SANAT SOKAGINDAN IZLENIMLER
Cuma, Şubat 1, 2008 -Kategori: DUBAIde YASAM
Son bir haftadır epeyice yoğun bir temponun içindeyiz yine. Burada her yıl yapılan geleneksel festival başladı . Bu festival kapsamında bir sanat sokağı oluşturdular. Küçük küçük birbirine bitişik dükkancıklardan oluşan çarşılara burada souk deniliyor. Geneleksel mimarı tarzında oluşturulan bu souk tan eserlerini sergilemek isteyen bütün sanatçılara birer minik yer verdiler. Cıvıl cıvıl rengarek , çeşit çeşit el sanatları , güzel sanatlar burada.. Ressamlar bir yandan resimlerini yapıyor, heykeltraşlar heykellerini şekillendiriyor, bir oyma ustası kalın bir ağaç kapının üzerine nefis bir oyma desen işliyor, ebru ustaları suyun üzerinde boyalarıyla harikalar yaratıyor, Hat sanatçıları o güzelim sanatlarını sergiliyor…
Biz de bir kenardaki yerimizde dekoratif boyama sanatından örnekler yapıyoruz… Her akşam yüzlerce , belki binlerce insan ziyaret ediyor burayı. Yeni insanlarla tanışmak, sohbet etmek inanılmaz zevkli..
Bu arada önümüzden geçen bu kalabalığı seyrederken Rabbimin yaratma sanatı karşısında adeta dilim tutuluyor..Bu çok farklı ülkelerden gelmiş, apayrı kültür ve karakterlere sahip insanları gördükçe hayrete düşüyorum.. Geçen gün Afrikadan gelen dansçılar vardı, yerel kıyafetleri ile kurulan sokak sahnesinde Afrika dansı yaptıktan sonra sanat sokağına dağıldılar ve sanatçıları ziyarete başladılar.. Bize uğrayanlarla biraz sohbet ettik.. Zenci ırkının güzelliğini onlarda daha bir farkettim. İnanılmaz zevkliydiler, sanata yatkınlıkları, arkadaşça , dostça tavırları, neşeleri görülmeye değerdi… Dün gece de aynı sahnede bir baktım Türk folklor ekibi halkoyunları sahneliyor.. Çok mutlu oldum, nasıl özlemişim.. Üstelik gerçekten başarılı bir ekipti.. Kardeniz bölgesinden oyunları çok güzel bir şekilde ortaya koydular ve büyük ilgi gördüler.. Sırf bu festival için davet edilmişler…
Dediğim gibi bir ay sürecek bu sanat sokağı bana adeta bir okul oluyor. Her gün tanıştığım ve konuştuğum yeni insanlar adeta bir ayna gibi bana insanı, ondaki gizi gösteriyorlar.. Hepsi çeşit çeşit, renk renk…
Onlarda, söze ilk başlamanın karşıda bıraktiği etkiyi görüyorum. Sessizce sevgiyle gülümsemenin inanılmaz büyüsünü farkediyorum. Nezaketin açamayıcağı kapı olmadığını farkediyorum. Olumlu yaklaşan ve pozitif olan kişlerin hep iyi sonuçla karşılaştiğini, aşırı titizlenen, birşeyi mıncık mıncık inceleyen ve devamlı eleştiren insanların ise sonuçta istediklerini elde edemediklerini, yada elde ettikleriyle hiç mutlu olamadıklarını görüyorum… Tolerenslı, tevekkel davranışların hem insanın kendisini hem karşısındaki muhatabını rahatlattığını farkediyorum… Birkaç dakikada sanki yıllardır tanışıyormuş hissine kapılıyorum bazen.. Allah rızası için Rabbim yarattığı için sevgiyle uzatılan her el boşlukta kalmıyor, sevgi ve ilgi hep aynen bize geri dönüyor… Kibir ve büyüklükle yaklaşanların nasıl soğuk rüzgarlar estirdiğine de şahit oluyoruz tabiki.. Bütün bunlar kişinin kendisine dönmesi ve kendiyle hesaplaşması için de fırsat yaratıyor. Her gece evimize döndüğümüzde o günün muhesebesini yapıp insan aynasından yansıyanları takarar ediyorum unutmamak için. Ve de çıkardığım dersleri tekrarlıyorum. Bu aynada gördüklerim benim dersim oluyor adeta… Rabbime şükürler olsun bana bunları gösterdiği için….
Burada bir de sunu açıkça gördüm ki insanın içindeki yetenekler, zevkler, sanatçı ruhu kesinlikle bulunduğu mevki, maddi gücü , refah seviyesi yada tahsili ile doğru orantılı değil… Rabbim bazı insanların mayasına katmış bu inceliği…
Hani meşhur hikayedir adamın birisi yıllar sonra kendini yaka paça makamına getirten ve oturduğu koltuğunda gururla yayılan oğluna hitaben “Ben
Örneğin iki gün önce bizim küçük dükkanın önünden geçerken çekinerek içeri bakan bir temizlik işçisi böyle idi… Gülümseyerek buyrun deyince bir cesaretle yaklaşti… Ve öyle şeyler sordu öyle yorumlar yaptı ki pek çok beyefendi görünüşlü kişiye taş çıkarırdı.. Üstelik sonunda o binbir zorlukla kazandığını bildiğim parası ile birşeyler satınlamaya kalktı… İnanamadım , üstelik de hiç pazarlık bile etmeden… Oysa her gece olan paralarını bile vermeye kıyamadan kıran kırana pazarlık yapan öyle hanımları beyleri ağırlıyoruz ki biz.. Hiç düşünmeden yarıya indirdim fiyatı. Şaşırdı ama ben bunu bu fiyata alamam daha fazla eder bu demez mi… Tamam dedim ben veriyorum. Belki on defa teşekkür etti. Gözlerindeki mutluluk görmeye değerdi.. Bende mutluydum. Çünkü gerçekten değerini bilecekti..
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SIS PERDESI ALTINDA
Çarşamba, Kasım 21, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM

Buralar günlerdir gizemli bir sis perdesi altında. Kimi zaman iyice baştıran sis gözün görebildiği herşeyi yavaşça sarıp sarmalıyor. İnsan kendini bir tuhaf hissediyor. Onunu göremediğinden midir nedir herşey belirsiz. Ansızın karşısına hiç beklemediği birşey çıkıverecekmiş gibi. Sanki tüm gerçeklerin üzeri örtülmüş, güzellikler gizlenmiş, İlgiç bir oyunun içinde doğru yönü bulmaya, labirentin duvarlarına toslamadan çıkışa varmaya çalışıyor gibi. Aslında galiba hayatın kendisi böyle. Her an bizi neyin beklediğini bilmeden yaşıyoruz.
Evet özellikle sabahın çok erken saatlerinde iyice bastıran sisle birlikte yola çıkıyorum. Ulaşmam gereken bir dersim var. Geç kalmamak için biraz daha erken evden ayrılmama rağmen , daha otoparktan çıkınca çok yoğun bir trafik ile karşı karşıya kalıyorum. Yollar ilerlemeye çalışan araçlarla tıkanmış bile… Hadi bakalım bu epey zor ve uzun bir yol olacak. Şimdi hiç canını sıkma, rahatla diyorum kendi kendime. Yolculuğu daha katlanılır hale getirecek şeyi biliyorum. Hemen radyoyu kapatıp Engin Noyan – Senai Demirci’nin 99 Esma adlı cd sını koyuyorum. Rabbımın o güzel Esmalarını dinlerken dalıp gidiyorum. Zaman zaman çalan korna sesleri ve birbirlerine bağıran sürücüler dikkatimi çekiyor. Siste önlerini görememek onları iyice germiş anlaşılan,
Rabbımın izni ile zamanında dersime yetişiyorum, daha öğrenciler gelmemiş bile.. Sınıf karanlık, bütün ışıkları yakıyorum.. Gelen öğrencilerde de bir yorgunluk ve uyku hali hakim.. Bu gün neşeli güzel şeylerden konuşup, sıcak renkler kullanalım bakalım… Neyse ki herkesin gözleri gülmeye başlıyor yavaş yavaş…
Dersten sonra boya ve malzeme almak için bir mağazaya gidiyorum. Aldıklarımla birlikte kasalardan birine yanaşıyorum. Kasada ki iri yarı Afrikalı bir bayan. Yüzü epeyce asık görünüyor. Gülümsiyerek selam veriyorum. Göz ucu ile selamimi alıyor ve de hızlı hızlı boyaların barkodlarını okutmaya başlıyor. Hay Allah bir tanesinin barkodu yok. Görevlilerden birini çağırıp sinirli bir haraketle boyayı eline veriyor ve barkodunu bulmaya yolluyor. Saate bakıyorum . Kızlarımın okuldan çıkmalarına sadece onbeş dakika kalmış. Onları almaya gitmem gerek. Bu gecikme de iyi olmadı aslında, hayırlısı.. Kasiyere dönüyorum. Ayakta duruyor oturacak yeri yok. Ayaklarının üzerinde ağırlığını bir ayağından öbürüne aktarıyor. Gülümsiyerek “çok yorgun görünüyorsunuz. Günde kaç saat çalışıyorsunuz ?” diye soruyorum. Gözlerini bana dikiyor, “On saat “ diyor. “Çok uzun süre Allah kolaylık versin, sizin işiniz de çok zor, hele bu saatlere doğru iyice zorlaşıyordur artık..”diyorum. Gülümsüyor birden. Ordaki mesaisini , işini anlatmaya başlıyor. Anlaşılan tam anlatmak istediği bir konuyu açmışım… Birkaç dakikalık sohbet sırasında yine saatime bakıyorum. “Bir yere mi yetişeceksiniz ?”diyor . Kızlarımı okuldan almam gerektiğini ve on dakikam kaldığını söylüyorum. Keşke ben gidip boyanın raftaki yerini gösterseydim diyorum. Birden canlnıyor. “hiç gerek yok şimdi hallederiz diyor. Bir başka görevliyi çağırıyor.. Birden bir hareketleniyorlar bir iki dakika içinde almak istediğim boyanın aslında bir setin parçası olduğu ve birileri tarafından paketin parçalandığı için tek kaldığı anlaşılıyor, hemen içeriden açılmamış bir yeni paket getirtiliyor ve iki dakikada benim kasa işlemim tamamlanıyor. Bu arada sohbete devam ediyoruz. Ayrılırken güler yüzle yine bekleriz diyor, el sıkışıyoruz, selamlaşıyoruz. Aslında gülümseyince iyice güzelleşen sevimli bir bir yüzü ve bembeyaz dişleri var. “Gelirim yine, en kısa zamanda görüşürüz inşaallah” diyerek ayrılıyorum..
İnsan insanın aynasıdır diye boşuna dememişler. Günde kimbilir ne kadar çeşitli insalarla karşılaşıyor, neler yaşıyordur. Ama bir ilgi, bir gülümseme ruhundaki bütün güzellikleri ortaya çıkarıveriyor iste…
Öğleden sonra gittikçe azalan sis trafikte epey rahatlamaya neden olmuş. Kızların okuluna tam zamanında varıyorum. Özlemişiz birbirimizi. Dönüş yolunda herkes günü nasıl geçti anlatıyor, neşe içinde eve dönüyoruz…
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI'DE RAMAZAN ve KADIR GECESI
Pazartesi, Ekim 8, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM
Bu yıl Dubai'de beşinci kez Mübarek Ramazan ayını idrak ediyoruz. Yine huzurlu , yine coşkulu yine sevinç ve sevgi doluyuz.
Buralarda Ramazan insanların hayat akışını oldukça etkiliyor. İşyerleri , resmi daireler, okullar sabah bir saat daha geç açılıyor ve öğlen ikide kapanıyor. Herkes evine dönüp dinlensin ve iftara , geceye hazırlansın diye.. Gün olabildiğince sakin geçiyor her yerde.. İnsanlar günlük meşgalelerden bir nebze de olsa uzaklaşıp tuttukları orucun hakkını vermek, bedenen ve ruhen dinlenmek istiyorlar.
Ya müslüman olmayanlar. Önler için de hayat bir miktar değişiyor. Çünkü burada Ramazan boyunca dışarıda , yani herkesin görebileceği alanlarda yemek ve içmek kesinlikle yasak. Resoranlar kapalı. O nedenle oruç tutmayanlar da tutanlara saygı gösterip açlık hislerini evlerinde yada kimsenin göremiyeceği kapalı alanlarda gidermek durumunda kalıyorlar.
Evet böylesine ağırlaşan tempolu günlerin aksine geceler uzun , geceler kalabalık, geceler canlı mı canlı..İlk geldiğimiz yıl Ramazan Ekim ayının sonlarına doğru başladığından daha serin havalara denk gelmişti. Parklar iftarlarını piknikte açan ailelerle dolu olurdu. Açık alanlarda lunaparklar , festival alanları kurulur iftardan sonra herkes akın akın buralara koşardı.. Şimdi ise hava sıcaklığı hala 35 derece civarında seyrettiğinden bu pek mümkün olmuyor. O sokaklara, parklara tasan coşku pek görünmez oldu. Ancak fuar merkezlerinde düzenlenen Ramazan aktiviteleri , çocuklar için eğlence parkları insan kalabalığını içerlere taşıdı... Şimdilerde bu ramazan icin duzenlenmis festival alanları dolup taşıyor... Bu insan seli , sahura kadar sürüp gidiyor..
Asıl çoşku ise camilerde.. Ramazanla birlikte cemmat camilere sığmaz oldu. Akşam namazından önce istisnasız bütün camilerin önünde iftar sofraları kuruluyor. Gücü yeten, insanları iftar vererek doyurmak isteyen hayır sahipleri buralara yemek getiriyor ve bu yemekler iftar sofralarında oruçlarını açacak olanlara ikram ediliyor.. Bu memlekette ailesiz yaşayan, gurbette inşaatlarda ve temizlik işlerinde çalışmaya gelmiş o kadar çok gariban var ki. Ramazan ayı onlar için adeta bir bayrama dönüşüyor. Gündüz çok zor şartlarda tuttukları oruçlarını , akşamları hep birlikte sevinçle bu iftar sofralarında açıyorlar... Bazı büyük camilerin bahçeleri tümüyle iftar sofrasına dönüşüyor.

Hep birlikte kılınan akşam namazından sonra cemaat azalmıyor , aksine artıyor .. Yatsı namazı ve teravi için insanlar akın akın camileri dolduruyor... Hatimle teravih kıldıran camilerin dışında kalanlarda bile teravih namazı bir buçuk saati aşkın sürede kılınıyor.. Ya sonra.. Sonra da insanlar camilerde kalıp ibadetlerine devam ediyorlar, ya da aileleriyle birlikte dışarıda yürüyüşler yapıyor, kapalı eğlence alanlarına gidiyorlar... Etraf cıvıl cıvıl , çoluk çocuk hepsi mutlu gorunuyor.
Hele Ramazanın su son on gününde, maneviyatın iyice doruklara çıktığı, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini barındıran şu son günler içinde bu coşkunun iyice arttığını gözlüyoruz... Artık teraviler daha uzun, daha coşkulu.. Hele sonunda vitir namazında bir dua yapılıyor ki …. Yaklasik on beş dakika süren bu dua sırasında insanlar hislerine , coşkularına hakim olamıyor, gözyaşları içinde Rabbine dönüyor…Arapçayı bilmediğime iste bu noktada gerçekten çok üzülüyorum… Az çok kelimeleri ve anlami yakalasam da , dile hakim olabilmeyi ve bu dualara amin derken manayi tam olarak algılamayı ne kadar da çok isterdim. Allah yine de bütün dularımızı
Yine bu son on günde camiler sabaha kadar açık . İbadetine devam etmek isteyen gecelerini namaz ve dua ile geçirmek isteyenler sabaha kadar huzur ve coşku içinde Rablerine yöneliyorlar…
Evet bu gece Ramazan ayının 26 nci günü 27 ye bağlayan gecesi. Kuvvetle ihtimal veriliyor ki mübarek Kadir gecesi … Bin aydan daha hayırlı bu gecede Rabbimiz bütün dualarımızı, ibadetlerimizi, yakarışlarımızı
Bu manevi güzellikleri, sevgi ve barışı , imanı bütün insan kardeşlerimize de nasip etsin .
Kadir Geceniz kutlu olsun. Rabbim yar ve yardımcınız olsun…
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MEDYA NIN OLUMLU GUCU
Çarşamba, Eylül 26, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI'DE EL SANATLARI KURSLARIM
Perşembe, Mayıs 24, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI'NIN TASI TOPRAGI ALTIN MI GERCEKTEN?????
Cuma, Mayıs 4, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM

Dubai’nin Taşı toprağı altın mı gerçekten?...
Buraya ayak bastığımızdan bu yana bu soruyu zaman zaman soruyorum kendime. Bu aşırı hızlı büyüme nasıl açıklanabilir yoksa. Dört sene önce 750- 800 bin iken nüfus, şimdi 1.5 milyona yaklaşması nasıl açıklanabilir. Her an her yerde mantar gibi yapılan gökdelenler, çöllere inşaa edilen kasabalar, En az bir
Peki bu kadar insan akın akın buraya göçerken neler düşünüyor, neler hayal ediyorlar..? Gelebilenler neler buluyor buralarda..?
Bu kadar inşaat olduğuna göre gelenlerin büyük kısmı inşaatlarda çalışan işçiler… Onlar bu yüksek imajlı, modern ve zengin yenidünya kentinin en kötü şartlarda çalışan kesimini oluşturuyor aslında.. Toplu olarak getiriliyorlar İşçi kaplarında koğuşlarda kalıyor, sabah gün ağırıken servislerle getirildikleri inşaatlardan aksam olmaya başladığında yine otobüslerle alınıp kamplara götürülüyorlar.. Sonra akşam çalışan işçiler aynı şekilde onların yerlerini alıyor.. Burada inşaatlar gece de devam ediyor.. Ama geldikleri yere, memleketlerindeki ailelerinin durumlarına bakıldığında onlara para kazanip da gönderebilmek hedefine ulaşıyorlar vede seslerini çıkarmadan işlerini yapıyorlar…
Onlardan sonra buralara yine umut içinde gelmiş temizlik işçileri var ki onlarda hemen hemen karın tokluğuna sürekli çalışıyor, oradan buradan kazanip bahsis aldıkları 1 dirhemleri bile biriktirerek, en basit şartlarda hayatlarını devam ettirerek ailelerine para gönderebilme mücadelesi veriyorlar. Çünki onların memleketlerinde insanlar gerçekten ac.
Burada hizmetçi ve çocuk bakıcısı olmak ve böyle elemanları getirmek ayrı bir sektor.. Özellikle Filipinli ve Endonezyalı genç kızlar ve kadınlar yoğun bir şekilde böyle isdihdam ediliyor… Onlar da kimi ailesini , kimi evladını bırakıp hizmetçilik yapmak için buranın yolunu tutmuş.. Onları getiren şirketler, sağlık taramalarını, testlerini yaptırıyor, hepsini geçen şanslı olanlar bir ailenin yanında ise başlıyor.. Onlar erkek işçilere göre şanslı sayılır. Ailelerin yanında kendilerine verilen bir odada yaşıyor, bütün gün çocuk bakıp gösterilen her işi yapıyor, ama yeme içme aile tarafından karşılandığından birikimlerini daha kolay yapabiliyorlar.. Afrikadan
Geçenlerde İngiliz bir arkadaş anlatmıştı .. Onun bir Somalili hizmetçisi vardı. Kadın söyle 1.80 boylarında , iri yarı tipik bir Afrikalı. Öyle uzun elbiseler giyiyor üzerine kumaşlar doluyordu geleneksel kıyafetini koruyordu yani.. Çalışmaya başladığından 6- 7 ay sonra bir gün gelip demiski.. “ Ben hamileyim, dokuzuncu ayım girdi, doğum yapmak için memleketime gitmek istiyorum nolur beni gönderin , Gidip doğum yapayım bir ay sonra bebeği bırakır yine gelirim..” Arkadaş tam bir şok geçirmiş.. Çünkü Kadının Somalide kocası ve üç çocuğu daha varmış ve geçimleri için gerekli parayı bu kadın kazanıp yolluyormus. Geldiğinde ise ; ise almaz geri gönderirler diye hamile olduğunu hiç söylememiş belli de etmemiş.. Arkadaş çok vicdan azabı duyduğunu söylemişti. “Bilsem hiç ağır iş yaptırımiydim, böyle çok çalıştırırmiydim, hiç de doktora gitmedi” .. diye hayıflanıyordu..Hemen uçak biletini alıp ülkesine yolladılar ve geri gelmesini de istemediler…. Yani bu kadıncağızların her birinin de ardında ne hikayler var..
Sonra bakıyoruz dışarıda dükkanlarda tezhgahtarlık, kasiyerlik yapanların hemen hepsi Asya kökenli.. Yine Filipinli,Endonezya, Hindistan, Tayland…
Başlarını bile kaldırmadan 10-12 saat çalışıyorlar . Çoğu 8-10 kişi bir evi paylaşıyor, temel ihtiyaçları dışında hep para biriktirmek için uğraşıyorlar..Üstelik de öyle büyük bir rekabet var ki çok çok az paralara çalışyorlar… İşte bu modern yenidünya kentinin asil yükünü bunlar çekiyor..
Birkaç yıldır çıkarılan bir kanun ile aylık 4 bin dirhemden az kazanan kişilerin ailelerini ülkeye getirmelerine ve oturma vizesi almalarına engel olundu. Ancak daha önceleri kocaları ile bu ülkeye gelip yerleşen pek çok Asyali aile var. Tüm aile fertleri çalıştığı halde toplaşan 4 bin dirhem kazanamıyorlardır. Hatta bazıları gerçekten zor durumda. Arap okullarına yabancılar alınamadığı için, diğer okulların hepsi de özel ve paralı olduğu için çocuklarını okutamıyorlar. Devlet karınlarını doyurmaları için hergün yiyecek dağıtıyor, kadınlar evde yapılacak bazı işleri yaparak para kazanmaya çalışyor. Geçen gün gazetede gördüm.
Obur taraftan bakıyorsunuz batılı ülkelerden de , Avrupa, Amerika Kanada, Avusturalya gibi ülkelerden de akın akın insanlar çalışmaya geliyor.. Hemde hallerinden çok çok memnunlar.. Ne Arap ülkesi, nede İslam ülkesi olması onları rahatsız etmiyor.. Çok çabuk uyum sağlıyor, büyük bir mutlulukla, sıcağa , iklime aldırmadan yaşamlarını sürdürüyorlar.. Onların durumları çok farklı tabi.. Öncelikle eğitimli olmaları, İngilizce konuşuyor olmaları , batili olmalari onlara doğrudan kapıları açıyor..Daha üst kademelerden ve oldukça iyi ücretlerle ise başlıyorlar.. Ülkelerinde olamayacakları kadar rahat bir şekilde yaşamlarını sürdürüp saygı görüyorlar..
Peki bütün bu tablonun içinde yerli halk , Araplar nerede diye soracak oluyordum kendime.. Evet onların genel nüfusa oranı sadece %20..
Her yerde rastlayabilirsiniz… Kendi memleketlerinde yabancıların içinde olmaktan hiç de şikayetçi değiller.. Kendi kültürlerini, gelenek ve inançlarını rahatça yaşıyorlar herkes gibi… İki gün önce yerel Tv kanalında dinledim. Şu anda Dubai’de 180 değişik ülkeden insan yasiyormus. Bkarmısınız; nerede bulabilirsiniz böyle bir çeşitliliği..???
Devam edecek
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI'de DORT YIL
Salı, Nisan 24, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM

Bu ülkede yaşamaya başlayalı nerdeyse dört yıl olmuş. Akşam bir resim geçti elime daha iyi anladım bunu. Resim bizim balkondan yeni geldiğimiz zamanlarda çekilmis. Aynı açıdan bir resim daha var , henüz bir iki ay önce çekilmis. Arasındaki fark insanı hayrete düşürüyor. Nerdeyse iki katına varan bir yapılaşma söz konusu… İnsan her gun yükselen binalara bakıp bakip “amma da çok yapılıyorlar “ diyor ama gerçekleri görmak için iki ayrı zaman dilininde çekilmiş resimlere bakmak gerekliymiş!…
Evet hızla geçtiğini düşündüğüm dört yıl.. Bu ülke böyle; hersey hızlı.. Zaman hızla geçiyor, binalar hızla yükseliyor, hızla birsürü alışveriş merkezi açılıyor, trafik hızla akıyor.. Son 8 yılda nüfus ikiye katlamıs. Şehir belki dört beş kat büyümüş..
Bu hız basınızı döndürmezse sorun yok..
Dubai’de yaşadığımı söylediğimde insanlar “aaa ne güzel” diyorlar.. Dışarıdan gerçekten çok yeni, pırıl pırıl , modern, luks bir görüntü çiziyor.. İnsanın hayallerini gerçekleştirdiği yer diye görülüyor belki de… Aslında da öyle.. Herkes kendi hayalının peşinden koşuyor çünkü.. Yapılan binalar , her biri bir farklı dizaynda.. Mimarlar bütün hayal güçlerini zorluyor bu çizimler için.. Dünyanın en yüksek binası, deniz altı oteli, kendi etrafında dönen binalar (içinden her an başka bir manzara seyretmek mümkün olacakmış), bir spiral gibi göğe uzaman binalar…Geçenlerde okudum dünyadaki toplam inşaat makinaları ve vinçlerin % 20 si şu anda Dubai’de bulunuyormuş.. Bazen gazetelerin sayfalarında hergün yer alan resimlerine bakarken bu kadarı da fazla dediğim oluyor hani..

Sonra çölün içine yapılan kanallar ile getirilen deniz suyu ve otuz kilometreyi bulan yapay nehirler, yapay goller, etraflarinda kurulan yeni yerlesim yerleri..… Kumun üstünde yetişen ağaçlar, çiçekler…
Denize yapılan palmiye şeklindeki adalar.. Şimdilik üç tane.. Ve o adaların üzerinde yer alan gökdelenler, villalar, oteller..Yukardan bakıldığında bir dünya haritası şeklindeki takımadalar da insae yapımı.. Denize kum ve taş doldurularak yapılıyor ve her bir ülkenin yerinde o ülkenin mimarı özellikleriyle evler inşaa edilecekmiş.. Daha neler neler..Bazen düşünmekten yoruluyor insan.. Kısaca insanoğlu bütün beyin gücünü, maddi varlığını kullanarak dünyasını cennet etmeye çalışıyor gibi…
Dedim ya herşey hızlı diye.. İşte bu çılgın gidişe ayak uydurmaya çalışan insan da ne düşüneceğini şaşırmış.. Birtaraftan koşturarak yaşıyor, çok kazanıp, insafsızca tüketiyor, belirsizlikler içinde kendini mesud etmeye çalışıyor gibi..
Bazen, söyle bir rol aldığım sahneden geri çekilip oyunu seyrediyorum da; Ben burayı yaşamin küçük ve hızlandırılmış bir modeline benzetiyorum.. Aynen dünyaya gelişimiz gibi insanlar bir anda kendilerini burada buluveriyorlar.. Kalabalığın içinde şaşkın, Mecburen uyum sağlıyorlar.. Aynen bizim dünyada ne kadar misafir olduğumuz belli olmadığı gibi , insanların buradaki akıbetleri de meçhul.. İsterseniz 10 yıllık kontratınız olsun bakıyorsunuz bir anda dengeler değişmiş, isiniz bitmiş, dönüyorsunuz.. Bu dört yılda hayallerini cebine geri doldurup dönenleri çok gördüm.. Yani herkes buranın geçici bir yer olduğunu biliyor ve öyle çalışıyor.. (nüfusun % 80 i yabancı olduğundan , onlardan bahsediyorum tabi) .. Burada geçici bir süre kalacağının farkında olduklarından , her anından maksimum fayda sağlamaya çalışıyorlar..Daha çok maddeten malesef.. Oysa manen alınacak fayda da çok fazla.. İşte bu geçiciliği görmezden gelip gününü gün edenler burda da kaybediyor.. Bir an aç ve açıkta kalıveriyor bir gün…Oysa amaçlarını belirlemiş, emeğini koyduğu işini doğru dürüst yapanlar hem burda kazanıyor hem de yatırımı gerçek yurtlarına yaptıklarından , dönüp gittikleri zaman orada. emeklerinin sonuclarina kavusuyorlar.
Dünya yaşamı da böyle değilmi? Ne için dünyaya geldiğimizi , idrak etsek, her an çekip gidebileceğimiz olasılığını
İnsanlar sanki hiç bırakıp gitmeyecekmiş gibi hep eşya, araba, bazen evler alıp duruyorlar, Yani bir anlamada kazık çakmaya çalışıyorlar buraya ama bir bakıyorsunuz bir anda ayrılmak durumunda kalmışlar…
Kısaca ,son yılların en hızlı gelişimin görüldüğü bu yerlerde, insanların emeğinin maddi olanaklarla birleştiğinde neler yapılacağı gözler önüne seriliyor. Burda temennim aynı gelişimin insanın eğitimi ve maneviyatı için de yapılabiliyor olması.. Yoksa bu hızlı maddi gelişim , şimdilik inanç ve geleneklerine bağlı yaşamaya çalışan yerli halkı da Allah korusun bir gün maneviyatlarından koparıp götürebilir..
Şimdi kızımın yazmamı istediği birşeyi de eklemeden geçemeyeceğim. İki gün önce bir alışveriş merkezindeyiz. Coca-cola bir stand kurmuş. Önünden geçen herkese kutu kola dağıtıyor , üstelik diyet kola.. Kızım :”Anne bak bunu yazman gerek.” Diyor. Bir baba kendisine uzatılan soğuk diyet kutu kolayı henüz 1-2 yaşında olan çocuğunun eline tutuşturuvermiş, onun içmesine yardım ediyor.. Kola nasıl zararlı, hele ki minik bir beden için, diyet kola 10 kat daha zararlı cunku içinde kanserojen madde de var..O minik çocuk hızla ordan uzaklaşırken biz bakakalıyoruz.
Nasıl olacak bilmiyorum ama Allah bütün Ana –Babalara akıl fikir ve eğitim nasib etsin. Yoksa gelecek kuşakları neler bekliyor???
Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI DE BIR BAYRAM
Çarşamba, Ocak 3, 2007 -Kategori: DUBAIde YASAM

Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DUBAI DE YASAM
Cuma, Kasım 24, 2006 -Kategori: DUBAIde YASAM
Uçak Dubai Havaalanına indiğinde saat sabaha karşı ucu gösteriyordu. Havaalanındaki yoğunluktan dolayı epey uzak bir köşesinde durmuştuk. Kapılar açıldı, yolcular uçağa uzatılan merdivenlerden inerek otobüslere doluşup havaalanı binasına doğru hareket etmeye başladılar. Kapıdan dışarıya ilk adımımı attığım an yüzüme ağır bir nem ve sıcaklık çarptı. Ciğerlerime dolan bu hava ile nefes almakta güçlük çekiyordum. Ağustosun son günleriydi, sabaha karşı saat üç. Sanki alev alev yanan bir fırının kapağını açmış bakıyormuşum gibi hissettim. Buranın gündüzü nasıldır acaba diye düşündüm... Allah yardım etsin bize diyerek indik merdivenlerden… Evimiz havaalanına sadece 5, 6 km kadar uzaklıkta olduğu için karanlıkta pek fazla bir şey göremedik etrafta... Sadece yüksek binalar, ışıl ışıl aydınlanmış yollar… Ertesi sabah pencereden dışarı baktığımda gökyüzünün sarımtırak bir bulut tabakası ile kaplı olduğunu gördüm. Havada yine ağır bir nem vardı. Evler arabalar, kapalı alanların tamamı klimalı idi. O yüzden içeride sorun yoktu ama dışarıda yürümek neredeyse imkânsızdı (en azından bizim için şimdilik!). Sonradan da göreceğim gibi buranın kışları harika. Ekimden Nisan sonuna kadar nefis bir bahar havası hâkim oluyor gökyüzünün mavisi denizinki ile birleşiyor. Palmiye ağaçlarının esintisi sizi ferahlatıyor.
Yavaş yavaş dışarıya çıkıp dolaştıkça, kalabalık alanlara girdikçe kendimi farklı bir dünyada gibi hissetmeye başlıyorum. O güne kadar birkaç Avrupa ülkesi görmüştüm sadece... Hiçbir Afrika veya uzak Asya ülkesinde bulunmamıştım. Buraya gelirken de nasıl bir şeyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Hatta biraz da ürkektim galiba… Oysa iste burasını bana en cazip kılan şey tam bir dünya mozaiği olmasıydı. Şöyle bir kapıdan çıkıp herhangi bir kapalı alışveriş merkezine gidin (ki burda en bol olan şey devasa alışveriş merkezleri) , bir bankta oturup seyretmeye başlayın âlemi. Bütün dünya yarım saatin içinde önünüzde resmigeçit yapıyor sanki. Herkes kendi yerel kıyafetleri, kendi kültürleri ile kendi renkleri ile bezenmiş koşuşturuyor sağa sola… İki buçuk yıldır hiç bıkmadım bu zenginliği seyretmekten… Rengârenk uzun kumaşlara sarınmış, upuzun boylu Afrikalı hanımlar, başlarında kocaman siyah sarıkları ile esmer Hintli erkekler, ipek ya da tafta parlak renkli kumaşlardan sarilerini üzerlerine dolamış Hintli bayanlar, kırmızı cinli gömleği giymiş genç kızlar, kot pantolonlu tişörtlü Avrupalılar, minyon tipli çekik gözlü Japonlar, beyaz kunduralı Arap erkekler, siyah abaya giymiş yerli kadınlar, dünyanın en unlu moda dergisinden fırlamış gibi dolasan hanımlar, ellerinde Bond çantaları ile ciddi takim elbiseli işadamları, kısaca dünyanın bütün renkleri… Böylesi çeşitliliği dünyanın hiçbir ülkesinde bir arada göremezsiniz.
Birleşik Arap Emirlikleri küçücük bir ülke. Topraklarının çoğu çöl. Sadece deniz kenarında sırayla uzanmış yedi tane şehirden (emirlikten) oluşuyor. Nüfusun yüzde sekseni yabancı.
Bu kadar hızlı büyümesine ve nüfus artışına, dünyanın dört bir tarafından gelen insanlara rağmen, dünyanın en güvenli yerlerinden biri olması şaşırtıcı aslında. Adi suç yok sayılır. Hırsızlık gibi vakalar görülmüyor. İstediğiniz saatte istediğiniz yere gidebilirsiniz yalnız. Öğle tatilleri 1–5 arası olduğundan mağazalar ve işyerleri çoğunlukla gece yarısına kadar açık. Hayat burada gece yaşanıyor desem yalan değil. Sokaklar, çarşılar parklar gece yarısına kadar cıvıl cıvıl insan kaynıyor. İster yalnız bir bayan olun gece yarısı arabanıza atlayıp istediğiniz yerde alışveriş yapabilirsiniz, yürüyüşe, parklara çıkabilirsiniz, taksiye binebilirsiniz... Kimse size bir şey demez, rahatsız edemez. Alışveriş merkezlerinde güvenle çocukları yalnız bırakabiliyoruz gidin bakın istediğinize yarım saat sonra surda buluşalım diyoruz. Sadece yoğun trafik ve küçük trafik kazaları problem oluyor polisler için o kadar… Gecen yıl kızlarımdan biri çantasını unutmuş kalabalık bir alışveriş merkezinin yiyecek bölümünde içinde dijital kamerası ile birlikte. Bir hafta sonra ayni yere uğradığımızda umutsuzca sorduk görevliye, çıkarıp verdi hemen dolaptan. İçindeki kamera ile birlikte… Saklamışlar gelip belki ararız diye…
Buraya gelip de memnun olanlar da var, beğenmeyip geri dönenler de… Ben kendi adıma mutluyum, çünkü bu çeşitliliği seviyorum. Şöyle çıkıp bir dolaştım mı dünyayı dolaşmış gibi hissediyorum kendimi. Eskiden en sevdiğim şey çantamı sırtıma vurup yola çıkmaktı. Kendimi Evliya Celebi gibi hissederdim. Yolculukları, yeni yerleri, yeni insanları hep sevmişimdir. Burada siz duruyorsunuz onlar size geliyorlar. Değişik kültürler, insanlar, alışkanlıklar, adet ve gelenekler, bakış açıları, giyinişler, yiyecekler… Her şey… Pek çok şeyin nedenini daha iyi idrak ediyorsunuz. Ve size olayları yıllarca at gözlüğünden seyrettirenler ve seyredenler için üzülüyorsunuz. Seviyorsunuz yaşamı, insanları... Daha çok şükrediyorsunuz Allah'a… Bazen inanamıyorsunuz gözlerinize, bu çeşitlilik karşısında kendinizi minicik, küçücük belki de hiç mertebesinde hissediyorsunuz.
Daha çocukken okulda alışıyorlar bu çeşitliliğe… Kızlarımın arkadaşları Kenyalı, Bangladeşli, Sudanlı, İngiliz, Mısırlı, Arap, öğretmenleri İngiliz, Amerikalı, İranlı, Rus, Lübnanlı, okul doktorları Pakistanlı daha da aklıma gelmeyen pek çok değişik memleket. İşte böyle öğreniyorlar hoş görmeyi, anlamayı, dinlemeyi, paylaşmayı… Bakıyor; bu arkadaşım Hıristiyan diyor onun paskalyası christması var, oburu Hindu o divaliyi kutluyor. Ben Müslüman’ım benim ramazanım var kurban bayramım var. Onlar şöyle ibadet ediyor ben namaz kılıyorum, oruç tutuyorum… Birbirlerini incitmeden, kınamadan, saygı göstererek, değer vererek anlamaya çalışıyorlar… Uluslararası festival yapıyorlar. Herkes kendi yerel giysilerini giyip yemeklerini hazırlıyor, birlikte paylaşıyorlar, kültürleri öğreniyor, kişiliklerini geliştiriyorlar. Kendini ifade ederken çekinmemeyi, utanmamayı, kimseyi küçük görmemeyi öğreniyorlar. Herkes kendi inancını, ibadetini yaşıyor özgürce…
Arap yarımadasının bu bölümüne baktığımızda tarihte de pek çok uygarlığa ev sahipliği yaptığını görüyoruz. Buradaki müzelerde geçmiş medeniyetlere ait eserler çok güzel hazırlanmış video filmler eşliğinde sergileniyor. Eski çağlara ait medeniyetlerin kalıntılarını izledikçe, gördükçe gözümde Kehf suresi canlanıyor ayet ayet. İşte onlar devirlerinin en iyileri, en zenginleri idiler; devran dondu göçüp gittiler. Nerde o firavunlar, imparatorlar, krallar, nerede onların hazineleri... Simdi biz camların arkasından seyrediyoruz yemek yedikleri altın tasları, su içtikleri altın kupaları… Ne için bu savaşlar?... Ne için, nasıl da harcanıyor hayatlar bos hırslar uğruna…
Buradaki İslam Müzesini ilk gezdiğimde çok beğenmiştim. Hayretler içinde görmüştüm ki pek çok eserde Osmanlı veya Türk imzası vardı. Elyazması Kur'an-i Kerimlere bakarken bir tanesine bayılmıştım. Bir de baktım ki eserin sahibi Afyonkarahisarlı Ahmet Karahisari. 1468–1556 yılları arasında yaşamış olan ve çok az sayıda eseri mevcut bu büyük zatin elyazmasını burada bulmak gözlerimi yaşartıyor. Bunun yanı sıra pek çok el islemesi şaheseri seccadeler, örtüler, Mushaf kapları, hatta Kâbe kapısı örtüsü hep Türk eserleri olduğunu görüyorum ve çok mutlu oluyorum.
İki hafta önce uluslararası bir hat sergisi vardı. Türkiye’den de dört sanatçı katılıyordu. onur konuğu ise büyük hattatlarımızdan Hasan Celebi idi. Sergiledikleri bütün eserleri ilk iki günde satıldı. Serginin en beğenilen eserleriydi Türk sanatçıların hatları. İlgimi çeken ve beni çok mutlu eden bir başka olay da Afrika'dan Japonya'ya değişik ülkelerden gelip sergiye katılan sanatçıların özgeçmişlerine baktığınızda çoğunun icazetlerini Hasan Celebi den aldığını görüyordunuz. Hasan Celebi, adi gibi o celebi hali ve durusu ile herkesi sevgi ile kucaklıyordu. Gözleri yaşarıyordu konuşurken. Altmış yaşlarındaki Japon hat sanatçısının eserleri ise gerçekten görülmeye değerdi…
Burası dev alışveriş merkezleri, elli kati asan gökdelenleri, modern ve hepsi birer mimari harikası değişik dizaynlı binaları, tüketim çılgınlığı ile gerçekten ilginç ve aslında yaşaması zor bir memleket. İnsanın kendi nefsini israfa karşı terbiye etmesi gerekiyor. Bu da hiç kolay değil. Ama bunun yanı sıra görmesini bilenler için pek çok hazineyi de ayaklar altına seriyor. İyinin yanında kötüyü, zenginin yanında fakiri, imkânların yanında imkânsızlığı çok net görebiliyorsunuz.
Geçenlerde bir aksam vakti otobanda hızla ilerliyoruz. Aksam ezani duyuluyor radyodan. (burda ezanlar bütün alışveriş yerlerinde sesli veriliyor, radyolardan da öyle…) Eve yetişiriz aksam namazı için diye düşünüyoruz. Biraz ileride sağda durmuş bir servis otobüsü görüyorum. Kaza mı var acaba diye dikkat ediyorum. Bu bir işçi otobüsü. Sari tulumları ile inşaat işçileri yol kenarında kumun üzerinde saflar oluşturmuşlar hep birlikte aksam namazını eda ediyorlar. Bütün gün inşaatlarda çalıştıklarını düşününce bedenlerinin yorgunluğunu tahmin edebiliyorum. Tam zamanında ve hiç aksatmadan, cemaat ile Rablerine yönelmişler. O lüks cipler ve arabalar hızla yanlarından geçer giderken onlar huzurdalar o an… Boğazıma bir yumru oturuyor…
İşte 2006 son baharında Dubai böyle bir yer. Ben şimdilik burada öğreneceğim çok şey var diye düşünüyorum. Rabbim neyi nasıl kısmet eder bilmiyorum. Ama su anda bunu kısmet ettiğine göre bu bize sunulan nimeti değerlendirip alabileceğimiz en fazla manevi faydayı da almalıyız diye düşünüyorum. Eklemeden de edemeyeceğim, Türkiye'nin bütün bölgelerini karış karış dolaşmış biri olarak soyluyorum ki; bizim ülkemiz doğal güzellikleri, dağları, denizleri, ovaları, yaylaları, mevsimleri, toprağı, suyu, bereketi ve o güzelim insanları ile gerçekten bir hazine. Bize doğal olarak sunulmuş büyük bir hazine… Dışarıda olunca, uzaktan bu nimetler daha iyi anlaşılabiliyor. Gözümüzü özümüze çevirip Rabbimize şükretmemiz ve değerini bilmemiz, değerini bilecek nesiller yetiştirmemiz gerekiyor.
NOT: Yukaridaki yazimin yayinlanmasindan sonra Dubai de is imkanlari ile ilgili cok sayida soru geldi. Bu konuyu internetten arastirmak isteyen arkadaslar icin :
Is basvuru sayfasi http://www.jobsindubai.com/, Dubainin en buyuk gazetesi nin is ilanlari sayfasi http://gulfnews.com/classifieds/index.html , Dubai ve ortadoguda is imkanlari icin ozgecmis yollayabileceginiz web site www.naukrigulf.com olarak veriyorum. Is imkanlari ile ilgili olarak ben de cok derin bilgi sahibi degilim. Ancak gozde sektorler olarak insaat, turizm ve ticareti soyleyebilirim. Is anlasmalarinda ev kiralarinin cok yuksek oldugundan konaklama imkanlarinin ozellikle sorulmasini tavsiye ederim.
Dubai de su anda insaa edilmekte olan projeleri izlemek icin asagidaki linklere bakilabilir Bu projeler hayata gecirildiginde oralarda yeni is imkanlari olacaktir.
http://www.projectdubai.com/projects.php
http://www.pbase.com/bmcmorrow/dubaiprojects
http://www.emiratestenders.com/
Iyi dileklerimle..
Kalıcı Bağlantı