Yalnızlık yalnızlığı hakedenlerin defterinde, etrafında kalabalıkla yitip gidenlerin vicdanlarında ... Bir tek kişi gülmese içten, hep maske altından baksa yüzler umrumda değil... Ne tanınmak amacım, ne istenmek... Verdiğim kadarını bile almak istemiyorum. Hatta öldükten sonra bile...Bana değneği verene , körlük edip vurmuyorum ya gerisin geriye...Gülden ne koku istiyorum, ne de şarkı bülbülden.. Hırslar sadelikte erirken , kim tahmin ederdi ki en kompleks olanın en sadenin perdesi arkasında beklediğini... Sonsuzluğun, hiçliğin gözünden gülümsediğini...

HEYBELIADA

Perşembe, Temmuz 30, 2009 · Kategori: GEZI NOTLARI


İstanbul’un incileri olan Adalar eskilerden beri benim en çok huzur duyduğum, yaşamayı düşündüğüm , yurdumun en güzel köşelerinden biridir. Üniversitede de öğrenci iken hafta sonlarında eğer Bursa’ya ailemin yanına gitmeyeceksem illa ki Heyeliada’ya teyzemin yanına gitmek isterdim. Oksijen deposu mis gibi havası , cam ormanları, araç trafiği olmayan dar sokakları, eski ahşap konakları, geniş bahçeli köşkleri beni bir mıknatıs gibi kendine çekerdi. Hele İstanbul’un kalabalığı ve yoğun temposundan kopup sadece 40 dakika sonra ada iskelesine adım attığımızda kendimizi bambaşka bir dünyada hisseder ve oradan İstanbul’un muhteşem siluetini seyretmekten müthiş tad alırdık

İşte bu yaz yine bir kaçamak yapıp kızlarım , annem babam ve teyzemle birlikte adanın inanılmaz huzurlu bağrına sığındık. Teyzemin tadilat yapılmış üç katlı , cumbalı eski tarz ahşap evi, serin bahçesi, çatı katındaki terastan dolu dolu İstanbul manzarası bizi büyülü bir alemde misafir etti sanki.

Bu kez, bahçede bulunan Yasin çiçeğini haytımda ilk kez gördüm. Belki bilenler vardır ama anlatmadan geçemeyeceğim. Yasin çiçeği ,söyle bir parmak kalınlığında bir çubuk şeklindeki sapın etrafında sayısız tomurcuklar veren bir çiçek. Ancak ilginç ve inanılmaz olan her akşam sadece akşam ezanı saatininde bütün taze tomurcuklar aynı anda 3 dakika içinde açıyor. Ezan okunurken açmaya başlıyor ve de ezan bitene kadar yeni çiçekler açmış oluyor. İnanılmaz güzel bir şekilde sarı tomurcuklar titreyerek döne döne açılıyor ve bir anda yeşil çubuk sap sarı çiçeklerle donanıyor. Acan çiçekler bütün gece açık duruyor ancak sabahın ilk ışıklarıyla beraber solmaya başlıyor. Akşam ezanı saatine kadar hepsi solup kapanıyor, yeni tomurcuklar yine akşam ezanıyla açıyorlar. Rabbımın bu güzel mucizesini her akşam yeniden yaşamak için pür dikkat hep Yasin çiçgının etrafına toplandık.

Adanın o güzel sokaklarında zakkum ağaçları ve mor begonviller arasında yürümek de insana inanılmaz huzur verir. Özellikle bayir yukarı yaptığımız zorlu yürüyüşler bizi ormanın içine ve muhteşem İstanbul manzarasına kavuşturur. Yine böyle bir yürüyüşte beyaz boyalı kocaman bir köşkün bahçesinden sarkan karadut ağacını görünce durup soluklandık. Dallardan sarkan karadutlar öyle güzel görünüyordu ki.... Köşkün bahçesinden bir bey bizim ilgimizi görünce hemen devreye girdi ağaçtan avuç avuç karadut toplayarak bize uzattı. Buyrun zaten biz bitiremiyoruz afiyet olsun diyerek bizleri uğurladı. Teşekkür ederek bayir yukarı merdivenlerden yolumuza devam ediyorduk ki Çok güzel restore edilmiş kocaman bir ahşap evin üst kattaki açık penceresinden dışarıya tasan inanımaz güzel bir piyano melodisi ile olduğumuz yerde kalakaldık. Öyle duygusal ve düzgün çalınan bir klasik müzik parçası idi ki gayri ihtiyarı evin önündeki banka oturduk, bu arada cisildemeye başlayan yağmur damlaları altında gözümüzün  önünde alabildiğine uzanan İstanbulun muhteşem siluetini ve denizi seyre daldık. Müzik sona erdiğinde bile bir süre yerimizden kalkamadığımızı farkettik.

Yavaş yavaş yağmur altındaki yürüyüşümüze devam ederken ıslanmaya pek aldırmıyorduk ancak hızlanmaya başlayan yağmurla biz de adımlarımızı sıklaştırmak zorunda kaldık. Yolun üzerindeki bir evin çardağında oturup sohbet eden hanımlar bize gülümseyerek bakıp kahve içmeye davet ettiler , yağmur bitene kadar buyrun bari diyorlardı. Yürümeye davam etmek istediğimizi anlayınca içlerinden bir bayanın içeriye girerek bir şemsiye getirdiğini gördük. Bunu buyrun o zaman dedi hanım. Size hediyemiz olsun, hiç olmazsa ıslanmadan yürürsünüz. Hiç tanımadığımız bu hanımların tatlı ve güler yüzleri, bu davranışları bizleri masal aleminde olduğumuza daha bir inandırdı sanki.

Bu kez ada tatilimiz marti yavrularının yuvalarından uçurulma zamanına denk gelmiş meğer. Bütün evlerin çatılarında marti yavruları var , sabaha karşı anaları yavrularının yanına gelip onlara yiyecek getiriyor , sonrada çığlıklar atarak onları yuvalarından uçurmaya çalışıyor. Kanat çırpa çırpa sokaklara inebilen marti yavrularının tekrar çatılara kadar yükselebilmesi kolay olmuyor tabi. Sokaklar marti yavruları ile dolu. Bunu bilen ada halkı kaplar içinde kapılarının önlerine ve bahçelerine yavrular için su bırakıyor. Sokaklarda inanılmaz şekilde marti yavruları, kediler ve yavruları hatta köpek yavruları dostça birlikte yaşıyor hatta oyunlar oynuyor. Elimizde fotoğraf makinaları hem manzarın, sokakların, çiçeklerin hemde marti yavruları ve kedilerin resimlerini çekiyoruz.

Bir akşam İstanbul’dan gelen kuzenler ve yeğenler ile birlikte çok neşeli bir akşam yemeğinden sonra geç saatte yürüyüş yapmak ve dondurma yemek için sahile inmiştik. Öyle hoş ve güzel bir sohbet vardı ki saatler şu gibi akıp geçiyordu. Sahilde kitap şeklinde yapılmış banklara oturduk. Bu bankların her birinin üzerinde ünlü şairlerimizin İstanbul , adalar yada deniz ile ilgili şiirleri yer alıyordu. Bir taraftan şiirleri okuyor , bir yandan muhabbete devam ediyor bir taraftan da dondurmalarımızı yiyorduk. Vakit de epeyce ilerlemiş insanlar yavaş yavaş evlerine çekilmişlerdi. Ortalıkta sokak köpekleri cirit atmaktaydı. Birden karşımızda epeyce büyük kızıl kahverengi bir köpek belirdi. Adeta gülerek bize bakıyordu. Yavaşça oturdu ve de arkasından uzanarak tam karşımıza yerleşti. Bir taraftanda adeta bizim sohbetimizi dinliyordu. Kuzenlerden biri “Elimdeki dondurmayı versem yer mı acaba “dedi. Sonra da dondurma kabını köpeğin önüne koydu.  Köpek yavaşça basını kaldırıp baktı sonra yine sakince basını öne eğdi, pozisyonunu hiç bozmadı. Biraz bekledik dondurmayı yemediğini görünce bir yeğenimiz alayım da dondurmayı diğer sokak köpeklerine vereyim diyecek oldu. Ama o da ne!.... Bizim köpek bir ok hızıyla fırladı o sürekli havlayan sokak köpekleinin önünden dondurmasını kaptı ve bir lokmada yutuverdi. Sanki o dondurma benimdi onu nasıl başkasına verirsiniz der gibiydi. Artık epeyce geç olduğunu ve soakaların sokak köpekleri tarafından adeta istila edildiğini görünce biraz da tedirgin olarak evin yolunu tuttuk. Fakat bir de baktık bizim kızıl tüylü dostumuz bizim peşimizi bırakmıyordu. Bir sağımızdan bir solumuzdan ilerliyor, adeta bizi olası tehlikelerden koruyor gibiydi. Etrafta dolaşan hiçbir köpek hatta hiç bir canlı onun iri yapısı ve keskin bakışlarıyla yanımızda duruşu karşında bize zarar vermeye cesaret edemezdi. Bizi eve kadar getirdi dostumuz. Kapıdan içeri tek tek girişimizi bekledi sonra da kapının önüne kıvrılıp yattı. Gidip mutfakta ona verebilecek birşeyler aradık, gündüz çayla yemek için yaptığımız kurabiyelerden bulduk. Kapıyı açıp yavaşça önüne koyduk, yine gülere ize bakıp kuyruk salladı sonra da patilerinden birini kurabiyelerin üzerine koyarak olduğu yere yattı. Sabaha kadar ara ara camdan baktığımızda orda yatttiğini gördük. Ancak gün ışıdıktan sonra kahvaltıya uyandığımızda gitmişti... O vazifesini yapmış ve bize verdiğimiz dondurmayı hakettiğini göstermiş , eve kadar eşlik edip korumuş , kapımızda sabaha kadar bekçilik yapmıştı. Daha sonraki günlerde de sokaklarda yürürken rastladığımda hep selamlastik. Her bizi gördüğünde kuyruğunu sallayıp kocaman ağzı ile gülüyordu.

Ada da ki günlerimiz sona erip de Bursa’ya donduğumuz gün de bizi ilginç bir olay bekliyordu. Kartal’dan aktarmalı olarak Yalova’ya gecektik. Motor ve denizotobüsü saatlerini tarifeye bakarak ayarladık. Ancak sahile indiğimizde denizin epey dalgalı olduğunu gördük. Bu nedenle geç kalkan deniz motoru Büyük ada iskelesinde de gelen yolcuları beklediği için daha da gecikmişti. Daha sonra da denizdeki dalgalar yüzünden hız kesmek zorunda kalınca Kartal iskelesine yaklaştığımızda binmeyi planladığımız Yalova deniz otobüsünün hareket ettiğini gördük. Ucu ucuna iki dakika ile kacirmistik. Bir sonraki deniz otobüsü iki saat sonra idi. Ancak demek ki böylesi hayırlı imiş deyip tevekkül etmek en doğru olandı. Bir çay bahçesine oturup beklemeye karar verdik. Az sonra iskeleye bir deniz otobüsü yanaştığını görünce merak edip bakmaya gittiğimizde az önce kaçırdığımız denizotobüsü olduğunu şaşkınlık içinde gördük. Sorduğumuzda bir yolcunun rahatsızlandığını öğrendik. Kalp ile ilgili bir problem yaşayan yolcu için ambülans çağrılmıştı. Bu arada görevlilerden rica edince bizi deniz otobüsüne aldılar. Böylece kaçırdığımızı sandığımız araca binerek evimizin yolunu tuttuk. Hayatta hiç bir şeyin garanti olmadığını, her an yeni bir yaradılışta olduğumuzu, Rabbımızın hikmetinden sual olunamayacağını, mucizelere her an hazır olmamız gerektiğini, tevekkülün en büyük yardımcı olduğunu bir kez daha yasayarak anladık.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

MEMLEKETIMIN YOLLARINDA - OLYMPOS

Pazartesi, Haziran 25, 2007 · Kategori: GEZI NOTLARI

Evet önceki yazımda da söz ettiğim gibi buralar gerçekten eşi az bulunur güzellikte.. Sabah kuş sesleri ile uyanmayı, serin çam havasını soluyarak uzun yürüyüşler yapmayı, yürüyüş sırasında bir kara kaplumbağası ile yarenlik etmeyi çok özlemişiz. Üstelik bu güzelim doğa harikasında yürüyüşünüz sırasında kuzuları keçileri, tavukları  ziyaret edebiliyor, ertafımızda dolaşan keklikleri , salınarak gezen tavuskuşunu fotoğraflayabiliyoruz.  Aşağıda denizkenarı 40 derece sıcaklıkla kavrulurken , biz az yukarıda , çam korusunun içinde serin esen rüzgar eşliğinde kahvaltı edebiliyoruz.. Bütün ömrü bu güzellikler içinde geçenler belki de bu duygularımızı anlayamazlar ama , yılın büyük bölümünü yurdundan uzakta , cöllerle çevrili bir şehirde geçiren bizler için bu muhteşem birşey.. Rabbime verdiği nimetler için şükürler olsun..

Aşağıda atölyesinde İsmet hocamız bizi bekliyor... Yine güler yüzü ile bizleri karşılıyor ..Herzamanki gibi çayımızı hemen önümüzde buluyoruz.. İsmet Bey yıllardır burada... Uzun seneler önce Kosova'dan kalkıp gelmisler hanımı ve iki çocuğu ile.. Şimdi yirmili yaşlarda birer genç olan evlatları da o ve eşi gibi zarif, ağırbaşlı, efendi, kibar ve günümüzde eşi az bulunur şekilde aklıbaşında gençler..  O bulunduğu hiç bir ortama ve insanlara karşı duyarsız değil. Memleketini çok çok seviyor.. Araştırmacı ve sanatçı kişiliği bir araya gelince her bir detayı kaçırmıyor... Etrafımızdakı tablolardan pek çogu doğduğu şehri, yolları, arnavut kaldırımları, Osmanlı camileri, güzelim köprüleri ile o ecdad yadigarı güzelliklerin hikayesini anlatıyor bizlere.. Ayrıca tarihi bütün belgeleri eşyaları topluyor İsmet bey, tercüme ediyor, ettiriyor, resmediyor.. bir bakıma tarih yazıyor... En büyük hayali ve isteği ise doğduğu topraklarda, şehrinde bir müze açıp onlara kendi tarihlerini hediye etmek... Şimdilerde yaşadığı köyü için de aynı duyarlılık içinde.. Bize etraftaki bütün tarihi ve doğal güzellikleri anlatıyor bir bir.. Onun rehberliğinde biz de bu eşsiz doğal milli parkta bir safariye karar veriyoruz.. Antik çaglardan bu güne kadar gelebilen taş kemerler, antik sehir kalınıtları, korsan koyları, binlerce yıldır insanlardan gelen yıkımlara ve doğal afetlere direnebilmiş kanallar, su yolları, liman kalıntıları, tiyatrolar onumuzde tarihe açılan birer kapı gibi dimdik duruyor.. Phasalis, Olympos, Adrasan derken zamanı unutuveriyoruz...... Anadolu medeniyetleri önümüzde resmigeçit yapıyor sanki..

Akşam saatlerinde geri döndüğümüzde üzerimizde tatlı bir yorgunluk var ama değdi diyoruz. İsmet Bey'e ise özel teşekkür.. O ise dağlardaki küçük bir köyü anlatıyor bize... orada yağmurda sığındığı ona kapılarını sonuna dek açan evi, güzelim insanları , yediği gözlemeleri anlatıyor ballandıra ballandıra... İçimiz durmuyor oralarada uzanıvermek istiyoruz...

Ya uludere de kiremitte alabalık yemek... gürül gürül akan suların üzerine kurulmus sekilerde, ördekleri besleyerek , çağlayan suları dinleyerek  ..... Rabbime yine şükrediyorum bize bu güzellikleri ihsan ettiği için...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

MEMLEKETİMİN YOLLARINDA-ÇAMYUVA

Pazar, Haziran 24, 2007 · Kategori: GEZI NOTLARI

 

Memleketıme ulaşalı yollarına düşeli neredeyse on gün oldu. Bu süre içinde her türlü teknolojiden de uzak kaldığımızdan bu satırları yazmaya ancak fırsat bulabildim... Aslında her an içimde yazama iategi vardı ama güzellikleri içimize sindirmek hemde doyasıya yasamak belki de depolamak ıstedığimizden buna fırsat bulamadım.

Istanbul a ulastığımız gece Antalya ya doğru otobusle yola devam ettik. Uzun fakat cok rahat ve zevkli bir yolculuktu. Otobüsümüz sabah saatlerinde kalacağımız yerin kapısında indirdi.. Bu arada gercekten otobuste calısanları tebrik etmeliyim. butun gece boyunca yolculara büyük bir sabır ve saygı ile hizmet ettiler. Rahat edebilmemiz için ellerinden geleni yaptılar. Bize sonunda "Işte müşteri memnuniyeti budur "dedirtmeyi başardılar.. Uçak yerine otobüsle yola devam etme riskini aldığımız zaman bu kadarını beklemiyorduk doğrusu..

 

Evet , uzun bir yolculuğun ardından o cennet vatan parçasına ulaşmıştık. Geçen yıl ilk görüşte vurulduğumuz yer burası.. Mis gibi çam kokan, o koyu gölgeler arasında serın tepede yer alan  minik taş evler...  İçinde herşey, tüm eşyalar dogal agaç ve taştan yapılmış .. Minik evin onunde minik bir bahçe yine çam ağaçları ile çevrilmiş korunun içinde.. Günün her saati cır cır böceklerinin sesi... Ne de çok özlemşiz... Derin derin nefes alıp adeta depoluyorum bu mis gibi havayı...

 Asagıda yolun girişe yalım Ecodemia yı keşfediyorum  akşamuzeri... Geçen yıl da giderayak bulmuş ama pek de detaylı görüşememiştik sanatcısı ile.. İsmet bey elindeki kitaba dalmış okuyordu biz yanina yaklaştığımızda.. Bir kısa tereddütten sonra hatırlayıverdi geçen yıl yaptığımız görüşmeyi.. Nazik, hassas, kibar, düşünceli tam bir sanatçı  duruyordu karsimizda... Buradaki atölyesinde yaptıgi resimleri, gravürleri, değişik çalışmaları... İşte yine burada da kendimize göre bir yer bulmuştuk.... Günün o sıcak saatlerinde bilgilerimizi düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz, çok şeyler öğrenebileceğimiz bir yer.. İnanılır gibi değil.. .. Ertesi gün öğle saatlerinde soluğu atölyede alıyoruz. Boyalar, fırçalar, kil, çamur derken ... Birde sohbet.. Bir sanat dostu derken meğerse bir gönül dostu, bır Allah dostu bulmuşuz biz.. Akşam üzeri davet ettiği evinde daha iyi anlıyoruz bunu.. Sirin bir köy evinin serin agaçlık bahçesine bakan verandasında oturup, kendısi gii zarif ve misafirperver hanimin yaptıği tavşan kanı çay ile harika lezzetli keki yerken anlıyoruz ki karşımızda gerçekten bir Allah dostu var... Evinin duvarlarını bile hat ile süslemiş İsmet bey, sohbet derinleştikçe gözleri parlıyor.. Düşünüyorum da Rabbim ne kadar büyük, hazinesi ne kadar geniş. Siz sadece isteyin .. İhlasla isteyin.. Bıkmadan , umutsuzluğa düşmeden isteyin... Ortam ve şartlar ne olursa olsun sizi koruyor ve dualarınız gerçek oluyor... Yoksa kim derdi ki az ötede insanlar sadece deniz ve kumu tatil zannedıp, gece gündüz eğlenmek, çılgınlık yapmak, edepsizlikleri medeniyet adletmekte iken, diskolar gece kuluplerı rezilliklerle dolup taşarken, bu coğrafyada Rabbimin bize armağan ettiği bu güzel doğa harikasında ona hakkını verip sükrünü eden ve gönlü güzel , kendi güzel Hak dostları karsımıza çıkarıyor ve biz gönül dünyamızı zenginleştirip güzellikleri paylaşabiliyoruz..

Şükürler olsun...

 

 

Devam edecek..

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Tatil

Perşembe, Haziran 14, 2007 · Kategori: GEZI NOTLARI

Bu gun tatil icin Turkiye'ye dogru yola cikiyoruz. Insaallah 2 ay boyunca memleketimin degisik sehirlerinde tatilimizi gecircegiz. Memleketimin tasi topragi, ovasi dagi gozumuzde tutuyor. Hayirlisiyla ozlemimizi gidermek kismet olsun. Bu arada bolgumdan biraz uzak kalacagim. Firsat buldukca izlenimleriizi aktarmaya calisacagim. Bakalim Mevla neyler , Neylerse guzel eyler..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

TURKIYEM'DEN DONUS

Salı, Nisan 10, 2007 · Kategori: GEZI NOTLARI

Evet bir rüya gibi başlayan Türkiye seyahatimiz bir rüyadan uyanır gibi sona erdi. Rabbım kısmet edince nasıl da kapılar açılıveriyor, uzun yollar kısa, imkansızlar mümkün oluyor. Binlerce , milyonlarca şükürler olsun.

 

Kandil gecesi  aklımıza düşmüştü bu seyahat, 24 saatin içinde kendimizi evimizde , ana babamızın dizinin dibinde bulduk elhamdülillah. Türkiyemi özlemişim. İstanbul’dan Bursa’ya kadar olan yol güzergahının her karesini doyasıya seyrettim içime sindirdim. O güzelim yemyeşil kırları, tarlaları, feribotle geçerken koyu mavi hafif çırpıntılı Marmara denizini … Yağmuru, güneşı, baharı yaşadık bir haftanın içinde.. Serin havayı doyasıya içimize çektik. Pazar yerinden geçerken taze sebzelere ve rengarenk meyvelere bakarken Rabbımın nimetlerine şükrettim… İnsan içinde olduğu zaman yaşadıkları normalleşiyor ve nimetleri olağan görmeye başlıyor. Onların ne denli mucize olduğunu , nasılda büyük bir lütufla kendisine sunulduğunu görmüyor… Biz burada dünyanın dörtbir yanından soğukhava depoları ile gelen sebze ve meyveleri yerken onları öylesine bol ve tazecik yiyenlere gıpta ederdik.. Teyzeciklerin köyden elleriyle sabah topladıkları ispanağın lezzetini hiç unutmayacağız…Annecigimin elleriyle yaptigi ispanakli boregi de…

 

Ancak bir şey dikkatimi çekti ki yollarda, evlerde insanlarda bir stress, bir durgunluk, bir donukluk… Sanki sorunlar  olmasa yaşayamayacaklar gibi.. İllaki kafalarında problemler, düşünceler, çıkmazlar…Gözlerini güzelliklerden çevirmiş yapay problemlerin pencesine düşmüşler…Evet bir de Türk Tv kanallarından uzak kalmanın ne denli doğru bir karar olduğunu gördük daha yakından.. yazları pek anlamıyorduk ordan oraya gezerken .. Ama bu kez daha bir dikkatlı baktık.. Sanki hepsi topyekün insanların iç huzurunu bozmak, psikolojilerini etkilemek, onları gerginleştirmek için taarruza geçmişler. Haberler , haber programlarından başka herşeye benziyor…Hangi kanala atlasan kurtulmak çok zor bu girdaptan… Talebelerinin önünde bir öğretmenin meslekdaşı tarafından öldürülmesi görüntüleri aynı gecede onlarca kez ekrana geliyor örneğin… Böylece olay tüm Türkiyenin gözleri önünde birdaha , birdaha cereyan ediyor. Sonunda benim kızlarım bile şahit oluyorlar bu olaya vede o gece iki sokak ötedeki amcamlara gideceğimiz zaman, biz gelmiycez korkuyoruz diyorlar.. Evet korku salınıyor içlerine ve sokağa çıkmak istemiyorlar..İkna etmek için epey dil döküyoruz. Peki ama her gün bu görüntüleri seyredenler ne oluyor.???

Önce korkup , sonra alışıp sonra da normal mı karşılıyorlar??? Ya her gece ,her kanalda oynayan diziler??? Entırıka, İhanet, cinayet, dolu sahneler… Bence bunların tamamını birden protesto etmek lazım… Evet belki çok radikal ama sağlıklı nesiller için bu oyunlara bir dur deyip bazıkanallara, galiba pek çoğuna karşı bu protestoyu uygulamak lazım.. Biz büyükler bile etkilendikten sonra çocukların ruh halini bir düşünelim. Ve çok ciddi olarak bu konu üzerinde karar verelim…

 

Dikkatimi çeken bir başka konu ise (belkide benim çevrem pek çok olduğu için ) üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler oldu.. Bir dersane furyası, bir sınav stresi, illaki üniversiteye girme çabası , neresi olursa olsun diyenler… Peki hangi üniversitelere… Çok azı istisna çocukların bu üzüntüsüne, çabasına, uğraşına, ailelerin maddi manevi çektiklerine değecekmidir acaba diye düşündüm ister istemez.. Bu konu ile ilgili daha detaylı birşeyler yazmak isterim Rabbım nasip ederse inşaallah..

 

Uzaklardan gelip de baktığınizda bazı şeyler daha net, daha çarpıcı görünüyor diyorum ya… Gönlü güzel insanlar, gönül gözü açık olanlar ise bu kargaşanın içinde birer yıldız gibi, hatta güneş gibi parlıyorlar… görmesini bilene..

En kısa zamanda, daha cok  zaman ayırıp daha ayrıntılı yazmak isterim aslında ama bu günlük sizelere veda etmem gerekiyor… İçim hala coşku ile dolu vatanımın havasını solumuş olmanın sevinci ile daha bir sarılacağım buradaki işlerime… Sınıflarda anlatacak pekçok hikayem var şimdiden…

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

TIRE DIYE BIR YER

Pazar, Aralık 3, 2006 · Kategori: GEZI NOTLARI

 

 

Sabahin erken saatleri Aydin’dan Tire’ye dogru yol aliyoruz.Yol, verimli Aydin ovasinda sirin koylerin arasindan gecerek Izmir’e dogru uzaniyor. Bazi  koy evlerinin onunde yeni toplanmis incirlerin satildigini farkediyoruz. Biz de bu guzelim nimetten taze taze almak icin bir bahcenin onunde duruyoruz. Bahce sahibi , guler yuzle karsiliyor ve istedigimiz incirleri ezilmeden goturebilmemiz icin ozenle kucuk bir karton koliye doldurmaya basilyor. O sirada bahcede bisikletini surmeye calisan 3 yaslarinda sevimli bir oglan cocugu goruyoruz. Yavas yavas bize yaklasiyor. Esim cocugu da sevindirmek istiyor ve benden bozuk para istiyor. Tam cocuga kucuk bir harclik uzatacakken babasi atiliyor. :”Abi kusura bakmazsan para verme cocuga diyecem” Esim sasiriyor: “Ama sadece bir cikolata parasi , icimden geldi.” Diyor. Adamcagiz sakince:” Verme beyim, alismasin .. Sonra her gordugunden bekler. Cok sukur elhamdulillah bizim durumumuz iyi , gerekenleri alabilecek gucumuz var. Insanlarin eline para icin bakmasin .” diyor.Boyle birsey beklemedigimizden bir an duruyoruz. Esim:” Ben onu cok sevdim o zaman sen al bunu cocuga benim yerime bir cikolata al. Kusura da  bakma hic boyle dusunmemistim.” Diyor. Karsilikli gulup konusarak helallesiyoruz ve ayriliyoruz oradan. Iste Turkiye’min tok gozlu kanaatkar insanina bir ornek diyoruz.

 

 

 

Tire, Odemis ovasinda  sirtini daga yaslamis bizi bekliyor. Her zamanki gibi yemyesil, Bursa’ya cok benzetiyorum ben.  Eski Tire , daga yaslanmis dar, arnavut kaldirimi sokaklari, her kosebasindaki minik camileri, carsisi,Top Tepesi, tepede bu yemyesil verimli ovaya nazir piknik alanlari  Osmanli mimarisinin butun ozelliklerini yansitan hanlari, kucuk el sanatlarini gunumuzde de surduren ustalari, semercisi, nalincisi, kececisi, yorgancisi, hasircisi….bagrinda sakladigi evliyalari, Balim Sultani, Ibni melek hazretleri ve daha niceleri… O da, Bursa gibi organize sanayi bolgelerinin acilmasindan sonra artik kabina sigamayip ovaya dogru yayilmis gitmis… Ama hala o maneviyati ve gelenekselligi hissedebilmek mumkun… Hala daha sabah erken carsinin ara sokaklarinda gezmeyi, dukkanini acip onunu supuren sonra da tezgahinin basina gecerek tahtayi yontmaya baslayan nalinci ustasini seyretmeye bayiliyorum.

 

 

 

Eger  Tire’de konakladiysaniz ve Sali sabahlari saat tam 8 de belediyenin megafonundan gelen bir anonsla uyanirsiniz.   Cunku Sali gunleri Tire pazari vardir. Yuzyillardan gelen gelenek hala butun canliligi ile surmektedir ve Tire’nin pazari bereket duasi ile baslamaktadir. Pazarcilar saat 8 e kadar tezgahlarini hazirlar ve beklerler. Sonra butun kasabada isitilen dua baslar. Once ayetler okunur sonra bereket ve helal kazanc icin dualar edilir. Butum pazarcilar ve halk hep birden amin der…..  Alisveris butun canliligi ile baslar… Ilk kez, Tire pazari cok meshur Izmir’den Kusadasin’dan, Selcuk’tan insanlar otobusler ile pazara geliyorlar diye duydugumda sasirmistim. Ne vardi ki pazarda? Taze sebze meyve, giyisi, yerel dokumalar, islemeler, igne oyalari… Bunlar miydi onca insani buraya  getiren ?  Asil sir bu duada galiba … Oyle bereketli ki Pazar dort bir yandan cekiyor insanlari….

 

 

 

Tire’nin bir de Kuyu Kebabi meshurdur. Ama oyle istediginiz her saat bulamazsiniz onu. Sabah namazinda camiye gidenler namazdan sonra kuyu kebabini yapan bir iki kucucuk dukkana ugrar kebaplarini ya orada yer, ya da taze sicacik pidelerinin arasina durum yaptirir tarlalarinin yolunu tutarlar calismak icin. Eger bir saat gec giderseniz kuyu kebabi falan kalmamistir artik. Iste  bu nefis lezzetten tadabilmek icin illa ki sabah namazinda ayakta olmak gereklidir.  Bir keresinde beyler sabah namazina gitmisler, donuste de bize de kuyu kebabi getirmislerdi. Oylesini lezzetli idi ki, o sabah serinliginde balkonda oturup gun aydinlanirken bir taraftan bu guzel nimeti yemis bir taraftan da sukretmistik. Ancak bir de baktik ki, Hayriye annem kendi payini , pidesini  guzelce ikiye boldu. Daha buyuk parcasini hemen paket yapti. “Simdi herkes yatar, biraz uzanir dinlenir. Ben bu arada sunu Afet Teyze’ye goturup geleyim de kahvaltida yesin. Cok zamandir yememistir ,gidip alani yok, cok da severdi” diyerek basortusunu takti ve kosar adim Afet Teyze’nin evine dogru uzaklasti… Afet teyze, oglundan sonra beyini de dort yil kadar onca Hak ka ugurlamis yapayanliz yasayan, ayaklari agirdigindan disari cikip tek basina yuruyemeyen , gormus gecirmis bir hanimefendi. Butun cocuklarin Afet ninesi.. Biz de Tire’ye her yolumuz dustugunde elini opmeden , hayir duasini almadan ayrilmayiz oradan.  Hayriye Annem  her zamanki gibi baskasini dusunup doyurmada kendi lokmasini yiyememisti iste… Bu da Hayriye annemin tipik ozelligi. Sofra hazir olur, herkesin tabagina yemekler bolunur. O, o kadar yavas yer ki herkes bitirip doymadan ana yemege baslamaz bile.. Gozu hep baskalarindadir. Herkez doydu mu , birdaha ister mi, olur da yemek biterse kendi payini baskasina yedirmek icin hazir bekler. Hani su yememis yedirmis, giymemis giydirmis insanlara bir numarali ornektir. Bir kasik birsey pisirse komsusunun payini ayrir. Bazen “Anne  basklarini birak biraz da kendini dusun “ deriz ama O “Olurmu evladim sevaptir . Ben menunun , ben nasilsa peynir ekmek yer yine doyarim” diye cevap verir.

 

 

 

Bundan 13 yil once ilk kez esimin ailesi Tire’ye yerlestiginde gelmistik buraya. O gun bu gundur ne zaman gelsek daha yaklasirken huzur duyarim. Dedim ya belki de Bursa’ya benzettigim icindir. Ama cok  eski bir yerlesim birimi olmasi  gelenksel Turk Islam mimarisi, ahilik geleneginden gelen sanatlarini hala surdurmeye calisan ustalari, evliyalari, yemyesil parklari verimli ovasi ve guler yuzlu insanlari ile Iste Tire boylesi sevimli bir Anadolu  parcasi.  Rabbim bize ne guzellikler bahsediyor , ne kadar sukretsek azdir. Anadolu’nun  neresinde olursak olalim , etrafimiza bir baksak boylesi nice guzellikler gorecegiz eminim.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

TURKIYE'MIN YOLLARINDA

Pazar, Aralık 3, 2006 · Kategori: GEZI NOTLARI

Gectigimiz ilk baharda , tatilimiz yavas yavas yaklasirken, internet uzerinden gazete sayfalarina goz gezdiriyordum. Baktikca icim karariyordu diyebilirim. Hep olumsuz olaylar haber yapiliyordu. Darp, gasp, siddet…. Bu kadar olumsuzluk insanin icini daraltiyordu. Tatilde ne yapmaliyiz diye dusunduk. Ya her zaman yaptigimiz gibi ailelerimizin yanina gidip butun tatili onlarla gecirecektik, ya da …. Evet bu yil degisik birseyler olmaliydi. Kizlar artik buyuyordu. Onlarda ulkesini tanimali gormeliydi. Bizde son onbes yirmi yildir gormdigimiz yerlerin ozlemini duyuyorduk. Guzelim ulkemiz sadece buyuk sehirlerden ve turistik tatil beldelerinden 5 yildizli otellerden ibaret degildi ki. Biz gercek Anadoluyu kesfe cikmaliydik. Gecen yil, kisacik bir Kuzey Ege turu yapmis cok memnun kalmistik. Bu yil da Guney Ege ve Akdeniz turu yapmaya karar verdik.

Hic bir plan ve programa dayanmayan, elimize bir harita alarak ciktigimiz bu yolculukta gecirdigimiz 12 gun tam bir masal alemi gibiydi. Her adimda , her yaptigimiz km de etrafimiza bekinirken icimiz kuslar gibi kanat cirpiyor ve Rabbimize bize boyle cennet gibi bir ulke verdigi icin sukrediyorduk.

Fethiye’den sonra Kalkan’a dogru yol alirken haritada daglara dogru bir yerde Saklikent kanyonu yazisini gormustuk. Butun dogal guzellikleri kesfetmeye niyetli oldugumuzdan Fethiye’den 6 km kadar sonda daga dogru uzanan dar yola sapmis, muhtesem guzelliklerin, yemyesil agaclarin arasinda ilerliyorduk. Hava oldukca sicakti . Sirin beyaz minicik evleri ile kucucuk bir koyden, Gebeler Koyu’nden gecerken birden yolun kenarinda pasli sari bir tabela gorduk. Yazisi yer yer bozuldugundan hizla gecerken ancak ‘kaplica’ kelimesini farkedebilmistik. ‘Bak goruyormusun bu vatan hakikatten cennet nerelerde hic bilinmeyen kaplicalar var’ dedik. Tam koy cikisinda agaclarin dallarindan zar zor ikinci tabelayi farkedince durduk. Bu kez ‘Buyuk Iskenderin Magrasi ve Kaplica’ yazilari bizi durdurmayi basarmisti. Sari tabelayi takip ederek koy sokaklarina daldik. Yol , bir bahcenin tel orgulerinin yaninda sona eriyordu. Onumuzdeki yuksek kayaliklarin on tarafinda kocaman bir magra agzi vardi. Yandaki bahcenin sahibinden bu magranin hikayesini dinleyip , icerisinin isiklandirildigini ogrenince gezmeye karar verdik. Ancak bizi baska bir surpriz bekliyordu. Magranin hemen dibinde yer alan dogal kaplica. Hem de oylesine dogal ki!!!. Dogru durust hicbir tesis yok.Bir iki minik baraka ev, kucucuk bir soyunma odasindan girilen bir baska magra… Kayalarin altindan ilerleyerek gecilen 30 40 metre uzunlugunda dar bir dehliz ve demirden yapilmis doner merdivenle inilen 5 6 metre derinliginde bir kuyu. Dibi. sifali sularla dolu dogal bir havuz. Hem de onaylandigi uzere pekcok deri hastaligina , ic hastaliklarina iyi gelen bir su… Kendimizi tarih oncesinde gibi hissediyoruz… Kaplica dehlizinden sonra Iskenderin magrasini gezerken, bu dogal guzelliklerin icinde yaradilisin mucizelerini idrak etmeye, Rabbimin bahsettigi nimetlerin cesitliligini tefekkur etmeye calisiyoruz. Magranin icinde epey ilerledikten sonra diger tarafindaki cikisindan gunisigi ile bulusuyoruz ve de kendimizi Fevzi Dayi’nin bahcesinin icinde buluyoruz.. Fevzi Dayi bir taraftan semaveri yakmakla mesguldu. Bizi bahcesindeki kerevete serdigi halinin uzerinde agirladi. Sirtimizi ot yastiklara dayamis asmanin ve agaclarin koyu golgesinde zamani tamamen unutmustuk. Fevzi dayinin hemen yapiverdigi sac kavurma, domates, sogan, buz gibi ayran, hanimin bahcesinden topladigi sebzelerden pisirdigi zeytinyagli turlu, uzerine de semaverde demli cay … Yerimizden kipirdamak bile istemiyorduk. Fevzi Dayi’nin yegeni Seher sofranin hazirlanmasina yardim ediyordu. Sorduk, o da Betul kizimiz gibi 5’e gecmis on yasinda… Gul yuzlu, gulen gozlu ,piril piril bir kizcagiz. Fevzi dayi’nin torunu Suheda kiz bir parmagi agzinda kosede oturuyor. Az sonra babannesi de cikip geliyor evden. Bir sohbet basliyor. Suheda iki bucuk yasinda, konusmayi yeni yeni ogreniyor, ama ikram ettigimiz biskuvileri yerken, ilk yudumu agzina ‘bismillah’ ile atmasini biliyor. Yemegini bitirince de dili dondugunce ‘elhamdulillah’ demeye calisiyor. Seher’e soruyoruz : ‘Okulu seviyormusun? Dersler nasil ? ‘ diye.. Cok sevdigini soyluyor. 5’i bitirdikten sonra yakindaki koydeki okula devam edecekmis . Bu sirda Fevzi dayi’nin hanimi lafa karisiyor. Okullarindaki ogretmenleri methetmeye basliyor. ‘Hele birisi var ki!’ diyor. ‘Melek gibi , gencecik bir hanim. Kendisinin de iki cocugu var, ama bizim cocuklar ile en az kendi cocuklari gibi seviyor ilgileniyor..’ Anlattiklarina gore ogretmen hanim gecen yil ayagi kirilan bir ogrenciyi her gun kendisi okula tasimis, sirasina otutturmus dersinden kalmasin diye… Bir de ozurlu ogrencisi varmis , onu da her gun kendisi okula getirirmis. Oglenleri evlerine gidemedikleri icin yemeklerini yedirir doyururmus. Sonra dersle ilgili gozlem gezisi icin kendisi munubus kiralar , cocuklari evlerinden alir geziye gotururmus. Hatta gecen yil baska bir koya tasinan eski bir ogrencisini bile ugrayip almislar geziye giderken. Gittikleri yerlerde cocuklari doyurur , gerekli butun harcamalari kendisi yaparmis. Koyun hanimlari bir araya toplaninca ogretmen hanimi da seslerlermis. Ama o gelse bir ugrasa bile: ‘Benim cok isim var cok calismam lazim’ der , bir gonullerini yapar hemen ayrilirmis ordan. Birinci sinifi okuturken her bir cocuk okumayi sokene kadar rahat etmemis. Ogrenemeyenleri dersten sonra ayrica calistirirmis. Fevzi Dayi’nin hanimin anlattiklarini dinlerken , anlatis tarzina ,duzgun Turkcesine, isil sisl gozlerine bakarak icim sevincle doluyor. Hele bir de; koy muhtarina giderek koyde hanimlar icin halk egitim merkezi acilmasini istediklerini anlatisi var ki!... ‘Eger muhtar bu isle Eylul ayina kadar ilgilenmezse kasabada ki milli egitime birlikte gidecegiz. Koydeki kizlar, kadinlar oyle yetenekli ki bos oturmamalari lazim , verimli ve faydali olmalari lazim.’ Diyor. Fezi Dayi’nin bahcesinde iki saatten fazla oturuyoruz. Canimiz hic ayrilmak istemiyor. Namaz kilmak icin kibleyi soruyoruz, kosup evden seccade getiriyorlar. Hanimi beni eve davet ediyor namaz icin. Biz artik ayrilma zamani geldigini yola devam etmek istedigimizi soyluyoruz.’ Kalin bu gece yerimiz var.’ diyorlar… Ancak yolcu yolunda gerek.. Istemeden de olsa vedalasiyoruz gul yuzlu Seher ile , Suheda ile, Fevzi Dayi ve hanimi ile… Eger yaz olmasaydi anlattiklari ogretmen hanimi da gormek tanisabilmek, kendisine cok ama cok tesekkur edebilmek isterdim. Seher ve Suheda ile daha cok sohbet edebilmek isterdim. Iki bucuk yasindaki Suheda’ya yedigi nimetlerin adindan once, o nimetleri verenin adini , yuce yaradanimizi ve ona sukretmeyi ogretenlere daha cok tesekkur edebilmek onlarla orada daha cok kalabilmek isterdim. Ama dedigim gibi yolcu yolunda gerekti. Bu yolculukta her an , her yerde yeni birseyler ogreniyoruz…. Yine Rabbnimize sukrederek , yine gonlumuz huzur ve sevincle dolu…. Yola devam , yeni yerlere dogru

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

MEKKE de CUMA

Cuma, Aralık 1, 2006 · Kategori: GEZI NOTLARI

Evet , Mekke de Cuma… Iste anlatilmasi imkansiz gibi gorunen duygular ve ruya gibi gelen bir gun. …

Persembe yi cumaya baglayan gece, gece yarisindandan sonra otele ulasinca biraz dinleniyoruz. Ama gozumuzde bir damla uyku yok. Demistim ya onceden, burada cok ilginc bir sey oluyor size … Havasini solumaya basladiginiz an ne aclik ne yorgunluk ne de uyku hissetmiyorsunuz artik. Yine kendimizi Mescid-ul Haram da buluyoruz birden. Sanki bedenimizden siyrilmis kus gibi hafiflemisiz.
Sabah namazina kadar o gittikce artan kalabalikla beraber tavaf yapiyor , namaz kiliyoruz. Orada oylece oturup saatlerce Kabe ye baksa insan yine doyamiyor. Sabah namazi yaklastikca kapilardan oluk oluk insan akiyor iceriye. Sefa Merve arasindaki yol bile nerdeyse doluyor sabah namazina gelenlerle… Sonra Kabe de bir Cuma sabahi….. Allahim sen ne buyuksun , bize, benim gibi aciz bir kuluna nasib ettin boyle buyuk bir mucizeyi. Bana bu duygulari yasamam icin izin verdin kismet ettin ya , sana ne kadar sukretsem , gozyasi doksem bunun sukrunu eda etmem mumkun olamaz omur boyu….
Sonra oglen yaklastikca artik Mescid-ul Haram da adim atacak yer kalmiyor. Ortada sadece tavaf yapan bir gurup yuruyor. Herkes hem asagida hem ust katta saflari olusturuyor ha bire… Aritik Cuma saati.. Dis avludaki beyaz taslar dahil her yer doluyor. Onbinlerce insane tek bir yurek olup Rabbinin huzurunda duruyorlar…..

Burada bana iki farkli sey daha nasib oluyor. Bu gune kadar hic cenaze namazi kilmamistim. Burda her vakitte cenaze getiriliyor Mescid-ul Haram a . Bazen birden fazla . Biz de hemen vakit namazinin arkasindan tekbir getiren hocayla birlikte cenaze namazini kiliyoruz. Allah Kabul etsin . Amin! Birde Cuma namazi . Daha once tatmadigim , hissetmedigim bir cosku…… Rabbime sukurler olsun … Herkese nasib etsin….Amin!

Bu seyahatimiz bize cok seyler ogrettti. Pek cok guzelliklere sahit olduk, bazen huzunlendik, uzulduk.. Ama cogu zaman gonlumuz kuslar gibi kanat cirpiyordu. Nefsimizin, hayatimizin buyuk bolumunde bizi nasil oyaladigini farkettik.Ondan siyrilmanin ne demek oldugunu yasadik. Bedenimizin istekleriyle basacikmanin nasilda kolay oldugunu anladik. Maddi ihtiyaclarin aslinda nasil kolaylikla bertaraf edilebilecegini hissettik. Insanlarin istediklerinde nasilda sakin ve birlik icinde davranabileceklerini gorduk.

Bizi bekleyen gunluk hayatimiza donme zamani geldiginde buradan hic ayrilmak istemiyordu canimiz. Sanki o zaman bu guzellikleri bu muhtesem ic huzurunu, teslimiyeti, heyecani, mutlulugu yitirecekmisiz gibi geliyordu…

Bu karisik duygular icinde Cidde hava alanina geldigimizde bizi kapilara sigmayan uzun bir kuyruk karsiladi. Hava alani cok kalabalikti ve sadece bir guvenlik kontrol kapisi acikti. Kuyrukta yarim saate yakin bir sure bekledik ama cok yavas ilerleyen bu kuyrukta iki saat bile harcasak iceriye giremiyecegimizi anlamamiz zor olmadi. Ondan sonraki onbes dakikayi gorevlilere ucagimizin kalmasina bir saat kaldigini ve iceriye giremezsek ucagi kaciracagimiz anlatmaya calsarak harcadik. Neyseki sonunda bir ust duzey gorevliyi ikna edebildik ve baska bir kapidan zar zor iceri girdik. Ancak asil surpriz bizi burada bekliyordu. Ucagn hareketine 45 dakika vardi ve bizim biletimiz bir saat once bavullari teslim etmedigimiz icin baskasina satilmisti. Gorevli bunun normal oldugunu ve bu sekilde uygulandigini, en az uc saat once havaalanina gelip en az birbucuk saat oncede bavullarimizi teslim etmemiz gerektigini soyluyordu. Ucak doluydu vede baska yer yoktu…….. Iste hayata , zorluklara, olumsuzluklara, imtahana hosgelmistik…. Ben aglamak uzere olan kizlarima kaderi aciklayan menkibeler anlatiyor, onlarin gonullerini ferahlatmaya calisiyordum, esim ise bir umut yetkililerin pesinde kosturuyordu. Ucak gozumuzun onunde havalanip gidince gerceklerle yuzyuze geldik. Sirayla esimin ve benim isyerini sonrada kizlarin okulundan bir yetkiliyi ariyarak yarin gelemiyecegimizi soyledik. Cidde de gecelemek uzere bir otele dogru yola ciktik…..

Ertesi sabah gozlerimizi actigimizda bu fazladan bir gun tatilin aslinda Rabbimizin bize bir armagani oldugunu anlayacaktik. Biz nefes almadan , cok yogun bir tempo ile yasadigimiz son bir haftada , yorgunluk, uykusuzluk gibi butun hislerden siyrilmistik. Ama cekim alanindan uzaklastigimizdan iste butun bir haftanin agirligi uzerimize cokuvermisti. Parmagamizi zor kipirdatiyorduk. Eger gece ucmus olsaydik bugun sabahin cok erken saatlerinde herkes isine , okuluna nasil gidecekti?... Iste ‘Her seyde bir hayir vardir. Size olumsuz gibi gorunen olaylarda bile.. ‘ sozu burada kendini dogruluyordu. Rabbim bazen bize olumsuz gibi gorunse de faydamiza olacak seyleri boyle baska insanlarin eliyle nasip ediyor.

Cidde de dinlenerek, gezerek ve Kizildenizi seyrederek gecirdigimiz son gun butun yorgunluk hislerimizi de aldi goturdu…..

O gece ucakta evimize dogru yol alirken huzurlu, mutlu , dinlenmis, ruhen hafiflemis, icimiz butun guzelliklerle dolu, gozlerimide birer damla yas, Rabbimize yonelmis; bize buralara birdaha gelmeyi, bu mutlulugu birdaha yasamayi, hac yolculgu yapmayi nasip etmesi icin dualar ediyorduk….

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

MEDINE NOTLARI 2

Cuma, Aralık 1, 2006 · Kategori: GEZI NOTLARI


Aslinda Mescid-i Nebeviden ayrilmak hic icimizden gelmiyor ama Medine’de o kadar cok ziyaret etmeyi istedigimiz yer var ki ! Bir dahaki vakit namazina kadar heyecan icerisinde disariya cikiyoruz. Ilk duragimiz hemen .dogu tarafinda yer alan Cennet-ul Baki kabristanlığı . Etrafi yuksek duvarlarla cevrili olan bu alanda Peygamber Efendimizin SAV amcasi, torunu Hz. Hasan, halasi Hz. Safiye, kizi Hz. Rukiye, Hz.Fatima ve mubarek hanimlari basta olmak uzere pek cok Sahabe yatmakta. Kabristandaki mezar taslari Medine –i Munevvere Osmanli idaresinden ciktiktan sonra yiktirildigi icin su anda duvarlarla cevrili bu alan, bombos bir tarla gorunumunde. Ancak burda yatanlari dusununce insan urperiyor ve dualar ediyor, gozyaslarina hakim olamiyor.Rabbime bana burada bulunanlari ziyaret imkanini verdigi icin sonsuz sukurler ediyorum….

Kabristanin dis tarafinda duvarlarin altinda kucuk kucuk dukkanlarda hediyelik esyalar satiliyor . Onlarin onunden yururken esnafin ‘Bacim bakmak parayla degil gel gel’ diye seslendigini duyuyoruz, gulumsuyoruz. Burda cogu esnaf isine yariyacak kadar Turkce biliyor. Turkce konustugunuzu duyunca hemen basliyorlar.’ Bir riyal iki riyal’ diye bagirmaya… O kadar cok sayida Turk Haci ve Umre ziyaretcisi geliyor ki! Iste sonunda yapacagimizi yapmisiz. Biz Arapca ve Ingilizce bilmeyince onlara Turkce ogretivermisiz… Aslinda bu espirinin yanisira, ogrendigimize gore Medine de Osmanli doneminden bu yana pek cok eski Turk ailesi de yasiyormus….

Ikinci duragimiz sehrin kuzeyinde 4-5 km disarilarina dogru Uhud Daglarinin eteginde yer alan Uhud Sehidligi. Bu sehitlik Kizil renkli Uhud daglarindan gunesin yansittigi isik huzmeleri altinda Uhud savasinda sehid dusmus yetmis sehidi bagrinda sakliyor. Burasida yine duvalarla cevrili… Mezartaslari kaldirildigi icin mezar yerleri belli degil. Ancak sadece Hz. Hamza’nin mezarinin cevresi taslar dizilerek belirlenmis. Yine Rabbimize dualar ediyoruz sehidlerimiz icin . Ancak Sehitligin etrafinda dolasan seyyar saticilardan hic hoslanmiyorum. Buranin manevi havasina hic bagdastiramiyorum.

Bundan sonraki duragimiz Mescid-i Kibleteyn. Beyaz, bembeyaz, temiz , bakimli bir mescid. Anlamini ve onemini ogrenince daha bir husu icinde eda ediyoruz namazlarimizi. Mescid-i Kibleteyn iki kiblelei mescid demekmis. Kainatin Efendisi SAV onceleri namaz kilarken Kudus’te ki Mescid-i Aksa ya yonelirmis. Bir gun bu mescidde namaz kildigi esnada Rabbimden gelen emir ile bundan sonra Kabe’nin kible oldugunu ogrenir ve namazin digger rekatlarini Kabeye yonelerek bitirir. Iste bu nedenle bu mescid iki kibleli mesciddir artik.

Istemiyerek oradan ayriliyor ve sehir disina dogru yol ariyoruz. Bulmak istedigimiz Kuba Mescidi. Onune geldigimizde burayi hatirliyoruz. Medineye girerken onunden gecmis ve cok begenmistik. Yine bakimli bembeyaz guzeller guzeli bir yapi. Cevresi agaclik. Peygamber Efendimiz SAV hicreti surasinda Medine ye yaklastiginda Kuba Koyunde konaklamis ve burada bir mescid yaptirarak namazlarini burada eda etmis. Daha sonralari bu mescid yeniden yapilmis ve Efendimiz her hafta bu mescide gelir . burada namaz kilarmis. Tabi artik Kuba koyu gelisen ve buyuyen Medine ile birlesmis durumda . Mescid de tam Medine’nin giris yolunun uzerinde yer aliyor. Burada bulunmaktan inanilmaz mutluyuz. Unutmadan bir de Tevbe Suresi ayet 108 de bu mescidden TAKVA mescidi diye soz edildigini ogreniyoruz.

Bir de Hendek savasinin yapildigi yerde bulunan yedi mescidler var ki ; bunlar bu savasta orduya kumanda eden komutanlarin vaziyetlerine gore yapilmis kusuk mescidler. Ustelik Hz. Fatima RA da savasta bulundugundan onun cadirinin oldugu yere de bir mescid yapilmis. Ya Rabbim ne kadar buyuksun. Bizlere bu topraklarda bulunmayi bu inanilmaz havayi teneffus etmeyi, buralarda el acip sana dualar etmeyi bu ziyaretleri nasib ettin. Sana sukurler olsun!!!

Medine yollari, carsilari, binalari evleri ve insanlari ile cok ama cok guzel bir sehir. Insana huzur veriyor. Her seyde bir farklilik bir guzellik hissediyorsunuz….. Kainatin Efendisi’nin SAV varligi , Medinelilerin O'na gostermis oldugu sevgi ve kucaklamanin sonucu Rabbim buralara bir nur nasib etmis. Havasi da cok temiz, serin Insan ne yoruluyor ne de bikiyor gezmekten…

Ziyaretlerden sonra bir an once donup Mescid-i Nebevi ye ulasmak istiyoruz. Hatta yemek yemek icin bile ona cok yakin hemen karsisinda onu , butun ihtisamini goren bir yer seciyoruz ki , ayri kalmayalim. Sonra yine vakit namazlari icin o kutsal catinin altina giriyoruz. Bu arada dikkatimi ceken diger bir sey de Medine de guvenlik onlemlerinin cok fazla olmasi. Burada ve diger kucuk mescidlerin girislerinde bile uzerimiz araniyor, Cantalarimiz didik didik araniyor. Hatta cantamizdaki cep telefonu bile sorun oluyor. Bu nedenle esyalarimizin hepsini hemen avluda yapilmis olan kucuk kiralik kasa merkezlerine birakiyoruz. Aslinda buda cok iyi dusunulmus. Otomatik kasalara birakigimiz cantalar icin cok az miktarda para odeniyor.

Icerisi yine hinca hinc dolu. Rabbim bize Medine de , Kainatin Efendisi’nin evinde aksam namazini da nasib etti ya ! Ne kadar sukretsem azdir….. O ne muhtesem cemaat, ne muhtesem bir kiraat, ne buyuk maneviyat. …. Insan, o namazi hic bitirmek , oradan hic ayrilmak istemiyor….. Insallah Rabbim bizlere buralara yine gelip bulunmayi nasib eder. Butun muslumanlara da bir gun burada secde etmeyi nasib eder. Amin!

Medine den ayrilmamiz gereken an geldiginde bir uzuntu, burukluk hissediyoruz. Ama oyle gerekiyor. Her guzel sey gibi istemeyerek de olsa bu anlarin sonuna geldik. Yavas adimlarla arabamiza binip Mekke ye dogru yola koyuluyoruz. Gece , koyu karanlik bir gece var. Ancak hayrettir ki , biz gunduz gelirken bu yolu bos , issiz bulmustuk. Gece ise bir o kadar kalabalik. Vizir vizir, otomobiller, kamyonlar ,tur otobusleri… Mekke istikametine dogru adeta sehir ici trafik gibi… Sonradan idrak ediyoruz ki ertesi gun Cuma . Burada haftasonu . Herkes dunyanin merkezine dogru yol aliyor. Cumayi Mekke de, Kabe de karsilamaya hazirlaniyor. Biz de o konvoya katiliyoruz…..

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »