri aksatmamak gerek , buna da şükür diyrum.. Çocukları uyandırmaya zaman var önce sabah namazımı kılayım . Biraz da kur’an takip ederim internetten indirdiğim programdan… Kahvaltıyı da hazırladım şimdi çocukları uyandırayım. Ne güzel uyuyorlar melek gibi .. yavaşça okşayıp sesleniyorum. Hadi evladım uyanın okul saati. Teker teker gözlerini açıyorlar. Onlar da haklı, çok erken servise binmeleri gerekiyor. On dakikada hazırlanıp kahvaltıya geliyorlar. Gerçi onlarla beraber yemiyorum ama kahvaltı sofrasına oturayım da sabah biraz konuşalım. Çok yemiyorlar ama neyseki süt ve balli ekmek onlara gerekli enerjiyi sağlar.. Ellerine çantalarını verip uğurluyorum…

 

Şimdi eşimi uyandırıyorum yavaşca.. Utülü gömleğini ve takımını hazırlıyorum o yüzünü yıkarken.. Sabah namazdan sonra uyuduğu bir saatlık uyku iyi gelmiş dinlenmiş görünüyor.. Kahvaltı etmiyor biliyorum. Onun için mutfağa gidip çayını ve domatesli peynirli sandvicini hazırlıyorum. Trafik yoğun yolda yiyebiliyor nasılsa..

Onu da selametle uğurladıktan sonra etrafıma bakınıyorum. Allahım bize verdiğin huzur, sağlık ve mutluluk için şükürler olsun… Uykum açılmış. Yatmak istemiyorum artık. İyisi mi eşofmanları giyip bir saat yürüyüşe çıkayim. Park şimdi çok güzeldir…

Evet doğrusu yürüyüş çok iyi geldi… Temiz hava , yeşil çimenler ve kuşlar, ağaçlar çiçekler… İyiki çıkmışım.. Sanki enerji depolamış gibiyim… Evimin işlerini daha bir güzel yapabilirim şimdi. Müzik setine bir ilahi cd si koyuyorum.. İçim coşuyor birden.. Nasıl da bitirivermişim bütün evin işini bilmiyorum… Yalnız itiraf etmeliyim

ki çocukların odası gerçekten savaş alanı gibiydi.. Tamam, okul zamanı yataklarını ben topluyorum ama akşam biraz fazla karıştırmış vede hiç düzenlememişler. Onun için sadece genel bir toparlama yaptım. Yerdeki defterleri masalarının üzerine koyup süpürdüm. Dolap içlerini ellemedim. Gelince onlarla konuşmak gerekecek..

 

Utüyü de bitirdiğimde henüz öğlen olmamıştı. Kendime bir kahve yapıp kitabımı elime aldım. Penceremin önündeki şu yarım saat beni nasıl da dinlendiriyor..

Bir ara da bilgisayara bakayım belki dostlardan haber vardır… Lüzümsüz forwardlar ile kimden geldiği belli olmayan mesajları doğrudan siliyorum zaman kaybından başka birşey değil..

 

Şimdi güzel bir ikindi kahvaltısı hazırlayayım çocuklar nerdeyse okuldan gelecekler. Birlikte yer hemde sohbet ederiz. Onları özledim. Kapı çalıyor geldiler. Sarılıyor yanaklarından öpüyorum. Okul kokusunu içime çekiyorum. Seviyorum bu okul kokusunu. Birlikte odalarına gidiyoruz… Masalarının üzerindeki dağnıklığı görünce bozuluyorlar biraz. Annecim napayım toplamamışsınız dün. Neyse biraz dinlenin, yemek yiyelim birlikte hem sohbet eder hem toplarız diyorum.. Soyunup üzerlerindekileri asıyorlar. Bende azıcık destekle kirlileri çamaşıra atmalarını

sağlıyorum. Yıkanıp temizlenen mutfağa geliyor. Acıkmışlar. Annecim sofrayı nereye kuralım. Bakın neler hazır;ladım diyorum. Sevinçle el çırpıyorlar. Hep birlikte salondaki masaya güzel bir sofra kuruyoruz… Bugün anlatacakları çok şey var galiba bıcır bıcır hiç susmuyorlar..Hem güzelce ikindi kahvaltısı yapıyor hemde yaşadıklarımızı paylaşıyoruz. Sonrada iki dakikada sofrayı topluyoruz… Şimdi ödev zamani.. Birlikte odalarına geçiyoruz.. Onlara kendi okul anılarımı anlatıyorum , hep birlikte gülüyoruz. Bu arada küçük yardımlarla bütün dolaplarını topluyorlar.. Artık derse başlayabilirler. Güzel ve hafif bir müzik cd si koyuyorum. Yardıma İhtiyacınız olursa , bir se soracaksanız çağırın, ben şimdi mutfağa gidiyorum akşam yemeğini hazırayacağım diyorum. Annecim bilgisayardan bir konuda araştırma yapabilirmiyim diyor birisı. Elbette çocuğum diyorum.. İyiki bilgisayar kendi odalarında değil. Oturma odasında , göz önünde olunca onlar da kendilerini lüzumsuz programlara dalmaktan kurtariyorlar.

 

Aksama ne pişirelim. Söyle güzel bir sofra hazırlayayım, sanat eseri gibi , gözümüz gönlümüz açılsın. Çorbası , yemeği, salatasıyla .. Dur bir de tatlı yapayım, helva bile olur ağzımız tatlansın.. Rabbime şükürler olsun verdiği bütün nimetler için. Bak istediğimizde herşeyi yiyebiliyoruz. Rabbım olmayanlara da versin.. Bak şimdi içime sinmedi şu aşağıdaki işçilere de bir tabak yemek yollayayım çocuklarla….

 

Kapı çalıyor. Babamız geldi. Yasasın!. O gelene kadar çocuklar ödevleri kolayladı, sofrayı hazırlarken bana yardım bile ettiler.. Babamız daha kapıdan almış kokuları. Çocukları kucaklarken gülerek ziyafete mı geldim yoksa diyor.. Akşam saatleri en mutlu olduğumuz saatler. Hep birlikte olduğumuz şu birkaç saatte bütün yaşadıklarımızı, sevinçlerimizi, hüzünlerimizi paylaşıyoruz.. Sofrayı elbirliği ile toplayıp çay saatine geçtik… hepsi helvaya bayıldılar… Çocukların ödevlerinde

anlamadıkları yerler varmış önce onları hallediyoruz.. Sonra da sohbet ediyoruz.. Bu arada babamız çok güzel bir film almış.. Bir bölümünü seyrediyoruz ve üzerinde konuşuyoruz.. Çok dersler çıkarılacak bir filim hemde heyecanlı. Neyse arkası yarın diyoruz.. Çocukların yatma saati.. Balli sütlerini hazırlıyorum.. Babamız bana yokmu diyor gülerek. Bir bardak ta ona getiriyorum.. Biz de balkona çıkıyoruz. Serin havaya rağmen bu saatlerde , gecenin siyah kadife örtüsü altında , Ayı ve yıldızleri seyretmek dayanılmaz güzel. Sohbete orda devam ediyoruz.. Rabbımın nimetlerine şükürler olsun. Bana böyle bir aileyi nasip ettiği için nasil şükretsem az. İçim kıpır kıpır kanat çırpıyor sanki mutluluktan. Ne güzel.. İnşallah yarın yeni bir güne uyanmak nasip olur. Allah izin verirse hasta bir arkadaş var yarın onu ziyarete gitmek istediğimi söylüyorum eşime.. Çok iyi olur, giderken yolunun üzerinde şu yaşlı teyzeye de uğra da bir hatrini sor istersen diyor.. Evet.. Yarın cok guzel bir gun olacak insaallah..

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

SIYAH BEYAZ DUNYA

Cuma, Eylül 28, 2007 · Kategori: INSAN

Güneşin son ışıkları yavaş yavaş çekiliyor ,… Penceremin önünde iftar saatini bekliyorum. Bu gün havada tek bir bulut yok. Kuvvetli rüzgar, sis ve nem perdesinide alıp götürmüş. Bu net havada günbatımı.. Allahım bu ne inanılmaz renk cümbüşü.. Gökyüzünün mavisine güneşin turuncu – sarı işin hüzmeleri karışmıs. Ufuk çizgisi adeta alev alev… Yemyeşil çimenlerin , hurma ağaçlarının üzerine vuran turuncu gölgeler onlara büyülü bir güzellik katıyor.. Gözlerimin önünde yaratılışın muhteşem mucizelerinden birini seyrediyorum..

 

Birden aklıma on yaşlarındayken evimize ilk kez giren televiziyon geliyor. Şimdi çocuklara anlatsak gözlerinde canlandıramayacaklar belki ama o zamanlar televiziyonlar siyah beyazdı ya , onu düşünüyorum. Sanki bir film gibi seyrettiğim günün son ışıklarını bir siyah beyaz Tv de seyretsem bu coşkuyu hissedebilirmiydim?… Ya da Rabbimin yarattığı bu güzelliklerin farkına varıp böylesi tefekkür edebilirmiydim.? Sanmıyorum, hatta kesinlikle hayır.. Her ne kadar herşey kesin hatları ile siyah ve beyaz değilse de gri tonlar bile yetmezdi bu muhteşem güzelliği farkettirmeye… Rabbim nasıl da muhteşem yaratmış gözümüzü.. ve de renkleri… Yarattığı ve güzelliklerle donattığı dünyayı ve nimetleri gorebilmemiz ve güzelliklerini farkedebilmemiz için de renkleri yaratmış. Ve bizlere verdiği gözler ile de bu muhteşem görüntüleri idrak edebilmemize , coşku ve mutlulukla tefekküre yönelmemize olanak sağlamış.. Rabbim gönül gözü de açık olanlardan eylesin inşaallah.

 

Bazen günlük yaşamda da siyah – beyaz görüyoruz herşeyi . Yaşamın o çılgın ve coşkulu renklerini bırakalım bir kenara , grinin tonlarını bile farketmiyoruz maalesef…

 

Geçtiğimiz gün elsanatları kursumda bir taraftan elimizdeki işleri boyamaya çalışırken bir yandan da muhabbet ediyoruz hanımlarla… Konu Mübarek Ramazan ayına geliyor doğal olarak. Silvana bana doğru eğiliyor hafifçe: “ Ben de İslama dönmeyi düşünüyorum bu günlerde”… diyor alçak sesle. Bir an duraklıyorum… Sonra inşaallah , hayırlısı diyorum… Şaşırıyorum elimde olmadan… Şaka mı yapıyor bu kız diye düşünmeden edemiyorum. Yüzüne bakıyorum, gözleri ruhuna ayna olmuş… Evet gerçeği söylüyor..

 

 

Yine de inanamıyorum… Silvana , hani şu bizim sınıfın değişmez elemani… Bir güldümü kahkahası her yeri çınlatan, canlı, haraketli, espirili, kendinden emin, büyük bir şirkette finans müdür yardımcısı olarak çalışan, otuzlu yaşların sonlarına gelip dayanmış, yalnız yaşamaktan mutlu , ozgur, tipik Latin Amerikalı, Silvana… İlk zamanlar onu İspanyol sanmıştım da Sili’ den geliyorum ben ama bizde İspanyolca konuşuyoruz demişti… O kadar işinin arasında bir de sanat ile uğraşıyor diye takdir ederdim de bilemezmişim dini araştırmalara da zaman ayırırmış meğer.

 

Ne kadar da insanlar hakkında önyargılı kesinlikle düşünmeyeceğim, onları tanımadan haklarında peşin hüküm vermiyeceğim diyeyim yine de kafamda onu başka bir imaja oturtmuşum demek ki bu kadar şaşırdım. Demek ben de siyah – beyaz ve gri tonları ile seyreyliyorum cihani… Renklerin parıltılarından yoksun

 

Oysa o, gözlerini bana dikmiş tepkimi ölçmeye çalışıyor.. Şu anda araştiriyorum diyor sesi titreyerek.. Kur’an in İspanyolca tercümesini getirttim. Bazı sorularım var onların cevaplarını bulmaya , okumaya , anlamaya çalışıyorum. Ama kendimi çok, çok yakın hissediyorum diyor..

 

Ya bizler, ….Yavru balığın anne balığa “ deniz nerede “ diye sorduğu gibi Rabbini arıyanlar… Yada pek çoğu denizi merak bile etmeden yaşayıp giden balık sürüleri gibi telaşla oradan oraya akıp giderken ömrünü tüketenler…. İçinde yaşarken ellerindeki nimeti farketmiyenler….. Bizler neye yakın hissediyoruz kendimizi….

 

Gözümdeki siyah beyaz gözlük sanki büyük bir çatırtı ile kırılıyor , dökülüyor.. Gökkuşağının bütün tonları kuşatıyor her yani… Ben, kendimi birşeyler yapmış, bir yollar katetmiş , yada yolunda bulunan sayan ben … Bu Şili den gelmiş içi titriyerek teffeküre çalışan dostuma kıyasla nerelerdeyim acaba… İçim onunki gibi titriyebiliyor mü, nerede gözlerimdeki yaş taneleri… Bir an sonra o ülvi duyguları ve taptaze imanıyla nerelerde olur , biz nerelerde?....

 

 Yaradılış her dem ise … Her an yeniden varoluyorsa her zerre…. Her an tetikte olmalıyız bizde … Her an tazelemeliyiz kendimizi, imanımızı…. Her an tefekkürde olmalı her an Rabbimin nimetlerini nasıl yalanlayabilirim ki diye sormali, her an şükür, her an zikirde olmalıyız değil mi..?

 

Evet son günlerdeki hocam Silvana … Onu izlerken farkediyorum ki verilen mücadele, azim, elde edileni daha da değerli kılıyor… Rabbim ona ve hepimize görebilen gözler, hissedebilen kalp ve son nefese kadar iman nasip etsin inşaallah

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

HER OLAYDA BİR HAYIR VARDIR-GERÇEK HİKAYE

Çarşamba, Haziran 27, 2007 · Kategori: INSAN

Dün akşam üzeri gerçek bir olayı dinledim sevgili İkbal Gürpınar'ın programında, Kendisi o güzel uslubu ile Sayın Öznur Hocamızdan naklediyordu.. Belkide sizler de dinlediniz  ,yada sizlerin de  bildiği bir hikayedir ama beni gerçekten etkiledi.. Bazen insan her olanda bir hayır olduğuna inansa da hayatın akışına öyle bir kaptırıyor ki kendini , olumsuzluklar karşısında yelkenleri suya indiriveriyor, ümitsizliğe kapılıyor, dövünüyor, yakınıyor, hayata küsüyor belki de isyana kadar gidebiliyor Allah korusun...

 

 Bir hapisanemizde geçiyor olay.. Hapisanedeki mahkumlara dini konularda bilgiler veren, ve tövbeyi , pişmanlığı, hayata yeniden başlamayı anlatmaya çalişan kısacası onlarla rehabilitasyon çalışmaları yapan bir ilahiyat hocası anlatıyor...  Kadın mahkumlarla birbir görüşürken birisi dikkatini çekiyor. yeni bir mahkum bu, içe kapalı , ketun fakat depressif bir görüntüsü var. Onunla başbaşa görüşüyor ve sırrını öğrenmeyi başarıyor. Bu mahkum hanım başörtüsünü açarak kemoterapi nedeniyle saçsız kalmış başını gösteriyor ve anlatıyor; kendisi kanser hastası , ameliyat olmuş, tedavi uygulanmaya başlamış ama pek olumlu sonuçlanmamış... Zaten maddi olanakları hiç yok, tedavinin devamı imkansız ... Bu arada kardeşi bir gasp ve yaralama olayına karışıyor.. Aile toplanıyor kardeşini korumaya karar veriyor bu kızcağıza da " sen zaten ölüyorsun kaybedecek birşeyin yok suçu sen üstleneceksin " diyorlar. Hem fiili hem de vicdani baskı sonucu suçu üstleniyor ve hapise giriyor , böylece tedavi imkanı olmayan hastalığı ile birlikte tamamen kaderine terkediliyor.. ailesinin onu feda etmeleri ve bu kendine reva görülen davranış onu iyice yıkıyor , tamamen hayata küsüp içine kapanıyor.. Hocamız ona verdiği söz üzerine kimseye kızın suçsuz olduğunu söyleyemiyor ama onu ikna ederek hiç olmazsa hastalığını hapishane müdürüne açıklamasına yardımcı oluyor.. Hapishane müdürü devreye giriyor ve hastalığı ağır şekilde seyreden hükümlü bayan GATA ya sevkediliyor. En güzel şekilde , en son tıbbi imkanlar ile tedavisine devam ediliyor.  bu arada mahkeme süreci de devam ediyor.. Sanki Allah onu normal şartlarda imkansız olan tedavisini yaptırabilsin diye hapse yollamış...  Yavaş yavaş sağlığına kavuşuyor... Mucize gerçekleşiyor ve yaşam devam ediyor.. Bu arada son mahkemesinde de ailesinin ona yaptığı baskı ve yalan yere suçlanması da açığa çıkıyor ... Hapisaneden aklanmış ve iyileşmiş olarak çıkarak yeni bir hayata merhaba diyor...

 

Evet acaba dikkat ediyormuyuz; etrafımızda cereyan eden ve bize kötü gibi görünen olaylar sonucunda biz ne gibi hayırlar elde ediyoruz... Belki hemen bunları farkedemiyoruz ama yıllar yıllar sonra iyiki de böyle olmuş demez miyiz çoğu kez...

O yüzden umutsuzluğa kapılmak, isyan etmek, karamsarlık, kötümserlik, şikayet bize göre değil....

Biliyoruz ama bir kez daha tekrar edip gönülden inanmalıyız ki her olanda bir hayır vardır...

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

AFET ANNE

Salı, Mayıs 15, 2007 · Kategori: INSAN

Son günlerdir oturup yazmaya pek zamanım olmadı .. Yaz yaklaşırken çocukların ve benim kursların yoğunluğu epey arttı. Ancak bu düşünmeme engel değil tabi. Son haftada anneler günü geldi geçiyor derken, kızlarımla çeşitli olayları yaşayıp çözümlerken kafamın içinde hep Annelik, anne merhameti, annelik duygusu , ve bununla ilişkili hikayeler, anılar, yaşananlar … Kısa da olsa hiç olmazsa birini sizlerle paylaşayım istedim.

 

İzmir Tire’de bir Afet teyzemiz var. Kendisi 80 yaşlarında .. Hoş sohbet, tüm insanlara kapısı açık, sevgi dolu bir teyzecik.. Hatta çocukların Afet ninesı, büyüklerin Afet Annesi. Görmüş geçirmiş , zarif, bilgili, kültürlü bir insan. Yaklaşık 6 sene önce sevgili beyini , rahmetli Burhan Amcayı Hak’ka uğurladı. O gün bu gündür yalnız yaşıyor. Ayaklarından rahatsız olduğundan tek başına dışarıya çıkamıyor, evceğizinde konu komşunun ilgi alakası ile , beyinden kalan dul maaşı ile yaşamını sürdürüyor. Evi bir yeni gelinin titizliği ile düzenli, temiz ve bakımlı.. Koltuklarının üzerine örttüğü bembeyaz dantelli, kanavice işli örtüler bizleri bile özendiriyor.. O herzaman şükrediyor ama Afet Teyzenin gönlünün bir yerinde bir yara her daim kanamakta..

 Afet Teyze’nin şimdilerde ellili yaşlarıda olan oğulları bir zamanlar onlara darılmışlar. Miras meselesimidir, para meselesimidir , hanımları mı işin içine karışmış nedir (pek anlatmaz) küsmüşler… Çocuklarını hanımlarını alıp İzmire gitmiş ve yerleşmişler. O gün bu gündür aramaz sormaz olmuşlar. Ne kendileri gelmiş nede torunlarını getirip göstermişler..Oysa izmir bir saatlık yol… Kaç torunu olduğunu biliyor ama küçüklüklerinden sonra hiç görmediğinden onları tanımıyor.. Yıllar yıllar sonra oğullarından birinin kanser olduğunu öğreniyor.. Arıyor ama yinede görüşmüyorlar.. Sonunda oğlu vefat edince cenazesine gidiyor Burhan amca ile .. Sonra gelini tamamen ilişkiyi kesip atıyor.. Diğer oğlu ise Burhan Amca vefat ettiğinde sadece büyük kızını alıp geliyor. Eve hiç girmeden kızini eve bırakıp cenazeyi defnetmeye gidiyor ve dönüşte kızını alıp İzmire geri dönüyor. Torununa yalvarıyor kalın bu gece babanda gelsin diye ama kalmıyorlar.. İşte şimdilerde yine konu komşusu yapıyor carsi pazar alışverişini, manevi evlatları pek çok etrafında maaşallah hiç yanlız bırakmıyor her derdine koşuyorlar. Kayınvalidemin en sevdiği ablası ; bir gün arayıp sormasa içi rahat etmez. Biz ne zaman gitsek önce ona uğrar , elini oper hayır duasını alırız… Çocuklar gibi sevinip ağladığı görünce de iyiki gelmişiz deriz…

İki yıl önce yine Tire’deyiz tatilde.. Evde oturuyoruz çay hazırladık vede güzel bir ikindi kahvaltısı.. Annemin içine sinmedi “hadi gidip Afet Teyzeyi getir” dedi eşime… “Birlikte çay içelim , hem ona da bir değişiklik olur ne zamandır evden çıktığı yok…” Yarım saat sonra eşim Afet Teyze ile geri dondu.. Hal hatır sorduk, balkonda çay sofrasına oturmuştuk ki masanın üzerinde benim sabahtan beri okuduğum kitabı gördü.. “Bu nedir kim okuyor” diye sordu.. “Ben okuyorum , menkibeler var içinde…”dedim. “Hadi kızım dedi , bir tane de bize oku , içimiz güzelliklerle dolsun”. “O zaman rastgele acayım dedim bakalım kısmetimize ne çıkacak.” Söyle rastgele açtım kitabı. Bakın ne çıktı.. Aşağıdaki hikaye!....

 

Peygamber Efendimizin sahabesinden Alkame adında, aslında sadakası bol, hayır ve hasenatı çok, namazına düşkün, iyi bir kimse ağır bir hastalığa tutulmuş, koma halinde yatıyormus. Durumun ağır olduğunu gören Hz. Ali yanında kelimeyi sahadet getirmeye başlamıs. Ancak hastanın dili tutulduğundan hiçbir şey söyleyemiyormus. Hemen Peygamber Efendimize haber vermişler.”Alkame’nın annesi, babası sağ mı ?” diye sormus. Evet anası yaşıyor diye cevaplayıp yaşlı kadını Peygamber Efendimize getirmişler. Sevgili Peygamberimiz sormuş” Oğluna bir kırgınlığın varmidir?” diye. “Evet ya Resullallah oğlum benim kalbimi kırmıştır, bu nedenle ona dargınlığım vardır” diye cevaplamıs. . Peygamberimiz:’Anladım , Alkame’ye annesi dargın olduğundan kelimeyi sehadet getiremiyor, korkarım ki imansız gidebilir. Hadi hemen çalı çırpı toplayıp getirin. Ateş yakıp Alkeme’yi ateşe atacağız” deyince Kadıncağız ağlamaya ve feryada başlamış” Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz:

“Allah’in azabı çok şiddetli ve devamlıdır. Dünya ateşine hiç benzemez. Sen eğer evladının ateşe atılmasını istemiyorsan Alkame’den hoşnut ve razı olmalısın . Ve analık hakkını da ona helal etmelisin , ta ki evladın , ciğerparen cehennem ateşinde yanmasın” demis. Annenin merhametinin kudretine bakın ki kadıncağız derhal ellerini semaya çevirerek” Ya Resullallah , Allah’i seni ve bu etrafımızdaki mübarek sahabey’i kıramı şahit tutarım ki ben oğlumdan razı öldüm. Ona olan bütün analık haklarımı helal ettim, helal ettim, helal ettim. Ahirette de oğlumdan şikayetçi olmayacağım” demis. Bunun üzerine Peygamberiniz Bilal ‘i hastanın yanına göndermis. Görülmüş ki Alkame nin dili çözülmüş ve kelime-i sehadet getirerek ruhunu teslim ediyor.

 

Afet Teyze hikayenin başlarından itibaren ağlamaya başladı. Ben üzüldüm, acaba okumaşam daha mı iyi olurdu diye düşündüm bir an… Ama itiraz gelmeyince devam ettim. Hikaye bittiğinde ellerimi tutu. Gözyaşları içinde “Ah kızım dedi.. Sen bunu nasıl buldun, nasıl okudun, bana bunları nasıl anlattın.. Bu günlerde gönlümden dargınlık geçiyordu. Kendi kendime üzülüyordum.. Bunlardan sonra hiçbirinin önemi kalmadı.. Ben oğullarıma karşı bütün haklarımı helel ettim. Allah onların yerdımcısı olsun. Şükürler olsun ki bana sizzler gibi evlatlar Verdi, beni tek başıma koymadı. Allah senden razı olsun ki bana bunu okudun. Bundan sonra onlar için de hep dua edeceğim.. O ağlıyor biz ağlıyoruz…

 

İşte annelik böyle birşey… Evlat ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın Allahın ihsan ettiği o anne merhameti herşeyin üzerinde … Anne yüreği narın, hassas, her daim bağışlayıcı evladına karşı.. Boşuna değil “cennet anaların ayağı altındadır “ hadisi şerifi..

 

Tüm annelerin her günleri anneler günüdür bence öyle olmalıdır..

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

INSAN OLMAK ZOR ZANAAT

Çarşamba, Mayıs 9, 2007 · Kategori: INSAN

Bazen düşünüyorum da insan olmak zor zanaat.. İnsan topluluğunun içinde yaşamak, diğer insanlarla güzel geçinmek, kimseyi incitmemek, kimseden incinmemek…

Her insan başlı başına bir dünya… Bazen olaylara karşındakinin gözüyle bakmak , değerlendirmek ne denli güçleşiyor. Herkesin davranışlarını , düşüncelerini etkileyen o kadar çok sebep var ki.. Doğduğu zaman birlikte getirdiği genetik özelliklerinin üzerine, yaşadığı her an yeni birşeyler inşaa ediyor.. Bebekliklten itiberen yaşadığı her olay onun kişiliğinde bir yapıtası oluyor.. Ve zamanla, içinde besleyip büyüttüğü kişiliği, varsa inancı onun toplum içindeki davranışlarını biçimlendiriyor. Ne tek başına genler sorumlu, ne tek başına aileden aldığı eğitim, ne de inancı.. Hepsi öyle derin bir etkileşim içindeler ki.. Üstelik herşeyin doğrusunu bilmek de yetmiyor.. O benlik , o nefis var ya her yerde zorluyor insani.. Doğru bildiğini uygulama noktasında bir iç savaş yaşanıyor … Hani çizgi filimlerde görürsünüz , benim çok hoşuma gider.. Bir insan tam önemli bir karar aşamasındadır ki , basının iki yanında minik bir melek ve minik bir şeytan belirir. Melek doğruyu ve güzeli söyler ona yönlendirmaye çalışır, Şeytan ise ha bire kötü yönde aklını çelmeye çalışır. Hepimiz her an bu çatışmalar içinde değilmiyiz aslında..

 

Davranışlarımıza ne kadar dikkat edersek edelim, ne denli hassas olursak olalım, insanlara ne denli değer verir ve onları üzecek yanlış birşey yapmaktan sakınırsak sakinalım yine de kendimizi insanoğlunun bazen hiç beklenmedik tepkilerinden kurtaramıyoruz.. Daha dün bir arkadaşla bu konuyu uzun uzun konuştuk. Kesinlikle çok iyiniyetle yaptığı bir davranış sonucu yanlış anlaşılımış ve üzüntüye boğulmuştu.. İstemeden birinin incinmesine sebep olduğu için acı çekiyordu ... Sanki biz daha hassas ve ihtimamlı davrandıkça olaylar daha da üzerimize geliyor.. Biz kimseyi kırmamak için çabaladıkça , karşımızdakiler olmayacak şeylerden beklenmedik sonuçlar çıkarıyorlar..Dedim ya insan olmak zor zanaat..

 

Bundan yirmi yıl kadar önceydi. Üniversiteyi bitirmiş çalışmaya başlamıştım. Yeni gençlik yılları , yeni çalışma ortamı, insanların bazen acımasızca olan davranışları, iş hayatı sanki kurtlar sofrası.. Öyle zorlanıyordum ki.. O kadar sevecen , ne kadar yardımsever, iyiniyetli olmaya, herkesi sevmeye çalışırsam , sanki daha çok üstüme geliyorlar, çok inciniyorum, çok kırılıyorum.. Düşündüm zaten lise yıllarında iken yüksek tahsil yapmak istediğim konu psikoloji idi. Adaletli (!) üniversite sınav sistemindeki muhteşem(!) sıralama düzeni yüzünden işletmeyi kazanmış okumuştum(şikayetçi değilim ama) demek ki ben psikoloji okumalıymışım ki bu insanları belki anlar nasıl davranacağımı bilirim.. Yeniden girdim üniversite sınavına.. Kimse ciddiye almadı beni. Hazırlanmaya çelişmaya hiç vaktim yoktu ama yine de I.U. Psikoloji bölümünü kazandim. Bursa da çalıştığım işi bırakmadım . Haftada iki gün günübirlik İstanbula gittim geldim, okudum .. Ve sevdim bu bölümü hemde çok..Teorik olarak herşey mükemeldi.. Ama etrafımızda gördüğümüz hocalarımızın bile insanlarla problemleri, geçimsizlikleri, hayal kırıklıkları vardı… Demek ki bilmek yetmiyordu uygulamak gerekli idi. Demek ki bilim tekbaşına yetmiyordu eksik birşeyler daha vardı.. Demek ki tek taraflı insanın özen göstermesi yetmiyordu ilişkiler ikili idi ve tek basınıza herşeyi düzeltemezdiniz, demekki insan denilen varlık öyle birşeydi ki aslinda, okul sıralarında , kitaplar ile öğrenilemiyordu.. .

Yıllar geçti, pekçok acı tatlı tecrübe, hayal kırıklıkları,tanıştığım her yeni insan , her yeni dünya bizi bu günlere getirdi..

Hani Yunus ‘un dediği gibi

Bir çeşmeden akan su

Acı , tatlı olmaya..

 

 

Şimdi ne denli başarıyorum incitmemeyi ve incinmemeyi dersiniz? Şimdi inanıyorum ki dünya hayatı bir sınav, hemde zorlu, çetin bir sınav . Her bir olan olayda çıkarılacak bir ders var, kısmetimde bu maruz kaldığım durum da varmış demek ki.. Hesaplaşıyorum kendimle, Eğer ben sebep oldum ise düzeltmeliyim hatami ,  özür dilemeyi bilmeliyim, eğer vicdanım rahat ise , niyetim iyi ise ama yanlış anlaşıldı isem o zaman Rabbime emnet bundan sonrası,

Hoştur bana senden gelen

Ya hilat u yahut kefen

Ya taze gul yahut diken

Kahrin da hoş lütfun da hoş.

Diyebilimeliyim Erzurumlu Ibrahim  Hakkı hazretleri gibi..

 

Bir de insanlardan çok birşey (hiç birşey) beklememeyi öğrendim… Çünkü ben ne kadar iyi ve özenli davrandıysam ve bunu sürekli düşünerek kendimden memnun olursam karşı taraftan aynı hassasiyeti , düşünceyi bulamadığım, hatta tam aksine hoyrat davranışlara maruz kaldığım oluyor. İşte o an insan istemese de, içi açıyor. O yüzden iyilik yap denize at misali ... Biz bize yakışan , inandığımız ve Rabbimizin emrettiği şekilde doğru dosdoğru , ince , düşünceli , sevgi dolu olmalıyız. Arif olan anlar.. Zaten insanlara söyleyebildiklerin onların anladıkları kadardır… Eğer aynı şekilde karşılık görürüsek mutlu oluruz. Aksi halde de bir beklentiye girmediğimizden kırılıp üzülmeyiz. Herkes kendi davranışlarından sorumludur değil mi? .. Hayatı hep başkaları ne diyecek , ne söyleyecek ne düşünecek, beni nasıl değerlendirecek, beni begenecekler mi,  diye düşünüp yaşamaya çalsımak ne acıdır değil mi.. Ya da hep, ben bunu isterim, ben bunu doğru diyorum, ben bunu yap dedim, ben en iyisini bilirim diye yaşamak…

Çözüm yüce yartıcımızın dediği ve istediği gibi yaşamak ve davranmak.. Buyuk İslam alimi . Bediüzzaman’in dediği gibi AMELİNİZDE RIZA-İ iLAHi OLMALI, EĞER O RAZI OLSA BÜTÜN DÜNYA KUSSE EHEMMİYETİ YOK, EĞER O KABUL ETSE BÜTÜN HALK REDDETSE TESİRİ YÖK

 

Biz bizim üzerimizde oyunlar oynayan ve bize kötülüğü dokunanlara karşı aynı şekilde karşılık vermeyeceğiz. Çünki altın olanın muhatabi hiçbirzaman teneke olmamıştır., Altın olan en azından elmasla aynı kefeye koyulmaya çabalamalı ve umut etmeli ki değerine değer katılsın. Bu arada içine düşülmemesi gereken yanlış , belki de kötü olanı küçümsemek olur Unutmayalım bugün iyi olan biziz ama yarın kötü olan da bizden başkası olmayabilir.. İnşaalah Rabbım gönül gözümüzü her daim açık etsin ve içimizden insanlara karşı, tüm yaradılmışlara karşı sonsuz sevgi ve muhabbeti eksik etmesin. İçimizdeki o Allah rızası için sevgi kapısı açılmadıklatan sonra , tüm insan üzerine söylenenler, yazılanlar , okunanlar boş ve bıçare kalir…Imandan başka hiçbir güç bizim bu acımasız yaşam kargaşasında, bu insan kalabalığında yara almadan , tökezleyip düşmeden, yıkılmadan mücadele etmemize yardımcı olamaz..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

DOSDOGRU INSAN OLMAK

Çarşamba, Mayıs 9, 2007 · Kategori: INSAN


Birkac ay onceydi.. Oglen vakti , bir alisveris merkezinin mescidine girdim.. Vakit epeyce ilerledigi icin iceride pek kimse yoktu. Uzakdogulu gorunumlu 30 - 35 yaslarinda bir hanim abdest almis titizlikle ortusunu baglamaya calisiyordu. Uzerinde yukaridaki fast food yiyecek satan yerlerden birine ait , armali uniforma vardi. O sirada iceriye orta yasli arap bir anne ile 14- 15 yaslarindaki kizi girdi. Genc kiz aynanin onunde ortusu ile ugrasan bayani gorunce heyecan ile annesine birseyler soyledi sonra da yanina giderek: ‘Sen yukarida calisiyorsun hep goruyorum ama sasirdim simdi, masaallah cok sevindim ne zaman musluman oldun?’ diye sordu. Genc hanim kisik ve titreyen bir sesle cevap Verdi “ 3 gun once” Iste bundan sonrasi benim icin anlatilmasi guc duygularin yasandigi cok onemli dakikalardi.. Ucumuz gayriihtiyari hanimin etrafini cevirdik heyecan icinde, anlattigi hikayesini dinlemeye basladik… O ise gozleri dolu dolu, sesi titreyerek, tedirgin , sicak ama sicacik bakislar ile anlatiyordu…. “ 10 yildan fazladir bu ulkedeyim ‘ diyordu. “ Buraya calisip para kazanmaya geldim.
Sri Lanka liyim . Ayni memleketli 5- 6 arkadas ayni evde kaliyoruz. Ben yillardan beridir dikkat ediyorum da Islami kendime cok yakin buluyordum. Sessiz bir insan sayilirim, Kimsenin isine karismam, kimse ile alay etmem, kimse hakkinda konusmam, hep iyi insan olmaya calisirim, pek fazla paraya onem vermem. Arkadaslarim da cogu zaman benimle dalga gecerler. Bu ramazan birden tuhaf birseyler hissettim. Kendi kendime dedim ki ben de muslumanlar gibi oruc tutacagim. Denedim , cok muthis hissettim kendimi. Ne kadar guclu oldugumu anladim. Icimdeki duygular o kadar guclu idi ki anlatamam. Ramazanin sonlarina dogru karar verdim ben musluman olmaliyim diye… Islam merkezine gittim. Oradan Allah , Islam , ibadet gibi konularda merak ettigim herseyi sordum. Sonra dedim ki iste benim aradigim bu.! 3 gun once de musluman oldum , belgemi de aldim. Ama evde artik benimle kimse konusmuyor. Bu zaten deliydi, simdi artik iyice cildirdi diyorlar. Bende sadece gulumsuyorum.! Yalniz simdi cok korkuyorum . Hic hata yapmamam lazim. Hersey sifirlandi yeniden basliyor hayatimda. Her attigim adima dikkat ediyorum. Agzimdan her cikan soz icin on defa dusunuyorum. Acaba yanlis birsey soyler de kimseyi uzermiyim diye… Yaptigim iste azami dikkat sarfediyorum kimsenin hakki uzerimde kalmasin diye. Herseyi dosdogru yapmam lazim, ben artik muslumanim , olabildigince, elimden geldigince iyi olamam lazim……. “ Boyle anlatip gidiyordu iste…

Icimin titredigini hissettim. Hepimiz yan yana namaz kildik. Onun, yanibasimda elleri ayaklari titreyerek , husu icinde kildigi namazi hic unutmayacagim. Sonra da bana gozlerini dikerek “ dogru yapabiliyorum degil mi,
Kabul olur degil mi?’ diye sorusu… Aman Allahim!… acaba ben , ya benim yaptiklarim. O kadar ozendim ki. …. Onun yerinde olup Rabbime en az onun kadar yakin olabilmeyi istedim…. Ellerini tuttum dua ederken eger
beni de hatirlarsan bana da du et olur mu dedim. …. Oradan nasil ayrildigimi eve nasil geldigimi hatirlamiyorum. ….

Aslinda her an yeni bir baslangic yeniden bir yaradilis degil mi… Rabbim her an yenibastan yaratmiyor mu her seyi. O zaman hicbir zaman gec degil ! degil mi? … Su an , simdi herseye yeniden baslayabiliriz onun gibi. O kadar titiz. Dogru ve durust bir insan olmaya… Her soyledigimize, her attigimiz adima dikkat edebiliriz. …. Gecmis gecmistir ders aliriz ama ‘ keske oyle degilde boyle yapsaydim …..’diye birsey yok , zamani geri getiremeyecegimize gore bu keskeler daha fazla zaman kaybindan baska birsey degil. Gelecekte ise bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Iste elimizdeki en buyuk hazine …. Yasadigimiz an . Onu en iyi nasil yasariz . !!! ona bakmali degil mi?…


Nerede olursak olalim, ortam nasil olursa olsun biz hep olmamiz gerektigi gibi dosdogru olacagiz. Bazen kendimizi yapayalniz hissediyoruz bu insan kalabaliginin icinde Oysa bir bilebilsek hic bir an yalniz olmadigimizi………

Yillar once bir mektubunda soyle yazmisti rahmetli kardesim :
“ Yalnizlik yalnizligi hakedenlerin defterinde, etrafinda kalabalikla yitip gidenlerin vicdanlarinda… Bir tek kisi gulmese icten, hep maske altindan baksa yuzler, umrumda bile degil. Ne taninmak amacim , ne de istenmek. Verdigim kadarini bile almak istemiyorum. Bana degnegi verene , korluk edip vurmuyorum ya gerisin geriye. Gulden ne koku istiyorum , ne de sarki bulbulden. Hirslar sadelikte erirken, kim tahmin ederdi ki en kompleks olanin en sadenin arkasinda bekledigini. Sonsuzun hicligin gozunden gulumsedigini…..”

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

DUBAI'de BIR DOST

Pazartesi, Mayıs 7, 2007 · Kategori: INSAN

Bu gun size burada tanistigim guzel bir insani, sevgili dostumu tanitmak istiyorum.

Onunla ilk kez bir okul toplantısında karşılaşmıştık. Mavi mavi gülen gözlerinden , uçuk beyaz cildinden sarısın olduğu anlaşılıyordu. Konuşmaya başladığında mükemel aksanı ve kibar tarzından İngiliz olduğuna hükmettim. Öylesine arkadaş canlısı ve sarılgandı ki bir saatlık sohbetin sonunda haftasonu buluşmayı ve çocukları birlikte bir oyun ve eğlence yerine götürmeyi teklif ettiğinde hemen kabul ettim.

Herhalde çok uzun süredir bu denli pozitif enerji yüklü bir insanla sohbet etmemiştim. Onun bu canlılığı bana da geçmişti sanki..

Haftasonunu iple çektik. Çocuklar oynarken biz de uzun uzun sohbet imkanı bulmuştuk. Merak ettiğim pekçok şeyi kendiliğinden anlatıverdi..Dubai’ye geleli daha birkaç ay olmuştu. Sohbet ederken ,  çok zorlandığını düşündüğüm olayları bile gülümsiyerek anlatabilmesine hayran olmuştum.. Bir de her cümleye başlarken , yada bitirirken mutlaka Rabbını tesbih etmsine… Ya maşaallah, ya inşaallah, subhanallah, ya da bismillah.. Nasıl da güzel söylüyordu, konuşurken hiç bitmesin istiyordum.. Birden bana döndü . “Biliyormusun iki ay kadar önce mutfağı yaktim” dedi. Yine gülümsüyordu.. “Nasıl oldu? Ciddi birşey olmadı inşaallah dedim.. “Elhamdülillah itfaiye 5 dakikada geldi.. Çok şükür hemen müdahale ettiler ve söndürdüler. Gazlı olan fırıda kek pişiriyordum, gaz kaçırmış , sonra da alev almış, perdeler tutuşmuş, birden görüverince hemen çocukları dışarı çıkardım, Sonrada itfaiye çağırdım. Elhamdülillah diğer odalara sıçramadan söndürdüler. Allah razı olsun onlardan.. Zaten böyle birşey bana gerekliydi. Çok şükür fazla birşey olmadı “ diye anlatrken ben hala şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum. O cıvıl cıvıl sesiye anlatmaya devam ediyordu.. “Biliyormusun buraya gelince birden çok sıkıldım, yapacak birşey bulamadım, kızların ikisi okula gidiyor, oğlan bebek , onunla eve tıkıldım kaldim, suratımı astım, şükretmeyi ihmal ettim, ben şimdi napıcam , sıkılıyorum dedim…. İşte Allah bu yangını verdi, kendi ellerimle yaptım.. Mutfak mahvoldu. Hertaraf is, pis, kurum, dolap kapakları yandı. Elhamdülillah .Şimdi yapacak çok isim var hiç canım sıkılmaya zaman bulamıyorum. Önce yangın enkazını temizledim, duvarları boyadım, şimdi dolaplar yapılıyor onları takacagim, daha birkaç ay uğraşırım. Böylece birdaha şikayete ne zaman ne de halim var..” Hayretle yüzüne baktım. Bir de kahkaha attı yine.. Gerçekten mutlu ve huzurlu görünüyordu..

 

Onu tanıdıkça , dostluğumuz ilerledikçe, evlerimize gidip gelmeye başladıkça, hikayesini yavaş yavaş öğrendikçe anlayacaktım ki gerçekten inanılmaz pozitif enerji dolu bir bir insandı. . Bir üniversite öğrencisi iken İslam ile şereflenmiş, ailesinin kesin tepkilerine karşı o sakın ve kararlı tavrını sürdürmüştü… “Annem babam sonunda baktılar ki ben yine onların evladiyim, onları seviyorum ve saygı gösteriyorum onlar da bana saygı gösterdiler… “diye anlatıyordu.. Söylediğine göre şimdilerde annesi ve babası bosanmışlardı ama onu ziyarete Dubai’ye birlikte gelmişlerdi ve torunlarını inanılmaz seviyorlardı.. Üniversitede tanıdığı Sudanlı bir genç ile evlenmişti “önceleri düşündüm ki o müslüman ben müslüman başka birşeye gerek yok nasıl olsa anlaşırız.. Ama öyle değilmiş, pek de kolay olmadı , kültürer çok farklı… Ama Allah’a şükürler olsun başardık.. Ben öyle muskulpeşent biri değilimdir, kendimi alıştırmasını, teskin etmesini bilirim.. Şimdi mutluyuz çok şükür.” Diyordu.. Kocası kendinden yaşça epey büyüktü ve hemen bütün ailesi burada Dubai deydi... Sudanlı akrabalarının hepsini evinde büyük bir saygıyla ağırlıyor , onlara hizmetini güler yüzle , tatlı dille yapiyordu..Bir keresinde beni de çağırdı.. onun kalabalık bir afrikali akraba topluluğuna nasil elleriyle hizmet ettigini, onlar tarafindan  nasıl sevildiğini ve nasıl kaynaştığını görünce hayretler içinde kaldim. Gözümün önüne aynı kültürden olmasına rağmen benlik ve hasetler yüzünden birbirini yiyen aileler, çatışan gelin kaynanalar geldi… Hayranlığım bir kat daha artmişti.. Sonra kendi anne ve babası geldiğinde de onları başı tacı edişine , en güzel şekilde ilgilenip , ağırlamasına şahit oldum. Annesi ile sanki bir arkadaş bir dost gibiydi…Her zamanki gibi sevgisi ve pozitif enerjisi ile onları da sarıyordu..

 

Onu tanıdığım bu kısa süre içinde kendimle çok kez hesaplaştim, cok davranışını örnek aldım, çoğu olaya bakışım farklılaşti, insanlara daha da önyargısız yaklaşmaya başladım .. İnsanın kendi elleriyle, enerjisi ve olumlu davranışlarıyla dünyasını nasıl cennete dönüştürdüğüne şahit oldum ... Dünyada böyle bir örneği bana gösterdiği için Rabbime şükürler ettim… Çok güzel bir dost kazandığım için mutluyum.. Rabbım her daim yardımcısı olsun ve bizim dostluğumuzu sürekli kılsın diyorum..

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KADINLAR GUNU

Perşembe, Mart 8, 2007 · Kategori: INSAN

Bugün sabahtan bu yana dünya kadınlar günü ile ilgili pek çok mail aldım. Aslında sadece yılın bir gününü birilerine ya da birşeylere adayıp sonrasında umursamamak bana göre değil. İnsan her daim yaradılış üzere olduğundan her güzelliğin, her nimetin her insanın değerini de her dem bilmelidir diye düşünüyorum.

 

Ancak madem konu böyle açıldı bir anımı paylaşmak isterim. Dubai de dünya kadınlar günü dolayısı ile devlete ait bir üniversitenin her yıl düzenlediği bir etkinlik var. Okul kampüsünde bahçeye çadırlar ve standler hazırlıyorlar. Dubai’de temsilciliği , konsolosluğu bulunan ülke sayısı kadar. Sonra bu standleri hazırlamak için kız öğrencileri gruplara ayırıyorlar. Her kız öğrenci grubu kura sonucunda kendisine düşen ülkenin konsolsluğuna giderek, o ülkeyi internetten araştırarak , ya da o ülkeye mensup bildiği insanlar varsa onlarla görüşerek bilgi topluyor. Konu o ülkenin vatandaşı olan dünya çapında ün yapmış en az beş kadın bulmak. Onlarla, yaptıkları işler ve başarıları ile ilgili yazılar resimler hazırlayarak kendilerine ayrılan çadır standı düzenlemek. Gerekirse video görüntüleri ile yada yaptıkları maketler ile de zenginleştirerek en güzel sunumu hazırlamak…Çünkü sonuçta bu hazırlıklarına göre not alıyorlar ve en iyi stand ödüllendiriliyor.

 

Geçtiğimiz yıl Türkiye yi hazırlamak durumunda olan öğrenciler bana da ulaşmışlardı. Ancak son gün haberimiz olduğu için, gösteri gününde çadırda sadece öğrencilerin hazırladıkları dokümanları , belgeleri düzenlemelerine yardımcı olabildik. Aslinda ulkemizi tanıtmak için de çok iyi bir fırsattı. Gün boyu konsolosluktan temin edilen broşürleri dağıtarak gelen ziyaretçilerin sorularını yanıtladık. Maalesef konsolosluğumuzun desteğinin azlığını kişisel çabalarımız ve evlerimizden götürdüğümüz Türkiye’ye ait malzemeleri sergileyerek hissettirmemeye çalıştık. Ancak ortam görülmeye değerdi. 50 civarındaki çadırı dolaşırken her ülkenin kendine özgü kültürünü, kadınlarını tanıma imkanı bulduk. Türkiye projesini yapan öğrenci kızlar araştırmaları sonucu beş ünlü isime ulaşmışlardı… Ancak gönül isterdi ki Türkiyemizin bağrından çıkardığı daha pek çok hanımı orada eserleri ve başarılarıyla gösterebilelim. Yine çok arzu ederdik ki diğer ülkelerin büyükelçilik yada konsoloslukları gibi bizimkilerde bu konuya daha ciddi yaklaşsalardı da, bir Iran.. standında kitaplarını imzalayan ünlü Iranlı kadın yazar Miriam Beham gibi bizde bir kadın yazarımızı getirebilseydik. Ya da Pakistan’i tanıtmak için Standa gelen Benazir Butto gibi bizim kadın parlementerlerimizden biri barı haberdar edilebilseydi. Ancak son gün haberimiz olduğundan bizler elimizden geldiği kadar hiç olmazsa sözlü olarak ziyaretçilere bilgiler verdik … Yine de en çok ilgi gören isimler arasında dünyadaki ilk kadın pilot Sabiha Gökçen ve Kurtuluş savaşında gösterdiği kahramanlıkla efsaneleşen Nene Hatun da vardı…

 

MAdem ki bu güne kadınlar günü diyorlar ;o zaman ben de bu günlerde üzerinde çok konuştuğumuz milli bilinç ve şuur , vatan sevgisi gibi konuları da göz önünde bulundurarak pekçoklarımıza örnek olabilmesi açısından Nene Hatun’un hayatını kısaca burada özetlemek istiyorum:


Nene Hatun Erzurum'da doğdu. 98 yıl Erzurum'da yaşadıktan sonra yine Erzurum'da, zatürre hastalığından hayata vedâ etti. Ölümünden üç ay önce Türk Kadınlar Birliği tarafından yılın annesi seçilmişti. Tarihimizde 93 Harbi olarak anılan 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sırasında, Erzurum'daki Aziziye Tabyası'nın savunulmasında kahramanca çalıştı. Adını bu şekilde tarihe yazdırdı. Mücâdeleye, küçük yaştaki oğlunu ve kızını evde bırakarak katılmıştı. O sıralarda 20 yaşlarında genç bir gelindi. 7 Kaşım 1877 gününün gece yarısında, bölge halkından olan Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri Erzurum'un Aziziye Tabyası'na girmeyi başarmışlardı. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürdüler. Arkadan gelen Rus askerleri, hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın tabyayı ele geçirdiler. Baskından yaralı olarak kurtulmayı başaran bir er, şehir merkezine ulaşıp kara haberi Erzurum'lulara ulaştırdı. Sabah ezanından hemen sonra minârelerden şehir halkına duyuru yapıldı. "Moskof askeri Aziziye Tabyası'nı ele geçirdi." Bu haber, Erzurum halkı tarafından, vatan savunması içın emir telakki edildi. Silâhı olan silâhını, olmayanlar; balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak Tabya'ya döğrü koşmaya başladı. Kadın - erkek tüm Erzurum halkı yollara dökülmüştü. Koşanlar araşında, erkeği cephede çarpışan bir tâze gelin de vardı. Ağabeyi bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında can vermişti . Üç aylık bebeğini emzirmiş, "Seni bana Allah verdi. Ben de O'na emânet ediyorum." Diyerek vedâlaştıktan sonra birkaç saat önce ölen ağabeyinin kasaturasını alarak sokağa fırlamıştı. Erzurumlular, ölüme gittiklerini bildikleri halde, Aziziye Tabyası'na doğru koşuyordu. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri, gelenlere yaylım ateşi açtı. Ön sıradakiler o anda şehit oldular. Arkadakiler, geri çekilmek yerine daha bir kararlı ve hızlı olarak ileri atıldılar. Demir kapılar kırılıp içeri gırıldı. Boğaz boğaza bir savaş başladı. Mükemmel silâhlarla donanmış Moskof ordusu, baltalı - tırpanlı, taşlı - sopalı eğıtımsız halk karşısında ancak yarım saat tutunabildi. 2300 Moskof öldürülüp, Tabya geri alındı. Türkler, 1000 kadar şehit vermişlerdi. Hemen yaralıların tedâvisine başlandı. Nene Hâtun da yaralılar araşındaydı. Fakat o yarasına aldırmıyor, evindeki.. bebeğını unutmuş, diğer yaralıların kanını durdurabilmek, yaralarını sarmak içın çırpınıyordu. Nene Hâtun böyle bir ortamda tanındı ve saygı ile sevildi. O'nun, vatan için gece başlayan mücâdelesı, tüm düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etti. Erzurum'un her karış toprağında cephâne taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, şu dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak destanlaştı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zaferinde Nene Hâtun'un ve O'nun vatan aşkını paylaşan sivil insanların da payı vardı. Savaştan sonra da Nene Hâtun, destan kahramanlarına yaraşır bir asâletle yaşadı. Kendisini zıyâret eden NATO'da görevli Amerika'lı subayın bir sorusuna: "O zaman vazifemi yapmıştım. Bu gün de ilerlemiş yaşıma rağmen aynı hizmeti, daha mükemmeliyle yapacak güç ve heyecana sahibim." cevabıni vermisti . Allah rahmet eylesin..Mekanı cennet olsun..


Bu günlerde Çanakkele Savaşında şehit düşen bütün vatan evlatları için ,  Kurtuluş savaşında şehit düşenler için ve gazilerimiz için gelin hep birlikte dua edelim. Ve çocuklarımıza onları anlatmayı tanıtmayı unutmayalım…


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

SORUNLAR VE SIRLAR

Çarşamba, Aralık 6, 2006 · Kategori: INSAN


Cok onceleri anlatmisti annecigim ; Evlenip gelin olacagi zaman rahmetli annanem onu bir kenara cekmis ‘Bak kizim ‘ demis. ‘artik evlenip bir yuva kuruyorsun. Senin de bir ailen olacak. Esinin ailesi ile birlikte yasiyacaksin. Onlara her zaman saygili davran. Olur da esin ile , kayinvaliden ile, esinin kardesleri ve akrabalari ile anlasamadigin, ayni fikirde olmadigin birseyler olur, aman dikkat et aranizda kirginlik olmasin ve bu tur problemleri kesinlikle gelip bana anlatma. Gun gelir sen herseyi unutur gidersin, aranizdaki sorunlar hallolur, yine birlikte guler soylerseniz. Ama bir annenin yuregi cocugu icin hep yumusaktir. Kimse evladini uzsun istemez.
Eger ben bunlari duyar da uzulursem, kalbim onlara kirilirsa bir daha unutamam. O insanlar ile aramda en ufak bir yanlis anlama , kirginlik olsun istemiyorum. Onun icin artik sen kendi sorunlarini kendin hal yoluna koymalisin. Bana hic bir laf ve sikayet getirme. Mutlu ol ve mutlu et. ‘ . Iste bunlari duyunca cok uzulmus annecigim .O an icin artik annem beni sevmiyor diye dusunmus. Cunku o zamana kadar birbirlerine cok bagli ana kiz imisler. Ama yillar sonra bunlara bize anlattiginda cok hak veriyordu rahmetli annaneme. Ben annanem ve babanem kadar birbirine sevgi , saygi gosteren hurmet eden dunur cok az gordum. Birbirlerine elleri ile hizmet eder , oturtacak yer bulamazlardi.

Gecenlerde bir hikaye okudum ve annemin bu anlattiklari aklima geldi . Eskiden Kafkasya da "Kubaniska Cerkezleri arasinda bir adet vamis. Evlenecek kizin ceyizleri arasina kakmali bir cekmece konurmus.Bu cekmece anneden kiza verilerek boylece nesilden nesile gecermis. Cekmecenin anahtari, gelin evden cikarken boynuna takilirmis. Ruslar ve etraftaki baska kavimler bu cerkez kizlarinin cok gecimli ve hallerinden hic sikayet etmeyen birer aile kadini olmalarina bakarak "Tabii gecinirler, babalari ceyizlerine bir cekmece altin koyuyor, kocalarinin basi dara gelince cikarip veriyorlar, kocalari da onlari hep hos tutuyor"derlermis. Bir sosyolog arastirma yapmis. Bakmis ki isin ic yuzu cok farkli. Ici bos kucuk bir sandik bicimindeki bu cekmeceyi kizcagiz cok basi dara dustugunde gizlice sirlarini , acilarini anlatir ve anlatirken de nesilden nesile gelin giderken bu cekmeceyi sir ortagi olarak goturen buyukannelerini dusunur, icini iyice doktukten sonar tekrar kilitlermis. Kizi gelin olurken de bu cekmeceyi onun ceyizine koyarmis.Boylece hem derdini anlatma ihtiyacini gidermis hem de aile sirlarini ortaya dokmemis olurmus.

Bu hikayeyi okuyunca "ama ben" diye soze baslayacak ve " …bugun…bu zamanda…. Benim hayatim..… benim haklarim…." diye devam edecek insanlari dusunmeden edemedim. Her gun hayatta her yerde olup olmadik herseyi anlatip konusan, medyada boy gosterip aile ici yada ozel butun herseyi ayaklar altina alip da cigneyen….. Neyse, bunlari dusunmek bile istemiyorum…

Biz yine iyi ve guzele donelim….

Rahmetli Buyukbabacigimin cok meshur bir hikayesi vardi…" Bir memlekette 90 yaslarinda fakat cok dinc ve genc gorunumlu bir adam yasarmis… Etrafindakiler ona cok ozenir ve sorarlarmis bu gencligin sirri nedir diye. Bir gun yasli adam onlari yemege davet etmis. Bu davette size sirrimi aciklayacagim demis. Herkes merakla davete gelmis. Yemekler yenilmis , icilmis, sohbetler edilmis vakit iyice gecikmis. Adamcagiz karisina seslemis:"Hatun, su kilerde karpuzlar olacak bir karpuz getirirmisin bize!.." Hanim hemen gidip bir karpuz getirmis. Adamcagiz soyle eliyle bir vurmus tik tik diye sonra da " Bu olmamis hanim, guzel cikmayacak, baska getirirmisin bir zahmet" demis. Hanim onu goturmus bir tane daha getirmis. Adam onu da bir yoklamis yine begenmemis. Baska istemis…. Bu boylece uc dort sefer daha tekrarlamis. Neyse besincide karpuz begenilmis kesilmis ve misafirlere ikram edilmis…. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormus. "Eeee …. Arkadaslar iste benim gencligin sirri burda anladiniz mi…" Herkes birbirinin yuzune bakmis. Kimse bisey anlamamis.."Aman dede demisler nerde? Anlamadik biz bu sirri!" Dedecik gulmus. "Efendiler" demis "O gordugunuz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanima git de baska getir dedikce o kilere gidip geliyor ayni karpuzu getiriyordu. Bir kere bile "aman be adam , delimisin nesin su tek karpuzu ne tasittiriyorsun bana.." demedi.
Beni sizin onunuzde mahcup duruma dusurmedi. Iste ben butun gencligimi hanimima borcluyum. Biz birbirimizi hic baskalarinin onunde zor duruma dusurmeyiz. Aile icindeki hicbir seyi disariya yansitmayiz. Hep birbirimize destek olur, dert ortagi olur, yardim ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatiriz. Iyi kotu her olayi da birlikte paylasiriz.' demis.

Eger dikkatle cevremize bakarsak; hic kimsenin yasami boyunca sorunsuz ve puruzsuz bir hayat yasamadigini farkederiz. Mutlaka bir yonden eksigi, zorlugu oluyor basacikilmasi gereken. Bediuzzaman eserlerinin birinde 'SEKVA(sikayet) SIKINTIYI ARTTIRIR' diyor. Gercektende deneyin (ben bizzat denedim); bir olayin uzerine ne kadar cok giderseniz ve durmadan sikayet ederseniz, icinizin daha cok daraldigini, karardigini, islerin daha da cikmaza girdigini farkedeceksiniz. Ustelik problemi anlattiginiz her kisinin verdigi farkli farkli akillar, soyledikleri olumsuz yaklasimlar sizi iyice depresyona sokacaktir nerdeyse… Ustelik hikayeyi her tekrar ettiginizde, sizde yavas yavas kendinize acimaya baslar, saglikli dusunemez hale gelirsiniz. Karsi tarafa duyulan kizginlik hisleri her sikayet ve tekrarlarla nefrete donusmeye baslar Allah korusun.

Ancak , Insanin Allah sevgisi ve Allah'a guveni alaninda bilgi ve imani derinlestikce derin bir tevekkule burunebildigi goruluyor. Iste boyle insanlar bos yere laf sarfetmenin, sikayette bulunmanin ne kadar faydasiz oldugunu idrak edip ona gore davraniyorlar. Kanimca problemlerimizi, sirlarimizi HAK ile paylasacak seviyeye gelmek icin gayret etmek en hayirli olan yol!....... .

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »