17 AGUSTOS

2014-08-17 19:38:00
17 AGUSTOS |  görsel 1

Sıcak bir Ağustos akşamı , gökte yıldızlarla kuşatılmış simsiyah kadife gibi yumuşak bir gece.. Günlerden Pazartesi ayın 16 sı.. Sırtını Yalova ve Çınarcık ile aynı dağa yaşlamış bir küçük sahil beldesinde minicik evimizin balkonundayız .. Denize sadece 15-20 metre uzaklıkta gecenin serininde derin bir düşünce ve zor bir konuşma içindeyiz. Sevgili kardeşimi Ebediyete uğurlayalı 39 gün olmuş .. ertesi gün  yani 17 Ağustos ta , 40.günde dualar ve Kur’an okumaları ile yad etmek istiyoruz.. O sebepten hazırlıklar yapılmış , son detayları konuşuyoruz. Annem bütün gönül yorgunluğu ile zor duruyor.. Ben gidip erken yatayım diyor.. Babamla balkonda oturmaya devam ediyoruz taa ki sabaha karşı saat 2.30 kadar usul usul konuşmamıza devam ediyoruz.. Anlatıyorum; sabah Kur’an-I kerim okuması için sevgili Ümmühan Ablamı çağırmaya gitmiştim. Ablacım yarın geliyorsun değil mi mutlaka diye sormuştum. O he zamanki güler yüzü ile “ Ya nasip , hele bir yarın olsun bakalım “ demişti.. Birden içinde bir üzüntü hissettim.. Acaba gelmek istememiş miydi? Sorumu tekrarlamıştım.. cevap aynı idi “ İnşaAllah , ya nasip” peki deyip hafif bir kırgınlık ile eve dönmüştüm.. Ama bizim hazırlıklar tamamdi işte . Yarın 40. Gün duasını yapacaktık..
Sonunda saat sabaha karşı 3 e yaklaşırken biz de biraz uyumaya karar verdik. Kızlarım içerde yatak odasında uyuyorlardı 3 ve 4 yaşlarında idiler. Onları rahatsız etmeyeyim diye salondaki kanepeye uzandım.. Gözlerimi kapadım..
Ve korkunç bir sarsıntı ile açtım gözlerimi.. Müthiş bir uğultu .. Çamlar zangırdıyor dolap kapaklarının çarpma sesleri.. uazandığım kanepe öyle sarsılıyordu ki bir kaç kez denedikten sonra ancak  kalkabildim.. Duvarlara tutunarak koridoru geçtim .. Yatak odasının kapısında çaresizlikle couklara bir hamle yaptım önce hangisini kucaklasam. Bir taraftan “ Allahü ekber, bismillah “ diyorum O an arkamda annemi farkettim yüksek sesle kelimeyi şahadet getiriyor.. Hah işte diyorum bunu söyleyecektim. Bende kelimeyi şahadet getirmeye başlıyorum.. Birer çocuğu kucaklayıp yere oturuyoruz üzerlerine kapanıyoruz.. Sarsıntı durmuyor.. Anne bitmiyor bu diyorum.. O sadece kelimeyi şahadet getiriyor.. Öyle uzun süren 45 saniye ki bu.. Hiç bitesi yok.. Babam görünüyor kapıda nihayet.. Sonunda duruyor sarsıntı.. elektrikler anında kesilmiş , karanlık her yer.. Babam her zamanki gibi sakın.. "Bitti diyor büyük olan bitti".. Sonra ekliyor "Merkezi burası ise biz kurtulduk.. ama değilse Allah oradakilerin yardımcısı olsun…" Annem evden çıkmalıyız güvenli değil diyor.. Babam yine sakin, artık artçılar gelir, korkmayın diyor.. Bana dönüyor çocuklara giyecek al dışarısı serindir , arabanın anahtarını ve cep telefonunu da bul öyle gel diyor.. Birer çocuğu kucaklıyorlar. Ben hızla dolaptan bir kucak giyisi kapıyorum, Üzerime birşeyler geçiriyorum, arabanın anahtarı ile cep telefonunu el yordamı ile bulup peşlerinden dışarı çıkıyorum.. Dışarısı çığlık çığlık insan seli.. herkes kuma koşuyor evlerden uzaklaşmak için ne gaflet… Gök yüzü yıldız yıldız ınıyor .. Ne de büyük o yıldızlar.. Ne aydınlık… Ve nasıl serin bir hava.. Çocukları üst üste giydiriyoruz.. Biraz ötede büyükbabamın evi var . Sahilden yürüyerek onun evinin önüne gidiyoruz. Bakıyoruz balkonda yok. Sesleniyoruz cevap yok. Bahçeye girip cama vuruyorum. Yine cevap yok. Annem “birşey olmasın sakin “diyor. Yan tarafa geçip hem seslenip hem de yatak odasının camına vuruyorum. . Neden sonra kapı açılıyor, Büyükbabam balkonda beliriyor. “Ne arıyorsunuz burada” diyor. “Deprem oldu duymadın mı, herkes dışarda” diyoruz. Gerçektende dışarsı ana baba günü. Kumsal, yollar gündüzden daha kalabalık. Çoluk çocuk bağrışıp koşuşuyor. O sakince “ Duydum , Napalım Allah’ın işi. Baktım evde bişey yok. Sağlam. Büyük deprem bitti .  Duamı ettim, yattım yeniden" diyor. “Ama evler tehlikeli olabilir hadi sende gel dışarı” diyoruz. “Deniz kenarı daha tehlikeli, çatlak falan yok artık bişey olmaz. Eğer vakit saat geldiyse yatağımda emaneti teslim ederim ben. Kaçmanın faydası yok. Hadi sizde gidin” diyor. İyi geceler dileyip yatmaya gidiyor ciddi ciddi. Öylece kalıyoruz orda…
Bu arada çok sevgili akrabamız Huriye ablayı görüyorum az ileride elinde bir sürahi bir bardak. Herkese su dağıtıyor. “Korkmuşsundur hadi iç bir yudum…. su istermisiniz ?…” diyerek . Huriye ablanın evi 4. katta nasıl indi bu karanlıkta? Hadi inmeyi başardı  sürahiyi bardağı nasıl akıl etti, nerden buldu da aldı.? Neden su veriyor insanlara.? Bizi görüyor, herzamanki gibi insanı rahatlatan gülüşuyle “biraz su ister misiniz korktunuz mu?” Diyor. Sonra “Allah yardım etsin, çok şükür elhamdülillah. Bak bir şey yok hadi çocuklara biraz su ver” diye uzatıyor bardağı.. Soruyorum nasıl buldun aldın suyu diye. O güler yüzü ile  “ Sevaptır , insanlar korkmuş " diyerek ha bire dolduruyor bardağı uzatıyor belki de hiç tanımadığı insanlara...

Arabaya gidiyoruz, çocukları arka koltuğa yatırıp bekliyoruz biraz .. radyoyu açıyoruz bir haber duyar mıyız diye henüz yok… Babamın çalıştığı fabrikaya gitmeye karar veriyoruz.. Yalova Bursa anayolu üzerinde .. Hiç olmazsa bina sağlam, tek katlıdır diyoruz.. Fabrikada bahçeye serilmiş yaygının üzerinde sabahı ediyoruz.. ve sonra  akşamı… Bir koca gün boyu her an , her iki üç  dakikada bir Yalova'dan Bursaya yaralı taşıyan ambulanslar önümüzden geçiyor.. Sabahın ilk ışıkları ile beliriyor felaketin boyutları.. Ve helikopterlerden alınan görüntüler ile dağlanıyor yürekler …
Bir daha yazlık eve gidemiyoruz.. Teyzemlerin çiflik evinde toplasıyoruz ailecek .. ve daha sonra Bursa’ya dönüyoruz..
17 Ağustos günü kardeşim için okuyamadığımız Kur’an-ı Kerim ve Yasinleri kendi kendimize bu kez depremde ebediyete göçen bütün kardeşlerimiz için de  okuyoruz… Kulaklarımda Ümmühan Ablanın o sözü “ Ya nasip , hele bir yarın olsun da..”
Öyle ya,  biz haytımızın hangi anına hakimiz ki … "Ya nasip".. herşeye.. "İnşaAllah.". Elbette.. artık iyice sarılıyorum bu kelimeye..

Ve felaketin gerçek boyutunu depremden 15 gün sonra kendi aramızda toparladığımız yardım malzemelerini arabaya yükleyip de Yalova dan Değirmendere’ye doğru giderken kendi gözlerimle  seyreyliyorum.. Aman Ya Rabbim… Gözle görmek, hissetmek ve koklamak .. Bir çadırkentteki kardeşlerle kucaklaşıp götürdüklerimizi teslim ediyoruz.. Bizim yaşadığımız korku ve telaş onların yasadıklarının yanında ne ola ki..

Annem  o gün  “Ebedi aleme bir evlat yolcu etmiştim, çok üzgündüm, deprem olana kadar ben kendi acımı çok büyük bildim, ama insanlar herşeylerini kaybettiler, bu acı çok başka, bu acı hepimizin acısı “ demişti..

Evet bu acı hepimizin acısı.. Rabbim birdaha böyle acı yaşatmasın..
Ebediyete uğurladığımız tanidiklarimiz, sevdiklerimiz ve bütün kardeşlerimiz için El –Fatiha.. 

0
0
0
Yorum Yaz